Denemeler

GÖZYAŞLARIYLA ÇOCUK

         Çocuklar; yüreklerimizin en tatlı masumluğu, merhametimizin aynası ve dünyamızın neşesidir. Onlar için Hz. Muhammed (sav) ‘ kokusu cennet kokusundandır’ demiştir. Sabiler işte öyle güzel kokulu, öyle masumlardır. Onların şen kahkahaları, umudumuzun sesi ve geleceğimizin ne kadar parlak olduğunun göstergesidir. Dünyaya ‘çocuk gözlerle’ bakabilen her insan böyle ince detayları fark edecektir. Zaten dünyada ‘küçük’ şeyler ile ‘kocaman’ mutluluklara erişebilen, bu mutluluklarla dünyamızı daha iyi bir yer yapan başka ne var ki? Ancak dünyada o yavruların şen kahkahalarını solduran birçok sorun da vardır. Ben bu yazımda sizlere o masum sabilerin gerçek mutluluklarının nasıl ellerinden alındığını, gözlerindeki ışıkların nasıl söndürüldüğünü anlatacağım. Bu yazıyla onların sesi olacağım. Çalıştırılan çocuklar, savaştan kaçarak hayata tutunmaya çalışan minik kalpler, sadece farklı ırktan olmaları sebebiyle tutsak hayatı yaşayan sabiler, seks ticaretinde kullanılarak hayatları çalınan yüzlerce çocuk…

 “Dünya çok acı çekiyor, Ama kötü insanların şiddetinden değil, İyi insanların sessizliğinden.“ Napoleon Bonaparte

      İlk olarak kahkahalarının umutlarıyla beraber çalındığı ve yaşamak için çalışmak zorunda kalan çocuklardan bahsedelim. Çocuk işçiler; ailelerinin geçimine katkıda bulunmak için, çok az bir ücret karşılığında, çoğu zaman tehlikeli koşullarda, saatlerce çalışan, sanki tüm dünyanın yükünü sırtlanmış gibi küçücük boylarıyla devler kadar işleri yapan kişilerdir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 2017 tahminlerine göre dünyada 5-17 yaş arasında olan yaklaşık 218 milyon çocuk, ekonomik bir faaliyette çalıştı. Bunun 152 milyonu, çocuk gelişimine uygun olmayan işlerde çalıştı ve 73 milyonu tehlikeli işlerde yer aldı. Bu durumun en temel nedeni dünyadaki yoksulluk olarak tanımlanıyor. Dünyanın bir yarısı paralar içinde yaşayıp hatta obeziteden ölüyor diğer yarısı ise açlıktan ölmemek için çocuklarını çalıştırıyor. Dünyadaki adaletsizliğin en feci sonucu bu olsa gerek.

(Malavi)
(Arnavutluk)







Yoksulluğun çocuklar üzerine etkisini muhteşem bir şekilde gösteren bu iki fotoğrafın solda olanı Doğu Afrika’nın en fakir ülkelerinden olan Malavi’de çekildi, sağdaki ise ekonomik olarak gayet iyi bir durumda olan Arnavutluk’ta çekildi. Fotoğraflardaki iki çocuğun aralarındaki fark bir bakışta anlaşılıyor. Birisi tos pembe hayatının içinde, bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir güce sahipken; diğeri karanlık bir dünyada, üstü başı kir içinde dünyanın adaletsizliği ile savaşmaya çalışıyor. Ne acı ki dünyadaki her çocuk aynı şartlarda gülemiyor.  Oynadıkları oyuncaklar, yaşadıkları ortam hatta ve hatta hayalleri bile farklı. Hayata geldikleri günden itibaren eğitim, sosyal statü, hayat şartları en önemlisi yaşama hakları yönleriyle ikisi arasındaki uçurum her geçen gün büyüyor.  Solda olan çocuk; en temel fizyolojik bir ihtiyaç olan ‘yemek yeme’ eylemini gerçekleştirmek için maalesef ki ağır işlerde çalışmak zorunda kalıyor.  

Bu fotoğrafa uzunca bakmayı deneyin ve daha sonra kendinizi o çocuğun annesinin veya babasının yerine koyun…

            Sadece bunlar yetmezmiş gibi küçücük kalplerine yükledikleri acılarla yaşamaya çalışan, ilk bisiklet binmeyi öğrendiklerinde yaşadığı sevinci, bayram geceleri bayramlıklarına sıkı sıkı sarılıp heyecandan uyuyamayan; tüm bunları yaşayamayan yüzlerce çocuk var. Savaştan, soykırımdan kaçan sadece yaşamak ümidiyle yardıma muhtaç olan yavrular var. Tüm dünyada 28 milyon çocuk çatışmalar nedeniyle köklerinden koparıldı ve şiddet ile terör sonucu evlerini terk etmek zorunda kaldı. Onların masumiyeti sizin silahınız olamaz, onların şehri sizin savaş alanınız olamaz, onların kaçmaya zorlandıkları bu durum kimsenin kararı olamaz! O ailelerin tek düşüncesi ‘gece uyurken çocuklarımın üstüne bomba atılır mı?’ olamaz! Yaşamayı en çok hak eden onlarken yüzlerindeki karanlığın, kalplerindeki korkunun sebebi olmayın.

       

( Iraklı Tarık ve çocukları Kayyarah kentinden kaçarken IŞİD’in ateşe verdiği petrol kuyularından yükselen dumanları izliyor, Ağustos 2016. Fotoğraf: UNICEF/UN047151/Mackenzie )
(Azerbaycan’da bir çocuk silahlı saldırılar sonucu ölmeseydi…)

      Daha sonra işlemiş oldukları hiçbir suç yokken sadece ailelerinin inandığı din ve ırkları yüzünden tutsak edilen çocuklardan bahsedelim. Bu çocuklar hiçbir ideolojik görüşe, dine, kültüre saygı duymayan insanların yaptıkları eylemlerden dolayı tutsak. Euronews’ in haberine göre; Günümüzde Doğu Türkistan’da yaşayan 500 bin çocuk ailelerinden zorla alınıp sözde ‘melek okulları’ olarak bahsedilen yerlerde hapis hayatı yaşıyor. Bu yurtlarda bazı yetkililerin gözetimi altında asimile ediliyorlar. Doğu Türkistan’ın geleceği olan bu çocuklar kendi milletine düşman olarak yetiştiriliyor. Tek suçları (!)  Müslüman bir Türk olan bu çocuklar dinlerinden, ırklarından ayrıştırılıyor. Aileleri ise umutlarını kaybediyor. Tüm bu çocuk üzerine yaşanan iğrenç zulümler devam ederken dünya ise üç maymunu oynamaya devam ediyor.

      Çocukların uğradıkları zulüm hiçbir yerde bitmiyor, sadece nedenler değişiyor. Çikolata, vücudumuzdaki endorfin düzeyini arttırarak bize inanılmaz bir mutluluk verir. Peki her zaman, herkese mutluluk getirir mi? En acı zamanlarımızın ana karakteri olamaz mı? Chicago Üniversitesi’nin yaptığı araştırmaya göre, dünyanın en büyük kakao üreticisi olan Gana ve Fildişi Sahili’nde 5-17 yaşındaki çocukların %43’ü tehlikeli işlerde çalışıyor. Kakao üretiminde keskin aletler kullanıyor ve işçiler gece çalışmak zorunda kalıyor. Ayrıca kimyasal ürünlere maruz kalınmış oluyor. Dünyada 1.6 milyon çocuğun kakao işçisi olduğu tahmin ediliyor ve yarısı bu iki ülkede yer alıyor. Çikolata, onların yaşayabileceği en mutlu zamanlarının katili. Birisinin depresyon ilacı olurken birisinin yarası oluyor. Bu iki Afrika ülkesinde kakao satın alan şirketlerin küstahça ‘çocuk işçiliği’ konusunda hiçbir şey yapmadıkları hatta daha az sermayeyle bu zalimliği avantaja çevirdiklerini görüyoruz. Hayatımızda bu kadar yer kaplayan çikolatanın asıl işçiliğini yapan bu çocukların hayatlarında hiç çikolata yemediğini düşünün…

         Gelelim o değişen nedenlerden bir diğerine. Doğanın, hayatın, en güzel anlarımızın fotoğrafını çekmek herkese mutluluk verir. Fotoğraflarla belki de en sevdiklerimizin o muhteşem gülüşlerini yaşamlarımıza sabitleriz, bu dünyada izler bırakırız. Tekrar tekrar açıp sanki o anları yeniden yaşıyormuşçasına uzun uzun bakabilme imkanı doğar. Peki aslında bize bu kadar yarar sağlayan fotoğrafların başka neleri kadrajlarında biriktirdiklerini hiç merak ediyor muyuz?  Bir çocuğun cinsel istismar yaşarken çektiği acıyı fotoğraflamak… Bu cümleyi kurabilmek bile zorken bu kadar acıyı bir fotoğrafa sığdırabilmek ne kadar kolay! Oysa o çocukların tek acısı oyun oynarken düşüp yaralandıklarında hissettikleri acı olmalıydı. Onların masumluğunu bu şekilde çalmak, ne büyük bir hırsızlık! UNICEF’e göre çoğu kız, ancak önemli bir kısmı da erkek çocuk olmak üzere yaklaşık 2 milyon çocuk, milyar dolarlık seks ticaretine kullanılıyor. Yalnızca Güneydoğu Asya’da, 1 milyon çocuğun bu alanda çalıştığı tahmin ediliyor. UNICEF, Sri Lanka sahillerinde 10-15 bin erkek çocuğun kendisini seks için turistlere sattığını belirtiyor. Onların gözlerindeki merakı, yaşama sevinçlerini, umutlarını, hayattaki mucizelere olan inançlarını çalıyorlar. Hangi insanlığa sığar bu yaşananlar?

     Büyüdükçe dünyaya ‘çocuk gözlerle’ bakmayı unuttuk. Ruhlarımız köreldi, merhametimizi yitirdik. Böylece zulme uğrayanların acılarına ortak olmayı da unuttuk. Sadece dünya uğruna, başkalarının acılarını umursamayarak geçireceğimiz zamanlar için çalıştık. Oysa dünya içimizdeki merhametle güzelleşiyor, küçücük çocuğun kalbindeki sevgiyle çiçek açıp filizleniyor. Biz onların yaşamını güzelleştirebildiğimiz kadar, kalplerini gül bahçelerine döndürebildiğimiz kadar geleceğimizi güzelleştirebiliriz. ‘Tek başıma elimden ne gelir?’ diye düşünmeyin. Hz. Ali’nin dediği gibi ‘Bir zulme engel olamıyorsanız onu herkese duyurun.’  Bu hayatta başkalarının umudu, konuşamayanların sesi, zulme uğrayan insanların koruyucusu olabildiğimiz kadar insanız. Sesimizin o küçük melekler için her zamankinden daha gür çıkması ümidiyle. Dünyaya hala çocuklar gibi bakabilenlere, onlar gibi şen kalabilenlere selam olsun.  

Toplam Ziyaret Sayısı: 175
+1

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: