Şiirler

Sidretü’l-Müntehâ


Şimdi en kasvetli havalardan, devrim isyanlarından, hayallerime kelepçe vuran yoksulluktan sıyrılmışım,
Ve en efsun hülyalar eşliğinde sana bu şiiri yazmışım.
Şimdi ben;
Bedenimin ve ruhumun,
Mevcudiyetine mahkum olduğunu haykırıyorum tüm dünyaya.
Akrep ve yelkovan, her ne kadar mutsuzluğa doğru dönüyor olsa da,
Ben tüm inatçı düşüncelerden,
Benliğimi ve varlığından ötürü izmihlal edilen varlığımı kurtarmışım da sana armağan etmişim bu şiiri.
Hür bir kuşum gökyüzünde,
Müebbet yiyen gençliğine, af çıkan delikanlı gibi hürüm.
Hürüm çünkü,
Bir kadının yokluğuna değil, cenneti anımsatan güzelliğine iptila olmuşum.
Bir tutam gülüşü ile sarhoş ederken beni, bildiğim tüm özgürlük hikayelerini unutuyorum ve gözlerinden saçılan letafetin özgürlüğünü ezberliyorum.
Taşıdığın güzelliğine yürekten rabıta olan ben, meczup bir şahsiyete bürünerek kaleme aldığım bu şiiri,
Senin varlığına ilmek ilmek örüyorum.
İhtiras, şehvet ve aşk kavramlarını beynime kazıdığım mahpus damlarında, yitip giden gençliğimi düşünüyorum.
Senin gözlerine esir düşmek için, bilmem kaç milyar tane yıldıza senin güzelliğini anlattığımı düşünüyorum.
Düşünüyorum da,
Sen, düşüncelerimin ve düşlerimin en güzeli ve en vazgeçilmezi olarak yerini çoktan almışsın.
Ve ben ezberlediğim kelimelerle, harp ettiğim sensizlikle, cebelleştiğim anılarla çoktan şair olmuşum.
Şimdi,
Ne mahpus damında yitip giden gençliğimin hakkını kurtarmaktayım, ne de korkunç olan sensizliğe esir düşmekteyim.
Simdi ben,
Seninle ya da senin varlığınla, tüm dünyanın dahi kurmayacağı en güzel düşleri kurmaktayım.
İsminin manasındaki külfet, sol yanımın mizanını ayartsa da sevdiğim,
Ben senin isminin zarafetini kaldıracak en üst rütbedeki mirim.
Senin varlığın ile hayatına devam eden varlığım yok mu?
Yok mu sana meftun bu yürek?
Çıra gibi harlanan meddücezir sonrası, kalbinin sahiline vuran deniz yıldızı sanki.
Şimdi tut varlığımı ve kalbinin en derin noktasına fırlat.
Kaybolmak istiyorum çünkü,
Kalbinin uçsuz bucaksız derinliğinde.
Kurtuluşum,
Senin derinliğinde boğulmak olsun yeter ki.
Çünkü ben,
Deryalardan daha katmer olan varlığında ebedi bir mahkum olarak yaşamak istiyorum.
Kaybolmak istiyorum senin benliğindeki yüce aşk divanında.
Bir bebeğin annesinden ayrı kaldığı müddet zarfında ki bebek gibi de korkuyorum.
Yazdığım en acıklı ayrılık şiirleri gibi,
Kahramanını ben yarattığım romanlar gibi,
Tanrı’nın kaderime bir ayrılık hikayesi yazar ve ben onu bir nutuk havasında okurum diye.
Her şeye inat;
Ben seni gönlümün en kuytu noktasına prangalar ile mühürledim.
Güneş ışınları dahi görmeyen bir kör cephede senin varlığını içimde büyümekteyim.
Çünkü ben seni, ölüm bile olsa, Azrail dahi olsa üleşmeye niyetim olmadan seviyorum.
Birbirimize olan sevdanın, okuduğum tüm aşk romanlarında emsalini dahi görmedim.
Çünkü biz ki sevdiğim,
Sidretü’l-Müntehâ makamına layık bir sevda ile gezinmekteyiz.
Bir sevda zulmünden kaçtım da,
Ab’ı hayat uzatan ellerine koştum,
Koştum çünkü, sımsıkı tutmak için.
Birbirimize kavuşmayalım diye omuz omuza saf tutan yüce dağlar gibi varlığına sımsıkı sarılmaktayım sevdiğim.
Senin gülüşünde nihan olan İrem bahçesinden aldığım feyz ile büyüttüğüm kırmızı güllerle,
Ve sana olan sevgimde gösterdiğim sebat tavır ile kağıda döktüğüm bu şiiri,
Bir gün gerçekten mutlu olmak için savaşan,
Sevda yolundaki barikatlara rağmen öpüşen gençlerin şanına ithaf ediyorum. Vesselam
Toplam Ziyaret Sayısı: 143
+5
Furkan Dilekci

Asude bir zerafet eşliğinde şiirle mest olan, ulvi güzelliklere hasım, inatçı umutlara yoldaş, ikbali vuslat yolcusu ya da acılarıyla beslenen insan-ı kamil ruhu.

Bir Cevap Yazın