fbpx
  • Denemeler,  Kitaplar,  Yazı

    1984 ve Cesur Yeni Dünya

      “Ve sizi temin ederim, büyük bir iradenin etkisi altında, insanlar sonunda neye olsa inanırlar.” Milan Kundera   Distopik bilim kurgu edebiyatının baş yapıtlarından olan 1984 ve Cesur Yeni Dünya birçok kişinin karşılaştırdığı iki korku senaryosu. İki farklı bakış açısı, iki farklı yaşam tarzı ve iki farklı inançla ilerleyen bu kitapların en önemli ortak noktası temelde kısıtlanan özgürlük. Haklarındaki en büyük tartışma ise gelecekte hangisi ile karşı karşıya kalacağımız. Aldous Huxley’ in yazdığı Cesur Yeni Dünya, her şeyin kolayca elde edilebildiği mükemmel dünyanın içine saklanmış bir trajedi. Kitap, insanların kapsüllerde oluştuğu(!), oluşumundan itibaren sınıflara ayrıldığı ve herkesin bulunduğu sınıfı, bulunduğu sınıfın sorumluluklarını kolaylıkla kabul ettiği bir dünyayı anlatır. Hayatın temel…

  • Denemeler,  Yazı

    Anlattıklarınızın ve Anladıklarının

    Hayatım boyunca dönemsel olarak bazı kavramlar üstünde çokça eğildiğimi o döneme vurgu yaptığını fark ediyorum. Şu zamanlarda ise bu kavram iletişim. İletişimin var oluşu ve önemi beni somut dünyadan soyut dünyaya taşıyan bir köprü niteliğinde, bu sıralarda. İletişim dediğimizde aklımızda canlanan başlıca parçalardan birisi konuşmak, halbuki iletişim becerilerinden sadece bir tanesi. Yüzyıllar boyu en basit halimizden beri süre gelen bir yeteneğimiz iletişim kurmak. Ne kadar üstünde ilerlesek de önemini eskisi kadar fark edemediğimizi düşünüyorum. Bunun sebebi de bir iletişim döngüsünün içinde tersine bir süreçten kaynaklanıyor. İletişimi hep ikinci planda bırakıyoruz. Halbuki ne olursa olsun varlığı ortaya döken onun var olması için iletişim kurmaya başlaması gerekiyor. Henüz dünyaya daha gelmeden iletişim…

  • Denemeler,  Yazı

    Kaplumbağa Terbiyecisi

    Merhabalar sevgili okurlarım 😊 Artık sizleri oldukça benimsediğimi hissediyorum o yüzden bu şekilde hitap etmek geldi içimden. Daha önce belki bir duvarda belki bir sahnede belki de bir kitabın, derginin sayfalarında sıkça karşılaşabileceğimiz Kaplumbağa Terbiyecisi isimli eserden bahsetmek istiyorum sizlere. Kaplumbağa Terbiyecisi isimli tablo, Türk sanatının klasiklerinden olan ve 1906 yılında, Kadıköy’ün ilk belediye başkanı ve sanatçı Osman Hamdi Bey tarafından resmedilmiştir. Osman Hamdi Bey’in bu tablosu, özellikle ilham kaynağına dair net bilgilerin olmadığı dönemde, geri kalmış bir toplumu çağdaşlaştırmaya çalışan bir aydının yorgun hâlini anlattığı şeklinde birçok yorum almıştır. Kaplumbağaların esin kaynağının, Lale Devri’ndeki Sadabad eğlenceleri sırasında, hava karardıktan sonra sırtlarına mum dikilerek serbest bırakılan kaplumbağalar olduğu öne sürülmüştür. Bu yoruma göre Osman…

  • Denemeler,  Yazı

    Mor Rengin Tarihçesi

    Merhabalar sevgili okurlar 😊 Mor rengini sever misiniz? Bugün sizlerle bu asil renk üzerine konuşalım. Mor esasında ara ve soğuk bir renktir.  Bunun yanı sıra aşağıda anlatacağımız hikayesine bakılacak olursa hep radikal konuların da simgesi olmuş, bazı müzik gruplarına adını vermiş ve birçok imparatorlukta kutsal renk olarak kabul edilmiştir. Roma, Bizans, Pers imparatorlukları zamanı başta olmak üzere özellikle İngiltere’de mor renk kraliyet ailesini simgeler hale gelmiştir. Hatta 1533-1603 yılları arasında İngiltere Kraliçesi olan I. Elizabeth, kendisi ve kraliyet ailesi dışında kalanların mor renkte giysiler giymelerini bile yasaklamıştır. Bu rengin zengin çevreler tarafından arzulanmasını sağlayan en önemli etken Fenike ya da Sur moru olarak da bilinen rengin dayanıklı olması, kumaştan kolay…

  • Denemeler,  Yazı

    Hislerin İzlerinde

    Tutamasam da kaçmasa o elimdeki son sabır iplikleri. Hiç kimsenin var olması ya da yok olması etkilemese beni. Bir rüzgâr gibi esip geçsem bu yemyeşil ormanların arasından, sarı bozkırdan, mavi denizden… Azar azar dokunsam hepsine ama hiçbirine alıştırmasam kendimi, hiçbiri alışmasa bana. Hem ait olmadan hem de ilişik, ucundan kıyısından yakalayarak yaşasam, yaşasak. Hem biraz deli olsak hem de hızlı hızlı sahillerde koşsak gazozlarımız ılımadan. Senin göze çarpan turkuaz bir şortun olsa, bense arada yanımda olduğun için bir kez daha dalgalara ve gökyüzüne bakıp şükran duysam. Sonuçta bizi bir araya getirmek için iş birliği yapan evrenin, bunca çabası boşuna değil. Tesadüf diye bir şey yok. Birbirini düşünmek, hissetmek, duyumsamak ve…

  • Denemeler,  Yazı

    Japon Kiraz Çiçekleri

    Yeniden Doğuşun Simgesi olan Kiraz çiçekleri Japonca Sakura olarak isimlendirilir. Meyve vermeyen bir tür Kiraz ağacı olan Sakura, oldukça geniş bir genetik çeşitliliğe sahiptir. Bu çiçek her yıl Mart’ın son haftası ile Nisan’ın ilk haftası çiçek açar ve diğer çiçeklerden en belirgin farkı ise solmadan dalından dökülmesidir. Japonya’da bu dönem kutsal sayılmıştır öyle ki halk onlar için önemli nikah günlerini bu döneme denk getirmiş, bu dönemde festivaller düzenlemiştir. Bu dönem yabancıların da ilgisini çekmiş olacak ki baharı müjdeleyen kiraz çiçeklerini görmek isteyen turistler, çeşitli turlar ile ülkeyi ziyaret etmiştir. Samuray yaşam tarzını benimseyen Japon halkı Kiraz çiçeklerine oldukça önem vermiştir. Samuray filmlerini izlediyseniz uçan tekmelerin arkasındaki kiraz çiçeklerini fark ettiniz…

  • Denemeler,  Edebiyat Menü,  Şarkılar,  Yazı

    Öyle‘nin Mevsimi

    Ne günlerdi diye iç çekerler hani… Ne günlerdi? Öyle günlerdi işte… Ben o günleri anlatacak kelimeyi bulamıyorum. Neyi koysam yerine boşluklar kalıyor, seni birkaç harfin sesine nasıl sığdırabilirdim ki… Öyle diyorum ben de… O bile zor çıkıyor ağzımdan… İnsanın iki hecede sesi titrer mi? Titremek ne ki insanın içine dünyasını sığdırdığı bir ‘öyle ‘si varsa iki hecede üşürmüş bile. Öğrenmemiş olmayı dilediğim onca şeyi yorgan ediyorum üzerime. Kendimi acılarımdan kucakladığım doğrudur ama sevincimi önüme sermeyi unutmadım. Belki de öğrendiğim en iyi şeylerden biriydi. Sen bana gözyaşları içinde tebessüm edebilmeyi öğretensin. Bir çocuğa armağan edilebilecek en kıymetli şeyler ona her şeye rağmen gülebilmeyi, gökyüzüne bakışı ertelememeyi, gecenin bir vaktinde yıldızlarla selamlaşmayı,…

  • Denemeler

    Yas Teması

    Merhabalar sevgili geceyim okurları 😊 Sizlere böyle hitap etmeyi özlemişim. Bu yazımda sizlerle Türk edebiyatında sıkça karşılaştığımız yas temasına değineceğiz. Yas, insanın yaşamında karşılaştığı kayba karşı verdiği doğal bir tepkidir. Her kayıp yaşanan acının yanında bireyin kendini değiştirmesi ve geliştirmesi için de bir fırsat sunar. Öncelikle kayıp/yas sürecinden bahsedelim. Kayba karşı bireylerin ilk tepkileri inkâr ve kabullenememe biçimindedir (Kubler-Ross, 2000, s.65). İlk zamanlar kaybedilen kişi her an geri gelecekmiş gibi gelir. Yas süreci olgunlaştıkça ve kabullenme evresine yaklaştıkça artık kaybedilen kişi ile kurulan ilişki soyuta ve imgesel bir düzeye geçer. Yaşama dair her alanda olduğu gibi yas yaşantısı da edebiyatın bir konusu olmuştur. Bu yazımda, bazı Türk edebiyatçılarının yaşamlarındaki yas…

  • Denemeler

    Köklerim Buluşunca Toprakla

    Sevgili günlük; Her seferinde tekrar sarabiliyor muyuz yaralarımızı? Tekrar bir tebessümün gölgesinde soluklanabiliyor muyuz? Bir yenidünya ağacının altında sohbet eder gibi… Hala bir şeyler için umut var değil mi? Yaşamak, nefes almak, Güneş’e göz kapaklarımızın arasından selam vermek gibi … Bugün bir yaş daha aldım sanki, bir kere daha kendimi büyüttüm. Okşadım saçlarımı; kendi başımı, kendi dizime yatırıp. Yokuş yukarı tırmanırken birden dibi görmek sence olağan bir durum mu? Ya da dibi gördüğün an yukarı çıkacak çok fazla nedeninin olması… Sana yaşamak için milyon tane neden sayabilirim, ölmek için de. Vazgeçemediğim şeyler var. Bir güç beni ayakta tutmaya çalışıyor sanki. Çok garip değil mi? Belki de yaşama içgüdüsü. Bazen dedemin…

  • Denemeler

    Ansızlık

    “Hayatımın en mutlu anıymış bilmiyordum” diyerek başlıyor Orhan Pamuk. Bir hayatım olduğunun farkına varamayan ben bu cümleyle aylarca cebelleşmiştim. Hayatım bir açık kapıydı kimse kapının ardına bakmadı ben de dahil. Eğer o kapıdan içeri girebilseydim bir hayatım olsun ben de farkına varayım isterdim. İçinde en mutlu anımın olduğu ama benim bilmediğim.