Arzuhal

Günler bizi yanıldığımızı süslemeye mahkum etti. Yanılgılarımız kendine ait hiçbir yer bulamadı. Ellerin tereddütle ayrı yazdığı ‘şey’ler, basit cümleler içinde tek doğru imla, tek doğru bakış, tek başına görünen ‘şey’ler oldu.
Her ‘şey’ gibi…

İki yakalı şehirde yaşıyoruz. Yirmi dakikada bir, bir yakayı bir diğer yakaya ilikleme peşinde duman tüttüren vapurları bize hediye etmiş. Karşılığında bizden istediği iki yakasını bir arada tutmamız olmuş. Biz minnettar kalmışız tabi şehrimize, her imkânı değerlendirip yakalarından tutmuşuz diğerine çekmişiz, çevirmişiz…pek mümkün olmayacağına ikna olunca yakasını bırakmışız. Halatlar çevirmişiz etrafına, sıkı sıkıya bağlamışız. Şehrimiz bize güller vermiş, duvarlarına ilanlar yapıştırmışız. İnsanlarını sevmemişiz ama martılarını ellerimizle beslemişiz.

Araba vapurları, köprüler, tüneller, kara ve hava yollarına bağlı tüm ‘halat’lar, bizi şehre bağlamış. Şehir şimdi iplerini geri istiyor!

Bu bir şikayet mektubuydu, verdiklerini geri al ama bir ‘şey’leri de yolundan çıkarma. Üzerine bindiğimiz uçan halı, semalarında gezdiğimiz şehir ve kelimelerimizi saklayan satırlar; biz buradan geçerken kollarımızı bağladılar. İnsanları sevmedik ama martılar?

Bir Cevap Yazın