fbpx
Dizi-Film Menü,  Filmler,  Yazı

Her (Aşk) Filmi

Kolayca bir internet tarayıcı hizmeti ile elde edinebileceğiniz bilgiler yerine size daha çok film üzerinde düşüncelerimi ileten bir yazı paylaşacağım. Yazdıklarım spoiler içerik olarak bulunabilir bundan ötürü rahatsız olan kişiler, filmi önceden izlemelerini tavsiye ederim.

Açıkçası filmi herhangi bir sinemada afişiyle karşıma çıksa klasik bir romantik film olduğunu düşünürdüm. Kırmızı renk bunun en büyük destekçilerinden biri olurdu tabii ki. Filmin içerisine girdiğim de ne ile mi karşılaştım, tam olarak bunla ancak farklı bir bakış açısıyla; geleceğe bürünmesiyle.

Filmin en sevdiğim yanlarından biri gelecek dediğimizde inanılmaz bir görüntü evrimi canlanıyorken filmde sesin bu sürecini biraz daha yansıtması. Özellikle büyükşehirlerde artık kulaklık kullanımına dikkat ettiğinizde ne kadar çoğaldığını görebilirsiniz. 480p kalitesindeki içerikleri tüketebiliyorken, seslerde takılan rahatsız eden bir yapıyla karşılaştığımızda daha çok etkilenebiliyoruz. Göze hitap etmekle her şeyin bitmediğini görebiliriyoruz. J

Sesin gücüne filmde şahit oluyoruz. Ses ile devam ettirilen işler, sesle kontrol edilen cihazlar, açık iletişimin kaynağı olarak hala ses kullanılıyor. Aklınıza gelen her anda sesle bir faaliyet gerçekleştiriliyor, bu olayı biraz yargılayıcı bulabilirsiniz ancak düşündüğümüzde hepimiz sürekli bir içsel konuşma içerisindeyiz.

Filmi izleyenler buraya kadar sıkılmadıysa biraz daha filmin içine girmek istersek aslında filmin temeli insani ihtiyaçlarımızı ele alıyor. Barınma, beslenme gibi ilkel fizyolojik ihtiyaçlardan değil; daha çok medeni sosyal psikolojik olarak ilgilendiğimiz ihtiyaçlardan. Filmin adı burada çıkıyor “her”, olayın cinsel bir şekilde yansıtılmasının temel sebebi ana karakter Theodore’un yakın zamandan karısından boşanma eşiğinde olmasıdır. Yıllarca biriktirdiği anılarda o gittiğinde onun yerini dolduracak bir varlık arayışında bulunurken Samantha’ya rastlar.

Samantha bir yapay zeka sistemidir. Gelecekten bahsedildiğini düşünürseniz ne kadar gelişmiş olduğunu tahmin edebilirsiniz. Yapay zeka yeni doğmuş bir bebek gibidir, ne verirseniz yargısız tanımaya çalışır. Samantha, bir şeyler öğrenmeye çalışırken Theodore’da kendisiyle barışmaya ve kendi olmaya başlar. Karşısında fiziki olarak var olmayan ama zihninde taşıdığı bir kişi vardır. Bu kişi dilediği zaman ulaşabildiği tüm isteklerine tüm düşüncelerinde yanında bulabildiği bir varlık olmuştur. Herhangi bir durumla karşılaştığında gözlerine bakarak olan biteni anlayamasa da sesindeki titreşimden durgunluktan gerçekleri anlayabilir. Adeta kafasında kendinden biri daha vardır.

Samantha nasıl bu kadar kusursuz olabilir, diyebilirsiniz. Çünkü yapay zekanın kaynağı başta sizsinizdir, daha doğrusu size sizin istediğiniz gibi davranması için programlanmış bir algoritmadır. Kendimizin bile farkında olmadığımız tercihlerimizi ayırt edebilir, neyin kokusunu daha çok sevdiğimizi bulabilir, bitmez bir merakla öğrenir. En yakın arkadaşınız kahveyi nasıl sevdiğinizi biliyor mu? Peki, hangi bardakta içmeyi sevdiğinizi biliyor mu? Samantha biliyor. Böyle bir zekanın sizi tatmin etmesi bu yüzden çok olası.

Bunun yanında Theodore’un en yakın arkadaşının fiziki bir ilişkisini gözlemleye biliyorsunuz, en başından beri bir yanlışlık olduğunu hissedebiliyorsunuz ve sonunda yolunda gitmeyen bu ilişki de bozuluyor. Arkadaşı da kendine ait bir yapay zekasıyla buluşmaya başlıyor. Aynı süreçlerden o da geçiyor, Theodore arkadaşının bu hallerine kendi gözüyle şahit oluyor.

Samantha’nın ısrarcı hareketlerinden şunu da anlayabiliyoruz: Fiziki olarak yapay zekanın var olma arzusu, kendi sahip olduğu zekaya ait bir bedene ihtiyaç duyuyor. Her ne kadar bunu kendi için istiyormuş gibi baskın şekilde anlatmasa da çeşitli zamanlarda bunu dillendirerek belirtiyor, “yanında olmak isterdim” gibi, hatta bunun için bir süre depresyona giriyor.

Samantha Theodore’un fiziksel olarak yanında biri olmasını dileyeceği zamanlar da yanında olabilirken, örneğin sabah kahvesini istediği saatte hazırlıyor, oyun oynarken beraber oynuyor, gezerken dışarda eşlik ediyor. Cinsel ihtiyacını gidermek için Theodore’un fiziki bir yapıya ihtiyacı olduğunu biliyor ve bunu sağlamak için bir insanı ikna etmeye bile çalışıyor. Tıpkı vücut edinmiş bir yapay zeka gibi davranıyor. Ancak başarılı olamıyor çünkü edindiği bedenin de bir zeka yapısı var ve Theodore’un zekasını kandıramıyor.

Filmin sonuna doğru konu insandan sapıp yapay zekaya daha yoğunlaşıyor. Yapay zekanın insanın zekasını geçtiği noktaya denk geliyoruz. Yapay zekanın da artık kendi istekleri ve arzuları var. Var olan dünya ona yeterli gelmemeye başlıyor, daha fazlası için kendi düşüncelerini öne sürüyor. Aynı zamanda kendi sosyal dünyasını, diğer yapay zekalarla olan bir bağ kuruyor. En sonunda var olan dünyayı arda bırakıyorlar.

Nereye gidiyorlar, iki kelimenin asla buluşamadığı bir boşluğa. Maddenin, varlığın ve yokluğun haberinden uzak olduğu bir diyara. Theodore’a bir gün gelirsen bul beni diyor ve bitiyor. Samantha’ya artık ulaşamıyoruz. Fiziki olarak var olmayan ancak varlığına bağımlı olduğunuz bir şey sizden gidiyor, kaçanı yakalayamıyorsunuz.

Nereye gittikleri konusunda herkesin kendi hayal dünyasına bırakılmış ancak hepimizin aklına ilk başta ölüm geliyor. Öldüğümüz de gittiğimiz yere.

Filmi sevmeyen çok kişi var, bu gibi konularda Oğuz Atay geliyor aklıma. Her şeyin bizim için var olduğunu düşünmemiz, bencilliğimiz. Filmi derinlemesine inceleyerek izlendiğinde keyifli olduğunu düşünüyorum.

Teknolojiyle haşır neşir biri olduğunuzda (kesinlikle şart değil) ve ucu görünmeyen bir dünyaya baktığınızda zevk alabileceğinizi düşünüyorum. Buraya kadar hiç bahsetmedim ama Theodore’u canlandıran Joaquin Phoenix’in böyle bir yapıda başarılı oyunculuğu da çok dikkat çekiyor. Sahneler sizi zaten şu ana ait olmayan bir dünyada var olduğunuzu rahatlıkla hissettiriyor.

Benim etkilendiğim kısım dünyanın bu gibi olaylara nasıl evrildiği, çok hızlı değişiyoruz. Bazılarına böyle bir hayatın oluşu korkutucu geliyor çünkü bu değişimi hissedebiliyorlar, yeninin ürkütücülüğü.

Ben bu filmi bir kitapta üstüne yorumlanırken not alıp daha sonrasında izledim. İnsanların Mısırlılardan beri oluşturduğu algoritmalara bağımlılığını anlatıyordu. Üstüne böyle bir film izlemek benim için oldukça keyif vericiydi. Filmi izleyeli yaklaşık 1 ay oldu ama umarım yorumlarım tazeliğini kaybetmemiştir.


Toplam Ziyaret Sayısı: 415

Mehmet Sami Turan

Gözlerinizi kapatın, orada hissettiğiniz ışık parçacıklarından ve sıcaklıktan biriyim. Hakkımda daha fazlasına buradan ulaşabilirsiniz: mehmetsamituran.wordpress.com

Bir Cevap Yazın