Tevfik Fikret, Toplum ve Atatürk

Ülkücü bir şair olan Tevfik Fikret, düşüncelerini, arzularını, kırgınlıklarını ve doğruluğuna inandığı şeyleri, şiirleriyle dile getirmiştir. Biz, O’nun ne derecede güçlü bir şair olduğunu ele alma amacında değiliz. O’nu edebiyat tarihçileri kuşkusuz ki baş köşeye oturtacaklardır. Burada amaç, O’nun dönemini ve geleceği etkileyen düşünce ve kişilik yapısını ele almak ve bu özelliklerinin Mustafa Kemal Atatürk üzerindeki etkilerine değinmeye çalışmaktır.

Toplumsal değişmeler, toplum kesimlerindeki değişme bilincinin oluşmasıyla gerçekleşebilir ve bu, bir insanın yaşamına göre oldukça uzun bir süredir. Açıkça şunu söyleyebiliriz ki, Tevfik Fikret’in umut bağladığı güneş, Mustafa Kemal’den başkası değildir. Ancak Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun gerçekleştirdikleri, Tevfik Fikret’in arzularını yerine getirebilmiştir.

Ünlü “Ferda” şiirinin sonunda Fikret şöyle sesleniyor:

Yükselmeli, dokunmalı alnın semalara,
Doymaz beşer dedikleri kuş itilâlalara,
Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır,
Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır.

Gençlik, yani Fikret’in deyişiyle o “fezâ-yı ferdanın küçük güneşleri” birer birer nasıl uyanacaklardı? Her genç bir güneş gibi parladığında, dünya aydınlığa boğulacak, karanlıklar sona erecekti. Ama, bu güneşlerin karanlığı sona erdirmeleri için neler yapmak gerekiyordu? Bu, noktada Fikret, millî ve çağdaş eğitimin gerekliliğine inanır. Kendisi de, şiirleriyle gençliğe rehber olan, ışık tutan bir eğitimciydi. O zamana değin kimsenin bu denli yalın biçimde seslenme gereğini ve cesaretini bulamadığı toplumsal sorunlara cesaretle eğilmiş, bu sorunların düzeltilmesi için gençliği göreve çağırmıştır. Arzu ettiği toplumsal düzeni kuracak olan gençliğe, gelecekte oynayacakları rol hakkında, onlara cesaret ve umut verecek dizelerle seslenmiş ve gelecek günlerin oluşumunda, gençliğin olumsuz rollere de alet olabileceğini hesaba katarak, onları şu dizelerle uyarma gereğini duymuştur.

Ferda senin dedim, beni alkışladın; hayır,
Her şey senin değil, sana ferda vediadır,
Her şey vediadır sana, ey genç unutma ki
Senden de bir hesap arar, ati-i müşteki.
Maziye şimdi sen bakıyorsun pür-intibah,
Ati de senden eyleyecek böyle iştibah.

Fikret, yıllar sonra ölümsüz bir seslenişte anıtlaşacak olan Atatürk’ün Türk Gençliği’ne Hitabe’sindeki inanç ve güven dolu anlatımını da müjdeler gibidir. Gerçekten Fikret, bu inanç ve güvenle gençlere: “Gençler, bütün ümid-i vatan şimdi sizdedir” diye seslenir.

Buna benzer uyarılarını çeşitli dizelerinde yineleyen Fikret, yıllar sonra ölümsüz bir seslenişte anıtlaşacak olan Atatürk’ün Türk Gençliği’ne Hitabe’sindeki inanç ve güven dolu anlatımını da müjdeler gibidir. Gerçekten Fikret, bu inanç ve güvenle gençlere: “Gençler, bütün ümid-i vatan şimdi sizdedir” diye seslenir.

Geleceği elleriyle kuran gençlik, ancak çağdaş bir eğitimle yetiştirilirse, istenilen misyonu üstlenebilir. Bu nedenle gençliğe bilimin en son buluşları öğretilmelidir. Gençlik çalışmalarında bilimsel yöntemi benimsemelidir. Çalışmanın ve bilimin gösterdiği yolda ilerlemenin önemine değinirken, Batı Dünyası’nın bilim yolunu izleme ve çalışma yöntemlerine de parmak basan Tevfik Fikret, bir gün fennin şu siyah toprağı altın yapacağına, “irfan” gücüyle her şeyin olacağına inanır.

O, güçlü bir dava adamıdır. Belirgin bir özelliği, inandığı bir davayı azimle ve inançla sürdürmek ve öncülük etmektir. “Halûk’un Vedaı” adlı şiirinde, oğluna şöyle seslenmektedir:

Koşan elbet varır, düşen kalkar,

Kara taştan su damla damla akar,

Birikir, sonra bir gümüş göl olur,

Arayan hakkı en sonunda bulur.

O’nun inandığı bir dava uğrunda, ne denli güçlü bir kişiliğe sahip olduğunu, gazeteci-yazar Hüseyin Cahit Yalçın şöyle anlatır: “Padişah II. Abdülhamit’in tahta çıkışı yıldönümüne rastlayan bir gecede yaptığım mehtap gezisini kendisine anlatayım dedim. Aldığım karşılık şu oldu: ‘Ben böyle gecelerde evimde mum bile yakmam’. İşte Fikret, böylesine güçlü ve inançlı bir dava adamıdır. O, bütün yaşamını vatanına, milletine hasretmiş bir fedai ve bir büyük idealisttir.

Millî Eğitim eski bakanlarından Hasan Âli Yücel de, Tevfik Fikret’in üzerinde durduğu konuları “ahlaksal, siyasal, dinsel alanlar” diye sıralar ve O’nun bu alanlarda bir ömür boyu sürdürmüş olduğu savaşımı üç bölüme ayırır: 1- Bağnazlığa karşı savaş, 2- Baskı yönetiminden nefret, 3- Ahlâksızlığa karşı açtığı savaş.

Türk Milleti’nin kurtarıcısı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ölümsüz önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün düşünce yapısının ve kişiliğinin oluşumunda, Tevfik Fikret’in büyük bir rolü olmuştur. Öyle ki, her ikisinin de düşünce ve eylemlerinin karşılaştırılmasının sonucunda, Fikret’in arzuladığı genç tipinin Atatürk’te toplandığı ve Türk Devrimi’nin de, Fikret’in istediği sosyal değişmelerin gerçekleştiği bir hareket olduğu ileri sürülebilir.Daha başka bir deyişle; “Siz ey feza-yı ferdanın küçük güneşleri / Artık birer birer uyanın” diye haykırırken Fikret’in, o küçük güneşlerden yapmalarını istediği şeyler, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk İnkılâbı’nı gerçekleştirmesiyle yerine gelmiştir.Kaldı ki, Fikret’i düşünce bütünlüğü ile Atatürk o derece benimsemiştir ki; “Fikret kimdir biliyor musunuz? O’nu tanıyanlar, benim ne yapmak istediğimi kavrayacak kimselerdir” sözü, Atatürk’e aittir. Saadettin Kaynak’ın aktardığı bir anekdottan da görüldüğü gibi; “Tevfik Fikret’in Tarih-i Kadim’i yok mu; işte O, dünyada yapılması gereken bütün inkılâpların kaynağıdır” değerlendirmesini Atatürk, büyük bir coşku içinde yapmıştır.

Osmanlı Devleti’nin ve Türk Milleti’nin en karanlık günlerini yaşadığı Mütareke Dönemi’nde, yani 1918’de, Fikret’in ölümünün üçüncü yılında, yanında Süleyman Nazif ve Faik Ali de olduğu halde, Fikret’in müze haline getirilen evini, yani Aşiyân’ı ziyaret etmiş; arkadaşlarıyla birlikte, müzedeki özel deftere şunları yazmıştır: “Tavâf-ı tahatturunda bulunmakla mübâhi perestişkârân-ı Fikret”. Günümüz Türkçesi ile anlamı şudur: “Anma ziyaretinde bulunmakla kıvanç duyan Fikret dostları”17.

Kendisine “Fikret dostu” deyimini yakıştıran Atatürk, bu ziyarete giderken, Harbiye’den Manej Hocası Emin Bey’e rastlamış ve “Ben inkılâb ruhunu ondan aldım. Ziyaret edeceğim yerlerin başında elbette ki Aşiyân gelir” demiştir18.

Atatürk’ün düşünce ve kişilik yapısının oluşumunda, Tevfik Fikret’in ne derecede büyük bir rol oynadığını açıklamaya, verilen bu örnekler yeterli gelir. Ama, Atatürk’e yakın olmuş kimi kişilerden günümüze ulaşmış bazı anılar vardır ki, O’nun Fikret’e verdiği değeri ve duyduğu hayranlığı bütün açıklığıyla gözler önüne serer.

Yine Çankaya’da, Atatürk’ün sofrasında bulunan davetlilerden birisi, edebiyat üzerine konuşulurken, Fikret’in iyi bir şair olmadığını söyleyecek olur. Atatürk büyük bir iğbirarla kaşlarını çatarak, Fikret’ten şu dizeyi okur:

Milyonla barındırdığın ecsâd arasından,
Kaç nasiye vardır çıkacak; pak ü dırahşân.

Dize; “milyonla sakladığın cesetler arasından alnı temiz ve pırıl pırıl çıkacak olan kaçtır?” anlamına gelmektedir. Dizeyi okuduktan sonra Atatürk hiddetle devam eder: “O, karanlıklar içinde bir nur gören ve halkını o nura doğru götürmeye çalışan Fikret bu feryadı koparırken, sizler nerelerdeydiniz? Niçin içinizden kimse O’nun gibi feryat etmedi? Ben Fikret’e yetişemedim. O’nun sohbetinden istifade edemedim… Fakat O’nun bütün eserlerini okudum. Birçoğu da ezberimdedir. O, hem büyük bir şair, hem de büyük bir insandır. Efendiler! Zaten parmakla gösterilecek kadar az olan büyük adamlarımızı küçültmeye kalkışmayalım”.

Atatürk’e ait bazı sözlerle, Tevfik Fikret’in bazı dizeleri arasında, şaşılacak kadar büyük benzerlikler vardır. Hakkı üstün tutan, bilimi rehber alan; çalışmayı öğütleyen; müstebide karşı direnmeyi, kadına insan olma onurunu kazandırmaya çalışan; bütün ümidini gençliğe bağlayan Fikret’in dizeleri, Mustafa Kemal Atatürk’ün bazı sözlerinin kaynağı olmuştur. Atatürk’ün düşünce yapısının oluşumunda Fikret’in önemli rolünü ortaya koymaya yarayacak bazı örneklerle, bu benzerliği saptamakta büyük yarar bulunmaktadır.

Tevfik Fikret:
Kimseden ümid-i feyz etmem, dilenmem perr ü bâl,
Kendi cevvim, kendi eflakimde,kendim tariim.
İnhina, tavk-ı esaretten girândır boynuma,
Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim.

Atatürk:
“Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister”.

Tevfik Fikret:
Haktadır, haktır en büyük kuvvet,
Ey yarının inkılâb ordusunda çarpışacak kahraman,
Öğren işte: Kuvvet Hak,
Zulmün topu var, güllesi var, kal’âsı varsa,
Hakkında bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.
Haksızlık eden başları bir gün koparırlar.

Atatürk:
“Şunu benimsemek gerekir ki, dünyada bir hak vardır. Ve hak gücün kat kat üstündedir”.

Tevfik Fikret:
Bir şey ki akla, mantığa uyar o dindir,
Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir.

Atatürk:
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlmin dışında mürşit aramak gaflettir, dalâlettir, cehalettir”.

Tevfik Fikret:
Elbet sefil olursa kadın alçalır beşer.

Atatürk:
“Hanımlarımız, hatta erkeklerimizden daha münevver olmalıdır. Eğer milletin hakiki anası olmak istiyorlarsa.

SONUÇ

Buraya kadar anlatılanlardan çıkarılacak sonuç şudur: Tevfik Fikret, Mustafa Kemal’in en çok etkilendiği Türk edib ve düşünürlerinden birisidir. O; “Ben inkılâp ruhunu ondan aldım”, “Tevfik Fikret’i tanıyanlar, benim ne yapmak istediğimi kavrayacak kimselerdir” sözleriyle, ilham aldığı kişilerin başında, Fikret’in geldiğini vurgulamıştır. Hatta o kadar ileri gidilebilir ki, Tevfik Fikret: “Ey feza-yı ferdanın küçük güneşleri; artık birer birer uyanın” diye seslenirken, gelecekte Mustafa Kemal Atatürk gibi bir Türk evladının doğmasını istemiş ve Mustafa Kemal Fikret’in dediklerini ve davranışlarını doğrulayan Türk genci olmuştur demek, hiç de mübalâğa olmaz. Bu nedenle, Türk İnkılâbı’nın düşünce evrelerinde, Tevfik Fikret’in düşünceleri, yeri doldurulamaz derecede büyük rol oynar.

Kaynak:

Bir Cevap Yazın