<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>yazı arşivleri - Geceyim</title>
	<atom:link href="https://www.geceyim.com/tag/yazi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.geceyim.com/tag/yazi/</link>
	<description>Sarılın Herhangi Bir Şeye</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2021 10:43:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.5</generator>

<image>
	<url>https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2019/06/cropped-onesignalpush.png?fit=32%2C32&#038;ssl=1</url>
	<title>yazı arşivleri - Geceyim</title>
	<link>https://www.geceyim.com/tag/yazi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">130787247</site>	<item>
		<title>1984 ve Cesur Yeni Dünya</title>
		<link>https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Zişan Demirci]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2021 15:38:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[distopya]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5896</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; “Ve sizi temin ederim, büyük bir iradenin etkisi altında, insanlar sonunda neye olsa inanırlar.&#8221; Milan Kundera &#160; Distopik bilim kurgu edebiyatının baş yapıtlarından olan 1984 ve Cesur Yeni Dünya birçok kişinin karşılaştırdığı iki korku senaryosu. İki farklı bakış açısı, iki farklı yaşam tarzı ve iki farklı inançla ilerleyen bu kitapların en önemli ortak noktası &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/"> <span class="screen-reader-text">1984 ve Cesur Yeni Dünya</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/">1984 ve Cesur Yeni Dünya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 2">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p>“Ve sizi temin ederim, büyük bir iradenin etkisi altında, insanlar sonunda neye olsa inanırlar.&#8221;</p>
<p>Milan Kundera</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Distopik bilim kurgu edebiyatının baş yapıtlarından olan 1984 ve Cesur Yeni Dünya birçok kişinin karşılaştırdığı iki korku senaryosu. İki farklı bakış açısı, iki farklı yaşam tarzı ve iki farklı inançla ilerleyen bu kitapların en önemli ortak noktası temelde kısıtlanan özgürlük. Haklarındaki en büyük tartışma ise gelecekte hangisi ile karşı karşıya kalacağımız.</p>
<p>Aldous Huxley’ in yazdığı Cesur Yeni Dünya, her şeyin kolayca elde edilebildiği mükemmel dünyanın içine saklanmış bir trajedi. Kitap, insanların kapsüllerde oluştuğu(!), oluşumundan itibaren sınıflara ayrıldığı ve herkesin bulunduğu sınıfı, bulunduğu sınıfın sorumluluklarını kolaylıkla kabul ettiği bir dünyayı anlatır. Hayatın temel mantığının “keyif almak” olduğu ve hallerinden memnun gibi gözüken insanlardan oluşan bir ütopya gibi dursa da günümüz dünyasını çok iyi özetleyen bir korku senaryosu. Kitap, Londra’da yaşayan ve sistemi sorgulayan Bernard’ın Lenina ile birlikte gittiği Amerika seyahatinde alıştıkları hayattan çok farklı yaşayan insanlarla tanışmasının sorgulamalarını pekiştirmesi ile başlıyor. Tutkuyu, acıyı, esas mutluluğu hissetmek isteyen Bernard, yaşadığı hayatın sadece somut gerçekliği içinde değil duygular ve arzular söz konusu olduğunda bile özgür olamamaktan yakınıyor. Bireyin hislerinin dahi kontrol altına alındığı, bilginin, herhangi bir şeyi elde etme gücünün doruklara ulaşarak değersizleştiği bu dünyada insanın bir şeylerin ters gittiğini anlaması oldukça zor olmakla birlikte tüm bunlara itiraz etmesi ise imkânsız.</p>
<p>George Orwell’ın yazdığı 1984 ise insanların korkuyla yönetilmesini ve bilgiden yoksun bırakılmasını temel alır. Toplumun ayrımı sınıf sınıftan ziyade iç parti, dış parti ve proleterler olarak yapılır ve nüfusun büyük çoğunluğunu proleterler yani hiçbir şeyden haberi olmadan yönetilen halk oluşturur. Yöneticiler ve halk arasındaki bu keskin ayrım kitapta baskın olan yönetim şeklinin totalitarizm olduğunu yüksek oranda hissettirir. Kitapta yaratılan dünyaya göre coğrafyamız Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya olmak üzere üç bölgeye ayrılmış durumdadır ve bu üç devlet birbirleriyle sürekli savaş halindedir. Kitap, Okyanusya’ da geçer. Kitabın başında partinin Avrasya ile savaşta olunduğunu özellikle söylemesine rağmen çok geçmeden Okyanusya halkına hiçbir zaman Avrasya ile savaşta olmadıkları her zaman Doğu Asya ile düşman oldukları bilgisi yayılır. Zaten geçim derdiyle boğuşan halk için bu değişim çok bir şey ifade etmez. Mensup olduğu devletin kiminle savaştığından ziyade savaşın kendinden neleri götürdüğü ile ilgilenir halk. Çünkü savaşlar ekonomik gücünü her zaman halktan alır.</p>
<p>Savaşılan devlet bir anda değiştiğinde eski kaynaklar anında yok edilmeye, yeni düşmanla ilgili haberler basılmaya başlanır ve halkın eskiyi unutması amaçlanır. Oldukça fakir ve komünist rejimin etkisiyle yönetilen halkın ekonomik anlamda bu kadar zorlanırken, sık sık yapılan değişiklikler nedeniyle yönetim rejimine karşı çıkması pek olası bir durum değil.</p>
<p>Okyanusya’nın başında bulunan Büyük Birader’e ise tüm halkın sevgi duyması amaçlanır. Herkes Büyük Birader’i sevdiğini iddia etse de yönetimdeki devamlılığın esas sebebi olan duygu sevgi değil korkudur.<br />
Kitap, tüm bunlara rağmen yaşadığı dünyayı sorgulamaya başlayan parti çalışanı Winston’ın defterine “Özgürlük iki artı iki dört eder diyebilmektir” yazması ile başlıyor. Esas görevi partiye baş kaldıran Goldstein ve onun liderlik yaptığı örgüt olan “Kardeşlik” ile aynı düşüncelere sahip insanları bulmak olan “düşünce polisi” nin her an tetikte olduğu Okyanusya’da gerçeği arayan Winston’ın “düşünce suçu” işlemeden kendi gibi insanları araması ve “özgürlük” olgusunun peşine düşmesi ile devam ediyor. Bu başkaldırının liderliğini yapan Goldstein’ in birliği olan “Kardeşlik”, devrim için hiçbir eylem yapmayan, sadece özgürlüğün peşinde olan insanları ortak bir düşünce altında toplamayı hedefleyen bir örgüt. Tek ortak eylemleri Goldstein’ in yazdığı “Oligarşik Kolektivizmin Teori ve Pratiği” kitabını okumak olan örgütün gerçekten var olup olmadığı ise en büyük tartışma konusu. Kimilerine göre “Kardeşlik” asla var olmadı. Büyük Biraderin düşünce suçu işleyenleri bulmak amacıyla ortaya çıkardığı bir hayal sadece. Hiçbir fiziksel eylemi olmayan ortak tek bir düşünce altında toplanmış olan insanlar sadece düşünerek bir devrim gerçekleştirebilirler mi? Bu da Orwell’ ın bize yönelttiği temel soru aslında.</p>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 2">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Bu iki distopyayı karşılaştırırsak Cesur Yeni Dünya’da toplum keyif duygusuyla yönetilir. Baskın olan keyif arzusu toplumu acıdan, üzüntüden herhangi bir şeyi özlemekten, arzuyla istemekten mahrum bırakır ve topluma her şeyi kolayca elde etme fırsatı sunar. 1984’te ise baskın duygu olarak korku devreye girer. Toplumun tüm haklarından yoksun bırakılması söz konusudur ve halk varlığın değil alışık olduğumuz yokluğun getirdiği zorlukla baş başadır.</p>
<p>İki dünyayı karşı karşıya getiren en önemli farklardan biri de kadın erkek ilişkileri ve doğuma olan yaklaşımlar. Cesur Yeni Dünya’da birey oluşumunun kapsüllerde gerçekleşmesi ile kadın erkek ilişkisi bir aile kurumu olmaktan uzaklaşarak yalnızca keyif arzusunun kalıcı olmasını sağlamak için desteklenen bir durum haline gelmiştir. İkili ilişkinin temel amacı keyif arzusunu önce başlatmak sonra baskılamak olarak halka sunulmuş ve bu ilişki tüm topluma bir tercih gibi gösterilmiş, bir ihtiyaç gibi hissettirilmiş fakat temelde yönetimin hedeflediği keyif arzusunun devamı için zorunluluk olarak görülmüştür. 1984’te ise tam tersi kadın erkek ilişkisi keyif almaktan uzakta evlilik kurumunun devamlılığının sağlanması için toplum tarafından “Partiye karşı görevimiz” olarak kabul edilen bir mecburiyettir. Burada iki farklı dünyanın bir diğer benzerliği karşımıza çıkıyor. Kadın erkek ilişkisi birinde sadece evlilik kurumunun -bir nevi alışılan düzenin- devamı birinde ise sadece arzu iken ikisinde de yasaklanan ortak olgu âşık olmak. Biri keyif merkezli diğeri korku merkezli iki distopya da farkında ki sevgi işin içine girince insanları kontrol etmek zannedildiği kadar kolay olmuyor. Birey sevmemeli birey hissetmemeli çünkü Huxley’in dediği gibi “Birey hissederse toplum sendeler”.</p>
<p>Cesur Yeni Dünya’da resmedilen dünya bir ütopyaymış gibi anlatıldığı için zannediyorum okuyana karamsarlık hissini daha az hissettiriyor. Öngörülen senaryonun doğurabileceği sonuçlar okuru endişelendirse de yazarın yumuşak dili kitabın klasik bir roman gibi akmasına olanak sağlıyor. 1984 ise ilk sayfasından son sayfasına kadar hâkim olan kasvet duygusuyla okuyanı adeta boğuyor ve yaşanan baskıyı okuyucuya derinden hissettiriyor. Hem kitaptaki dünya düzeninin korkutması hem de dilinin ağırlığı düşünüldüğünde okuyucuyu anlatılan dünyanın içine daha çok çekiyor ve empati yapma ihtimalini arttırıyor. Bu noktada belki de bilgiden ve duygulardan yoksun bırakılacağımız bir dünya ihtimalinin, bilgi yoğunluğunun doğurduğu korku senaryosundan daha olası gelmesi 1984 distopyasını daha ürkütücü pozisyona koyuyor.</p>
<p>Özetle Orwel kitabında bilgiden, mutluluktan, özgürlükten yoksun bırakılacağımızdan, Huxley ise tüm bunların önümüze anlamsızca sunulmasının ortaya çıkaracağı değersizlikten korkuyordu. Olguların eksikliği mi yoksa değersizliği mi daha büyük bir korku senaryosu açığa çıkarırdı günümüzde hala tartışılıyor. Birçok eleştirmen günümüz dünyası için Huxley’ in haklı çıktığını düşünse de bana sorsanız bunu söylemek için erken. Bir kesimin bolluk içinde yüzdüğü, keyif aldığı şu cesur dünyada bize haddinden fazla sunularak gözümü karartan olgular kadar o olguların yokluğuyla cebelleşen, bazense sahip olamadıklarının bir eksiklik olduğunun farkına bile varamayan insanlar hala var. Gelecekte bu kâbus senaryolarından hangisinin baskın çıkacağı meçhul ama bugün ikisinin de var olduğu bir gerçek. Her şeye rağmen biliyoruz ki günün birinde okuduğumuz distopyalar gerçeğe dönüşürse bizi kurtaracak, insan olduğumuzu hatırlatacak tek şey “sevgi” olacak. Çünkü sevgi öğretir, geliştirir, değiştirir. Sevgi tazeler ve yenilikleri arzulatır, insanı düşünmeye ve kendinin en mükemmel haline erişmeye yani değişime zorlar. Bu nedenle tüm iktidarlar farkında ki sevgi bütün duyguların atasıdır ve temelinde sevgi olmayan tüm oluşumlar yıkılmaya muhtaçtır.</p>
<p>Her şey bir sorgulamayla başlar. Alıştığı düzenle, sistemle savaşmak bireyin kendisiyle savaşmasıdır esasen. Doğumundan -belki de ebeveynlerinin doğumundan- bugüne kadar öğrendiği her şeyle savaşması bireyin değişiminin ilk adımıdır. Çünkü her sorgulama değişimi kabul ettirir. Değişim ise yeni bir dünyayı&#8230;</p>
<p><div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/ultimatemember/50/profile_photo-190x190.jpeg?resize=100%2C100&#038;ssl=1" class="gravatar avatar avatar-100 um-avatar um-avatar-uploaded" width="100" height="100" alt="Zeynep Zişan Demirci" data-default="https://www.geceyim.com/wp-content/plugins/ultimate-member/assets/img/default_avatar.jpg" onerror="if ( ! this.getAttribute('data-load-error') ){ this.setAttribute('data-load-error', '1');this.setAttribute('src', this.getAttribute('data-default'));}" loading="lazy" data-recalc-dims="1" /></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://www.geceyim.com/author/zeynepzisan/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Zeynep Zişan Demirci</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"></div></div><div class="clearfix"></div></div></div><br />
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 1350</span></div></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/">1984 ve Cesur Yeni Dünya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5896</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Öyle‘nin Mevsimi</title>
		<link>https://www.geceyim.com/oyle-nin-mevsimi/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/oyle-nin-mevsimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elif Girgeç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 May 2021 12:15:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Menü]]></category>
		<category><![CDATA[Şarkılar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[köşe]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5615</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ne günlerdi diye iç çekerler hani… Ne günlerdi? Öyle günlerdi işte… Ben o günleri anlatacak kelimeyi bulamıyorum. Neyi koysam yerine boşluklar kalıyor, seni birkaç harfin sesine nasıl sığdırabilirdim ki… Öyle diyorum ben de… O bile zor çıkıyor ağzımdan&#8230; İnsanın iki hecede sesi titrer mi? Titremek ne ki insanın içine dünyasını sığdırdığı bir ‘öyle ‘si varsa &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/oyle-nin-mevsimi/"> <span class="screen-reader-text">Öyle‘nin Mevsimi</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/oyle-nin-mevsimi/">Öyle‘nin Mevsimi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ne günlerdi diye iç çekerler hani… Ne günlerdi? Öyle günlerdi işte… Ben o günleri anlatacak kelimeyi bulamıyorum. Neyi koysam yerine boşluklar kalıyor, seni birkaç harfin sesine nasıl sığdırabilirdim ki… Öyle diyorum ben de… O bile zor çıkıyor ağzımdan&#8230; İnsanın iki hecede sesi titrer mi? Titremek ne ki insanın içine dünyasını sığdırdığı bir ‘öyle ‘si varsa iki hecede üşürmüş bile. Öğrenmemiş olmayı dilediğim onca şeyi yorgan ediyorum üzerime. Kendimi acılarımdan kucakladığım doğrudur ama sevincimi önüme sermeyi unutmadım. Belki de öğrendiğim en iyi şeylerden biriydi. Sen bana gözyaşları içinde tebessüm edebilmeyi öğretensin. Bir çocuğa armağan edilebilecek en kıymetli şeyler ona her şeye rağmen gülebilmeyi, gökyüzüne bakışı ertelememeyi, gecenin bir vaktinde yıldızlarla selamlaşmayı, umut etmek için ağaç dikmeyi, kalbin kırıldıkça bir çiçeği koklamayı, her şey için tatlı telaşlar içinde olmayı öğretebilmek ise hepsini öğretebilmiştin. Bazen her insanın bir amaç üzere gelmiş olduğu düşüncesi senin bu amaca ulaşmış olabilme ihtimalini düşündürüyor. Acaba diyorum o zamanlarda bir şeyler eksik kalsaydı… Öyle işte… Bazen içimde kabaran dalgalar hangi kıyıya vuracağını şaşırıyor.</p>
<p>Bugünlerde kendimi anlayamama hastalığına yakalandım. Her cümlemin sonunu öyle işte diyerek bitirmekteyim. Sanki içimde söylenecek bir sürü şarkı var ama ben onları seslendirecek doğru notaları bir türlü bulamıyordum. Şarkıdan bahsetmişken zihnim “Sıradaki parça yarım kalan tüm hikayelerime!” diye atılıyordu. Çalan şarkı doksanlı yılların sonunda aramıza katılan “Daha gidecek yolumuz var”. Evet, bir Leman Sam parçası! Haklısın çok dinlemezdim ama her şeyin değişim içinde olduğu bu yaşamda kendimi muhafaza etmek kolay olmuyor. Bir yerlerden fire veriyor insan. Aslında değişime olan ihtiyacımız da ekmek ve su kadar elzem hale geldi bu çağda. Ama işin kötü tarafı artık bir şeyleri değiştirmeden yaşamak fikri insanlara korkunç bir senaryo gibi geliyordu. Sürekli değiştiriyorduk bir şeyleri. Bu değişim önce eşyalardan başladı. İnsanlar daha yenisi için koltuğunu, yeni sürümü çıktı diye telefonlarını, çok eskiyi andırıyor diye yemek takımlarını değiştirmeye başladı. Ardından yavaş yavaş değişim anlayışları değişmeye başladı ve daha da korkunç bir senaryo yazıldı yeryüzüne. İnsanlar, her gün gittiği çayevini, geçtiği sokakları, alışveriş yaptığı çarşıları değiştirirken dostlarını, arkadaşlıklarını, eşlerini değiştirirken buldular kendilerini. En korkunç olanı da insanlar sevdalarını, hislerini, inandıklarını ve inandırmaya çalıştıklarını, değer algılarını değiştirdiler. Oysa bunu çekici hale getirecek ne vardı ki. Hissedilen şeyin yeni bir işletim sistemi ya da daha güncel bir sürümü mü çıkıyordu? Benim hala yirmi üç yıllık ekmek kabını kullandığımı bilseler ne yaparlar acaba? Bu geçmişe saplanmak değil aslında ben o kaptan ekmek almanın değerini değiştirmedim. Her ne kadar dirensem de elbette dündeki ben değilim. Her sabah baktığım çiçeklerim bile boy atıp değişirken insan nasıl aynı kalacaktı zaten. Sadece bazen değişmek gurbet gibi geliyor. Tam şuan mesela herkesin el ayak çektiği bu vakitte sokak lambasının ısıttığı köşeye bakıyorum. Yine köşe başlarını kimselere fark ettirmeden seviyorum. Senden sonra çok değiştim demeyeceğim. Hala biraz aynıyım biliyor musun? Hani gecenin bir yarısı beni cam önünde bulurdun da “Ne yapıyorsun?” diye telaşlı bir gözle bakardın ya… Ben yine gecenin bir yarısı cam önündeyim. Değişen şey artık kimse beni uyanık yakalamıyor geceleri. İşte bunun adı gurbet değil de nedir ki… Geçen gece uyandım pencereden bir bakayım dedim. O gece gök açıktı yıldızlar ay öyle güzeldi ki elimdeki suyu içmeyi unuttum. Hatırlarsın, yine o köşeyi izledim sanki hala orada oturuyoruz. Köşe çok değişti sıvadılar, boyadılar yetmedi çit koydular… Ama biz eskimedik hala orada bir yerlerdeyiz. Bir ikindi vakti yorulmuşuz, zihnimizde bin bir soru bugünü yaşamış gibi yarını düşlüyoruz. Evet, bilmiyorduk seninle bir yarınımız olmayacaktı belki ama o gün yarınları ne güzel hayal etmiştik. Yaşayamadık dediklerinde “Hayal de mi etmediniz?” derdin. Aslında ben seninle bütün yarınlarımı yaşadım. Öyle çok hayal ettik ki bazen kendime “Tam da hayal ettiğimiz gibi değil mi?” derken buluyorum kendimi. Sorularım öylece asılı kalırken neyin değiştiğini bir boğaz ağrısı bir de kalp sancısı vuruyordu bedenime ve zihnime. O hissettiğim şey varlığın mıydı yoksa yokluğun muydu çok kere uykusuz bıraksa da beni, seni öyle hissetmeyi de sevdim. Sonuçta seni hatırlıyordum, unutmuyordum en önemlisi seni hissederken değişmiyordum. Öyle işte…</p>
<p>‘Demircilerden geçiyoruz, ellerin ellerimde… Ben suları tekmeliyorum, sen çekiştiriyorsun beni… Camekanlarda yakalıyorum gülüşünü, aldırmayıp bir daha tekmeliyorum diğerini. Bazen böyle çocuk oluyoruz seninle. Öyle işte…</p>
<p><div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/ultimatemember/40/profile_photo-190x190.jpg?resize=100%2C100&#038;ssl=1" class="gravatar avatar avatar-100 um-avatar um-avatar-uploaded" width="100" height="100" alt="Elif Girgeç" data-default="https://www.geceyim.com/wp-content/plugins/ultimate-member/assets/img/default_avatar.jpg" onerror="if ( ! this.getAttribute('data-load-error') ){ this.setAttribute('data-load-error', '1');this.setAttribute('src', this.getAttribute('data-default'));}" loading="lazy" data-recalc-dims="1" /></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://www.geceyim.com/author/elif_99/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Elif Girgeç</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Hisli kalplerde güçlü kalemler olmaya inanmışlığın kadim yolcusu <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f33f.png" alt="🌿" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f33f.png" alt="🌿" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />İnanmak ve hep düşlemek yetecek elbet&#8230;</p>
</div></div><div class="clearfix"></div><div class="saboxplugin-socials "><a title="Twitter" target="_blank" href="https://twitter.com/ElifGirgec?s=09" rel="nofollow noopener" class="saboxplugin-icon-grey"><svg aria-hidden="true" class="sab-twitter" role="img" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" viewBox="0 0 512 512"><path fill="currentColor" d="M459.37 151.716c.325 4.548.325 9.097.325 13.645 0 138.72-105.583 298.558-298.558 298.558-59.452 0-114.68-17.219-161.137-47.106 8.447.974 16.568 1.299 25.34 1.299 49.055 0 94.213-16.568 130.274-44.832-46.132-.975-84.792-31.188-98.112-72.772 6.498.974 12.995 1.624 19.818 1.624 9.421 0 18.843-1.3 27.614-3.573-48.081-9.747-84.143-51.98-84.143-102.985v-1.299c13.969 7.797 30.214 12.67 47.431 13.319-28.264-18.843-46.781-51.005-46.781-87.391 0-19.492 5.197-37.36 14.294-52.954 51.655 63.675 129.3 105.258 216.365 109.807-1.624-7.797-2.599-15.918-2.599-24.04 0-57.828 46.782-104.934 104.934-104.934 30.213 0 57.502 12.67 76.67 33.137 23.715-4.548 46.456-13.32 66.599-25.34-7.798 24.366-24.366 44.833-46.132 57.827 21.117-2.273 41.584-8.122 60.426-16.243-14.292 20.791-32.161 39.308-52.628 54.253z"></path></svg></span></a><a title="Instagram" target="_blank" href="https://www.instagram.com/eliff.grgc" rel="nofollow noopener" class="saboxplugin-icon-grey"><svg aria-hidden="true" class="sab-instagram" role="img" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" viewBox="0 0 448 512"><path fill="currentColor" d="M224.1 141c-63.6 0-114.9 51.3-114.9 114.9s51.3 114.9 114.9 114.9S339 319.5 339 255.9 287.7 141 224.1 141zm0 189.6c-41.1 0-74.7-33.5-74.7-74.7s33.5-74.7 74.7-74.7 74.7 33.5 74.7 74.7-33.6 74.7-74.7 74.7zm146.4-194.3c0 14.9-12 26.8-26.8 26.8-14.9 0-26.8-12-26.8-26.8s12-26.8 26.8-26.8 26.8 12 26.8 26.8zm76.1 27.2c-1.7-35.9-9.9-67.7-36.2-93.9-26.2-26.2-58-34.4-93.9-36.2-37-2.1-147.9-2.1-184.9 0-35.8 1.7-67.6 9.9-93.9 36.1s-34.4 58-36.2 93.9c-2.1 37-2.1 147.9 0 184.9 1.7 35.9 9.9 67.7 36.2 93.9s58 34.4 93.9 36.2c37 2.1 147.9 2.1 184.9 0 35.9-1.7 67.7-9.9 93.9-36.2 26.2-26.2 34.4-58 36.2-93.9 2.1-37 2.1-147.8 0-184.8zM398.8 388c-7.8 19.6-22.9 34.7-42.6 42.6-29.5 11.7-99.5 9-132.1 9s-102.7 2.6-132.1-9c-19.6-7.8-34.7-22.9-42.6-42.6-11.7-29.5-9-99.5-9-132.1s-2.6-102.7 9-132.1c7.8-19.6 22.9-34.7 42.6-42.6 29.5-11.7 99.5-9 132.1-9s102.7-2.6 132.1 9c19.6 7.8 34.7 22.9 42.6 42.6 11.7 29.5 9 99.5 9 132.1s2.7 102.7-9 132.1z"></path></svg></span></a></div></div></div><br />
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 994</span></div></p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/oyle-nin-mevsimi/">Öyle‘nin Mevsimi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/oyle-nin-mevsimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5615</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
