fbpx

Geceyim

Hislerin İzlerinde

Tutamasam da kaçmasa o elimdeki son sabır iplikleri. Hiç kimsenin var olması ya da yok olması etkilemese beni. Bir rüzgâr gibi esip geçsem bu yemyeşil ormanların arasından, sarı bozkırdan, mavi denizden… Azar azar dokunsam hepsine ama hiçbirine alıştırmasam kendimi, hiçbiri alışmasa bana. Hem ait olmadan hem de ilişik, ucundan kıyısından yakalayarak yaşasam, yaşasak. Hem biraz deli olsak hem de hızlı hızlı sahillerde koşsak gazozlarımız ılımadan. Senin göze çarpan turkuaz bir şortun olsa, bense arada yanımda olduğun için bir kez daha dalgalara ve gökyüzüne bakıp şükran duysam. Sonuçta bizi bir araya getirmek için iş birliği yapan evrenin, bunca çabası boşuna değil. Tesadüf diye bir şey yok. Birbirini düşünmek, hissetmek, duyumsamak ve anlamak var.

Benim için bir yaz aşkından fazla olsan tüm eksik yanlarıma. İçimde boşalan kadehlere şarap yerine sevginden doldursan. Biliyorum, sen içince sarhoş olmazsın, bu yüzden içimdeki yıllanmış şarapların hepsi senin. Yalnız bir şartım var, boşalan kadehlerin hepsini sevginle doldurmanı istiyorum. Yanındayken bile seni özlüyorum. Hatta bu yazıyı yazarken kulaklığımda ‘Ne mümkün ki anlamak İstanbul’u sensiz’ çalıyor. Hadi günü unutanlardan olalım ve doyasıya yaşayalım gençliğimizi. Biliyorum, imkansızız… Ve bu bana derinlerden bir güç veriyor. Seni hayallerimde yaşamak her zaman daha kolay ama ruhunu hep yanı başımda hissediyorum. Düşünsene, bir an için kolyene dokunuyorum, gecenin gündüze karıştığı vakitte ikimiz de yorulmuşuz.  Sen bana mutlu sonla biten değil de sonsuz mutlulukla devam eden masallarından birini anlatıyorsun. Göz kapaklarım yer çekimine kendini bırakmadan, seni hafif karanlık görmek bile bir sonraki uykularıma gebe bıraktırıyor beni. Uyumak, senin yanındaysa daha bir güzel geliyor.

Saçların, gözlerin, ellerin, birlikte yandığımız yaz güneşi, ayaklarına yapışan deniz kumları… Hepsini ezberledim, hepsini. Kimse bilmemeli seni, seni beni kimse duymamalı. Seni beni yalnızlık örtmeli, yalnızlık… Bundan yıllar önce yaza dönmüş bir baharın serinliğinde yanıma gelmiştin. Kulağıma fısıldayışların… Herkes mi kulağımıza fısıldasa tüylerimiz diken diken olur yoksa sen bana fısıldadığında mı? Bilmiyorum. Doğruyu söylemek gerekirse senden sonra kulağıma bir sahne arkasında fısıldayan olmadı… Öyle işte.

Bir adayı keşfe çıkalım seninle, bir geceyi, bir ülkeyi… Denizyıldızlarını denize fırlat ve beni, fırlattığın deniz yıldızının hayatını önemsediğine inandır. Yüz yıl geçse de keşfedilesi ol. Hiç bilmeyeyim seni tam anlamıyla, hep bilmek isteyeyim, hep merak edeyim. Aradığımız cevapların peşinden koşarak bulalım birbirimizi. Hadi gel bak bu gezegende her şey bir kerelik. Jetonlarını kaybetmiş bir çocuk gibisin. Keşkeleri unut, yarınları seninle yakalamak istiyorum. En azından bir defalığına. Zaten senin birin, benim sonsuzuma dönüşecek. Ama bütün yarınlar için söz veremem. Çünkü ben gitmeye meyilliyim.

Okyanusları dolduran fitoplanktonlar gibi hissediyorum. Gezegenine nefes olmak istedim sadece. Belki de beni bul istedim diplerde. Dibe çekilmek istedim seninle. Bir yaz romanında yeri belli iki kişi; alışmadan ama birbirine ölesiye bağlı. Kopmadan ama bağımsız. Kimsesiz ama fazlasıyla kalabalık… Kimsin sen? Kimim ben? Bıraktığın yerde bekliyor olacağım. Ya da beklediğim yerde bul beni. Artık birbirimizi bulacağımız izler basit değil, hislerimiz yavaş yavaş izlerimize dönüşecek. Unutma bunu, hislerinin izlerini takip et.

Toplam Ziyaret Sayısı: 767
0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
%d blogcu bunu beğendi: