Ufukta Parlayan Kumda Bir Yaşam

Dünya’nın kokusu benliğimi sarıp burnumun direklerini kırıyor adeta. Nerede benim Soylu Karakuğu dostum… Şifa arıyor dimağım… Ah ruhuma aksettirecek sessizlikte kalp atışlarım… Maddesellikle çevrili bu diyarlarda doğanın türküsüne nail olma çırpınışıyla yol almaya çalışırken, karşıma Aborijinlerin hayat felsefesi çıkıyor… Avustralyalıların asıl yerlilerinden olan bu halkın yaşam biçimini benimseyebilmek, uygulamaya geçirebilmek meşakkatli bir tırmanış çizgisi. Bir Çift Yürek kitabıyla ve doğada kamp faaliyetleriyle idrak edilebilir bir nebzede olsa.

Kitaba dönüş ^^ Orta yaşlarda, yaşamın tecrübelerinden yararlandığını düşündüğüm kadın, Aborijin gençlerle ekonomik gelişimini sağlayabilmek, psikolojik açıdan da iyileştirmek suretiyle projeler yürütmüştür. Bu proje sonucunda beklediği sürpriz ve karşısına çıkan farklıdır. Hayaller ve hayatlar misali. Çöle sürüklenir.. O an kadının sahip olduğu maddeler, eşyalar ateşe verilir. Kabullenme süreciyle arınma denizine kulaçlar atılmaya başlanır. ‘’Çok sonra anlayacaktım ki, maddi nesnelerden ve bazı ön yargılardan kurtulmak ‘’varolmaya’’ doğru yapacağım o yürüyüşün gerekli ve vazgeçilmez bir adımıydı. ‘’ (sy:25)

Aborijinleri yakından tanırsak, zihin haritamızdaki bağlantılar daha kolay birleşir, kadının hayatındaki değişimleri benimseyebiliriz… Onlar ki ‘’Gerçek İnsanlar’’, cana yakınlıkları, müzikal tonlamaları, yazılı iletişimdenırak, sözlü iletişimleriyle, masallarıyla şarkılarıyla, Didgeridoo müzik aletleriyle ateş etrafında keyifli vakit geçirenler kabilesidir. Erkeklerin ve kadınların görünüşleri farklı farklıdır. Renkli tüyler, hayvan desenlerini vücuda işlemeler, taşlarla, tohumlarla kolye yapmalarıyla özgündürler. Özellikle kemik takıları ile bilinirler. Meyveleri kutsarlar, okuyunca bana enteresan gelen bitki adlarıyla çeşit çeşit çay yaparlar, şifacılardır. Kendilerine ad takarlar yeteneklerine vs. ye göre. Misal: Dikiş Ustası, Ruhsal Kadın, Şifacı Adam gibi.

Doğada bulunan her şeyin bir anlamı vardır onların lügatında. Gerçek insanlar cesurdur aynı zamanda. ‘’Toprak insana ait değil, insan toprağa aittir.’’ ilkesini benimserler. Bumerangı ve mızrağı da çok kullanırlar. Sprey boya onların icadıymış. 18.yy’a kadar Aborijinler kendi hallerinde iken 18.yy’dan sonra İngiltere, sömürgeciliği ile dahil olmuştur topraklarına.

Zihnimi toparlamakta güçlük çekiyorum, Avustralya çölünün sıcakları Ankara’ya mı ulaştı acaba 🙂 Pekii size bir teklif gelse; Avustralya çölünde mutlak sessizlikte yürüyüşe katılır mısınız? diye. Yanıtlamak güç doğrusu. Evet mi? Hayır mı? Anlıyorum sıcağın verdiği kavrulmuşluk hissi bile tüyleri diken diken ediyor lakin evet demenin de bir büyüsü var değil mi ? O vakit kadının kabullenişiyle birlikte yürüyüş serüveni başlar. Ayaklarda dermansızlık, açlık, susuzluk ile günler süren bir faaliyettir bu. Arayışlar.. Hali hazırda herhangi bir yiyecek söz konusu değil lakin yürekten gelen iyi niyetler, evrenden beklenenler var. Ve evet eveet karınlar doyuyor her daim. Hayal edilenler gerçekleşiyor, su yolları çıkıyor karşılarına.. Sabah ayinlerinde de söyledikleri bir söz var. ‘’Eğer bu benim ve her yerdeki yaşamın hayrınaysa, bırakın öğreneyim.’’ ki bu cümle bana epey bir tesir etti.

Bir de hediyeleşmeye dair bakış açıları mesud etti. ‘’Armağanda zorunluluk yoktur. Koşulsuz olarak verilen bir şeydir. Armağan alan kişi bunu ne isterse yapabilir: kullanabilir, kırabilir, başkasına verebilir, canı ne isterse onu yapar.’’ (sy:208) Böyle bir olgunluğa erişmek kolay değil. . Yürekleriyle duyuyor Aborijinler. Telepatik yöntemleri gelişmiş. Bu yöntemle duyabilmelerinin sebebi ise onlara göre yalan söylememeleri. Ah günümüzde bu yöntemle duyabilmemiz mümkün müdür? ‘’Asla, asla deme’’ hayat felsefeleridir ki bizler de deriz aman büyük konuşmayalım, kınamayalım yoksa başımıza gelir diye. 🙂

O vakit doğada yol alabilmek, yeni ufuklara adım adım yelken açabilmek, keşfetmek, anlam vermek dileğiyle, sevgiyle. ^_^

Bir Cevap Yazın