<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>kitap arşivleri - Geceyim</title>
	<atom:link href="https://www.geceyim.com/tag/kitap/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.geceyim.com/tag/kitap/</link>
	<description>Sarılın Herhangi Bir Şeye</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2021 10:43:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.5</generator>

<image>
	<url>https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2019/06/cropped-onesignalpush.png?fit=32%2C32&#038;ssl=1</url>
	<title>kitap arşivleri - Geceyim</title>
	<link>https://www.geceyim.com/tag/kitap/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">130787247</site>	<item>
		<title>1984 ve Cesur Yeni Dünya</title>
		<link>https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Zişan Demirci]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2021 15:38:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[distopya]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5896</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; “Ve sizi temin ederim, büyük bir iradenin etkisi altında, insanlar sonunda neye olsa inanırlar.&#8221; Milan Kundera &#160; Distopik bilim kurgu edebiyatının baş yapıtlarından olan 1984 ve Cesur Yeni Dünya birçok kişinin karşılaştırdığı iki korku senaryosu. İki farklı bakış açısı, iki farklı yaşam tarzı ve iki farklı inançla ilerleyen bu kitapların en önemli ortak noktası &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/"> <span class="screen-reader-text">1984 ve Cesur Yeni Dünya</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/">1984 ve Cesur Yeni Dünya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 2">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p>“Ve sizi temin ederim, büyük bir iradenin etkisi altında, insanlar sonunda neye olsa inanırlar.&#8221;</p>
<p>Milan Kundera</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Distopik bilim kurgu edebiyatının baş yapıtlarından olan 1984 ve Cesur Yeni Dünya birçok kişinin karşılaştırdığı iki korku senaryosu. İki farklı bakış açısı, iki farklı yaşam tarzı ve iki farklı inançla ilerleyen bu kitapların en önemli ortak noktası temelde kısıtlanan özgürlük. Haklarındaki en büyük tartışma ise gelecekte hangisi ile karşı karşıya kalacağımız.</p>
<p>Aldous Huxley’ in yazdığı Cesur Yeni Dünya, her şeyin kolayca elde edilebildiği mükemmel dünyanın içine saklanmış bir trajedi. Kitap, insanların kapsüllerde oluştuğu(!), oluşumundan itibaren sınıflara ayrıldığı ve herkesin bulunduğu sınıfı, bulunduğu sınıfın sorumluluklarını kolaylıkla kabul ettiği bir dünyayı anlatır. Hayatın temel mantığının “keyif almak” olduğu ve hallerinden memnun gibi gözüken insanlardan oluşan bir ütopya gibi dursa da günümüz dünyasını çok iyi özetleyen bir korku senaryosu. Kitap, Londra’da yaşayan ve sistemi sorgulayan Bernard’ın Lenina ile birlikte gittiği Amerika seyahatinde alıştıkları hayattan çok farklı yaşayan insanlarla tanışmasının sorgulamalarını pekiştirmesi ile başlıyor. Tutkuyu, acıyı, esas mutluluğu hissetmek isteyen Bernard, yaşadığı hayatın sadece somut gerçekliği içinde değil duygular ve arzular söz konusu olduğunda bile özgür olamamaktan yakınıyor. Bireyin hislerinin dahi kontrol altına alındığı, bilginin, herhangi bir şeyi elde etme gücünün doruklara ulaşarak değersizleştiği bu dünyada insanın bir şeylerin ters gittiğini anlaması oldukça zor olmakla birlikte tüm bunlara itiraz etmesi ise imkânsız.</p>
<p>George Orwell’ın yazdığı 1984 ise insanların korkuyla yönetilmesini ve bilgiden yoksun bırakılmasını temel alır. Toplumun ayrımı sınıf sınıftan ziyade iç parti, dış parti ve proleterler olarak yapılır ve nüfusun büyük çoğunluğunu proleterler yani hiçbir şeyden haberi olmadan yönetilen halk oluşturur. Yöneticiler ve halk arasındaki bu keskin ayrım kitapta baskın olan yönetim şeklinin totalitarizm olduğunu yüksek oranda hissettirir. Kitapta yaratılan dünyaya göre coğrafyamız Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya olmak üzere üç bölgeye ayrılmış durumdadır ve bu üç devlet birbirleriyle sürekli savaş halindedir. Kitap, Okyanusya’ da geçer. Kitabın başında partinin Avrasya ile savaşta olunduğunu özellikle söylemesine rağmen çok geçmeden Okyanusya halkına hiçbir zaman Avrasya ile savaşta olmadıkları her zaman Doğu Asya ile düşman oldukları bilgisi yayılır. Zaten geçim derdiyle boğuşan halk için bu değişim çok bir şey ifade etmez. Mensup olduğu devletin kiminle savaştığından ziyade savaşın kendinden neleri götürdüğü ile ilgilenir halk. Çünkü savaşlar ekonomik gücünü her zaman halktan alır.</p>
<p>Savaşılan devlet bir anda değiştiğinde eski kaynaklar anında yok edilmeye, yeni düşmanla ilgili haberler basılmaya başlanır ve halkın eskiyi unutması amaçlanır. Oldukça fakir ve komünist rejimin etkisiyle yönetilen halkın ekonomik anlamda bu kadar zorlanırken, sık sık yapılan değişiklikler nedeniyle yönetim rejimine karşı çıkması pek olası bir durum değil.</p>
<p>Okyanusya’nın başında bulunan Büyük Birader’e ise tüm halkın sevgi duyması amaçlanır. Herkes Büyük Birader’i sevdiğini iddia etse de yönetimdeki devamlılığın esas sebebi olan duygu sevgi değil korkudur.<br />
Kitap, tüm bunlara rağmen yaşadığı dünyayı sorgulamaya başlayan parti çalışanı Winston’ın defterine “Özgürlük iki artı iki dört eder diyebilmektir” yazması ile başlıyor. Esas görevi partiye baş kaldıran Goldstein ve onun liderlik yaptığı örgüt olan “Kardeşlik” ile aynı düşüncelere sahip insanları bulmak olan “düşünce polisi” nin her an tetikte olduğu Okyanusya’da gerçeği arayan Winston’ın “düşünce suçu” işlemeden kendi gibi insanları araması ve “özgürlük” olgusunun peşine düşmesi ile devam ediyor. Bu başkaldırının liderliğini yapan Goldstein’ in birliği olan “Kardeşlik”, devrim için hiçbir eylem yapmayan, sadece özgürlüğün peşinde olan insanları ortak bir düşünce altında toplamayı hedefleyen bir örgüt. Tek ortak eylemleri Goldstein’ in yazdığı “Oligarşik Kolektivizmin Teori ve Pratiği” kitabını okumak olan örgütün gerçekten var olup olmadığı ise en büyük tartışma konusu. Kimilerine göre “Kardeşlik” asla var olmadı. Büyük Biraderin düşünce suçu işleyenleri bulmak amacıyla ortaya çıkardığı bir hayal sadece. Hiçbir fiziksel eylemi olmayan ortak tek bir düşünce altında toplanmış olan insanlar sadece düşünerek bir devrim gerçekleştirebilirler mi? Bu da Orwell’ ın bize yönelttiği temel soru aslında.</p>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 2">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Bu iki distopyayı karşılaştırırsak Cesur Yeni Dünya’da toplum keyif duygusuyla yönetilir. Baskın olan keyif arzusu toplumu acıdan, üzüntüden herhangi bir şeyi özlemekten, arzuyla istemekten mahrum bırakır ve topluma her şeyi kolayca elde etme fırsatı sunar. 1984’te ise baskın duygu olarak korku devreye girer. Toplumun tüm haklarından yoksun bırakılması söz konusudur ve halk varlığın değil alışık olduğumuz yokluğun getirdiği zorlukla baş başadır.</p>
<p>İki dünyayı karşı karşıya getiren en önemli farklardan biri de kadın erkek ilişkileri ve doğuma olan yaklaşımlar. Cesur Yeni Dünya’da birey oluşumunun kapsüllerde gerçekleşmesi ile kadın erkek ilişkisi bir aile kurumu olmaktan uzaklaşarak yalnızca keyif arzusunun kalıcı olmasını sağlamak için desteklenen bir durum haline gelmiştir. İkili ilişkinin temel amacı keyif arzusunu önce başlatmak sonra baskılamak olarak halka sunulmuş ve bu ilişki tüm topluma bir tercih gibi gösterilmiş, bir ihtiyaç gibi hissettirilmiş fakat temelde yönetimin hedeflediği keyif arzusunun devamı için zorunluluk olarak görülmüştür. 1984’te ise tam tersi kadın erkek ilişkisi keyif almaktan uzakta evlilik kurumunun devamlılığının sağlanması için toplum tarafından “Partiye karşı görevimiz” olarak kabul edilen bir mecburiyettir. Burada iki farklı dünyanın bir diğer benzerliği karşımıza çıkıyor. Kadın erkek ilişkisi birinde sadece evlilik kurumunun -bir nevi alışılan düzenin- devamı birinde ise sadece arzu iken ikisinde de yasaklanan ortak olgu âşık olmak. Biri keyif merkezli diğeri korku merkezli iki distopya da farkında ki sevgi işin içine girince insanları kontrol etmek zannedildiği kadar kolay olmuyor. Birey sevmemeli birey hissetmemeli çünkü Huxley’in dediği gibi “Birey hissederse toplum sendeler”.</p>
<p>Cesur Yeni Dünya’da resmedilen dünya bir ütopyaymış gibi anlatıldığı için zannediyorum okuyana karamsarlık hissini daha az hissettiriyor. Öngörülen senaryonun doğurabileceği sonuçlar okuru endişelendirse de yazarın yumuşak dili kitabın klasik bir roman gibi akmasına olanak sağlıyor. 1984 ise ilk sayfasından son sayfasına kadar hâkim olan kasvet duygusuyla okuyanı adeta boğuyor ve yaşanan baskıyı okuyucuya derinden hissettiriyor. Hem kitaptaki dünya düzeninin korkutması hem de dilinin ağırlığı düşünüldüğünde okuyucuyu anlatılan dünyanın içine daha çok çekiyor ve empati yapma ihtimalini arttırıyor. Bu noktada belki de bilgiden ve duygulardan yoksun bırakılacağımız bir dünya ihtimalinin, bilgi yoğunluğunun doğurduğu korku senaryosundan daha olası gelmesi 1984 distopyasını daha ürkütücü pozisyona koyuyor.</p>
<p>Özetle Orwel kitabında bilgiden, mutluluktan, özgürlükten yoksun bırakılacağımızdan, Huxley ise tüm bunların önümüze anlamsızca sunulmasının ortaya çıkaracağı değersizlikten korkuyordu. Olguların eksikliği mi yoksa değersizliği mi daha büyük bir korku senaryosu açığa çıkarırdı günümüzde hala tartışılıyor. Birçok eleştirmen günümüz dünyası için Huxley’ in haklı çıktığını düşünse de bana sorsanız bunu söylemek için erken. Bir kesimin bolluk içinde yüzdüğü, keyif aldığı şu cesur dünyada bize haddinden fazla sunularak gözümü karartan olgular kadar o olguların yokluğuyla cebelleşen, bazense sahip olamadıklarının bir eksiklik olduğunun farkına bile varamayan insanlar hala var. Gelecekte bu kâbus senaryolarından hangisinin baskın çıkacağı meçhul ama bugün ikisinin de var olduğu bir gerçek. Her şeye rağmen biliyoruz ki günün birinde okuduğumuz distopyalar gerçeğe dönüşürse bizi kurtaracak, insan olduğumuzu hatırlatacak tek şey “sevgi” olacak. Çünkü sevgi öğretir, geliştirir, değiştirir. Sevgi tazeler ve yenilikleri arzulatır, insanı düşünmeye ve kendinin en mükemmel haline erişmeye yani değişime zorlar. Bu nedenle tüm iktidarlar farkında ki sevgi bütün duyguların atasıdır ve temelinde sevgi olmayan tüm oluşumlar yıkılmaya muhtaçtır.</p>
<p>Her şey bir sorgulamayla başlar. Alıştığı düzenle, sistemle savaşmak bireyin kendisiyle savaşmasıdır esasen. Doğumundan -belki de ebeveynlerinin doğumundan- bugüne kadar öğrendiği her şeyle savaşması bireyin değişiminin ilk adımıdır. Çünkü her sorgulama değişimi kabul ettirir. Değişim ise yeni bir dünyayı&#8230;</p>
<p><div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/ultimatemember/50/profile_photo-190x190.jpeg?resize=100%2C100&#038;ssl=1" class="gravatar avatar avatar-100 um-avatar um-avatar-uploaded" width="100" height="100" alt="Zeynep Zişan Demirci" data-default="https://www.geceyim.com/wp-content/plugins/ultimate-member/assets/img/default_avatar.jpg" onerror="if ( ! this.getAttribute('data-load-error') ){ this.setAttribute('data-load-error', '1');this.setAttribute('src', this.getAttribute('data-default'));}" loading="lazy" data-recalc-dims="1" /></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://www.geceyim.com/author/zeynepzisan/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Zeynep Zişan Demirci</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"></div></div><div class="clearfix"></div></div></div><br />
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 1341</span></div></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/">1984 ve Cesur Yeni Dünya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5896</post-id>	</item>
		<item>
		<title>GÜVERCİNLİK -bölüm 1: Ev-</title>
		<link>https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-1-ev/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-1-ev/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Geceyim]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Feb 2020 17:00:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kendi Kitaplarım]]></category>
		<category><![CDATA[Tanımlanmamış]]></category>
		<category><![CDATA[@edaozuugurluu]]></category>
		<category><![CDATA[güvercinlik]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=3975</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Sen kendini bildiğin sürece gittiğin her yer senin evindir.&#8221; Böyle söylemişti annem daha on dokuzumun başlarındayken. O zamanlar ruhumun göçebe bir kuş olduğunun farkında bile değildim. Ah, yalan söyledim. Yine. Her şeyin gayet farkında olduğum gibi bunun da farkındaydım ama ben, hiçbiriyle yüzleşemeyecek kadar korkaktım. Kendimi bildiğim ilk andan itibaren, oldukça uzun bir süre kendime &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-1-ev/"> <span class="screen-reader-text">GÜVERCİNLİK -bölüm 1: Ev-</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-1-ev/">GÜVERCİNLİK -bölüm 1: Ev-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="3975" class="elementor elementor-3975">
						<div class="elementor-inner">
				<div class="elementor-section-wrap">
									<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-7a7d4546 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="7a7d4546" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
							<div class="elementor-row">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-650cca11" data-id="650cca11" data-element_type="column">
			<div class="elementor-column-wrap elementor-element-populated">
							<div class="elementor-widget-wrap">
						<div class="elementor-element elementor-element-6324830e elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="6324830e" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
								<div class="elementor-text-editor elementor-clearfix">
				<p></p>
<p>&#8220;Sen kendini bildiğin sürece gittiğin her yer senin evindir.&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Böyle söylemişti annem daha on dokuzumun başlarındayken. O zamanlar ruhumun göçebe bir kuş olduğunun farkında bile değildim. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ah, yalan söyledim. Yine.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Her şeyin gayet farkında olduğum gibi bunun da farkındaydım ama ben, hiçbiriyle yüzleşemeyecek kadar korkaktım. Kendimi bildiğim ilk andan itibaren, oldukça uzun bir süre kendime bir ev aradım. Bu bazen bir sokak oldu, bazen bir semt, bazen bir şiir ama sanırım en canlı olanı bir insanda evimi aramam olmuştu.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>En canlısı, en can alıcısı…</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Hayatım boyunca hep kapıda kalmışım gibi hissettiren insanlarla tanışmıştım; oysa kapı bendim, pencere bendim, o ev bendim… Kaç kere kapım pencerem indi saymadım. Kaç kere evlerim yandı, bilmedim. O dumanla kaç kere sarhoş oldum, kaç gece sokakta kaldım, kaç gece sokak lambalarının cızırtısını içimde hissettim, yangınlarda kaç parmağımı kaybettim… Ben bunların hiçbiriyle hiç mi hiç yüzleşememiştim. Birkaç sağlam şey öğrenmiştim eğer alkışlayacaklarsa.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bildiğim ilk şey, her sokakta kalışımda üstüm başım isle kaplıyken, ölesiye can yangınım varken ve sokağı duman bürümüşken gerçekten nefes alabildiğimdi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bildiğim ikinci şey, sokak lambalarına benimle birlikte yandıkları için sonsuz bir minnet beslediğimdi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Gitmek bazılarına evdir.<br>Bir dönem bununla yaşamayı öğrenmiş ve bir gün geldiğinde her yerden gitmiştim; hiç gelmemişim gibi. Kendimden bile gittiğimin yemin ederim farkında değildim. O zamanlar mırıldandığım tek bir cümle vardı;<br>&#8220;Eğer bir gün gittiğin için pişman olursan hatırla, başka çaren kalmamıştı.&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bu kuş oluşumun, kuş oluşumla yaşayabildiğimin ilk günüydü. Emin olduğum bir şey vardı artık. Çenemi dik tutan bir şey…</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ben bununla yaşardım.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ben bununla yaşardım ama bununla öleceğim hiç aklıma gelmemişti.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Gecelerce bir yalana inandım. Onu besledim, onu büyüttüm, ona el oldum, onun içime işlemesine izin verdim, onun içime deşmesine izin verdim. Ona rüyalarımdan bahsettim, dinledi. Ona kabuslarımı anlattım, gerçekleştirdi. Onu doğurdum. Korkusuzluğumu yendiğimi düşündüğüm gün onu doğurduğum gündü. Bir yalana erken gelmek yüzümdeki ilk çizginin sebebi olmuştu. Bir yalana geç kalmak öğreneceğim en büyük ders olacaktı, belki de bilmediğim tek gerçek buydu. Korkusuz olacağım günse onu öldüreceğim gün olacaktı. Bilmiyordum. Bir şeyleri bilmemek kazaydı. O şeyleri öğrenmek kaderin ilk ilmeğiydi. On dokuz yılımı böylece sokak sokak kendimi arayarak geçirmiş, evsizliğimle dövünüp durmuştum. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Kendimle yüzleşmeye başladığımda yirmime birkaç gün vardı ve öğrendiğim en büyük ilk günah geç kalmaktı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f54a.png" alt="🕊" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Güvercinlik.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Yeni evimin adı buydu. Küçük, taştan klasik bir Nevşehir evim vardı artık. Sonunda olmam gereken yerdeydim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Sonunda kendimi, geçmişimi ve geleceğimi, bulacağım yerdeydim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Mağarayı anımsatan odamın taştan duvarına, hemen yatağımın başucuna siyah bir rüya kapanı asarken düşündüğüm tek şey buydu. İzmir&#8217;den, ailemin yanından ayrılırken annemin bavuluma ilk koyduğu şey doğduğum andan beri benimle olan bu rüya kapanıydı. Annemin beni kabuslardan koruyacağına öyle büyük bir inancı vardı ki, bu inanışı dinleyerek büyümüştüm. Bir Kızılderili inancına göre düş kapanının ortasındaki ağ geceleri kabuslarımızı yakalar ve güneş doğduğunda ortadaki delikten onları süzermiş. Tüylerse iyiliklerin yolunu bulabilmesi içinmiş. Düş kapanı hep iyi düşüncelerle örülmeliymiş. Tabii ne annem ne ben asla örmeye kalkmamıştık. Annem bu inançla teyzesi tarafından büyütülmüştü. Annem güneşi o kadar çok benimsemişti ki bana bu anlama gelen Helya ismini koymuştu. Bir yerde duymuştum, annenin kaderi kızının en büyük çeyizidir. Sanırım annemin kaderi benim Güvercinlik&#8217;te olmamın nedeniydi. O her ne kadar nedenini işim gereği bilse de ben onun için buradaydım. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Aslında en çok kendi inancım için buradaydım.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Annem Nevşehir&#8217;in Güvercinlik ilçesinde dünyaya gözlerini açmıştı. Bana asla anlatmadığı, hatta kendinin dahi bilmediği ama benim bir şekilde öğrendiğim ve beni bu şehre sürükleyen hikayeden dolayı buradaydım. Annem doğduktan birkaç ay sonra anneannem onu İzmir&#8217;e, kendi ailesine bırakıp gitmiş. Bir daha da geri dönmemiş. Annemin teyzesi Zeliha annemi büyütmüş hatta annemin kimliğinde Zeliha anneannemin ve Yalçın dedemin ismi yazar. Anneme her bu geçmişi sorduğumda bundan fazlasını bilmediğini artık bilmek de istemediğini söyleyip konuyu kapatırdı. Benimse bunu Zeliha anneannemden bir şekilde öğrenmem artık bendeki tüm ipleri koparmıştı. Annemin asla vazgeçemediği bu rüya kapanları bile anneannemdendi. Annem bunu hala bilmiyordu, bense bu gerçekle hayatımı kurmuştum. Zeliha anneannemin anlattığına göre anneannemin adı Ayşe. Ayşe anneannem çalışmak için İzmir&#8217;den Nevşehir&#8217;e göçmüş, burada bir çiftlikte yemek yapıyor oranın hanımlarına ve beyine hizmet ediyormuş. Anlatılana göre çiftliğin hanımının çocuğu olmuyormuş, subay eşiyse onunla sırf varlığı için berabermiş. Ayşe anneannem o çiftliğe girdiğinde on altısını yeni tamamlamış, on yedisinde bu subaya aşık olmuş ve anneme hamile kalmış.&nbsp;Ayşe anneannem ve subay olan ve adını hâlâ bilmediğim dedem bu gerçeği aylarca saklamışlar. Ayşe anneannem doğurmuş kızını ve ona Nehir ismini vermiş. Çiftliğin hanımı öğrendiğinde deliye dönmüş. Ayşe anneannem kaçmış İzmir&#8217;e annemi de kucaklayıp fakat hanım durmamış arkasından etmediğini bırakmamış. Ayşe anneannem kardeşi Zeliha&#8217;yı çağırıp ona kızını emanet etmiş. O gece ağlayarak ilk rüya kapanını örmüş. Zeliha anneannem neden gittiğini öğrenememiş, anlattığına göre Ayşe anneannem yalnızca ağlamış. O ağladıkça henüz iki aylık olan annem de ağlamış. Güneş ilk ışıklarını odaya vururken Ayşe anneannem rüya kapanını annemin beşiğinin üzerine asmış ve o an annem ağlamayı kesmiş. Daha sonra Ayşe anneannem fısıldayarak,</p><p><br>&#8220;İşe yaradı, hep yarayacak.&#8221;<br>demiş. Bu Zeliha anneannemin ondan duyduğu son cümle olmuş. Annemin her doğum gününde o günden sonra hep bir rüya kapanı bırakılmış kapıya. Zeliha anneannemde bunu Ayşe anneannemin gönderdiğini anlayıp annemin beşinci doğum gününde pencerede beklemeye başlamış. Gece yarısı olunca sokakta endişeli adımlarla biri belirmiş. Gelen kişi Ayşe anneannemmiş. Zeliha anneannem koşarak kapıyı açmış. Ona nerede olduğunu bunu neden yaptığını sormaya başlamış. Ayşe anneannemin tek söylediği şey, başka çaresi olmadığıymış. Bu son gelişi olduğunu artık Güvercinlik&#8217;ten dahi çıkamayacağını da söyleyip koşar adımlarla ağlayarak uzaklaşmış karanlık sokakta. Kaybolmuş. O doğum gününden sonra bir daha ne rüya kapanı gelmiş ne de Ayşe anneannem.<br>Annem asla rüya kapanlarını yollayanın kendi annesi olduğunu bilmemişti ve hala bilmiyordu. Kendi annesine büyük bir nefretle büyütmüştü onu Yalçın dedem. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Çünkü zorundaydı. Öyle anlatmıştı Zeliha anneannem.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ben bunları, Zeliha anneannemin çekmecesinde gördüğüm bir fotoğrafla öğrenmiştim. Ayşe anneannemin on yedi yaşındaki fotoğrafıyla öğrenmiştim. Öğrendiğimde on dokuzuma yeni basmıştım ve o an Güvercinlik&#8217;e gitmeyi kafama koymuştum. Önce üniversitemi bitirecektim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Yirmi üç yaşıma geldiğimde Ege Üniversitesi&#8217;nde İngiliz dili ve edebiyatını bitirdim. Bir yandan öğretmenlik yapmaya başladım, bir yandan çeviriler. Bir yayınevinde ara sıra editörlük işi de yapıyordum. İngilizcenin yanında Fransızca da biliyordum ve şu an İtalyanca için çalışıyordum. Bana Nevşehir&#8217;e gitmek için sebep gerekiyordu. Nevşehir adliyesinde İngilizce-Fransızca tercümanlık yapacaktım ve özel bir kurumda ingilizce öğretmenliği. Tarihi de çok sevdiğimden ikinci üniversiteme de Nevşehir de başlayacaktım. Aileme bu işten ilk bahsettiğimde annemin yüzü sapsarı kesilmişti bana bakıp şöyle söylemişti,</p>
<p><br>&#8220;Başka bir şehir bulamadın mı?&#8221;<br>Ona cevap vermemiştim ama o gece çok ağlamıştım. Kendimi hep evsiz hisseden ben, o gece hiç bu kadar evsiz hissetmemiştim. Annem işte bana o gece hayatımı değiştiren cümleyi kurdu ve bana gümüşten bir rüya kapanı kolyesi taktı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Sen kendini bildiğin sürece gittiğin her yer senin evindir, kızım.&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Böylece artık olmam gereken yerdeydim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Nevşehirdeydim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Güvercinlikteydim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Evdeydim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f54a.png" alt="🕊" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Evimi yerleştirdikten hemen sonra bir duş aldım. Saçlarımı kurutup taradım. Altıma açık kahve, toprak tonlarında, bol, yüksek bel bir pantolon giydim. Üzerime aynı renk, penye, v yaka, düz bir kazak onun üzerine de beyaz, kalçalarımı örten bir hırka giydim. Koyu kahve olan saçlarımın omuzlarımın üzerine dökülmesine izin verdim. Hafif bir rimel ardından dudaklarıma, yüzüme ve ellerime soğuktankorunmak adına nemlendirici sürdüm. Aynaya bakarken, koyu yeşil harelere sahip gözlerimle göz göze geldim. Omuzlarım o kadar küçüktü ki beni küçücük gösteriyordu zaten minyon bir kızdım. Ölecek kadar zayıf değildim ama yine de gözlerimi çökertmişti bu zayıflık. Belki de gozlerimin çukurluğu ve çekikliği genetikti, bilmiyordum. Kalkık, ucu top gibi olan bir buruna sahiptim. Bronz sayilabilecek bir tene. Kırmız, hafif dolgun yanaklara. Kıvrımlı, küçük dudaklara. Çok kalın olmayan ama karakteristik bir şekilde kalkık olan kaşlara… Yüzüme göre bembeyaz olan boynumdan sallanan rüya kapanı kolyesine baktım, fazla iri olmayan göğüslerime. Ellerime, parmaklarıma baktım, ince başlayan kalın biten. Kıvrımlı sayılabilecek kalçama ve ince olan bacaklarıma. Vücudumu anlatabilirdim peki ya ben kimdim? Ben neden buradaydım? Anneannemden kalan kader artık benim çeyizim miydi sahiden? Beni buraya koşarak getiren korkusuz olma hevesim miydi yoksa evimi bulma hasretim mi? Ağlayacağımı hissettim. Derin bir nefes almaya çalıştım fakat yarım kalmıştı, bunu becerememiştim. Karnım guruldamaya başlamıştı, gün batmak üzereydi. Arabamın anahtarını aldım, çantama cüzdanımı koyup evden ayrıldım. Avanos&#8217;a gitmek isteyen yanımı bir türlu susturamadım ve direksiyonu o yöne doğru çevirdim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f54a.png" alt="🕊" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Manava ve markete uğrayıp evime almam gereknleri aldım. Sokaklarda gezerken çömlekçiler sürekli dikkatimi çekiyordu fakat kendimi yorgun, uykusuz ve oldukça aç hissediyordum. En sonunda arabaya eşyaları bıraktıktan sonra birkaç dükkanı ziyaret etmekten zarar gelmeyeceğini düşünüp sokaklardan birine girdim. Birkaç dükkana girdim, çok güzel çömlekler ve nazar boncukları vardı. Hatta bir tanesinde çömleğin nasıl yapıldığını bizzat izlemiştim. Etrafı oldukça kalabalıktı bu çömlek yapan adamın. Zihnimi yeterince meşgul etmiştim. Kalabalıktan bunalıp arabamın olduğu sokağa yürüyordum. Aslında yapmamam gereken şeyi yapıyordum; kaçıyordum düşüncelerimden. Nereden bilebilirdim ki kaçarken yakalanacağımı. Bir ıslık sesi duydum ve refleks olarak sesin olduğu yöne doğru baktım. Güneş artık göğe son ışıklarını vurmuş, etraf pespembeden karanlığa geçiş yapıyordu. Hava tuhaftı o an. Soluduğum hava tuhaftı, sanki ben hiç nefes almamıştım. Şubat ayının ilk günüydü ama sıcağı tenimde hissediyordum. Yirmi dört olmama beş gün kalmıştı ama büründüğüm hassaslık beni büyüteceğine unufak ediyor ve bunu etime kemiğime hissettiriyordu. Bir şey oldu o an. Sanki güneş battı ama o ıslık bir şeyi doğurdu. İnsan hissederdi. Ben o an bir şey hissettim. Sanki artık karanlıktı ve bu ilk kez sorun değildi. <br>Başımı çevirdiğim yerde yan yana iki ayrı kapı duruyordu. Mağarayı andıran klasik Nevşehir dükkanlarındandı. Birinin üzerinde Alacaşır Yemek diğerine göre daha küçük olandaysa Alacaşır Çömlek yazıyordu. Küçük olan kapının üzerinde devasa bir rüya kapanı vardı. Islık tam oradan geliyordu. Kalbimin nasıl hızlı attığını bilmiyordum sadece rüya kapanını her tesadüfen görüşümde böyle olurdu. Oraya doğru yürüdü ayaklarım. Kapıda kırmızı bir yazıyla girilmez yazısına vardı ama buna aldırış etmedim. Zaten aralık olan kapıya uzunca baktım. Kahve rengi kapının üzerinde bebek mavisi bir rüya kapanı vardı… Varla yok arası dokundum ve gülümsedim. İçerde çok eski bir şarkı çalıyordu, bir de beni çağıran ıslık. Kapıyı itmek için dokundum. Bu dokunuşum önce çok hafifti. Bir süre elim öylece kapının üzerinde kaldı. Gökyüzüne baktım. Hissettiğim bu yoğun his beni boğuyordu ama çok güzeldi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Geçmesin, lütfen. Bu kez geçmesin.&#8221; diye fısıldadım ve ağır kapıyı ittim. Gördüğüm manzara beni büyülemişti. Loş sarı ışık altında gözlerim daha da parlamıştı. Tavandan bir sürü rüya kapanı sarkıyordu. &#8220;Cennettyim.&#8221; diye geçirdim içimden. Küçük dükkanda geriye kalan her yerde çömlek vardı. Gözlerimi nihayet ıslığın sahibine çevirdiğimde kaşlarının altından bana bakıyordu. Elleri çömlek yaptığı için kil içindeydi. Üzerinde beyaz bir atlet vardı ve yer yer o da batmıştı. Altın kahve saçları dağınıktı ve alnına dökülüyordu. İçerisi oldukça sıcaktı. Dönen ve henüz yapım aşamasında olan çömleğini durdurdu. Sakin bir şekilde ayağı kalktı ve uzun boyunu sergiledi. Altın kahve gözlerini benden ayırmadan yanıma doğru geldi. Sakalsız ve pürüssüz bir yüzü, pembe biçimli dudakları düzgün bir burnu kavisli ince kaşları vardı. Burnunun üzerinde yaklaşık bir santim kesik izi vardı. Sarı ışıkta üzerime eğildiğinden ben karanlıkta kalmıştım. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Yanlış yerdesin.&#8221; dedi bir anda biçimli dudaklarını diliyle ıslattı ardından. Bu beklemediğim bir cümleydi. Kaşlarım çatıldı, ani bir şekilde çenemin ucunu kaldırarak,</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Hayır, doğru yerdeyim.&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Çatılan kaşları normale döndü ve kısa bir süre beni inceledi. Altın gözleri kolyeme takılı kalınca kaşlarıyla kolyemi işaret ederek, beni daha da sarsan bir soru sordu.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Seni buraya getiren kolyen mi, kabusların mı?&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bu soruyla farkında olmadan birkaç adım gerilemiştim. Onunda gözleri benim koyu yeşil gözlerime tırmanmıştı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Kolyemi bana getiren kabuslarım.&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bu cevapımla da o bir adım bana doğru atmıştı. Ne ben ne de o böyle bir cevabı beklemiyorduk. Kısa süren bir sessizlik oldu, tepemizdeki lambanın cızırtısını bile duyabiliyordum artık. Müzik çalmaya devam ediyordu şöyle diyordu, kadife sesli eski bir kadın sanatçı,</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Sen neler neler çektin ben biliyorum, dokunsam ağlarsın hissediyorum…&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bu şarkıyı hatırlamıştım ve gözlerim bir anlığına doluvermişti. Yutkundum ve dudaklarımdan cesur sorumun dökülmesine izin verdim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Peki sana bunları yaptıran ne?&#8221; dedim rüya kapanlarını göstererek,&#8221; Hayatın mı kabusların mı?&#8221; </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Gözlerink kıstı ve bir an bile düşünmeden cevap verdi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Hayatıma dönüşen kabuslarım.&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>İşte bu cevap ikinci kez yutkunmamı engellemişti ve nefes almamı da. Elini uzattı,<br>&#8220;Cesur Ali ben.&#8221;<br>Buz kesmiş elimi onun büyük, sıcacık avcuna yerleştirdim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Helya.&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Gözlerimi dolduran o şarkı bitti, güneş tamamen battı. Lambanın ve eski radyonun cızırtısına kapının kapanış sesi eşlik etti. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ateş içimde evini buldu.</p>
<p></p>					</div>
						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-bfa6ad4 elementor-widget elementor-widget-eael-content-ticker" data-id="bfa6ad4" data-element_type="widget" data-widget_type="eael-content-ticker.default">
				<div class="elementor-widget-container">
			<div class="eael-ticker-wrap" id="eael-ticker-wrap-bfa6ad4"><div class="ticker-badge">
                    <span>Bugün Okunanlar</span>
                </div><div class="swiper-container-wrap eael-ticker">
                <div class="swiper-container eael-content-ticker swiper-container-bfa6ad4" data-pagination=".swiper-pagination-bfa6ad4" data-arrow-next=".swiper-button-next-bfa6ad4" data-arrow-prev=".swiper-button-prev-bfa6ad4" data-effect="slide" data-speed="400" data-autoplay="1011" data-pause-on-hover="true" data-loop="1" data-arrows="1">
                    <div class="swiper-wrapper"><div class="swiper-slide">
        <div class="ticker-content">
            <a href="https://www.geceyim.com/didem-madak-alintilari/" class="ticker-content-link">Didem Madak’tan İçimizi Parçalayan 15 Alıntı</a>
        </div>
    </div><div class="swiper-slide">
        <div class="ticker-content">
            <a href="https://www.geceyim.com/gece-siirleri/" class="ticker-content-link">Gece Üzerine Yazılmış 20 Unutulmaz Şiir</a>
        </div>
    </div><div class="swiper-slide">
        <div class="ticker-content">
            <a href="https://www.geceyim.com/bilge-karasu-sozleri/" class="ticker-content-link">Bilge Karasu Sözleri</a>
        </div>
    </div><div class="swiper-slide">
        <div class="ticker-content">
            <a href="https://www.geceyim.com/sukru-erbas-biyografisi/" class="ticker-content-link">Şükrü Erbaş</a>
        </div>
    </div></div>
				</div>
				<div class="content-ticker-pagination"><div class="swiper-button-next swiper-button-next-bfa6ad4"><i class="fas fa-angle-right"></i></div><div class="swiper-button-prev swiper-button-prev-bfa6ad4"><i class="fas fa-angle-left"></i></div></div>
			</div>
		</div>		</div>
				</div>
						</div>
					</div>
		</div>
								</div>
					</div>
		</section>
									</div>
			</div>
					</div>
		 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-1-ev/">GÜVERCİNLİK -bölüm 1: Ev-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-1-ev/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3975</post-id>	</item>
		<item>
		<title>LiLi</title>
		<link>https://www.geceyim.com/lili/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/lili/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Geceyim]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Sep 2019 12:48:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öykü]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[momo]]></category>
		<category><![CDATA[öykü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=3206</guid>

					<description><![CDATA[<p>   Odasındaki kırık aynaya bakıp ‘’Büyüyünce zenciler prensesi olacağım, işte hayat o zaman başlayacak’’ dedi, Lili. Hiç zenciler prensesi görmemişti bu yüzden yeryüzündeki ilk zenciler prensesi olabilirdi, aslında zenci de değildi. Esmer olan teni yazın sürekli güneşin altında oynamaktan daha da esmerleşmişti sadece. Esmer prenses kulağa o kadar hoş gelmiyordu, zenciler prensesi olacaktı Lili. Öyle &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/lili/"> <span class="screen-reader-text">LiLi</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/lili/">LiLi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong><br></strong>        Odasındaki kırık aynaya bakıp ‘’Büyüyünce zenciler prensesi olacağım, işte hayat o zaman başlayacak’’ dedi, Lili. Hiç zenciler prensesi görmemişti bu yüzden yeryüzündeki ilk zenciler prensesi olabilirdi, aslında zenci de değildi. Esmer olan teni yazın sürekli güneşin altında oynamaktan daha da esmerleşmişti sadece. Esmer prenses kulağa o kadar hoş gelmiyordu, zenciler prensesi olacaktı Lili. Öyle bir ülkesi olacaktı ki evinden dışarı çıkmayıp oyun oynamayan tüm çocukların dışarıda oyun oynamasını sağlayacaktı, güneşin altında tenlerinin esmerleşeceği hatta neredeyse zenci olacakları kadar! Bu ülkede çarpışan arabalar, Barbie bebekler, oyuncak bilgisayarlar olmayacaktı. Hayal gücü olacaktı, sınırsız hayal gücü. Bu hayal gücü için boş alanlar inşa edecekti. Elimize direkt olarak hazır gelen, süslü lüks oyuncaklar çocukları ne kadar mutlu edebilir, onlar hayal kurmamıza olanak sağlamıyor. İhtiyacımız olan: Hayal gücü, yokuş aşağı koşabileceğimiz yeşil tepeler ve bunlara eşlik eden dostlarımız. </p>



<p>Lili tüm bunlara sahipti ama&nbsp;
Lili’nin dedesi Oppeo bir ülkeden bahsetmişti&nbsp; ve orada çocukların çok oyuncakları olduğu
halde mutsuz olduklarını söylemişti ve eklemişti, çoğu şeylere sahip bu
çocuklar ama en önemli şeye sahip değillerdi:&nbsp;
Onları dinleyecek, onlarla vakit geçirecek ebeveynlere, arkadaşlara…
Oppeo’ nun dediğine göre bu ülkedeki insanların evlerinde içinde resimlerin oynadığı
küçük kutular varmış. Bir de her insanın cebinde taşıdığı seslerin duyulduğu
küçük alet varmış. İnsanlar zamanlarının çoğunu bu aletler ile geçiriyormuş.
Ülkeye rengini veren tek şey ekranların rengiymiş, siyah- beyaz; renksiz yani… </p>



<script src="https://pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js" async=""></script>
<!-- Yazı içi performans inceleme -->
<ins class="adsbygoogle" style="display:block" data-ad-client="ca-pub-9899694617748977" data-ad-slot="2183400000" data-ad-format="auto" data-full-width-responsive="true"></ins>
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script>



<p>Lili bunları öğrenir öğrenmez zenciler prensesi olacağım ülkeyi kuracağım diye söz vermişti kendisine. Tüm bunları düşünüyorken aynasının yanındaki pencereden Gigi’nin geldiğini gören Lili koşarak dışarıya çıkıp Gigi’ye sarıldı. “Mutlu sabahlar Gigi, bugün bana hangi öyküyü anlatacaksın?” dedi. Gigi’ de “Ben ne zaman aklımda bir öykü ile geldim Lili? Senin gördüklerinle, senin dünyanla öyküm kendiliğinden oluşuyor” dedi. Gigi ile Lili her zaman ki yerleri olan amfi tiyatroya gittiler. Basamaklarda otururken Lili, bugün çimenlerde uzanalım hadi Gigi diyerek çimenlere koştu ve çimenlere uzandı. Lili bulutlara baktı. Bir bulutu kuşa, bir bulutu zürafaya, bir bulutu da pamuk şekere benzetti; Gigi’ ye dönüp ‘’Dünya önceden pamuk şekerdi değil mi Gigi?‘’ diye sordu. “Elbette öyleydi Lili; Dünya ilk oluştuğunda yeryüzüne inmeye çalışan havada asılı duran bir pamuk şekerdi.” Lili Dünya’nın nasıl havada durabildiğini sordu. Gigi de: ‘’ Çünkü bir kuş taşıyordu onu dedi. Kuşun kanatları pamuk şekeri yeryüzüne taşıyacak kadar güçlü değildi. Yeryüzünde ilk olan canlı zürafalardı ve zürafaların boynu o kadar uzundu ki kuş pamuk şeker olan dünyayı zürafanın boynuna bırakarak onun kendiliğinden yeryüzüne inmesini sağlayacaktı.’’ dedi. İkisi birden gülmeye başladılar. Lili’nin en sevdiği oyundu bu, Gigi yine ayı şeyi yapmıştı: ‘’ Lili‘nin dünyasından yeni bir dünya.’’. Gigi, görüşürüz Lili diyerek oradan ayrıldı. Daha sonra Lili’ nin arkadaşları geldi, bugün nasıl bir oyun tasarlayacağız hayallerimizle diye sordu arkadaşlarına hemen ardından dedi ki: ‘’Bugün yeni bir ülke kuracağız, tüm çocukların gelebildiği.’’</p>



<p>Neredeyse akşam olmuştu, Oppeo beni merak etmeden eve
gideyim diyerek evinin yolunu tuttu Lili. Yolda gördüğü tüm çiçekleri kokladı,
gördüğü tüm dostlarını selamladı, ateş böceklerinin sesini dinledi. Lili
herkesi her şeyi dinlerdi. Böcekleri, otları, yağmuru hatta ağaçlar arasında
dolaşan rüzgarı bile. Her biri ona başka şeyler anlatırdı. Tüm bunları dinlemek
için yavaşladığından eve geç kalmıştı neyse ki Oppeo, Lili’ nin bu huyunu
bildiğinden telaşlanmayacaktı.</p>



<script src="https://pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js" async=""></script>
<!-- Yazı içi performans inceleme -->
<ins class="adsbygoogle" style="display:block" data-ad-client="ca-pub-9899694617748977" data-ad-slot="2183400000" data-ad-format="auto" data-full-width-responsive="true"></ins>
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script>



<p>Eve geldiğinde Oppeo yemek masasında onu bekliyordu. Hoş geldin Lili, ellerini yıka da yemeğe gel bakalım dedi. Lili ellerini yıkayıp masaya oturdu. Yemek yerken bir yandan da Beppo gününün nasıl geçtiğini neler yaptığını sordu. Lili, Gigi’ nin öyküsünü, arkadaşlarıyla ülke fethettiklerini, yolda gördüğü her şeyin ayrıntısını anlattı. Lili anlattıklarını Oppeo’nun her zamanki gibi hiç sıkılmadan dinlediğini görünce Oppeo’nun bahsettiği renksiz ülkeyi düşündü. Kendisi ne kadar da şanslıydı, etrafındaki her şey Lili’yi dinliyordu, Lili de onları tabi. Lili yemeğini yedikten sonra odasına çıktı. Çok yorulmuştu uyumak için pencereye bakan yatağına uzandı, pencereden yıldızlara baktı. Lili her gece yıldızlarına gün içinde neler olup bittiğini anlatırsa kaybettiği annesi ve babasının onu duyacağına inanıyordu. Ne yapacağını bilemediği zamanlarda da yıldızlarına sorardı, annesi ve  babasından cevap alacağını umarak ve onlar bir araya gelip ışıklarını kuvvetlendirip harfler oluşturarak Lili’ye cevap verirlerdi. Lili yıldızlarına gününü anlatırken gözleri yavaş yavaş kapanıyordu. En son cümlesi ‘’Bizim ülkemizde Oppeo’nun bahsettiği renksiz ülkeye dönüşmeyecek değil mi?”idi. Cevabını görmeden Lili’nin gözleri kapandı ve uykuya daldı.  <br> <br> Lili’ nin cevabı görmemesi için kapanmıştı belki de o gözler…<br><br> <strong>                                                                                                                                 SENA AÇIKGÖZ </strong></p>



<script src="https://pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js" async=""></script>
<!-- Yazı içi performans inceleme -->
<ins class="adsbygoogle" style="display:block" data-ad-client="ca-pub-9899694617748977" data-ad-slot="2183400000" data-ad-format="auto" data-full-width-responsive="true"></ins>
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script>



<p></p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/lili/">LiLi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/lili/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3206</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uykum Kaçana Kadar</title>
		<link>https://www.geceyim.com/uykum-kacana-kadar/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/uykum-kacana-kadar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Sami Turan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jan 2018 18:16:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Amnezi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Uykum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.geceyim.com/?p=1917</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu sefer kendimden çok eminim her şeyi kaybetmemek için uyumayacağım. Hayatın bana bu kadar zalimce davranmasını bekleyemem. Herkesin bazen ondan kurtulmayı dileyerek yattığı, benimse her gece yatmadan önce o gerçekler için dua ettiğim&#8230; Hele bu gece de sözümü tutamazsam, tekrar kaybedeceğim. Her gün sabah uyanıpta yatağın içinde yattığım kişiye kadar hiç bir şeyi hatırlayamam. En &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/uykum-kacana-kadar/"> <span class="screen-reader-text">Uykum Kaçana Kadar</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/uykum-kacana-kadar/">Uykum Kaçana Kadar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sefer kendimden çok eminim her şeyi kaybetmemek için uyumayacağım.</p>
<p><span id="more-1917"></span></p>
<p>Hayatın bana bu kadar zalimce davranmasını bekleyemem. Herkesin bazen ondan kurtulmayı dileyerek yattığı, benimse her gece yatmadan önce o gerçekler için dua ettiğim&#8230; Hele bu gece de sözümü tutamazsam, tekrar kaybedeceğim.</p>
<p>Her gün sabah uyanıpta yatağın içinde yattığım kişiye kadar hiç bir şeyi hatırlayamam. En çokta her sabah uyandığımda giyinmek için bıraktığım terlikleri, sabah olduğunda kimin olduğunu bilmediğimden giymeyip çıplak ayakla banyodaki aynanın karşısında dikildiğim onca dakika ve aynadaki beni andıran o kadın. Bunlardan kurtulmak için nelerimi feda etmezdim. Galiba bunu istemek benim için fazla olabilirdi ama en azından uyandığımda yanımdaki erkeğin kocam olduğunu hatırlamak istiyorum. İri dudaklara, dik şişkin memelere veya azcık dolgun dursun diye kalçalarıma estetik yaptırmak istemiyorum sadece hatırlamak istiyorum. 21.yy&#8217;da tıpın değil her şeyin ilerlediği bu yıllarda bunu istemem çok muydu bana.</p>
<p>Her gün baştan sararak doğmaktan yoruldum. Evet 20li yaşlarım bendeydi ama onlar da yaşamam için yetmiyordu. Ellerimde, kollarımda bulunan kırışıklıkları anlatabileceğim bir benliğe ihtiyacım var. Benden geri kalan beni istiyorum. Geleceğim için okuduğum o üniversiteyi o doktorayı şimdi sadece bir kronoloji tarih çizelgesi gibi gözlerimin önünden kaymasını istemiyorum. Hislerimi bile hatırlayamıyorum, evlenirkenki o herkesin yaşadığı, evet benim de yaşadığım ama şu an hatırlayamadığım tatlı telaşları istiyorum. Neden, yanımdaki adamla uyandığımın bir sebebi olmasını istiyorum ya da niçin bir sabah daha uyandığımı.</p>
<p>Bazen de artık kocam gidince salakça gülmelere başlıyorum bunu da daha dün günlüğe yazan benden öğreniyorum. Ayları dolduran bir günlüğü baştan sona okuyorum ve gece bir gün daha ekliyorum.Ya bir gün okunamayacak kadar uzun olursa ne yapacağım. Tedavimin ne kadar işe yaradığından emin değilim.</p>
<p>İşte bugün uyumayacağım! O salak gün bana bahşedilen, Tanrı&#8217;nın üstüme mimlenen o boktan hastalığını üstünden geleceğim ve ona dur diyeceğim. Kendimi kaybetmeden geçireceğim, bu gece kocam yatağa girdiğinde belkide benim de paydamın olduğu griye çalan saçlarını okşayarak uyutacağım onu ve o uyuyunca yataktan çıkacağım. Ve yarın sabah bu sefer kahvaltıyı ona ben hazırlayacağım ve bu sefer ben onu şaşırtacağım.</p>
<p>Başarabilir miyim bilmiyorum ki. Ne fark eder amnezi hastasıyım ben, hem de en nadirlerinden. Başarısız olursam da hatırlamayacağım zaten başarısız olup olmadığımı. Belki uykusuz kalmam bir şeyleri değiştirmeyecek ama ben uykum kaçması için savaşacağım,uyuyana kadar değil bu gece uykum kaçana kadar&#8230;</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-1921 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2018/01/tumblr_nph7k2xgwu1qzwq8po1_1280-300x203.jpg?resize=300%2C203" alt="" width="300" height="203"  data-recalc-dims="1"></p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/uykum-kacana-kadar/">Uykum Kaçana Kadar</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/uykum-kacana-kadar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1917</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Prana</title>
		<link>https://www.geceyim.com/prana/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/prana/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Sami Turan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jan 2018 15:44:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[osho]]></category>
		<category><![CDATA[Prana]]></category>
		<category><![CDATA[zıtlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.geceyim.com/?p=1824</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşam zıtlıklar içerir</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/prana/">Prana</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Ve insan ölürken yapacağı son şey nefes vermek olacaktır. Yaşam, nefes almakla başlar ve nefes vermekle son bulur.</p></blockquote>
<p><span id="more-1824"></span></p>
<p>Birkaç gün önce okuduğum kitaptaki düşünceyi kendi yorumum ve pranayla birlikte anlatmak istiyorum.</p>
<p>Öncelikle prana nedir biliyor musunuz? Prana, Hindular tarafından nefese verilen addır. Halbuki prana daha çok yaşam demektir. Nefesinizi verdiğiniz zaman yaşayabilirsiniz ama prananızı verdiğinizde yaşayamazsınız.</p>
<p>Hayat zıtlıkların bir araya gelmesiyle birlikte yaşanılabilinir kılınır. İyiliğin varlığının sebebi kötülüğün olması gibi erkeğin olsamasının da sebebi kadındır. Sevgi gibi nefretin de yanınımızda bulunması bu zıtlıklara örnek verilebilir. Siyahın zıttı beyaz değil beyazın varlığı siyah, siyahın varlığı beyazdır. Bir başka deyişle zıt yönlü olsa da gerçeklerin oluşumu bu kaydelere dayanır. İnsanoğlunun zıtlık olarak tanımladığı birçok kavramın hayatın ta kendisidir.</p>
<p>Eminim ki duymuşsunuzdur kavgalar ilişkileri kuvvetlendirir. (Bence bazıları da ilişkinin kuvvetidir.) İki cambaz tek bir ip; ilişki bu incecik iple birlikte cambazların geçirdiği süreçtir. Dışardan enfes görünen o oyun. İpin iki tarafı kavga edip tek bir ipe aynı anda hoplayarak girerse faciayı kendi elleriyle çağırır. Bir taraf diğerinin hareketlerine bakıp içindeki sakinliği korursa bu sefer hareketlilik şov olarak yansıyacaktır.</p>
<p>Bir başka nükte de şu kitaptaki: &#8221; Bir erkek günün yirmi dört saati erkek değildir–aynı zamanda ara sıra kadındır. Bir kadın günün yirmi dört saati kadın değildir–aynı zamanda, bir erkektir bazen.&#8221; Erkek saldırganlık ve vahşilik, kadın uysallık ve teslimiyetçilik. Feminizm kafasına sarılanlar anlık olarak bir siyah nokta düşürdüler. Ancak, yaratılış olarak biyolojik olarakta böyle bir özellikle insan oğlu ayrılmış. Daha fazla kızdırmadan açıklayalım şimdi. Yazarın dediği gibi bir kadın saldırgan olursa dikkat et çünkü o bir kadın, yıllar boyu ekilmemiş toprağın bereketli mahsulünü çıkarır. Teslimet kendini kadınlığını ortaya çıkar fırtınadaki denizde iki kaptan uzun yaşamaz.</p>
<p>Sözlerimi şimdi bitiriyorum,</p>
<p>Kendinize kötü bakın biraz da canım&#8230;</p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/262f.png" alt="☯" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f609.png" alt="😉" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/prana/">Prana</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/prana/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1824</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
