neden bilmem bize derman olacakların bizden kaçması

Cümle kuramıyorum, kendime ait bir zamanım ve öznem yok. Anlatılacak bir şeyler aramanın peşindeyim -bunu hep istemişimdir- yine anlatmalıyım ve sadece bu dinlenmeli. Beynimin içinde kulakların duyamayacağı kadar sessiz, beni sağır edecek kadar gürültüyle dönüp duran bir şeyler var. Size onlardan bahsetmek zorundayım.


Beyaz bir sayfa açıp baştan başlama isteğini çıldırasıya taşıdığım yaşlardaydım. Her gün yepyeni bir sayfaya uyanabilecek kadar imkanım da vardı. Her gün yepyeni cümleler kurabilecek güce sahiptim, bir kelimeyle bir daha asla kesişmeyeceğim yollarda yürüyordum. İsteğim, yeniden başlayabilecek sayfalar değildi belki de, adımlarımın çıkardığı izleri izlemekten yorulmadan bir sayfada yürümek, koşmaktı. Zaten her insan kendi ayak izine bir daha rastlamaktan korkuyor. Bazı izleri silmek zorundaydım. Elimden gelenin en iyisini yapmak içindi tüm çabam çünkü ben, anlatamadığım her şeye inat yazdığım hataları yok etme fırsatına sahiptim. Elimde arkası silgili kalemim vardı,  bununla her şeyi düzeltmenin mümkün olduğuna inandım.

Bir izi silmek istediğim zaman tüm sayfayı simsiyah lekeleriyle başbaşa bırakan bir silgili kalem! Her şeyi karmaşık gösteren de bu lekelerin zamansız, hiç kimsenin hak etmediği hatalarla birlikte karşıma çıkmasıydı.Tüm kırtasiyeciler beyaz sayfalara ve vazgeçilmek istenen hatalara düşmandılar, bahçıvanlar artık gülleri budamak isterken kökünden koparıp duruyordu, televizyon tamircileri ve gazete bayileri dükkanlarını  daha siftah yapmadan kapatıp, evlerine dönmek için kaldırımları yalnızlıklarını sayıklayarak adımlıyordu. Sokak köpekleri gece bekçilerini seviyor, kediler ip yumaklarını yakmak, yok etmek istiyordu. Tüm dünya silinmesi gereken bir hata yığınıydı. Güzellikler sırasıyla bir bilinmezin gölgesine, gölgelerde soluklanmalar ızdıraba dönüşüyordu. Hayır! Hiç bir şeyi düzeltemiyordum, her yer siyah lekeler, her adımım bir diğerine çarpmaktan ibaretti.

Hala bir zamanım ve öznem yok. Saat tik-takları çocuk seslerine, sokaklarda yankılanan ayak sesleri baston seslerine dönüyor. Aynı zamana kısılıp, kendimden başka özne bulamadan geçip gidiyorum. Bulduğum ve bulunduğum her yer için biraz anlam istiyordum ve biraz anlatabilmek…

Derin bir uykudan sıçrayarak uyanmak gibi kendimi boşluğa, oradan denizin sonsuz serinliğine emanet ediyorum. İnsanın sırtını dayadığı duvarlar çökünce bile orada kollarını açıp bekleyen bir kıyı vardır, buna inanıp duruyorum. Emin olamadığım şeyler listesine bir yenisini ekleyecek olursak o da denizlerin güvenilir olup olmadığı aslında. Az önce sadece inanmak istedim. Hayat da bundan ibaret.


Adorama.com INT

Bir Cevap Yazın