Evrenin Dili

Adımlarımı bir öncekinden daha hızlı attığımın farkındayım. Hızım sürekli  artıyor fakat gün geçtikçe daha monoton ve daha bi aynılaşıyorum. Tekrarı çok olan ve üzerime çizgileri jilet gibi ütülenmiş bir takım elbise gibi giydirilen , istemeden hayatıma aldığım ve hayatımın büyük bir bölümünü kaplayan, çoğu zaman yerine getiremeyince kendi kendime dövündüğüm ve kendimle kavga ettiğim, aslında benim olan ama sanki hiç benim olmamış gibi ,birçok sorumluluk duvarının altına itilmiş olarak buluyorum kendimi . Geleceği yaşayamadığımdan ötürü mü?  bilinmez ama, kapalı gözlerle girdiğim, benden önce defalarca taşları döşenmiş yollar bunlar.

Bugün ağaçların arasında,kendimi bir bisikletin üzerinde buldum. Yol boyunca uzanan ağaçların yapraklarındaki renk tonlarını, yolun sonunda bizi eşsiz gökyüzü manzarasıyla karşılayan muhteşem güzellikteki gölü, hemen yanı başında uzanan antika rengine çalan sazlıkları izledim. Uzun zamandır hasret kaldığım bir dostun cümlelerinin melodisine takılıp  sanki insanların binlerce yıl ayak basmadığı, ıssız ve doğal güzelliğinden hiç ödün vermemiş masal diyarlarında buldum kendimi.

Kendimi ,benliğimi, gerçekten neyi nasıl hissettiğimi anladım. Birkaç gün öncesinde benden habersiz, ben doğmadan önce çıkarılmış kalın kitapları ezberliyordum . Şimdi ise gerçekten istediğim bir mekânın atmosferini solumak beni rahatlatıyordu. Âdeta  hayattan zorla aldığım siyah beyaz gözlükleri kolayca çıkarıp renkleri fark ediyordum.

Kaçımız mutlu olduğumuz şeyle meşgulüz ? Ya da kaçımız gerçekten istediğimiz bir şeyin peşinden koşuyoruz?

Evren ve insan benim için tartışılmaz bir ikiliydi.  Her insan bir evrendi ve evren de bir insan . Bu yaşıma kadar , hayattan çıkardığım en büyük ders  bu oldu . Ne zaman bir şeyi gerçekten istesem ya daha iyisi oldu ya da  olmadığına mutlu olduğum nice zamanlara tanık oldum. Evet . Üzüldüğüm zamanlar da oldu . Hatta “neden ben ? ” dediğim zamanlar da. Ama gel gelelim, bütün bu yaşadıklarımın tarifi imkansız bir tecrübe öğretisiyle eş değer olduğunu, bire bir anladım. Evren beni şımartmıyordu . Aksine büyütüyordu ve bunu en güzel şekilde yapıyordu.

Hiç, birisini düşünürken aniden onun seni aradığı oldu mu ? Ya da “benim de içimde bir sıkıntı vardı. Demek senin başına gelen talihsizlikleri hissetmişim ” diye sarıldığın bir dost ?  Benim oldu . Hem de birçok kez .

İşte evren, tam da böyle bizleri eğitirken, aramıza modern çağın teknolojisinden daha muhteşem bir sistemde, kopmaz bağlar inşa ediyor. Bizdense tek istediği ne biliyormusunuz ? Siyah beyaz gözlükleri çıkarıp  doğaya, hayata,etrafımıza şöyle bi bakmamız. Fütursuzca görüp de es geçtiğimiz her şeyi, bakıp geçerek değil.  Hissederek anlamlandırmamızı istiyor.

Severek yapmak,bir şeyleri mutlu olarak başarmak.  İşte o zaman şifre de çözülüyor. Anahtarlar da çevriliyor . Açılmayan çoğu kapı da kendiliğinden açılıveriyor. Görmediğimiz çoğu şey,içimizde dev rüzgarlarla kopan fırtınalar, bir anda tarifi eşsiz bir sergi salonuna dönüşüyor.

Bu sefer programladığımız tek şey ,dört bir yana radyasyon yayan teknolojik aletlerimiz değil de biz olalım .  Kendimizi durmadan bir döngü içinde olan evrenin çarklarına programlayalım. İşte o zaman karşımıza tarifi imkansız güzellikler de çıkacak . Hayatın durduğu zamanlarda, karşı koymakta zorlandığımız tecrübeler de .

Paulo coelho’nun Simyacı’da bahsettiği gibi.   “İçindeki ses en doğruyu söyleyecek çünkü o evrenin dilini sen izin verdiğin sürece anlayabilir. “

Bir Cevap Yazın