• Filmler

    Çizgili Pijamalı Çocuk

    Mark Herman tarafından yönetilen ve aynı isimli Jhon Boyne’nin ‘Çizgili Pijamalı Çocuk’ adlı romanından uyarlanan, 2008 yapımı bir film. Duygusal olmayan insanların bile kalplerini sızlatan, tarihin en acı yönünü iliklerine kadar hissettiren ve kimilerine göre başyapıt sayılabilecek bir filmdir. Filmin eleştirisine geçmeden önce kısa bir tavsiye vermek istiyorum. Bazı filmlerin izleme zamanını kendi duygusal halinize göre seçmeniz gerekir. Mutlaka ruhunuzun dinlendiği, kendinizi iyi hissettiğiniz bir an seçin zira film sonunda kederlenebilir, içinde bulunduğunuz dünyayı bir kez daha sorgulayabilirsiniz. Film 2.Dünya Savaşı sonrası Nazi Almanya’sında geçiyor ve ana karakter olan Asa Butterfield’in canlandırdığı 9 yaşındaki Bruno etrafında dönüyor. Bruno’nun babası askeriyede yetkili bir komutandır ve terfi alarak başka bir bölgede görevlendirilir.…

  • Denemeler

    Yas Teması

    Merhabalar sevgili geceyim okurları 😊 Sizlere böyle hitap etmeyi özlemişim. Bu yazımda sizlerle Türk edebiyatında sıkça karşılaştığımız yas temasına değineceğiz. Yas, insanın yaşamında karşılaştığı kayba karşı verdiği doğal bir tepkidir. Her kayıp yaşanan acının yanında bireyin kendini değiştirmesi ve geliştirmesi için de bir fırsat sunar. Öncelikle kayıp/yas sürecinden bahsedelim. Kayba karşı bireylerin ilk tepkileri inkâr ve kabullenememe biçimindedir (Kubler-Ross, 2000, s.65). İlk zamanlar kaybedilen kişi her an geri gelecekmiş gibi gelir. Yas süreci olgunlaştıkça ve kabullenme evresine yaklaştıkça artık kaybedilen kişi ile kurulan ilişki soyuta ve imgesel bir düzeye geçer. Yaşama dair her alanda olduğu gibi yas yaşantısı da edebiyatın bir konusu olmuştur. Bu yazımda, bazı Türk edebiyatçılarının yaşamlarındaki yas…

  • Şiirler

    Yüreğimin Örtüsü

    Kitap sayfalarındaki cümlelerden topladım yalnızlığımı. Acılarımı ve anılarımı hep cümlelerde okudum. Ve cümlelerin sonundaki nokta hep yalnızlığın oldu. Kim bilir ki; Yokluğunda kaç cehennem gezdim, Kaç malik ateşine esir edildim. Şimdi tek tek toparladım; Şarap misali yıllanan acılarımı da, Hüzne yoldaşlık eden anılarımı da, Kedere komşu olan ayrılıklarımı da, Ve üstü toz tutmuş eski bir bavula sıkıştırdım hepsini. Ve düştüm hicrana giden yollara. Şu vakit ki, Gönlümü en rânâ hali ile, bir şüveyda sevdası fethetmekte. Çünkü gönlüm; Bir ayrılık tarafından acılara armağan edildi Cenneti an be an yansıtan gözler ile acımasızca katledildi. Göğe baktığım vakitlerde, Şakaklarıma yağan cennet kışına sath-ı müdafaa zorunlu. Üzerime yüklenen acıları her nedense görmezden geldi âdemoğlu.…

  • Filmler

    Yeşil Rehber İncelemesi

    Kimse çıktığı yolda kendisi kalmaz. Yol insanı başkalaştırır. Murathan Mungan   Peter Farrelly’nin yönetmenliğini yaptığı gerçek bir hikâyeyi konu alan Green Book’un senaryo yazarlığını Tony Vallelonga’nın (Tony Lip) oğlu Nick Vallelonga üstleniyor. En iyi film, en iyi özgün senaryo ve en iyi yardımcı erkek oyuncu dallarında Oscar alan film 1960’lar Amerika’sındaki ırkçılığı açık yüreklilikle ve naif bir senaryo ile ele alıyor. Film, 1962 yılının Amerika’sında iş bitirici özelliği ile nam salmış Tony Lip’ in (Viggo Mortensen) çalıştığı restorandaki tadilat sebebiyle kısa süreli girdiği iş arayışında Doktor Don Shirley (Mahershala Ali) ile tanışması ile başlıyor. Piyanist Don Shirley Tony’e 2 ay sürecek turnesinde renkli (!) birinin şoförü ve yardımcısı olmanın sorun…

  • Denemeler

    Köklerim Buluşunca Toprakla

    Sevgili günlük; Her seferinde tekrar sarabiliyor muyuz yaralarımızı? Tekrar bir tebessümün gölgesinde soluklanabiliyor muyuz? Bir yenidünya ağacının altında sohbet eder gibi… Hala bir şeyler için umut var değil mi? Yaşamak, nefes almak, Güneş’e göz kapaklarımızın arasından selam vermek gibi … Bugün bir yaş daha aldım sanki, bir kere daha kendimi büyüttüm. Okşadım saçlarımı; kendi başımı, kendi dizime yatırıp. Yokuş yukarı tırmanırken birden dibi görmek sence olağan bir durum mu? Ya da dibi gördüğün an yukarı çıkacak çok fazla nedeninin olması… Sana yaşamak için milyon tane neden sayabilirim, ölmek için de. Vazgeçemediğim şeyler var. Bir güç beni ayakta tutmaya çalışıyor sanki. Çok garip değil mi? Belki de yaşama içgüdüsü. Bazen dedemin…

  • Denemeler

    Ansızlık

    “Hayatımın en mutlu anıymış bilmiyordum” diyerek başlıyor Orhan Pamuk. Bir hayatım olduğunun farkına varamayan ben bu cümleyle aylarca cebelleşmiştim. Hayatım bir açık kapıydı kimse kapının ardına bakmadı ben de dahil. Eğer o kapıdan içeri girebilseydim bir hayatım olsun ben de farkına varayım isterdim. İçinde en mutlu anımın olduğu ama benim bilmediğim.

  • Şiirler

    Sızı

    Kalbim göğüs kafesimin içinde zindanda Ruhum diğer ruhlarla savaşta bir meydanda Ayaklarım bir bilinmeze yürüyor yolsuz yollarda Kalbimi kanatıyor acı bir zehir sanki kanımda Her zerreme dikenler batıyor, dayanır mı bu beden bu acıya Gözlerimi acıtıyor karanlık kırık aynalarda Yazmışlar sözleri aklımın yıkık duvarlarına Yavaş yavaş , büyük büyük tükeniyoruz sızlanışlarda Çok temiz çok ince anlamlar buluyoruz anlamsızlıkta Hapsolmuşuz büsbütün mahvolmuşuz karamsarlıkta Bir soğuk sancı tarifi yok , yok aklımda Cazibeli bir öfke kıpkızıl duruyor solumda Cebin bir sevgi bembeyaz konmuş sağıma Acı acı titriyor korkuyor nefrete dönüşmekten bir anda Mavilikle , kızıllıkla yoğrulmuş gökyüzü asılı tavanda Bilemedim işte yokluk mu? varlık mı ?! gidemedim Bir adım attım boşluktu dopdolu…

  • Şiirler

    Sokağın Üşüyen Yanı

    Güneşte gölgesiz aynalarda kaçağım. Gece huysuzlanan bir çocuk gibi uykusuz, Yanıldığım kadar insan, Düşlediğim kadar yaşamaktayım Bu yüzyılda korkabildiğim kadar kadınım.   Bu kış ayaklarından üşüyen evsizler gibiyim Ayrılıkta ısınamıyorum Kırık bir camda buluyorum aksini Kaçtı yaşım ve bu sokaktan kaçıncı geçişim İnan ki unutuyorum. Ellerin ceplerinde başın hep biraz eğik, önünde Yürüyorsun, ödü kopuyor sokağın. Sevdam, ortasından yırtılan bir defter misali Uzaklar bildirmez belki ama izi orada bir yerde.   Bileklerimde hasret Özlemek avuç içlerim Ama en çok gözlerim Bir baksan göreceksin Bir bakabilsem göreceğim yine Hoyrat kalbinin sıcacık yüzünü Bak bir köşe başı yağmuruna tutuluyorum Şimdi gün doğmuş gün batmış umrumda mı? Enine boyuna koca bir sensizlikteyim Ve…

  • Haberler

    8 Mart’a Doğru; Feminist Gece Yürüyüşünün Tarihçesi

    Her yıl 8 Mart’ta kutlanan Dünya Kadınlar Günü ülkemizde de büyük coşkuyla kutlanmakta. Feminist Gece Yürüyüşü ise 2003 yılından beri ülkemizde gerçekleşmekte. 8 Mart’a doğru giderken gelin birlikte Feminist Gece Yürüyüşünün tarihçesine bakalım. İlk olarak 2003 yılında Taksim Meydanı’ndan başlayarak Mis Sokak’a doğru gerçekleştirildi. İlk yürüyüşün teması ise ‘Savaş ve Barış’tı. 2004 yılında kadınlar yine aynı yerde ve aynı saatte buluşup yürüdüler. Diğer yürüyüşten farklı olarak bu yürüyüşünün konusu kadına uygulanan şiddetti. 2005 yılında ise yer değiştirilerek Galatasaray’dan Taksim Meydanı’na yürüyen kadınlar ellerinde ‘ erkek düzene itaat etmiyoruz’ pankartları taşıdılar. Yürüyüş her yıl aynı yerde ve aynı saatte devam ediyordu, değişen tek şey pankartlardaki yazılardı. 2006 yılında da devam etti.…

  • Denemeler

    Aprın Çor Tigin ile Oturup Seni Konuştuk

    Zamanın çok çok öncesine gidip Uygurlar ile su kanalları inşaatına girişmiştik. Hangi zamandan geldiğime dair bir bilgileri yoktu ki benim de amacım inşaatla uğraşmak değildi. İşçiler Hükümdarın emriyle su kanalları inşa edip yerleşik hayatın tadını çıkarma dönemindeydiler. O zamanlar Manihaizm ve Budizm etkisinde kalıp daha çok tarım, hayvancılık ve inşaat sektörüne giriştiler. Dönemin Hükümdarının oğlu işçileri kontrol etmekle görevliymiş. İşçiler tarafından sevilir ama çok da anlaşılmazmış. Hep bir derdi var zannederlermiş. Sürekli çiçekleri koklar, su kanallarına bakıp derin iç çekermiş Kimi ona meczup kimi hasta kimi de zehir gibi olduğunu söylerdi. Kopuz, Uygurların ulusal çalgısıydı. Şenlikler sırasında kopuz çalarlar, ata binerek yarışırlar ve ok atarlardı. Bir gün kopuzlar eşliğinde yine…