Hünkar Beğendi

Aç mısınız, ben açım öyleyse okuyalım.

Hünkar Beğendi yemeğini daha önce duymuşsunuzdur. Tatma fırsatınız olmasa bile adının garipliğiyle bahsedildiği anınız olmuştur. Bir hükümdar ile bir imam yan yana gelmedi ama İmam Bayıldı’da olduğu gibi Hünkar Beğendi’de de patlıcan kullanılıyor.

Benim derdim patlıcanda değil, bu ismi kazanan yemeğin hikayesi nedir?(Tadı da bir harikadır hünkar iyi ki beğenmiş, tatma fırsatınız olursa bir tadın isterim.) Hünkarlık denince mükemmel tarihimizde Osmanlı zamanını kolaçan ediyor hafızamız. O zaman Sultan Abdülaziz dönemine kadar gerilememiz gerekecek. Hazır gitmişken yemeği en sona saklayalım.

Sultan Abdülaziz, Osmanlı’da hüküm süren padişahlar arasında tahtı ve ülkeyi bırakıp seyahat için dışarı çıkan tek sultandır. Bir padişah tahtında değilsi bilinir ki seferdedir. Peki nerede Sultan Abdülaziz?  Osmanlı Sultanının 1867 Ağustos ayında yapmış olduğu 46 günlük İngiliz-Fransa  seyahatinin bir vaktinde Pariste, Fransız İmparatoru 3.Napolyon (Louis Napolyon) ve İmparatoriçe (Eugénie de Montijo) tarafından ağırlanır.

Tarihtir bu biraz uydurmaca ne olsa yazan insandır ya… Sultan Paristen gelen bu daveti reddetmez ve nail olur. Ve o zaman başladı derler bu aşk. Sultan, İspanyol asıllı bu güzel imparatoriçeden gözleriniz alamaz. Seyahatten dönüşünde bile bir kısmı Paris’te kalır.

Yıllar bir bir dizilmeden hemen iki sene sonra Eugenie ile Abdülaziz’in görüşme fırsatı oldu. Süveyş Kanalı’nın açılışı için davet edilmişti imparatoriçe. Mısıra  açılışa doğru giderken 13 Ekim 1869’da İstanbul’a da uğradı. Sultan kendini Paris’te ağırlayan bu misafirine Beylerbeyi Sarayını hazırlattı. Ya da hazırlanmasıyla bizzat kendisi ilgilendi desek “hazırlattı”dan daha anlaşılır olur herhalde. Geminin karaya yaklaşmasından itibaren karşılanıp devam eden bir hazırlık. Rivayet edilir ki binlerce altın değerinde gecelik  yapılmak üzere şal hediyesi yanında birçok hediye takdim edilmiştir. Karşılamadan sonraki birkaç gece sonra Beylerbeyi Sarayında Sultan ile İmparatoriçenin buluştuğuna dair dedikodular alıp başını götürür. Görevli nedimelerin o gün ortalıklardan kaybolundurulduğu bunu destekler nitelikte.

Hikaye mi, masal mı, anı mı bilinmedi kulaktan kulağa dolandı. 2004 tarihinde bir ses, bir kitap çıktı.İspanyol Kültür Merkezi Cervantes Enstitüsü’nün Müdürü, Pablo Martin Asuero yayımladı bu kitabı. Eugenie’nin maceralı hayatına değinen bu kitapta 17 Ekim 1869 gecesinin de ayrıntılarına yer verildi.

Eugenie, 1911 Haziran’ında yatıyla İstanbul’u bir daha ziyaret etti ve zamanın hükümdarı Sultan Reşad’dan garip bir ricada bulundu: İstanbul’a o tarihten 42 sene önceki ilk gelişinde henüz küçük 12 yaşındaki bir çocuk iken tanıdığı bir şehzadeyi, Sultan Abdülaziz’in oğlu Yusuf İzzettin Efendi’yi görmek istedi. Şehzade ile görüştü.Bu görüşme iki ülke içinde manidar karşılanmaya dursun o dönemde sarayın mabeyin başkatibi olan meşhur romancı Halid Ziya Uşaklıgil, hatıralarında bu görüşmeden bahsederken ‘…Kalbini neler burktu, bunu keşfetmek mümkün değildir. Fakat dönüşünde, rıhtımdaki sandala binerken daha ziyade yaşlanmış, daha ziyade çökmüş gibiydi’ diye yazacaktı.

Tarih gerçekleri söyler mi bilinmez, daha doğrusu ne kadar doğruları söyler bilinmez. Bizlere kalan geçmişten gelen bir esinti misali hikayedir bu elle tutulsa da elde kalmaz.

Peki hala acıkmadınız mı? Bakmayın siz biz Türk erkekleri kadınlarımız kadar naif ve naziktir. Eugenie’nin Konstantiniyye’ye gelişi onuruna bir davet vermeye hazırlanan Sultan Abdülaziz, bizzat ilgileniyor demiştik; hazırlanan yemekleri bir türlü beğenmez. En sonunda Sultan’ın beğeneceği bir yemeğin hazırlığına girişen aşçılar, sonunda hünkarın beğenisini kazanınca yemeğin adını “Hünkar Beğendi” koydu. Yemeği Eugenie de o kadar beğenmiş ki, tarifi ve anılarıyla  birlikte Fransaya döndüğü söylenir. Zaten sonraki yılları sürgünde devam edecektir.Sultanta tahtdan düşürülecek…

Ben doydum, siz daha tabağınıza bile dokunmamışsınız ama hadi buyurun efendim bi tadın en azından hünkar bizzat beğendi.

Bir Cevap Yazın