fbpx
Denemeler,  Edebiyat Menü,  Şarkılar,  Yazı

Öyle‘nin Mevsimi

Ne günlerdi diye iç çekerler hani… Ne günlerdi? Öyle günlerdi işte… Ben o günleri anlatacak kelimeyi bulamıyorum. Neyi koysam yerine boşluklar kalıyor, seni birkaç harfin sesine nasıl sığdırabilirdim ki… Öyle diyorum ben de… O bile zor çıkıyor ağzımdan… İnsanın iki hecede sesi titrer mi? Titremek ne ki insanın içine dünyasını sığdırdığı bir ‘öyle ‘si varsa iki hecede üşürmüş bile. Öğrenmemiş olmayı dilediğim onca şeyi yorgan ediyorum üzerime. Kendimi acılarımdan kucakladığım doğrudur ama sevincimi önüme sermeyi unutmadım. Belki de öğrendiğim en iyi şeylerden biriydi. Sen bana gözyaşları içinde tebessüm edebilmeyi öğretensin. Bir çocuğa armağan edilebilecek en kıymetli şeyler ona her şeye rağmen gülebilmeyi, gökyüzüne bakışı ertelememeyi, gecenin bir vaktinde yıldızlarla selamlaşmayı, umut etmek için ağaç dikmeyi, kalbin kırıldıkça bir çiçeği koklamayı, her şey için tatlı telaşlar içinde olmayı öğretebilmek ise hepsini öğretebilmiştin. Bazen her insanın bir amaç üzere gelmiş olduğu düşüncesi senin bu amaca ulaşmış olabilme ihtimalini düşündürüyor. Acaba diyorum o zamanlarda bir şeyler eksik kalsaydı… Öyle işte… Bazen içimde kabaran dalgalar hangi kıyıya vuracağını şaşırıyor.

Bugünlerde kendimi anlayamama hastalığına yakalandım. Her cümlemin sonunu öyle işte diyerek bitirmekteyim. Sanki içimde söylenecek bir sürü şarkı var ama ben onları seslendirecek doğru notaları bir türlü bulamıyordum. Şarkıdan bahsetmişken zihnim “Sıradaki parça yarım kalan tüm hikayelerime!” diye atılıyordu. Çalan şarkı doksanlı yılların sonunda aramıza katılan “Daha gidecek yolumuz var”. Evet, bir Leman Sam parçası! Haklısın çok dinlemezdim ama her şeyin değişim içinde olduğu bu yaşamda kendimi muhafaza etmek kolay olmuyor. Bir yerlerden fire veriyor insan. Aslında değişime olan ihtiyacımız da ekmek ve su kadar elzem hale geldi bu çağda. Ama işin kötü tarafı artık bir şeyleri değiştirmeden yaşamak fikri insanlara korkunç bir senaryo gibi geliyordu. Sürekli değiştiriyorduk bir şeyleri. Bu değişim önce eşyalardan başladı. İnsanlar daha yenisi için koltuğunu, yeni sürümü çıktı diye telefonlarını, çok eskiyi andırıyor diye yemek takımlarını değiştirmeye başladı. Ardından yavaş yavaş değişim anlayışları değişmeye başladı ve daha da korkunç bir senaryo yazıldı yeryüzüne. İnsanlar, her gün gittiği çayevini, geçtiği sokakları, alışveriş yaptığı çarşıları değiştirirken dostlarını, arkadaşlıklarını, eşlerini değiştirirken buldular kendilerini. En korkunç olanı da insanlar sevdalarını, hislerini, inandıklarını ve inandırmaya çalıştıklarını, değer algılarını değiştirdiler. Oysa bunu çekici hale getirecek ne vardı ki. Hissedilen şeyin yeni bir işletim sistemi ya da daha güncel bir sürümü mü çıkıyordu? Benim hala yirmi üç yıllık ekmek kabını kullandığımı bilseler ne yaparlar acaba? Bu geçmişe saplanmak değil aslında ben o kaptan ekmek almanın değerini değiştirmedim. Her ne kadar dirensem de elbette dündeki ben değilim. Her sabah baktığım çiçeklerim bile boy atıp değişirken insan nasıl aynı kalacaktı zaten. Sadece bazen değişmek gurbet gibi geliyor. Tam şuan mesela herkesin el ayak çektiği bu vakitte sokak lambasının ısıttığı köşeye bakıyorum. Yine köşe başlarını kimselere fark ettirmeden seviyorum. Senden sonra çok değiştim demeyeceğim. Hala biraz aynıyım biliyor musun? Hani gecenin bir yarısı beni cam önünde bulurdun da “Ne yapıyorsun?” diye telaşlı bir gözle bakardın ya… Ben yine gecenin bir yarısı cam önündeyim. Değişen şey artık kimse beni uyanık yakalamıyor geceleri. İşte bunun adı gurbet değil de nedir ki… Geçen gece uyandım pencereden bir bakayım dedim. O gece gök açıktı yıldızlar ay öyle güzeldi ki elimdeki suyu içmeyi unuttum. Hatırlarsın, yine o köşeyi izledim sanki hala orada oturuyoruz. Köşe çok değişti sıvadılar, boyadılar yetmedi çit koydular… Ama biz eskimedik hala orada bir yerlerdeyiz. Bir ikindi vakti yorulmuşuz, zihnimizde bin bir soru bugünü yaşamış gibi yarını düşlüyoruz. Evet, bilmiyorduk seninle bir yarınımız olmayacaktı belki ama o gün yarınları ne güzel hayal etmiştik. Yaşayamadık dediklerinde “Hayal de mi etmediniz?” derdin. Aslında ben seninle bütün yarınlarımı yaşadım. Öyle çok hayal ettik ki bazen kendime “Tam da hayal ettiğimiz gibi değil mi?” derken buluyorum kendimi. Sorularım öylece asılı kalırken neyin değiştiğini bir boğaz ağrısı bir de kalp sancısı vuruyordu bedenime ve zihnime. O hissettiğim şey varlığın mıydı yoksa yokluğun muydu çok kere uykusuz bıraksa da beni, seni öyle hissetmeyi de sevdim. Sonuçta seni hatırlıyordum, unutmuyordum en önemlisi seni hissederken değişmiyordum. Öyle işte…

‘Demircilerden geçiyoruz, ellerin ellerimde… Ben suları tekmeliyorum, sen çekiştiriyorsun beni… Camekanlarda yakalıyorum gülüşünü, aldırmayıp bir daha tekmeliyorum diğerini. Bazen böyle çocuk oluyoruz seninle. Öyle işte…


Toplam Ziyaret Sayısı: 209

+3
Elif Girgeç

Hisli kalplerde güçlü kalemler olmaya inanmışlığın kadim yolcusu 🌿🌿İnanmak ve hep düşlemek yetecek elbet...

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: