Denemeler

İkindi Serinliği

    Gün içinde en sevdiğim vakit nedir bilir misiniz? İkindi vakti. İkindi vakti, her ne kadar bazılarımız onu iki vakit arasında sıkışmış bir vakit olarak görse de ben onu kalabalık çay bahçelerinde denize bakan masayı kapan talihli bir kişi olarak görüyorum. İkindi vaktini vapuru kaçırmamak için hızlı adımlarla yürüyen insanlar arasında aheste aheste hareket eden, ‘’aman canım bunu kaçırırsam başka vapuru beklerim ‘’ diyen birine de benzetiyorum; çünkü ikindi vakti benim için zamanın en yavaş ve en güzel şekilde aktığı vakittir.

Onun şahsına münhasır bir kimliği, kendine has bir kokusu varmış gibi geliyor; gerçi her vaktin kokuları olabileceğini düşünüyorum. Vakitlerin kokusu olsaydı, sabahları ıhlamur kokusu, akşamları ekmek kokusu, ikindileri de kahve kokusu olurdu. Annemle her ikindi vaktinde kahve içtiğimiz için bana göre ikindi vakti bir de güzel muhabbetin bahanesi Türk kahvesi demektir. Bu vakitte içilen kahvenin ve sohbetin bıraktığı tat da farklı oluyor. Annemin bu saatte kelimeleri, cümleleri bana öylesine tesir ediyordu ki onları sihire benzetiyorum; sanki sihir tozları kelime kanatlarının üstüne binmiş ve bu vakitlerde gelip tozlarının hepsi annemin üstüne serpiyorlar. Tozlar havada uçuşuyor ve kahvenin rayihası tüm mutfağı sarıyor. Ben mutfağın penceresinden bakıyorken: ‘’Bence ikindi vakti güneş elveda demeden arz-ı endamını en güzel şekilde gösterdiği, sonlara doğru portakal renkli ışık oyunlarını bizle paylaştığı vakit’’ diyorum. Bu vaktin güzelliği beni Edip Cansever’e götürüyor.
 ‘’ İşte taze ikindi güneşim. Pencerelerde küçük sarışınlar. Her şey iyi her şey sade…’’ 
Bu şiir pencereme ne kadar çok yakıştı diyorum.
İkindi güneşi, penceremdeki sarışınlar derken canım göğü unuttuğumu zannettiğim vakit de gökyüzü büyük apartmanların üzerinden buradayım der gibi tatlı maviliği ile bana gülümsüyor. Tatlı mavilik dedim çünkü göğün mavisi başka günlerde olduğundan daha farklı sanırım yağmur yağdığı için, sanırım o yüzden bugün gök bana bu kadar güzel gülümsüyor. Yağmurdan sonra göğün bu kadar güzel olduğunu fark etmemiştim. Sanki birisi fırçasını beyaza batırarak gökyüzünün üstünden geçmişti, öylesine aydınlıktı. Ah bu mavi hayatımda gördüğüm en güzel mavi.
Edip Cansever’ den kopya çekerek: ‘’ İşte yağmur sonra taze gökyüzüm. Gökyüzünde asılı duran pamuk gibi bulutlar ve şen mavim. Her şey iyi her şey sade’’ diyorum.

Bazen kendime sorular soruyorum: Şiir olsaydın hangi şiir olmak isterdin, İstanbul’da bir semt olsaydın hangi semt olmak isterdin, hayatın bir kitap olsaydı ne tür bir kitap olurdu?  vs.

İlk ikisinin cevabı ben de kalsın, üçüncüsünün cevabını vereyim. Hayatım bir kitap olsaydı onun boyama kitabı olmasını isterdim. Boyama kitabı olsun ki onu istediğim her renge boyayayım. Bu boyama kitabında baskın renk ne olsun diye siz soracak olursanız, kesinlikle yağmur sonrası göğün boyandığı bu şen mavi olsun derdim.

Ben mavilerde yüzerken vakit geçmiş olmalı ki göğün maviliği yerini hafif bir turuncuya bırakmaya başladı. Penceremden göğün değişen renklerine şahit olurken tefekkür penceresi açıldı.  Kalbim bu güzelliğin karşısında hayretle doldu, duygu seline kapıldım gittim, sevgiyle doldum. Göğün bu mavisi, değişen renkleri bu kadar güzelse Allah ne kadar güzeldir diye düşündüm.  Gökyüzüne daha sık bakalım, ne varsa orada var cümlesini daha iyi kavradım. Anladım ki bize tefekkür penceresini en güzel açan gökyüzü. Dua ederken göğe bakıyoruz; mucizeler, ayetler, gökten indiriliyor. Göğe bakmanın sayısız faydaları var.

 Gökyüzü ile ilgili çok sayıda ayet var. Bunlardan aklıma ilk gelen: Ra’d Suresi – 2 . Ayet ‘’Gökleri görebileceğiniz bir direk olmaksızın yükselten, sonra arşa istivâ eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah’tır; her biri belirlenmiş bir vakte kadar akıp gitmektedir.’’
Birbiri ardınca sıralanan vakitleri düşündüm, ayette denildiği gibi; her biri belirlenmiş bir vakte kadar akıp gidiyor… Her vaktin kendine has güzelliğini düşündüm. Seher vaktini, günün ilk ışıklarını, öğlen vaktini, ikindi vaktini, akşamı, geceyi; beş vakti düşündüm ve elbette namazı.
Ardı ardına sıralanan beş vakitte Allah’ın bizi huzurunda istemesinin güzelliğini, bunun bizim için ne kadar güzel bir hediye olduğunu düşündüm şükrederek.

Yeni bir vaktin gelişini penceremden izliyorken Ahmet Haşim fısıldadı kulağıma:

“Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta…”
 
Ve ardından ezan sesi …
Kalbimde huzur ve serinlik, dilimde şükür…

Toplam Ziyaret Sayısı: 144

Sena Açıkgöz

+1

Bir yorum

  • Hamza Kendirdi

    Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde
    Gönül buhurdan gibi yıllarca tüter
    Ve serin serviler altında yatan kabrinde
    Her gece bir Gül açar her seher bir bülbül öter

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: