fbpx
Masal

Yüzyıllık Uyku

Yüz yıl uyuyan prenses uyandı ve neredeyse 120 yaşına geldiğini fark etti. Şaşkınlıkla yanı başında duran aynaya baktı, kendi kendine böyle bir şey nasıl mümkün olabilir diye sordu. Ellerini yüzüne götürdü, bir zamanlar kusursuz olan yüzü şimdi kırışıklıklarla dolmuştu. Kendini tanımakta çok zorluk çekti hemen el aynasını bırakıp ailesinin ve prensin yanına gitmek istedi. Kendi kendine, ‘’bir dakika ben bu kadar yaşlandığıma göre çok zaman geçmiş olmalı, acaba ailem, sevdiklerim hala yaşıyorlar mı, şu an neredeler acaba’ diye sordu. Koşmak istiyordu, koşa koşa onların yanına gitmek istiyordu fakat konuşamıyor, yaşlı bedeni buna izin vermiyordu.  Ağır adımlarla ilerledi, kendisini bir kaplumbağadan farksız hissediyordu. Hem bedeninin verdiği hem de sevdiği hiç kimsenin yanında olmadığı düşüncesi, sırtında kambur oluyordu.

Ormanda yürüyeyim belki bana yardımcı olan kişiler olur diye düşündü. Ormanda ilerledi, aklına şatonun bahçesinde perilerle oynadığı zamanlar geldi. Daha sonra uyumadan önceki en son anıları canlanır gibi oldu. Şatolarında balo düzenlenmişti ve prens ile dans etmişlerdi, aklına gelenler yalnızca bunlardı. Kendisini zorlamaya çalıştı fakat çok yorulmuştu bir ağacın dibine oturdu, gözlerini kapatarak yorgun zihni ile hafızasını zorlamaya çalıştı ve gözlerini kapattı; gözlerinin önüne prens geldi. Danstan sıkılıp balkona çıkmışlardı. Prens baloları hiç sevmediğini onunla yıldızları seyretmenin daha güzel olduğunu söylemişti.  O an ki mutluluğunu hatırladı, ne kadar mutluydum bunlar başıma neden geldi, nasıl oldu diye ağlamaya başladı. Gözyaşları ağacın köküne doğru aktı o da ne ağaç birden hareketlenmeye başladı, uykudan uyanıyormuş gibi gözlerini açtı: ‘’Ağlama prenses, ben sana yardım edeceğim’’ dedi.  Prenses şaşkınlıkla, ‘’ama sen beni tanıyor musun başıma neler geldi biliyor musun bana nasıl yardım edeceksin?  Hem ben 100 yıldır uyuyorum’’ dedi. Ağaç, biliyorum prenses ben de 110 yaşındayım, bu yüzyılda ne olmuşsa bilirim dedi.  Prenses, peki bana nasıl yardım edeceksin ve sen herkese yardım ediyor musun diye sordu. Ağaç, herkese yardım etmiyorum; senin gözyaşların gerçek gözyaşlarıydı ve o gözyaşların gerçek sevgiden dolayı aktı eğer gözyaşların sahte olsaydı uyanıp sana yardım edemezdim dedi.  Öbür soruna gelince öncelikle nasıl bu hale geldiğini söyleyecek olursam olay şöyle oldu prenses… Sen her zaman insanlara iyilik yapan, daima güler yüzlü olan, güzeller güzeli bir kızdın; herkesi seven ve aynı zamanda çok sevilen.  Etrafına ışık ışık saçardın, tüm güzel şeyler sende toplanmış gibiydi adeta. Sonunda gerçek aşkı yani prensini de buldun… Balo gecesi de tüm gözler üstünüzdeydi, herkes size imrenerek bakıyordu… Balkona çıktığınız zaman periler gülümseyerek sizi izliyordu, yıldızlar…  Yıldızlar, size sevginizin güzelliğine hediye olarak tüm ışıklarını veriyorlardı. Hatırlasana prenses, gökyüzü ve yıldızlar hiç bu kadar aydınlık ve güzel olmamıştı demiştin, yıldızlar seni yani sizi çok seviyordu çünkü her gece odanın balkonuna çıkıp onlarla konuşuyordun ve onlara hep güzel şeylerden bahsediyordun. Kalbinin güzelliğini anlamıştı yıldızlar.

Yıldızlar size bir armağan daha vermek istiyorlardı, bu armağan şuydu: Yıldızlar kayacak ve siz dileğinizi gerçekleştireceksiniz ancak aynı anda tüm yıldızlar kayamıyordu, aralarında anlaşmaları gerekiyordu. Her biri dileğinizi gerçekleştirmek için kavga etmeye başladılar. Yıldızlar kavga ettiği sırada kötü kalpli cadı geldi.

Kötü kalpli cadı, prensesi çok kıskanıyordu, sihirli aynasından sürekli prensesi izliyordu. Cadı tüm prensesleri kıskanmıyordu elbette yalnızca kalbiyle en derin sevenleri, kalbiyle görenleri kıskanıyordu. Yıldızların bile çok sevdiği sana hiç katlanamıyordu. O gece de sizi izliyordu. Balkona çıktığınız zaman süpürgesi ile gökyüzüne çıkarak size izledi ve yıldızları duydu… Yıldızların prensesin dileğini gerçekleştirmesine müsaade edemem, bu kadarına da katlanamam, buna engel olmak için yıldızlar kaymadan bir şeyler yapmam gerekir dedi.

Sana zarar veremez de bu zamana kadar denedi olmadı, sevdiklerini senden uzaklaştırmaya çalıştı, sana zarar vermeye çalıştı ama başaramadı. Çünkü prenses seni sevenler ve senin insanlara sevgin senin zırhın oldu. Bu zırhlar kimi zaman periler, kimi zaman konuştuğun kuşlar, kimin zaman da gölgesinde dinlendiğin ağaçlar, yetiştirdiğini fidanlar, dostun periler oldu. Kötü kalpli cadı sana direkt olarak zarar veremiyordu başka yol bulmalıydı ve buldu: Seni uyutmak. Tabii ya bunu neden düşünemedim bunca zaman dedi ve o gece senin 100 yıllık uykuya yatırdı, 100 yıl sonra uyandığım zaman nasılsa kimsen olmayacaktı diye düşündü ama unuttuğu bir şey vardı prenses, biz ağaçlar yüzyıllarca yaşıyorduk. Biz olmasak da gerçekten sevenler için zaten her zaman kurtarıcı vardır. İşte her şey böyle oldu prenses, dedi.

Prenses çok şaşırmıştı. Bu kadar sevildiğimi bilmek onu mutlu etmişti ama aynı zamanda da çok korkmuştu aynı zamanda kafasında da birçok soru işaretleri vardı. Ağaca tüm bunları nereden bildiğini sordu. Ağaç, sen hatırlamıyor musun ben senin çocukken diktiğin bir fidanım, beni her gün sevgiyle suladın, benimle konuştun. O zamanlar köklerimle toprağa yeni yeni tutunuyordum, senin sevginle köklerim toprağa sımsıkı tutundu ve ben şimdi 110 yaşında kocaman bir ağacım. Başına gelenleri nasıl öğrendiğime gelecek olursak… Bu üzücü haberi dallarıma konan kuşlar getirdi. Hani senin o çok sevdiğin, beslediğin, onlarla konuştuğun kuşlar. Üzüldüm çok üzüldüm… Kuşlar kötü haber getirir miymiş hiç dedim, getiriyormuş prenses ama ben hep bekledim sana yardım edeceğim o günü hep bekledim, dedi.

Prenses hayrete düşmüştü, onun küçük olarak gördüğü bu şeylerin aslında ne kadar büyük olduğunu gördü. Küçük iyilikler, sevgiler tıpkı bir tohum, bir fidanken sonrasında; büyüyen, yeşeren bu ağaç gibi oluyor diye düşündü. Peki bundan sonra ne olacaktı? Ağaç, sana yardım edeceğim o günü bekledim demişti. Prenses sevinçle: ’’Peki bana nasıl yardım edeceksin?’’ dedi. Ağaç: ‘’Bu çevrede Sevgi Ormanı var, oraya gerçekten kalpten sevenler gidebilir. Oraya gidip bir ağacın dalından sakura yani kiraz çiçeği getireceksin. Sakura, baharın habercisi, yeniden doğuşun simgesi. Bu yeniden doğuşun simgesi olan sakura çiçekleri her şeyi eski haline getirecek. Onun dalından bir çiçek getirmeni istiyorum. Sana yol tarifi vermeyeceğim yalnız kalbinin sesini dinle’’ dedi.

Prenses ağaca sarılıp teşekkür ederek oradan ayrıldı. Yaşlı bedenine rağmen kendini çok dinç hissediyordu ve yol sanki ayaklarının altından hızla akıp gidiyordu.

Bir yol ayrımına geldi, şimdi bu yoldan hangisini seçecekti?  Yolun birinde şatosuna diktiği bir gülü gördü acaba bugün de yıldızlar gibi bana yardım etmeye mi çalışıyor dedi ve o yoldan gitti. Biraz daha ilerledikten sonra yine bir yol ayrımı gördü. Yolun her ikisinde de ağaçlar vardı, hangisini seçeceğim derken neşeyle şakıyan bir kuş yolun sağ tarafındaki ağacın dalına kondu. Evet o yoldan ilerleyecekti. Biraz daha ilerledikten sonra o da ne yine bir yol ayrımı gördü. Bu sefer ipucu yoktu, kendi kendine ne yapacağım derken, iki yoldan birinde insanlar görünüverdi. Bu insanları tanımaya çalıştı evet o insanları hatırladı. O insanlar, yardım ettiği insanlardı. Ağlayarak o yoldan ilerledi. İnsanlara, kuşlara, doğaya hatta her şeye karşı farkında olmadan yaptığım iyilikler belki de en çok bana yardımcı oldu; ben o insanlara, ağaçlara, kuşlara tüm kainata ve tüm bunların Yaratıcısına teşekkür etmeliyim dedi.

Yolda ilerlerken nihayet kiraz ağaçlarını gördü, koşarak kiraz ağacının yanına gitti. Kiraz ağacının dallarından çiçeği almaya çalıştı fakat yaşlı bedeni buna izin vermedi, ağacın dallarına uzanmak için boyu yetmiyordu. Tam ne yapacağım derken rüzgar esti ve kiraz ağacından çiçekler prensesin kucağına düştü. Prenses rüzgara da teşekkür etti, kiraz çiçeğini eline aldı ve kendisini birden ağacın yanında buldu. Ağaca kiraz çiçeğini uzatarak, peki şimdi ne olacak dedi. Ağaç: “Bekle ve gör prenses, güzel kalbin hep seninle olsun.” dedi.

Prenses kendisini aniden balkonda prensin yanında buldu. Yıldızların kaydığını gördü, yıldızlar kendi aralarında anlaşmaya varmışlardı demek ki… Prens de prenses de gözünü kapatarak dilek tuttu…
 
Toplam Ziyaret Sayısı: 302

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: