<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>anlamak arşivleri - Geceyim</title>
	<atom:link href="https://www.geceyim.com/tag/anlamak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.geceyim.com/tag/anlamak/</link>
	<description>Sarılın Herhangi Bir Şeye</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Jun 2020 07:55:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.5</generator>

<image>
	<url>https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2019/06/cropped-onesignalpush.png?fit=32%2C32&#038;ssl=1</url>
	<title>anlamak arşivleri - Geceyim</title>
	<link>https://www.geceyim.com/tag/anlamak/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">130787247</site>	<item>
		<title>Seni Gerçekten Anlıyorum</title>
		<link>https://www.geceyim.com/seni-gercekten-anliyorum/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/seni-gercekten-anliyorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tarık Tan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2020 13:47:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[anlamak]]></category>
		<category><![CDATA[denemeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=4120</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; İçi boşaltılmış, anlam ifade etmeyen bir sürü yapmacık şeyin arasında ‘yazmak’ ne kadar doğru olur? Bilemedim şimdi. Ama yine de içimden bir ses: ‘’Yaz sen!’’ diyor. Kim bilir belki de anlamayı, hissedebilmeyi, dikkat kesilmeyi daha kaybetmemiş niceleri var. O halde umudumu kaybetmeden uzun zamandır ara verdiğim bu yazma maratonuna yeniden başlıyorum. &#160; Çok değil, &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/seni-gercekten-anliyorum/"> <span class="screen-reader-text">Seni Gerçekten Anlıyorum</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/seni-gercekten-anliyorum/">Seni Gerçekten Anlıyorum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp; İçi boşaltılmış,
anlam ifade etmeyen bir sürü yapmacık şeyin arasında ‘yazmak’ ne kadar doğru
olur? Bilemedim şimdi. Ama yine de içimden bir ses: ‘’Yaz sen!’’ diyor. Kim
bilir belki de anlamayı, hissedebilmeyi, dikkat kesilmeyi daha kaybetmemiş
niceleri var. O halde umudumu kaybetmeden uzun zamandır ara verdiğim bu yazma
maratonuna yeniden başlıyorum.</p>



<p>&nbsp; Çok değil, kısa bir
zaman önce, her bir işimiz yolundaydı. Belki de yolunda sandığımız, içi
anlamdan yoksun koşuşturmacaların öyle bir parçası olduk ki artık benliğimizin
oraya ait olduğunu düşünüyoruz. Bana kalırsa ‘denge’ önemli… dozu aşmadığımız
müddetçe sorun yok, galiba fazlasıyla dış Dünya’ya entegre olmuşuz ki böyle bir
benlik kavgası yaşıyoruz. Eve kapandığımdan bu yana kendimle iletişimi nasıl en
kısa yoldan kesebilirim, onu araştırdım veya buna maruz bırakıldık. Hadi bugün
şunu yapayım, aman boş geçmesin, tüh bugün fazla yattım birkaç tur sosyal medya
üç beş tıklama… tıklamaların ardı arkası kesilmiyor çünkü sürekli yenisi
geliyor. Eskiler unutuluyor. Daha doğrusu unutulmaya mahkûm bırakılıyor. Ardı
arkası kesilmeyen öneriler, öneriler, öneriler… aman bir boşluk dolsun da benim
ne önemim var? Neredeyiz? Nereye gidiyoruz? Amacımız ne?</p>



<p>&nbsp;&nbsp; Aynanın karşısına
geçtiğimde kendime sürekli: ‘’ Offf o kadar boşsun ki’’ diyorum ve hemen
ardından sonsuz bir uyku nöbeti başlıyor. Sürekli negatif çığlıklar
fısıldıyorum kulağıma. Çevremdeki insanlara pozitif olduğum kadar kendime
pozitif olamıyorum ve gün geçtikçe yıpranıyorum çünkü, benim benden başka
kimsem yok bu süreçte. Kendimleyim. Ve kendimi anlamlandırmalıyım, Benliğimi
başkalarına göre değil, kendime göre bulmalıyım. Meğer ben aylardır hatta
birçok yıl belki de hep sıra bana gelince susmuşum, öz şefkati kendimden
esirgemişim. Yeni fark ediyorum. En azından fark edebildim.</p>



<p>&nbsp; Geçenlerde bir
arkadaşım birkaç fotoğraf attı ‘’sence bunu mu koysam daha iyi, şunu mu?’’
diye. Ben bir tane seçtim. Gönderdim. ‘’Ama bu fotoğrafta şu kusur var’’ dedi. ‘’O
zaman diğerini at’’ dedim. ‘’Ama burada da güneşin açısı bozuyor’’ dedi.
Dayanamadım ve ekledim: ‘’Önemli olan, senin nasıl beğendiğin, zaten seni merak
eden bir elin beş parmağını geçmez, o merak edenler de bunlara bakmıyor. Bu
denli mükemmelliyetçi olmak seni yorar’’ diye. ‘’Haklısın’’ dedi. Haklı olmayı,
inanın istemezdim. Evet elimizdeki en mükemmel arşiv fotoğraflarını sunmaya
başladık ve beğenenler aynı, sürekli aynı döngü. Atıyorsun, beğeniyorlar.
Atıyorlar, beğeniyorsun. ‘’Hadi en yakın arkadaşınızın en son attığı fotoğrafı
bana bakmadan bir betimleyin’’ desem, zannetmiyorum çok fazla insanın
betimleyeceğini. Ya da bir yıldırım etkisi yapalım en yakınım dediğiniz kim? Şu
an size kalbiniz kadar yakın mı yoksa karantina kadar uzak mı? Bence bunu da
bir düşünün derim. </p>



<p>&nbsp; Sürekli aynı şeyleri
tekrar eden zihin yoruluyor. Hantallaşıyor. Giderek es geçmeye ve
anlamsızlaştırmaya başlıyor. Bu tıpkı şey gibi her gün en sevdiğiniz yemeği
yemek gibi. Ama dikkatinizi çekerim, belli bir süre sonra artık o en sevdiğiniz
yemek olmaktan çıkar. Hatta biraz daha sonra kokusuna dahi dayanamayacağınız
bir hal alır. İnsan bünyesi bu. Doğamız gereği aynı olandan sıkılıyoruz. Bu
tıpkı sürekli mutlu olmanın artık anlam kaybetmesi gibi. Alternatif bulmalıyız
ama bulduğumuz alternatif kendimizi kaybettirmemeli. </p>



<p>&nbsp;&nbsp; Birbirimizi can
kulağıyla dinlemeyi çoktan bıraktık çünkü beyin artık es geçmeye, bir sonraki
gönderiyi görmeye aç. Odaklanamıyoruz, bence asıl problem de burada başlıyor. O
kadar unutkanlık boşa değil. İstemeden yıpratıyoruz, hem de bunu yıpranırken
yapıyoruz. Gerçek olan ne? Unutmayın, size karşıdaki birisi hep iyi şeyler
söylüyorsa ya sizi idare ediyordur ya da o kadar dikkatli dinlemiyordur. Bunu biraz
geç öğrendim. Ama bu böyle. Kırmadan, doğru şeyleri söylemekten korkmayın. Yeter
ki anladığınızı hissettirin.</p>



<p>&nbsp; Şu sıralar
hatırlanmak, benim için o kadar değerli ki size anlatamam. Evet insanız ve
bazen doğamız gereği kendimizi göstermek istiyoruz, beğenilmek istiyoruz. Ama
dozu aşmak, hemhal olduğumuz her işin ruhunu kaybettiriyor. Anlamdan yoksun
kalmanın yanı sıra, bazen kırılan kalplerimiz bile, yerini çok güzel sanal
mutluluklarla dolduruyor. Acı yok, his yok, sadece anlık bir görüntü gibi duygusal
değişimlere giriyoruz. Bu o kadar tehlikeli bir durum ki. Şimdi siz
diyeceksiniz ki ‘’üzgünken mutlu olmanın neresi tehlikeli?’’ Kuzum sen, o üzgün
olma halini, mutlu olma halini, sindire sindire yaşamazsan, nerde kaldı bu
duygunun değeri? Nerde kaldı bu duyguyu sana yaşatan insanın bıraktığı tecrübe
ve anlam? Benim size naçizane tavsiyem; birbirimize emoji atmakla, artık sadece
birbirimizi sonsuza uğurlarız haberiniz olsun. Şu zamanda telefon görüşmeleri
bile gözümde o kadar değerli bir hal aldı ki, sesi işitmek, konuşma sıranı
beklerken duyumsamak, karşındakinin derdiyle hemhal olabilmek… anlayalım
birbirimizi, çünkü gerçekten buna ihtiyacımız var. Yakın olmak sanal alemden ‘tık
tık’ larla olmuyor. Yakın olmak yürekten varlığını hissettirmek, anlamak, can
kulağıyla dinlemek ve o samimi duyguları karşıdan da alabilmekle oluyor. </p>



<p>&nbsp; İşte bu yüzden;
yaptığımız işler, çevremizde değer verdiğimiz insanlar, kendimiz ve kendimizle
olan iletişimimiz… bunlar es geçilmeyecek kadar önemli olan şeyler. Alışılagelen
her bir şeye tek tek, yeniden göz gezdirmeliyiz. Belki o zaman, bu devinimin
içinde silinmeyecek kadar anlamlı birkaç şey yakalayabiliriz. İşte o zaman
anlamdan yoksun kalmış bu çağda dikili bir ağacımız olabilir. Sevgili okur, eğer
hala kaybetmediysen, sıkı sıkı tutun bu kabiliyetine. Ama avucundan bir bir
kayıp gidiyorsa; tutmak için çabala, kendine dön, ruhuna dön, hissetmekten
korkma.</p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/seni-gercekten-anliyorum/">Seni Gerçekten Anlıyorum</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/seni-gercekten-anliyorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4120</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
