LiLi


   Odasındaki kırık aynaya bakıp ‘’Büyüyünce zenciler prensesi olacağım, işte hayat o zaman başlayacak’’ dedi, Lili. Hiç zenciler prensesi görmemişti bu yüzden yeryüzündeki ilk zenciler prensesi olabilirdi, aslında zenci de değildi. Esmer olan teni yazın sürekli güneşin altında oynamaktan daha da esmerleşmişti sadece. Esmer prenses kulağa o kadar hoş gelmiyordu, zenciler prensesi olacaktı Lili. Öyle bir ülkesi olacaktı ki evinden dışarı çıkmayıp oyun oynamayan tüm çocukların dışarıda oyun oynamasını sağlayacaktı, güneşin altında tenlerinin esmerleşeceği hatta neredeyse zenci olacakları kadar! Bu ülkede çarpışan arabalar, Barbie bebekler, oyuncak bilgisayarlar olmayacaktı. Hayal gücü olacaktı, sınırsız hayal gücü. Bu hayal gücü için boş alanlar inşa edecekti. Elimize direkt olarak hazır gelen, süslü lüks oyuncaklar çocukları ne kadar mutlu edebilir, onlar hayal kurmamıza olanak sağlamıyor. İhtiyacımız olan: Hayal gücü, yokuş aşağı koşabileceğimiz yeşil tepeler ve bunlara eşlik eden dostlarımız.

Lili tüm bunlara sahipti ama  Lili’nin dedesi Oppeo bir ülkeden bahsetmişti  ve orada çocukların çok oyuncakları olduğu halde mutsuz olduklarını söylemişti ve eklemişti, çoğu şeylere sahip bu çocuklar ama en önemli şeye sahip değillerdi:  Onları dinleyecek, onlarla vakit geçirecek ebeveynlere, arkadaşlara… Oppeo’ nun dediğine göre bu ülkedeki insanların evlerinde içinde resimlerin oynadığı küçük kutular varmış. Bir de her insanın cebinde taşıdığı seslerin duyulduğu küçük alet varmış. İnsanlar zamanlarının çoğunu bu aletler ile geçiriyormuş. Ülkeye rengini veren tek şey ekranların rengiymiş, siyah- beyaz; renksiz yani…

Lili bunları öğrenir öğrenmez zenciler prensesi olacağım ülkeyi kuracağım diye söz vermişti kendisine. Tüm bunları düşünüyorken aynasının yanındaki pencereden Gigi’nin geldiğini gören Lili koşarak dışarıya çıkıp Gigi’ye sarıldı. “Mutlu sabahlar Gigi, bugün bana hangi öyküyü anlatacaksın?” dedi. Gigi’ de “Ben ne zaman aklımda bir öykü ile geldim Lili? Senin gördüklerinle, senin dünyanla öyküm kendiliğinden oluşuyor” dedi. Gigi ile Lili her zaman ki yerleri olan amfi tiyatroya gittiler. Basamaklarda otururken Lili, bugün çimenlerde uzanalım hadi Gigi diyerek çimenlere koştu ve çimenlere uzandı. Lili bulutlara baktı. Bir bulutu kuşa, bir bulutu zürafaya, bir bulutu da pamuk şekere benzetti; Gigi’ ye dönüp ‘’Dünya önceden pamuk şekerdi değil mi Gigi?‘’ diye sordu. “Elbette öyleydi Lili; Dünya ilk oluştuğunda yeryüzüne inmeye çalışan havada asılı duran bir pamuk şekerdi.” Lili Dünya’nın nasıl havada durabildiğini sordu. Gigi de: ‘’ Çünkü bir kuş taşıyordu onu dedi. Kuşun kanatları pamuk şekeri yeryüzüne taşıyacak kadar güçlü değildi. Yeryüzünde ilk olan canlı zürafalardı ve zürafaların boynu o kadar uzundu ki kuş pamuk şeker olan dünyayı zürafanın boynuna bırakarak onun kendiliğinden yeryüzüne inmesini sağlayacaktı.’’ dedi. İkisi birden gülmeye başladılar. Lili’nin en sevdiği oyundu bu, Gigi yine ayı şeyi yapmıştı: ‘’ Lili‘nin dünyasından yeni bir dünya.’’. Gigi, görüşürüz Lili diyerek oradan ayrıldı. Daha sonra Lili’ nin arkadaşları geldi, bugün nasıl bir oyun tasarlayacağız hayallerimizle diye sordu arkadaşlarına hemen ardından dedi ki: ‘’Bugün yeni bir ülke kuracağız, tüm çocukların gelebildiği.’’

Neredeyse akşam olmuştu, Oppeo beni merak etmeden eve gideyim diyerek evinin yolunu tuttu Lili. Yolda gördüğü tüm çiçekleri kokladı, gördüğü tüm dostlarını selamladı, ateş böceklerinin sesini dinledi. Lili herkesi her şeyi dinlerdi. Böcekleri, otları, yağmuru hatta ağaçlar arasında dolaşan rüzgarı bile. Her biri ona başka şeyler anlatırdı. Tüm bunları dinlemek için yavaşladığından eve geç kalmıştı neyse ki Oppeo, Lili’ nin bu huyunu bildiğinden telaşlanmayacaktı.

Eve geldiğinde Oppeo yemek masasında onu bekliyordu. Hoş geldin Lili, ellerini yıka da yemeğe gel bakalım dedi. Lili ellerini yıkayıp masaya oturdu. Yemek yerken bir yandan da Beppo gününün nasıl geçtiğini neler yaptığını sordu. Lili, Gigi’ nin öyküsünü, arkadaşlarıyla ülke fethettiklerini, yolda gördüğü her şeyin ayrıntısını anlattı. Lili anlattıklarını Oppeo’nun her zamanki gibi hiç sıkılmadan dinlediğini görünce Oppeo’nun bahsettiği renksiz ülkeyi düşündü. Kendisi ne kadar da şanslıydı, etrafındaki her şey Lili’yi dinliyordu, Lili de onları tabi. Lili yemeğini yedikten sonra odasına çıktı. Çok yorulmuştu uyumak için pencereye bakan yatağına uzandı, pencereden yıldızlara baktı. Lili her gece yıldızlarına gün içinde neler olup bittiğini anlatırsa kaybettiği annesi ve babasının onu duyacağına inanıyordu. Ne yapacağını bilemediği zamanlarda da yıldızlarına sorardı, annesi ve  babasından cevap alacağını umarak ve onlar bir araya gelip ışıklarını kuvvetlendirip harfler oluşturarak Lili’ye cevap verirlerdi. Lili yıldızlarına gününü anlatırken gözleri yavaş yavaş kapanıyordu. En son cümlesi ‘’Bizim ülkemizde Oppeo’nun bahsettiği renksiz ülkeye dönüşmeyecek değil mi?”idi. Cevabını görmeden Lili’nin gözleri kapandı ve uykuya daldı. 

Lili’ nin cevabı görmemesi için kapanmıştı belki de o gözler…

                                                                                                                                 SENA AÇIKGÖZ

Bir Cevap Yazın