Labirent

Çalındı mı gerçeklerimiz, nasıl kaybettik asıl kaybetmememiz gerekenleri? Kendi doğallığımızı, kendimize olan sevgimizi başkalarının gözlerine başkalarının ellerine tutsak ettik. Bizden çok bizi onların yaşamasına izin verdik, gördüğümüz reklamlar dizilerdeki kişileri hayatımızda biz de oynamaya başladık.

Sabah uyandığımızda aynanın karşısına geçip ilk önce kendimizi sevdik ve mutlu olduk. Ama o kadar kısa bir andı ki sonrasında kendi kusurlarımızın peşine düştük. “Nedenlere? Ne yapmalılara?” boğduk kendimizi bazı küçük kararlar bile aldık daha sonra hepsini boş verip devam etmeye geçtik. Neyse ki bazı şeyleri istemsizce de doğru yaptık.

Sonraysa gün boyu sürüklenmeye öyle bir odaklandık, hayır öyle bir güne odaklanamadık ki gece oldu yatağa girdik tıpkı dünkü gibi yaşadık. Boş kendimizden uzak yaşadık.

Hızlıca hazırlayıp oturduğumuz sofralardan hızlıca kalktık. Tanımadığımız insanlara zorla selam verdik, kimisine de selam vermek isteyip bir şeylerden kaçınarak selam vermekten kaçtık.

Gülümsenmek neden bu kadar zor diye düşünürken biraz olsun sorguladık hatta oraya bir tebessüm sıkıştırdık.

Yapmak istediğimiz onca şeyi durmadan erteledik, gerçekleştirmek için kendi kendimize sebepler koştuk. Kendi mutluluğumuzu kendimiz şartlar altına koştuk.

Sevdiğimiz, beğendiğimiz, ürktüğümüz, şaşırdığımız ne varsa gizlemeyi öğrendik. Belki de onca şeyin hepsi öğretildi ancak biz de öğrenmeyi seçtik.

Nifak tohumları ekip onlarla yaşamayı kabul ettik: endişe, korku, hüzün. Onlarla yaşamak üstesinden gelmek, onları yanımızda tutmak zararı engellemek sandık.

Onları bile yanımızda tutmadık ki sadece aramızdaki mesafeyi koruyarak peşimizden gelmelerini sağladık. Belimize bir ip bağladık diğer ucuna da onları.

Rastgele biz zamanda karşımıza çıkmasınlar diye yaptık, ipi kesip önümüze bakamadık. Asıl yanımızda taşınması gereken sevgiyi saygıyı özgürlüğü sevince denk gelipte karşımıza çıktığında da rastlaşamadık.

Kimilerimiz az biraz daha cesur oldu onları yanına almaya cesaret etti. Ama ipi dolu diye asamadı bıraktı, ipten birini çıkarıp yerine astı sonra bıraktığı karşısına çıkınca geri vazgeçti.

 Ne çokta ipler bağladık, tırtıl değiliz ki ipekten saralım kendimizi kelebek olmaya adayalım. Biz sadece duvarlar ördük, duvarların labirentler oluşturmasını izledik. Bize gelenin duvarları arasında kaybolmasını sağlarken, biz de kendi duvarlarımızın arasında kaybolduk.

Hep bir özgüvenimiz vardı gerçi o duvarlardan kendimizi kurtarabileceğimize dair en kötü o duvarları yıkardık çünkü biz ördük. Yıkmayı da erteledik duvarlar biz olduk. Çıkacak yerimiz yok oldu eski girmeye çalışanlar artık biz olmadığımız için  zaten girmiyordu. Bazen birkaç duvar yıkılınca mutlu olduğumuzu fark edip daha da çabaladık ama işte bu seferde hepsini boş verip istemsizce yanlış yaptık.

Labirent” için 2 yorum

  1. “Ne çokta ipler bağladık, tırtıl değiliz ki ipekten saralım kendimizi kelebek olmaya adayalım. Biz sadece duvarlar ördük, duvarların labirentler oluşturmasını izledik.” Yaşanan içsel karmaşa bu kadar güzel anlatılabilirdi, yüregine sağlık!

Bir Cevap Yazın