<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Denemeler arşivleri - Geceyim</title>
	<atom:link href="https://www.geceyim.com/category/denemeler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.geceyim.com/category/denemeler/</link>
	<description>Sarılın Herhangi Bir Şeye</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2021 10:43:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.8</generator>

<image>
	<url>https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2019/06/cropped-onesignalpush.png?fit=32%2C32&#038;ssl=1</url>
	<title>Denemeler arşivleri - Geceyim</title>
	<link>https://www.geceyim.com/category/denemeler/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">130787247</site>	<item>
		<title>1984 ve Cesur Yeni Dünya</title>
		<link>https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Zişan Demirci]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2021 15:38:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[distopya]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5896</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; “Ve sizi temin ederim, büyük bir iradenin etkisi altında, insanlar sonunda neye olsa inanırlar.&#8221; Milan Kundera &#160; Distopik bilim kurgu edebiyatının baş yapıtlarından olan 1984 ve Cesur Yeni Dünya birçok kişinin karşılaştırdığı iki korku senaryosu. İki farklı bakış açısı, iki farklı yaşam tarzı ve iki farklı inançla ilerleyen bu kitapların en önemli ortak noktası &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/"> <span class="screen-reader-text">1984 ve Cesur Yeni Dünya</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/">1984 ve Cesur Yeni Dünya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 2">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p>“Ve sizi temin ederim, büyük bir iradenin etkisi altında, insanlar sonunda neye olsa inanırlar.&#8221;</p>
<p>Milan Kundera</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Distopik bilim kurgu edebiyatının baş yapıtlarından olan 1984 ve Cesur Yeni Dünya birçok kişinin karşılaştırdığı iki korku senaryosu. İki farklı bakış açısı, iki farklı yaşam tarzı ve iki farklı inançla ilerleyen bu kitapların en önemli ortak noktası temelde kısıtlanan özgürlük. Haklarındaki en büyük tartışma ise gelecekte hangisi ile karşı karşıya kalacağımız.</p>
<p>Aldous Huxley’ in yazdığı Cesur Yeni Dünya, her şeyin kolayca elde edilebildiği mükemmel dünyanın içine saklanmış bir trajedi. Kitap, insanların kapsüllerde oluştuğu(!), oluşumundan itibaren sınıflara ayrıldığı ve herkesin bulunduğu sınıfı, bulunduğu sınıfın sorumluluklarını kolaylıkla kabul ettiği bir dünyayı anlatır. Hayatın temel mantığının “keyif almak” olduğu ve hallerinden memnun gibi gözüken insanlardan oluşan bir ütopya gibi dursa da günümüz dünyasını çok iyi özetleyen bir korku senaryosu. Kitap, Londra’da yaşayan ve sistemi sorgulayan Bernard’ın Lenina ile birlikte gittiği Amerika seyahatinde alıştıkları hayattan çok farklı yaşayan insanlarla tanışmasının sorgulamalarını pekiştirmesi ile başlıyor. Tutkuyu, acıyı, esas mutluluğu hissetmek isteyen Bernard, yaşadığı hayatın sadece somut gerçekliği içinde değil duygular ve arzular söz konusu olduğunda bile özgür olamamaktan yakınıyor. Bireyin hislerinin dahi kontrol altına alındığı, bilginin, herhangi bir şeyi elde etme gücünün doruklara ulaşarak değersizleştiği bu dünyada insanın bir şeylerin ters gittiğini anlaması oldukça zor olmakla birlikte tüm bunlara itiraz etmesi ise imkânsız.</p>
<p>George Orwell’ın yazdığı 1984 ise insanların korkuyla yönetilmesini ve bilgiden yoksun bırakılmasını temel alır. Toplumun ayrımı sınıf sınıftan ziyade iç parti, dış parti ve proleterler olarak yapılır ve nüfusun büyük çoğunluğunu proleterler yani hiçbir şeyden haberi olmadan yönetilen halk oluşturur. Yöneticiler ve halk arasındaki bu keskin ayrım kitapta baskın olan yönetim şeklinin totalitarizm olduğunu yüksek oranda hissettirir. Kitapta yaratılan dünyaya göre coğrafyamız Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya olmak üzere üç bölgeye ayrılmış durumdadır ve bu üç devlet birbirleriyle sürekli savaş halindedir. Kitap, Okyanusya’ da geçer. Kitabın başında partinin Avrasya ile savaşta olunduğunu özellikle söylemesine rağmen çok geçmeden Okyanusya halkına hiçbir zaman Avrasya ile savaşta olmadıkları her zaman Doğu Asya ile düşman oldukları bilgisi yayılır. Zaten geçim derdiyle boğuşan halk için bu değişim çok bir şey ifade etmez. Mensup olduğu devletin kiminle savaştığından ziyade savaşın kendinden neleri götürdüğü ile ilgilenir halk. Çünkü savaşlar ekonomik gücünü her zaman halktan alır.</p>
<p>Savaşılan devlet bir anda değiştiğinde eski kaynaklar anında yok edilmeye, yeni düşmanla ilgili haberler basılmaya başlanır ve halkın eskiyi unutması amaçlanır. Oldukça fakir ve komünist rejimin etkisiyle yönetilen halkın ekonomik anlamda bu kadar zorlanırken, sık sık yapılan değişiklikler nedeniyle yönetim rejimine karşı çıkması pek olası bir durum değil.</p>
<p>Okyanusya’nın başında bulunan Büyük Birader’e ise tüm halkın sevgi duyması amaçlanır. Herkes Büyük Birader’i sevdiğini iddia etse de yönetimdeki devamlılığın esas sebebi olan duygu sevgi değil korkudur.<br />
Kitap, tüm bunlara rağmen yaşadığı dünyayı sorgulamaya başlayan parti çalışanı Winston’ın defterine “Özgürlük iki artı iki dört eder diyebilmektir” yazması ile başlıyor. Esas görevi partiye baş kaldıran Goldstein ve onun liderlik yaptığı örgüt olan “Kardeşlik” ile aynı düşüncelere sahip insanları bulmak olan “düşünce polisi” nin her an tetikte olduğu Okyanusya’da gerçeği arayan Winston’ın “düşünce suçu” işlemeden kendi gibi insanları araması ve “özgürlük” olgusunun peşine düşmesi ile devam ediyor. Bu başkaldırının liderliğini yapan Goldstein’ in birliği olan “Kardeşlik”, devrim için hiçbir eylem yapmayan, sadece özgürlüğün peşinde olan insanları ortak bir düşünce altında toplamayı hedefleyen bir örgüt. Tek ortak eylemleri Goldstein’ in yazdığı “Oligarşik Kolektivizmin Teori ve Pratiği” kitabını okumak olan örgütün gerçekten var olup olmadığı ise en büyük tartışma konusu. Kimilerine göre “Kardeşlik” asla var olmadı. Büyük Biraderin düşünce suçu işleyenleri bulmak amacıyla ortaya çıkardığı bir hayal sadece. Hiçbir fiziksel eylemi olmayan ortak tek bir düşünce altında toplanmış olan insanlar sadece düşünerek bir devrim gerçekleştirebilirler mi? Bu da Orwell’ ın bize yönelttiği temel soru aslında.</p>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 2">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Bu iki distopyayı karşılaştırırsak Cesur Yeni Dünya’da toplum keyif duygusuyla yönetilir. Baskın olan keyif arzusu toplumu acıdan, üzüntüden herhangi bir şeyi özlemekten, arzuyla istemekten mahrum bırakır ve topluma her şeyi kolayca elde etme fırsatı sunar. 1984’te ise baskın duygu olarak korku devreye girer. Toplumun tüm haklarından yoksun bırakılması söz konusudur ve halk varlığın değil alışık olduğumuz yokluğun getirdiği zorlukla baş başadır.</p>
<p>İki dünyayı karşı karşıya getiren en önemli farklardan biri de kadın erkek ilişkileri ve doğuma olan yaklaşımlar. Cesur Yeni Dünya’da birey oluşumunun kapsüllerde gerçekleşmesi ile kadın erkek ilişkisi bir aile kurumu olmaktan uzaklaşarak yalnızca keyif arzusunun kalıcı olmasını sağlamak için desteklenen bir durum haline gelmiştir. İkili ilişkinin temel amacı keyif arzusunu önce başlatmak sonra baskılamak olarak halka sunulmuş ve bu ilişki tüm topluma bir tercih gibi gösterilmiş, bir ihtiyaç gibi hissettirilmiş fakat temelde yönetimin hedeflediği keyif arzusunun devamı için zorunluluk olarak görülmüştür. 1984’te ise tam tersi kadın erkek ilişkisi keyif almaktan uzakta evlilik kurumunun devamlılığının sağlanması için toplum tarafından “Partiye karşı görevimiz” olarak kabul edilen bir mecburiyettir. Burada iki farklı dünyanın bir diğer benzerliği karşımıza çıkıyor. Kadın erkek ilişkisi birinde sadece evlilik kurumunun -bir nevi alışılan düzenin- devamı birinde ise sadece arzu iken ikisinde de yasaklanan ortak olgu âşık olmak. Biri keyif merkezli diğeri korku merkezli iki distopya da farkında ki sevgi işin içine girince insanları kontrol etmek zannedildiği kadar kolay olmuyor. Birey sevmemeli birey hissetmemeli çünkü Huxley’in dediği gibi “Birey hissederse toplum sendeler”.</p>
<p>Cesur Yeni Dünya’da resmedilen dünya bir ütopyaymış gibi anlatıldığı için zannediyorum okuyana karamsarlık hissini daha az hissettiriyor. Öngörülen senaryonun doğurabileceği sonuçlar okuru endişelendirse de yazarın yumuşak dili kitabın klasik bir roman gibi akmasına olanak sağlıyor. 1984 ise ilk sayfasından son sayfasına kadar hâkim olan kasvet duygusuyla okuyanı adeta boğuyor ve yaşanan baskıyı okuyucuya derinden hissettiriyor. Hem kitaptaki dünya düzeninin korkutması hem de dilinin ağırlığı düşünüldüğünde okuyucuyu anlatılan dünyanın içine daha çok çekiyor ve empati yapma ihtimalini arttırıyor. Bu noktada belki de bilgiden ve duygulardan yoksun bırakılacağımız bir dünya ihtimalinin, bilgi yoğunluğunun doğurduğu korku senaryosundan daha olası gelmesi 1984 distopyasını daha ürkütücü pozisyona koyuyor.</p>
<p>Özetle Orwel kitabında bilgiden, mutluluktan, özgürlükten yoksun bırakılacağımızdan, Huxley ise tüm bunların önümüze anlamsızca sunulmasının ortaya çıkaracağı değersizlikten korkuyordu. Olguların eksikliği mi yoksa değersizliği mi daha büyük bir korku senaryosu açığa çıkarırdı günümüzde hala tartışılıyor. Birçok eleştirmen günümüz dünyası için Huxley’ in haklı çıktığını düşünse de bana sorsanız bunu söylemek için erken. Bir kesimin bolluk içinde yüzdüğü, keyif aldığı şu cesur dünyada bize haddinden fazla sunularak gözümü karartan olgular kadar o olguların yokluğuyla cebelleşen, bazense sahip olamadıklarının bir eksiklik olduğunun farkına bile varamayan insanlar hala var. Gelecekte bu kâbus senaryolarından hangisinin baskın çıkacağı meçhul ama bugün ikisinin de var olduğu bir gerçek. Her şeye rağmen biliyoruz ki günün birinde okuduğumuz distopyalar gerçeğe dönüşürse bizi kurtaracak, insan olduğumuzu hatırlatacak tek şey “sevgi” olacak. Çünkü sevgi öğretir, geliştirir, değiştirir. Sevgi tazeler ve yenilikleri arzulatır, insanı düşünmeye ve kendinin en mükemmel haline erişmeye yani değişime zorlar. Bu nedenle tüm iktidarlar farkında ki sevgi bütün duyguların atasıdır ve temelinde sevgi olmayan tüm oluşumlar yıkılmaya muhtaçtır.</p>
<p>Her şey bir sorgulamayla başlar. Alıştığı düzenle, sistemle savaşmak bireyin kendisiyle savaşmasıdır esasen. Doğumundan -belki de ebeveynlerinin doğumundan- bugüne kadar öğrendiği her şeyle savaşması bireyin değişiminin ilk adımıdır. Çünkü her sorgulama değişimi kabul ettirir. Değişim ise yeni bir dünyayı&#8230;</p>
<p><div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/ultimatemember/50/profile_photo-190x190.jpeg?resize=100%2C100&#038;ssl=1" class="gravatar avatar avatar-100 um-avatar um-avatar-uploaded" width="100" height="100" alt="Zeynep Zişan Demirci" data-default="https://www.geceyim.com/wp-content/plugins/ultimate-member/assets/img/default_avatar.jpg" onerror="if ( ! this.getAttribute('data-load-error') ){ this.setAttribute('data-load-error', '1');this.setAttribute('src', this.getAttribute('data-default'));}" loading="lazy" data-recalc-dims="1" /></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://www.geceyim.com/author/zeynepzisan/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Zeynep Zişan Demirci</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"></div></div><div class="clearfix"></div></div></div><br />
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 1595</span></div></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/">1984 ve Cesur Yeni Dünya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5896</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anlattıklarınızın ve Anladıklarının</title>
		<link>https://www.geceyim.com/anlattiklarinizin-ve-anladiklarinin/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/anlattiklarinizin-ve-anladiklarinin/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Sami Turan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2021 17:03:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5787</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatım boyunca dönemsel olarak bazı kavramlar üstünde çokça eğildiğimi o döneme vurgu yaptığını fark ediyorum. Şu zamanlarda ise bu kavram iletişim. İletişimin var oluşu ve önemi beni somut dünyadan soyut dünyaya taşıyan bir köprü niteliğinde, bu sıralarda. İletişim dediğimizde aklımızda canlanan başlıca parçalardan birisi konuşmak, halbuki iletişim becerilerinden sadece bir tanesi. Yüzyıllar boyu en basit &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/anlattiklarinizin-ve-anladiklarinin/"> <span class="screen-reader-text">Anlattıklarınızın ve Anladıklarının</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/anlattiklarinizin-ve-anladiklarinin/">Anlattıklarınızın ve Anladıklarının</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatım boyunca dönemsel olarak bazı kavramlar üstünde çokça eğildiğimi o döneme vurgu yaptığını fark ediyorum. Şu zamanlarda ise bu kavram iletişim. İletişimin var oluşu ve önemi beni somut dünyadan soyut dünyaya taşıyan bir köprü niteliğinde, bu sıralarda.</p>
<p>İletişim dediğimizde aklımızda canlanan başlıca parçalardan birisi konuşmak, halbuki iletişim becerilerinden sadece bir tanesi. Yüzyıllar boyu en basit halimizden beri süre gelen bir yeteneğimiz iletişim kurmak. Ne kadar üstünde ilerlesek de önemini eskisi kadar fark edemediğimizi düşünüyorum. Bunun sebebi de bir iletişim döngüsünün içinde tersine bir süreçten kaynaklanıyor. İletişimi hep ikinci planda bırakıyoruz. Halbuki ne olursa olsun varlığı ortaya döken onun var olması için iletişim kurmaya başlaması gerekiyor.</p>
<p>Henüz dünyaya daha gelmeden iletişim kurmaya başlıyoruz. Annelerimizin karınlarını tekmeliyoruz. En küçük çevremizle ne kadar çabuk iletişim kurduğumuza bakın. Bu andan sonra dünyaya veda edene kadar bu iletişimi asla bitirmiyoruz. Kimimiz ötesinde de bu bağları yaşatmaya devam edebiliyor.</p>
<p>İletişim aslında tam anlamıyla hepimizin gelişigüzel gerçekleştirdiği bir bağ. Oysaki iletişim çok çeşitli kavramlara bağlı olarak meydana geliyor. İletişimimizi asla tek bir şeye bağlı olarak gerçekleştiremiyoruz.</p>
<p>Yakından inceleyelim, iletişim dediğimiz bağın bir gönderici bir alıcıya ihtiyacı var. Ancak kimi zaman alıcı ve gönderici bir olabiliyor. Örneğin kurduğumuz hayaller veya içimizde bizle konuşmaya çalışan değerlendiren kavram.</p>
<p>Biz genellikle iletişimi karşımızdaki diğer varlığa bir şey aktarmak olarak görsek de iletişim sonucunda karşımızdaki ne olursa olsun, iletişim yansıyıp tekrar bize uğruyor. Küçük yaşlarda bize söyledikleri gibi kötü söz sahibine aittir. Sadece kötü söz değil, iletişimi oluştururken kurduğumuz düşünceler ve duygular bize karşı taraftan değişerek veya değişmeyerek tekrar bize uğruyor ve etkileniyoruz.</p>
<p>İletişim hattımızı sadece iki kavram arasında kurmamıza rağmen (gönderici-alıcı) bu iki kavramdan daha fazlasının dahil olduğu birçok iletişim bağları kuruyoruz. Bu iletişimler neticesinde çeşitli sonuçlar ortaya çıkıyor: felaketler meydana geliyor, savaşlar, yaralanmalar, psikolojik etkiler saymakla bitiremeyiz. Bunun yanında iyi saydığımız olaylar da yaşanabiliyor, dünyanın en mutlu insanı hissettiğimiz anlar, heyecanlandığımız olaylar, barış…</p>
<p>En başa dönecek olursak, iletişim aslında karşımızdakinin canlı olmasına ihtiyaç duymadan oluşturabiliyoruz. En sevdiğiniz kıyafetin veya küçükken yanınızda taşıdığınız bir oyuncağın kendiniz üzerindeki etkilerini hatırlayabilirsiniz. Bu iletişime kimi zaman insanlar dışında da canlılar uğruyor, masada bir anda ortaya çıkan bir böcek ayaklarınızı yerden kesebiliyor.</p>
<p>Şu anda oluşturduğumuz iletişim bağları bizi iki kavramın ilişkisine indirgese de hepimiz farkında değiliz ki bu iletişim bizim geçmiş yaşantımıza yani zamana da çok bağlı. Geçmişimizde kurduğumuz herhangi bir etkileşim (geçmişte yaşadığımız bir iletişim) bizim şimdi kurmaya çalıştığımız bu bağı farkında olmadan bir hayli etkiliyor. Zamandan bahsettikten sonra yerden bahsetmemek olanaksız. Göndericinin ve alıcıdan bahsettiğimiz bu iletişime bağlamı katmadan bahsetmek bu yüzden yanlış olacaktır.</p>
<p>İletişimin en kötü kısmı da anladığımız kısmı değil mi? Gönderdiğiniz ve gönderici kim olursa olsun, alıcı anladığıyla kalır. Çokça söylediğimiz ‘Anlattım’, halbuki sadece ‘Anladıkları’ kadardır.</p>
<p>İletişimi biraz daha öne çıkarın ve ona dikkat edin. ‘Anlattıklarınızın’ ve ‘Anladıklarının’ ötesine geçeceksiniz. En iyi iletişimin anahtarı olsaydı, sanırım yok olurduk; iyi dinleyiciden(alıcı) başladığıysa aşikar.</p>
<p><div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/ultimatemember/89/profile_photo-190x190.jpg?resize=100%2C100&#038;ssl=1" class="gravatar avatar avatar-100 um-avatar um-avatar-uploaded" width="100" height="100" alt="Mehmet Sami Turan" data-default="https://www.geceyim.com/wp-content/plugins/ultimate-member/assets/img/default_avatar.jpg" onerror="if ( ! this.getAttribute('data-load-error') ){ this.setAttribute('data-load-error', '1');this.setAttribute('src', this.getAttribute('data-default'));}" loading="lazy" data-recalc-dims="1" /></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://www.geceyim.com/author/mehmetsamituran/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Mehmet Sami Turan</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Gözlerinizi kapatın, orada hissettiğiniz ışık parçacıklarından ve sıcaklıktan biriyim. Hakkımda daha fazlasına buradan ulaşabilirsiniz: <a href="http://mehmetsamituran.wordpress.com">mehmetsamituran.wordpress.com</a></p>
</div></div><div class="saboxplugin-web "><a href="http://mehmetsamituran.wordpress.com" target="_blank" >mehmetsamituran.wordpress.com</a></div><div class="clearfix"></div></div></div><br />
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 1431</span></div></p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/anlattiklarinizin-ve-anladiklarinin/">Anlattıklarınızın ve Anladıklarının</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/anlattiklarinizin-ve-anladiklarinin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5787</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kaplumbağa Terbiyecisi</title>
		<link>https://www.geceyim.com/kaplumbaga-terbiyecisi/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/kaplumbaga-terbiyecisi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selenay Sağlam]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Aug 2021 12:27:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[kaplumbağa]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanhamdibey]]></category>
		<category><![CDATA[terbiyecisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5779</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merhabalar sevgili okurlarım 😊 Artık sizleri oldukça benimsediğimi hissediyorum o yüzden bu şekilde hitap etmek geldi içimden. Daha önce belki bir duvarda belki bir sahnede belki de bir kitabın, derginin sayfalarında sıkça karşılaşabileceğimiz Kaplumbağa Terbiyecisi isimli eserden bahsetmek istiyorum sizlere. Kaplumbağa Terbiyecisi isimli tablo, Türk sanatının klasiklerinden olan ve 1906 yılında, Kadıköy&#8217;ün ilk belediye başkanı &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/kaplumbaga-terbiyecisi/"> <span class="screen-reader-text">Kaplumbağa Terbiyecisi</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/kaplumbaga-terbiyecisi/">Kaplumbağa Terbiyecisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Merhabalar sevgili okurlarım <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f60a.png" alt="😊" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Artık sizleri oldukça benimsediğimi hissediyorum o yüzden bu şekilde hitap etmek geldi içimden.</p>
<p>Daha önce belki bir duvarda belki bir sahnede belki de bir kitabın, derginin sayfalarında sıkça karşılaşabileceğimiz Kaplumbağa Terbiyecisi isimli eserden bahsetmek istiyorum sizlere.</p>
<p>Kaplumbağa Terbiyecisi isimli tablo, Türk sanatının klasiklerinden olan ve 1906 yılında, Kadıköy&#8217;ün ilk belediye başkanı ve sanatçı Osman Hamdi Bey tarafından resmedilmiştir.</p>
<p>Osman Hamdi Bey&#8217;in bu tablosu, özellikle ilham kaynağına dair net bilgilerin olmadığı dönemde, geri kalmış bir toplumu çağdaşlaştırmaya çalışan bir aydının yorgun hâlini anlattığı şeklinde birçok yorum almıştır. Kaplumbağaların esin kaynağının, Lale Devri’ndeki Sadabad eğlenceleri sırasında, hava karardıktan sonra sırtlarına mum dikilerek serbest bırakılan kaplumbağalar olduğu öne sürülmüştür. Bu yoruma göre Osman Hamdi Bey, tabloda kendini terbiyeci, kendi iş yapış biçimine uyum gösteremeyen astlarını ise yemeğe ulaşmaya çalışan kaplumbağalar olarak göstererek, onları hicvetmiştir.</p>
<p>Benim yorumum ise eserde düşünceli biçimde dikilen adam, sabır gerektiren zor bir iş olan kaplumbağaları terbiye etme işini, elindeki ney ve sırtındaki nakkareyi çalarak tıpkı Osman Hamdi Bey’in toplumu sanat yoluyla çağdaş seviyelere getirmeyi, başarmayı umması olarak yorumlanabilir. Bir başka dikkat çeken durum ise terbiyecinin, kaplumbağaları eğitmekte kullanacağı neyi üfleyemeyip arkasında tutması, Osman Hamdi Bey’in neyi üfleme, yani kaplumbağalar ile temsil edilen halkı eğitme kaygısından artık vazgeçtiği, çünkü derviş sabrının bile bir sonu olduğu şeklinde yorumlanabilir. Osman Hamdi Bey&#8217;in toplumu sanat ve kültürle eğitmek, çok istediği ve önem verdiği bir ilerlemeydi fakat bu isteğine ulaşabildiği pek söylenemez.</p>
<p>Türk resim tarihinin &#8221;İlk Sürrealist Tablosu&#8221; olan bu eserden 1906 ve 1907 yıllarında Osman Hamdi Bey totalde iki tane resmetmiştir. Oryantalist ressamların çok sık başvurduğu bir yoldur bu. Yapıtlarının çoğu iki tanedir. Çünkü oryantalist resim, detaylar üzerinedir.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/08/s-e7812d573b944a0ecd4b614b5c7ef41b6b119139.webp?ssl=1"><img fetchpriority="high" decoding="async" data-attachment-id="5780" data-permalink="https://www.geceyim.com/kaplumbaga-terbiyecisi/s-e7812d573b944a0ecd4b614b5c7ef41b6b119139/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/08/s-e7812d573b944a0ecd4b614b5c7ef41b6b119139.webp?fit=492%2C346&amp;ssl=1" data-orig-size="492,346" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="s-e7812d573b944a0ecd4b614b5c7ef41b6b119139" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/08/s-e7812d573b944a0ecd4b614b5c7ef41b6b119139.webp?fit=300%2C211&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/08/s-e7812d573b944a0ecd4b614b5c7ef41b6b119139.webp?fit=492%2C346&amp;ssl=1" class="alignnone wp-image-5780" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/08/s-e7812d573b944a0ecd4b614b5c7ef41b6b119139-300x211.webp?resize=933%2C656&#038;ssl=1" alt="" width="933" height="656" data-recalc-dims="1" /></a></p>
<p>Birçok başka benzerlik olsa da çoğunlukla kabul edilen Kaplumbağa Terbiyecisi’nin resmedildiği yer; Bursa Yeşil Cami hünkâr mahfelinin kuzeye bakan cephesi ve Taç Kapısı&#8217;nın üzerinde kalan pencerenin önüdür. Tabloda yer alan kapının üzerinde Arapça olarak Şifau&#8217;l kulub likau&#8217;l mahbub yazıyor. Manası ise &#8216;’Kalplerin şifası sevgiliye kavuşmaktır.’’ Sözün anlamı oldukça derin..</p>
<p>Peki son olarak da eserin günümüzde nerede ve kimde olduğu sorusunun cevabı ise şöyledir;</p>
<p>Osman Hamdi Bey&#8217;in en bilinen eseri olan Kaplumbağa Terbiyecisi 2014 yılında açık artırma usulünce yapılan müzayedede 5 milyona Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi tarafından satın alındı. Tablonun bugünkü değerinin ise 15 milyon olduğu düşünülüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yazımı hazırlarken yararlandığım kaynaklar:</p>
<p><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Kaplumba%C4%9Fa_Terbiyecisi">https://tr.wikipedia.org/wiki/Kaplumba%C4%9Fa_Terbiyecisi</a></p>
<p><a href="https://ceotudent.com/kablumbaga-terbiyecisi-ne-anlatiyor">https://ceotudent.com/kablumbaga-terbiyecisi-ne-anlatiyor</a></p>
<p><a href="https://bilgihanem.com/kaplumbaga-terbiyecisi-tablosu-nedir/">https://bilgihanem.com/kaplumbaga-terbiyecisi-tablosu-nedir/</a></p>
<p><a href="https://onedio.com/haber/kac-para-ki-bir-kaplumbaga-terbiyecisi-osman-hamdi-beyin-dudak-ucuklatan-fiyatlariyla-10-tablosu-909598">https://onedio.com/haber/kac-para-ki-bir-kaplumbaga-terbiyecisi-osman-hamdi-beyin-dudak-ucuklatan-fiyatlariyla-10-tablosu-909598</a></p>
<p><a href="https://www.webtekno.com/turk-sanati-klasiklerinden-kaplumbaga-terbiyecisi-tablosu-aslinda-ne-anlatmak-istiyor-h47552.html">https://www.webtekno.com/turk-sanati-klasiklerinden-kaplumbaga-terbiyecisi-tablosu-aslinda-ne-anlatmak-istiyor-h47552.html</a></p>
<p><a href="https://www.hurriyet.com.tr/egitim/kaplumbaga-terbiyecisi-tablosu-kimin-eseridir-tablonun-bir-anlami-ve-hikayesi-var-midir-41626873">https://www.hurriyet.com.tr/egitim/kaplumbaga-terbiyecisi-tablosu-kimin-eseridir-tablonun-bir-anlami-ve-hikayesi-var-midir-41626873</a></p>
<p><a href="https://www.milliyet.com.tr/pembenar/osman-hamdi-kaplumbaga-terbiyecisi-ni-iki-kere-cizmis-1083636">https://www.milliyet.com.tr/pembenar/osman-hamdi-kaplumbaga-terbiyecisi-ni-iki-kere-cizmis-1083636</a></p>
<p><a href="https://www.rehbername.com/kesfet/kaplumbaga-terbiyecisi-ve-osman-hamdi-bey">https://www.rehbername.com/kesfet/kaplumbaga-terbiyecisi-ve-osman-hamdi-bey</a></p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=nDA9Ijsn4QU">https://www.youtube.com/watch?v=nDA9Ijsn4QU</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/ultimatemember/44/profile_photo-190x190.jpg?resize=100%2C100&#038;ssl=1" class="gravatar avatar avatar-100 um-avatar um-avatar-uploaded" width="100" height="100" alt="Selenay Sağlam" data-default="https://www.geceyim.com/wp-content/plugins/ultimate-member/assets/img/default_avatar.jpg" onerror="if ( ! this.getAttribute('data-load-error') ){ this.setAttribute('data-load-error', '1');this.setAttribute('src', this.getAttribute('data-default'));}" loading="lazy" data-recalc-dims="1" /></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://www.geceyim.com/author/mandalinalover/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Selenay Sağlam</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Merhaba ben Selenay, çokça okuyup biraz da bir şeyler yazıyorum. Ha bir de hayallerimin peşinden koşuyorum!</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><br />
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 1923</span></div></p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/kaplumbaga-terbiyecisi/">Kaplumbağa Terbiyecisi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/kaplumbaga-terbiyecisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5779</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mor Rengin Tarihçesi</title>
		<link>https://www.geceyim.com/mor-rengin-tarihcesi/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/mor-rengin-tarihcesi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selenay Sağlam]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2021 16:21:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[MOR]]></category>
		<category><![CDATA[RENK]]></category>
		<category><![CDATA[TARİHÇE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5733</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merhabalar sevgili okurlar 😊 Mor rengini sever misiniz? Bugün sizlerle bu asil renk üzerine konuşalım. Mor esasında ara ve soğuk bir renktir.  Bunun yanı sıra aşağıda anlatacağımız hikayesine bakılacak olursa hep radikal konuların da simgesi olmuş, bazı müzik gruplarına adını vermiş ve birçok imparatorlukta kutsal renk olarak kabul edilmiştir. Roma, Bizans, Pers imparatorlukları zamanı başta &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/mor-rengin-tarihcesi/"> <span class="screen-reader-text">Mor Rengin Tarihçesi</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/mor-rengin-tarihcesi/">Mor Rengin Tarihçesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Merhabalar sevgili okurlar <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f60a.png" alt="😊" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Mor rengini sever misiniz? Bugün sizlerle bu asil renk üzerine konuşalım. Mor esasında ara ve soğuk bir renktir.  Bunun yanı sıra aşağıda anlatacağımız hikayesine bakılacak olursa hep radikal konuların da simgesi olmuş, bazı müzik gruplarına adını vermiş ve birçok imparatorlukta kutsal renk olarak kabul edilmiştir. Roma, Bizans, Pers imparatorlukları zamanı başta olmak üzere özellikle İngiltere&#8217;de mor renk kraliyet ailesini simgeler hale gelmiştir. Hatta 1533-1603 yılları arasında İngiltere Kraliçesi olan I. Elizabeth, kendisi ve kraliyet ailesi dışında kalanların mor renkte giysiler giymelerini bile yasaklamıştır. Bu rengin zengin çevreler tarafından arzulanmasını sağlayan en önemli etken Fenike ya da Sur moru olarak da bilinen rengin dayanıklı olması, kumaştan kolay kolay çıkmaması ve güneş ışığına maruz kaldıkça parlaklığının artması olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>O zamanlarda mor rengi en pahalı ve en ulaşılmaz renkti. Bunun en önemli sebebi rengin üretimi için Sur Antik kenti kıyılarındaki on binlerce deniz salyangozunun telef edilerek sadece 5-10 gram boya elde edilmesi olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki yarım kilo mor rengi 1,5 kilo altına değermiş, Antik Çağ&#8217;da mor ve tonlarındaki boyaların hem üreticisi hem de pazarlayıcısı ise Fenikelilermiş. Mor renk elde edilen bu deniz salyangozunu aşağıdaki resimde görebilirsiniz;</p>
<p><img decoding="async" data-attachment-id="5737" data-permalink="https://www.geceyim.com/mor-rengin-tarihcesi/d-2/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/06/d.png?fit=1023%2C683&amp;ssl=1" data-orig-size="1023,683" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="d" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/06/d.png?fit=300%2C200&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/06/d.png?fit=1023%2C683&amp;ssl=1" class="wp-image-5737 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/06/d.png?resize=962%2C641&#038;ssl=1" alt="" width="962" height="641" data-recalc-dims="1" /></p>
<p>Peki bu lüks mor renk nasıl oldu da genel kullanıma açıldı ve herkesin ulaşabileceği bir renk haline geldi? Bu durum 1856 yılında, sıtma ilacı üzerine çalışan İngiliz kimyager William Henry Perkin&#8217;in şans eseri mor rengi keşfetmesiyle mümkün olmuştur. Tesadüfen mor rengi ve ilk sentetik boyayı bulan Perkin kısa zamanda kendi fabrikasını kurmuş ve mor rengi üretimine başlamıştır. Böylece mor renk artık bir statü sembolü olmaktan çıkmış ve herkesin kullandığı bir renge dönüşmüştür.</p>
<p>Önce başka canlılardan elde edilmeye başlanan bu alımlı renk, sentetik olarak üretiminin mümkün olmasından sonra maddi değerinden çok şey kaybetse de renklerin içinde zenginliği ve asaleti simgelemeye devam ediyor.</p>
<p>Günümüzde de mor renginin sakinleştirici etkisi olduğu düşünülür ve terapi merkezlerinde sıkça kullanılır. Ayrıca astrolojide özgürlüğü temsil eden yay burcu da mor ve leylak renklerini sahiplenir.</p>
<p><img decoding="async" data-attachment-id="5734" data-permalink="https://www.geceyim.com/mor-rengin-tarihcesi/b83ac1f845b038592e258f48b2e0b8ee/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/06/b83ac1f845b038592e258f48b2e0b8ee.jpg?fit=540%2C540&amp;ssl=1" data-orig-size="540,540" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="b83ac1f845b038592e258f48b2e0b8ee" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/06/b83ac1f845b038592e258f48b2e0b8ee.jpg?fit=300%2C300&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/06/b83ac1f845b038592e258f48b2e0b8ee.jpg?fit=540%2C540&amp;ssl=1" class="wp-image-5734 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/06/b83ac1f845b038592e258f48b2e0b8ee.jpg?resize=948%2C948&#038;ssl=1" alt="" width="948" height="948" data-recalc-dims="1" /></p>
<p>Çiçeklerin renklerine göre anlamları olduğu söylenir. Özellikle ender görülen mor gül kimilerine göre ebedi aşkı kimilerine göre ise ilk görüşte aşkı temsil eder.</p>
<p>Ayrıca mor rengi Erguvan rengiyle de sıkça karıştırılır fakat bu iki renk farklı frekanslara sahip iki farklı renktir.</p>
<p>Sona yaklaşırken bu araştırmayı yaparken beni en şaşırtan bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir varsayıma göre günümüzden yaklaşık 2.4 ila 3.5 milyar yıl önce, yani klorofil hakimiyetinden önce, fotosentezi retinal adlı mor renkli bir pigment gerçekleştiriyormuş. Yani Dünya&#8217;daki bitki örtüsü her zaman yeşil değilmiş bitki örtüsünün baskın rengi mormuş. Bu varsayıma Mor Dünya Hipotezi adı veriliyor.</p>
<p>Gördüğünüz gibi tarih sahnesinde renkler de onları giyenler de günlük yaşamda kullanarak yaşatanlar da hatırlanıyor ve hoş bir seda olarak hatıralarıyla anılıyor. Her renk kendince güzellikte. Renklerin güzelliği hep sizinle olsun, yaşamınızdan gökkuşağı hiç eksik olmaması dileğiyle..</p>
<p><div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/ultimatemember/44/profile_photo-190x190.jpg?resize=100%2C100&#038;ssl=1" class="gravatar avatar avatar-100 um-avatar um-avatar-uploaded" width="100" height="100" alt="Selenay Sağlam" data-default="https://www.geceyim.com/wp-content/plugins/ultimate-member/assets/img/default_avatar.jpg" onerror="if ( ! this.getAttribute('data-load-error') ){ this.setAttribute('data-load-error', '1');this.setAttribute('src', this.getAttribute('data-default'));}" loading="lazy" data-recalc-dims="1" /></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://www.geceyim.com/author/mandalinalover/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Selenay Sağlam</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Merhaba ben Selenay, çokça okuyup biraz da bir şeyler yazıyorum. Ha bir de hayallerimin peşinden koşuyorum!</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><br />
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 1417</span></div></p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/mor-rengin-tarihcesi/">Mor Rengin Tarihçesi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/mor-rengin-tarihcesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5733</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hislerin İzlerinde</title>
		<link>https://www.geceyim.com/hislerin-izlerinde/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/hislerin-izlerinde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Anonim]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 May 2021 20:19:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5658</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tutamasam da kaçmasa o elimdeki son sabır iplikleri. Hiç kimsenin var olması ya da yok olması etkilemese beni. Bir rüzgâr gibi esip geçsem bu yemyeşil ormanların arasından, sarı bozkırdan, mavi denizden… Azar azar dokunsam hepsine ama hiçbirine alıştırmasam kendimi, hiçbiri alışmasa bana. Hem ait olmadan hem de ilişik, ucundan kıyısından yakalayarak yaşasam, yaşasak. Hem biraz &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/hislerin-izlerinde/"> <span class="screen-reader-text">Hislerin İzlerinde</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/hislerin-izlerinde/">Hislerin İzlerinde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tutamasam da kaçmasa o elimdeki son sabır iplikleri. Hiç kimsenin var olması ya da yok olması etkilemese beni. Bir rüzgâr gibi esip geçsem bu yemyeşil ormanların arasından, sarı bozkırdan, mavi denizden… Azar azar dokunsam hepsine ama hiçbirine alıştırmasam kendimi, hiçbiri alışmasa bana. Hem ait olmadan hem de ilişik, ucundan kıyısından yakalayarak yaşasam, yaşasak. Hem biraz deli olsak hem de hızlı hızlı sahillerde koşsak gazozlarımız ılımadan. Senin göze çarpan turkuaz bir şortun olsa, bense arada yanımda olduğun için bir kez daha dalgalara ve gökyüzüne bakıp şükran duysam. Sonuçta bizi bir araya getirmek için iş birliği yapan evrenin, bunca çabası boşuna değil. Tesadüf diye bir şey yok. Birbirini düşünmek, hissetmek, duyumsamak ve anlamak var.</p>
<p>Benim için bir yaz aşkından fazla olsan tüm eksik yanlarıma. İçimde boşalan kadehlere şarap yerine sevginden doldursan. Biliyorum, sen içince sarhoş olmazsın, bu yüzden içimdeki yıllanmış şarapların hepsi senin. Yalnız bir şartım var, boşalan kadehlerin hepsini sevginle doldurmanı istiyorum. Yanındayken bile seni özlüyorum. Hatta bu yazıyı yazarken kulaklığımda ‘Ne mümkün ki anlamak İstanbul’u sensiz’ çalıyor. Hadi günü unutanlardan olalım ve doyasıya yaşayalım gençliğimizi. Biliyorum, imkansızız&#8230; Ve bu bana derinlerden bir güç veriyor. Seni hayallerimde yaşamak her zaman daha kolay ama ruhunu hep yanı başımda hissediyorum. Düşünsene, bir an için kolyene dokunuyorum, gecenin gündüze karıştığı vakitte ikimiz de yorulmuşuz.  Sen bana mutlu sonla biten değil de sonsuz mutlulukla devam eden masallarından birini anlatıyorsun. Göz kapaklarım yer çekimine kendini bırakmadan, seni hafif karanlık görmek bile bir sonraki uykularıma gebe bıraktırıyor beni. Uyumak, senin yanındaysa daha bir güzel geliyor.</p>
<p>Saçların, gözlerin, ellerin, birlikte yandığımız yaz güneşi, ayaklarına yapışan deniz kumları… Hepsini ezberledim, hepsini. Kimse bilmemeli seni, seni beni kimse duymamalı. Seni beni yalnızlık örtmeli, yalnızlık… Bundan yıllar önce yaza dönmüş bir baharın serinliğinde yanıma gelmiştin. Kulağıma fısıldayışların&#8230; Herkes mi kulağımıza fısıldasa tüylerimiz diken diken olur yoksa sen bana fısıldadığında mı? Bilmiyorum. Doğruyu söylemek gerekirse senden sonra kulağıma bir sahne arkasında fısıldayan olmadı… Öyle işte.</p>
<p>Bir adayı keşfe çıkalım seninle, bir geceyi, bir ülkeyi… Denizyıldızlarını denize fırlat ve beni, fırlattığın deniz yıldızının hayatını önemsediğine inandır. Yüz yıl geçse de keşfedilesi ol. Hiç bilmeyeyim seni tam anlamıyla, hep bilmek isteyeyim, hep merak edeyim. Aradığımız cevapların peşinden koşarak bulalım birbirimizi. Hadi gel bak bu gezegende her şey bir kerelik. Jetonlarını kaybetmiş bir çocuk gibisin. Keşkeleri unut, yarınları seninle yakalamak istiyorum. En azından bir defalığına. Zaten senin birin, benim sonsuzuma dönüşecek. Ama bütün yarınlar için söz veremem. Çünkü ben gitmeye meyilliyim.</p>
<p>Okyanusları dolduran fitoplanktonlar gibi hissediyorum. Gezegenine nefes olmak istedim sadece. Belki de beni bul istedim diplerde. Dibe çekilmek istedim seninle. Bir yaz romanında yeri belli iki kişi; alışmadan ama birbirine ölesiye bağlı. Kopmadan ama bağımsız. Kimsesiz ama fazlasıyla kalabalık… Kimsin sen? Kimim ben? Bıraktığın yerde bekliyor olacağım. Ya da beklediğim yerde bul beni. Artık birbirimizi bulacağımız izler basit değil, hislerimiz yavaş yavaş izlerimize dönüşecek. Unutma bunu, hislerinin izlerini takip et.</p>
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 1165</span></div>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/hislerin-izlerinde/">Hislerin İzlerinde</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/hislerin-izlerinde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5658</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Japon Kiraz Çiçekleri</title>
		<link>https://www.geceyim.com/japon-kiraz-cicekleri/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/japon-kiraz-cicekleri/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selenay Sağlam]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 May 2021 13:30:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Japonkirazçiçekleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5622</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeniden Doğuşun Simgesi olan Kiraz çiçekleri Japonca Sakura olarak isimlendirilir. Meyve vermeyen bir tür Kiraz ağacı olan Sakura, oldukça geniş bir genetik çeşitliliğe sahiptir. Bu çiçek her yıl Mart’ın son haftası ile Nisan’ın ilk haftası çiçek açar ve diğer çiçeklerden en belirgin farkı ise solmadan dalından dökülmesidir. Japonya’da bu dönem kutsal sayılmıştır öyle ki halk &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/japon-kiraz-cicekleri/"> <span class="screen-reader-text">Japon Kiraz Çiçekleri</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/japon-kiraz-cicekleri/">Japon Kiraz Çiçekleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeniden Doğuşun Simgesi olan Kiraz çiçekleri Japonca Sakura olarak isimlendirilir. Meyve vermeyen bir tür Kiraz ağacı olan Sakura, oldukça geniş bir genetik çeşitliliğe sahiptir.</p>
<p>Bu çiçek her yıl Mart’ın son haftası ile Nisan’ın ilk haftası çiçek açar ve diğer çiçeklerden en belirgin farkı ise solmadan dalından dökülmesidir. Japonya’da bu dönem kutsal sayılmıştır öyle ki halk onlar için önemli nikah günlerini bu döneme denk getirmiş, bu dönemde festivaller düzenlemiştir. Bu dönem yabancıların da ilgisini çekmiş olacak ki baharı müjdeleyen kiraz çiçeklerini görmek isteyen turistler, çeşitli turlar ile ülkeyi ziyaret etmiştir.</p>
<p>Samuray yaşam tarzını benimseyen Japon halkı Kiraz çiçeklerine oldukça önem vermiştir. Samuray filmlerini izlediyseniz uçan tekmelerin arkasındaki kiraz çiçeklerini fark ettiniz mi? Samuraylar kiraz çiçeklerine bakarak olası bir savaşta her an ölümü akıllarına getirmekte ve felsefi bir boyuta gitmektedirler. Çünkü kiraz çiçekleri Samuraylara hem yaşamı hem de ani ölümü hatırlatmaktadır. Sakura zıtlıkları, Yin ve Yang gibi siyah ile beyazı, yaşamı ve ölümü birlikte sembolize eder.</p>
<p>Yüzyıllardan beri şairlere, müzisyenlere ilham veren Sakuralar, II. Dünya Savaşı’nda “kamikaze” adı verilen intihar pilotlarının da son uçuşlarına çıkmadan uçaklarına çizdikleri bir figür olarak tarih sahnesinde yerini alıyor. İnanışa göre;</p>
<p>Ülkelerini korumak için intihar görevini tamamlayan kahraman pilotlar bir sonraki hayatlarında kiraz çiçeği olarak reenkarne olmaktadırlar.</p>
<p>Sakura Japonya’nın doğal güzelliğidir bu sebeple çiçeğin tohumunun veya ağacının ülke dışına çıkarılması yasaklanmıştır. Sadece belli sebeplerle 9 ülkeye gönderilmiştir. Şanslıyız ki bu ülkelerden birisi de Türkiye’dir.  Japonya’daki Sakura vakfı kiraz çiçeklerini evrensel barışın simgesi olması için ve evrensel dostluğun gelişmesi için çalışmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de Japon Kiraz çiçeklerini görebileceğiz bazı yerler; İstanbul’daki Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, Sarıyer’deki Japon Bahçesi, Emirgan korusu ve çevresinde rastlayabilirsiniz. Bununla birlikte Isparta, Ankara, Yalova, Tunceli gibi birkaç ilimizde de karşılaşabilirsiniz. Yolunuz düşerse mutlaka büyüleyici güzelliğini görmenizi tavsiye ederim. İşte sizin için muhteşem Sakura manzaraları;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="5643" data-permalink="https://www.geceyim.com/japon-kiraz-cicekleri/0x0-18-3/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/0x0-18-2.jpg?fit=950%2C582&amp;ssl=1" data-orig-size="950,582" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;1618569917&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;1&quot;}" data-image-title="0x0-18" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/0x0-18-2.jpg?fit=300%2C184&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/0x0-18-2.jpg?fit=950%2C582&amp;ssl=1" class="wp-image-5643 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/0x0-18-2.jpg?resize=968%2C594&#038;ssl=1" alt="" width="968" height="594" data-recalc-dims="1" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="5632" data-permalink="https://www.geceyim.com/japon-kiraz-cicekleri/sumida-river-park/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/sumida-river-park-.jpg?fit=1500%2C844&amp;ssl=1" data-orig-size="1500,844" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="sumida-river-park-" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/sumida-river-park-.jpg?fit=300%2C169&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/sumida-river-park-.jpg?fit=1024%2C576&amp;ssl=1" class="wp-image-5632 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/sumida-river-park-.jpg?resize=966%2C545&#038;ssl=1" alt="" width="966" height="545" data-recalc-dims="1" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="5631" data-permalink="https://www.geceyim.com/japon-kiraz-cicekleri/sakura/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/sakura.jpg?fit=650%2C433&amp;ssl=1" data-orig-size="650,433" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="sakura" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/sakura.jpg?fit=300%2C200&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/sakura.jpg?fit=650%2C433&amp;ssl=1" class="wp-image-5631 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/sakura.jpg?resize=957%2C637&#038;ssl=1" alt="" width="957" height="637" data-recalc-dims="1" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="5628" data-permalink="https://www.geceyim.com/japon-kiraz-cicekleri/img4_58/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/img4_58.jpg?fit=1763%2C1039&amp;ssl=1" data-orig-size="1763,1039" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="img4_58" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/img4_58.jpg?fit=300%2C177&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/img4_58.jpg?fit=1024%2C603&amp;ssl=1" class="wp-image-5628 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/img4_58.jpg?resize=965%2C568&#038;ssl=1" alt="" width="965" height="568" data-recalc-dims="1" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="5629" data-permalink="https://www.geceyim.com/japon-kiraz-cicekleri/japonyada-kiraz-cicegi-zamani-1518522476/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/japonyada-kiraz-cicegi-zamani-1518522476.jpg?fit=1000%2C562&amp;ssl=1" data-orig-size="1000,562" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="japonyada-kiraz-cicegi-zamani-1518522476" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/japonyada-kiraz-cicegi-zamani-1518522476.jpg?fit=300%2C169&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/japonyada-kiraz-cicegi-zamani-1518522476.jpg?fit=1000%2C562&amp;ssl=1" class="wp-image-5629 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/japonyada-kiraz-cicegi-zamani-1518522476.jpg?resize=964%2C543&#038;ssl=1" alt="" width="964" height="543" data-recalc-dims="1" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="5625" data-permalink="https://www.geceyim.com/japon-kiraz-cicekleri/attachment/52684/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/52684.jpg?fit=1024%2C680&amp;ssl=1" data-orig-size="1024,680" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="52684" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/52684.jpg?fit=300%2C199&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/52684.jpg?fit=1024%2C680&amp;ssl=1" class="wp-image-5625 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2021/05/52684.jpg?resize=959%2C637&#038;ssl=1" alt="" width="959" height="637" data-recalc-dims="1" /></p>
<p><div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/ultimatemember/44/profile_photo-190x190.jpg?resize=100%2C100&#038;ssl=1" class="gravatar avatar avatar-100 um-avatar um-avatar-uploaded" width="100" height="100" alt="Selenay Sağlam" data-default="https://www.geceyim.com/wp-content/plugins/ultimate-member/assets/img/default_avatar.jpg" onerror="if ( ! this.getAttribute('data-load-error') ){ this.setAttribute('data-load-error', '1');this.setAttribute('src', this.getAttribute('data-default'));}" loading="lazy" data-recalc-dims="1" /></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://www.geceyim.com/author/mandalinalover/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Selenay Sağlam</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Merhaba ben Selenay, çokça okuyup biraz da bir şeyler yazıyorum. Ha bir de hayallerimin peşinden koşuyorum!</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><br />
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 1307</span></div></p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/japon-kiraz-cicekleri/">Japon Kiraz Çiçekleri</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/japon-kiraz-cicekleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5622</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Öyle‘nin Mevsimi</title>
		<link>https://www.geceyim.com/oyle-nin-mevsimi/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/oyle-nin-mevsimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elif Girgeç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 May 2021 12:15:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat Menü]]></category>
		<category><![CDATA[Şarkılar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[köşe]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<category><![CDATA[yıldızlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5615</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ne günlerdi diye iç çekerler hani… Ne günlerdi? Öyle günlerdi işte… Ben o günleri anlatacak kelimeyi bulamıyorum. Neyi koysam yerine boşluklar kalıyor, seni birkaç harfin sesine nasıl sığdırabilirdim ki… Öyle diyorum ben de… O bile zor çıkıyor ağzımdan&#8230; İnsanın iki hecede sesi titrer mi? Titremek ne ki insanın içine dünyasını sığdırdığı bir ‘öyle ‘si varsa &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/oyle-nin-mevsimi/"> <span class="screen-reader-text">Öyle‘nin Mevsimi</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/oyle-nin-mevsimi/">Öyle‘nin Mevsimi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ne günlerdi diye iç çekerler hani… Ne günlerdi? Öyle günlerdi işte… Ben o günleri anlatacak kelimeyi bulamıyorum. Neyi koysam yerine boşluklar kalıyor, seni birkaç harfin sesine nasıl sığdırabilirdim ki… Öyle diyorum ben de… O bile zor çıkıyor ağzımdan&#8230; İnsanın iki hecede sesi titrer mi? Titremek ne ki insanın içine dünyasını sığdırdığı bir ‘öyle ‘si varsa iki hecede üşürmüş bile. Öğrenmemiş olmayı dilediğim onca şeyi yorgan ediyorum üzerime. Kendimi acılarımdan kucakladığım doğrudur ama sevincimi önüme sermeyi unutmadım. Belki de öğrendiğim en iyi şeylerden biriydi. Sen bana gözyaşları içinde tebessüm edebilmeyi öğretensin. Bir çocuğa armağan edilebilecek en kıymetli şeyler ona her şeye rağmen gülebilmeyi, gökyüzüne bakışı ertelememeyi, gecenin bir vaktinde yıldızlarla selamlaşmayı, umut etmek için ağaç dikmeyi, kalbin kırıldıkça bir çiçeği koklamayı, her şey için tatlı telaşlar içinde olmayı öğretebilmek ise hepsini öğretebilmiştin. Bazen her insanın bir amaç üzere gelmiş olduğu düşüncesi senin bu amaca ulaşmış olabilme ihtimalini düşündürüyor. Acaba diyorum o zamanlarda bir şeyler eksik kalsaydı… Öyle işte… Bazen içimde kabaran dalgalar hangi kıyıya vuracağını şaşırıyor.</p>
<p>Bugünlerde kendimi anlayamama hastalığına yakalandım. Her cümlemin sonunu öyle işte diyerek bitirmekteyim. Sanki içimde söylenecek bir sürü şarkı var ama ben onları seslendirecek doğru notaları bir türlü bulamıyordum. Şarkıdan bahsetmişken zihnim “Sıradaki parça yarım kalan tüm hikayelerime!” diye atılıyordu. Çalan şarkı doksanlı yılların sonunda aramıza katılan “Daha gidecek yolumuz var”. Evet, bir Leman Sam parçası! Haklısın çok dinlemezdim ama her şeyin değişim içinde olduğu bu yaşamda kendimi muhafaza etmek kolay olmuyor. Bir yerlerden fire veriyor insan. Aslında değişime olan ihtiyacımız da ekmek ve su kadar elzem hale geldi bu çağda. Ama işin kötü tarafı artık bir şeyleri değiştirmeden yaşamak fikri insanlara korkunç bir senaryo gibi geliyordu. Sürekli değiştiriyorduk bir şeyleri. Bu değişim önce eşyalardan başladı. İnsanlar daha yenisi için koltuğunu, yeni sürümü çıktı diye telefonlarını, çok eskiyi andırıyor diye yemek takımlarını değiştirmeye başladı. Ardından yavaş yavaş değişim anlayışları değişmeye başladı ve daha da korkunç bir senaryo yazıldı yeryüzüne. İnsanlar, her gün gittiği çayevini, geçtiği sokakları, alışveriş yaptığı çarşıları değiştirirken dostlarını, arkadaşlıklarını, eşlerini değiştirirken buldular kendilerini. En korkunç olanı da insanlar sevdalarını, hislerini, inandıklarını ve inandırmaya çalıştıklarını, değer algılarını değiştirdiler. Oysa bunu çekici hale getirecek ne vardı ki. Hissedilen şeyin yeni bir işletim sistemi ya da daha güncel bir sürümü mü çıkıyordu? Benim hala yirmi üç yıllık ekmek kabını kullandığımı bilseler ne yaparlar acaba? Bu geçmişe saplanmak değil aslında ben o kaptan ekmek almanın değerini değiştirmedim. Her ne kadar dirensem de elbette dündeki ben değilim. Her sabah baktığım çiçeklerim bile boy atıp değişirken insan nasıl aynı kalacaktı zaten. Sadece bazen değişmek gurbet gibi geliyor. Tam şuan mesela herkesin el ayak çektiği bu vakitte sokak lambasının ısıttığı köşeye bakıyorum. Yine köşe başlarını kimselere fark ettirmeden seviyorum. Senden sonra çok değiştim demeyeceğim. Hala biraz aynıyım biliyor musun? Hani gecenin bir yarısı beni cam önünde bulurdun da “Ne yapıyorsun?” diye telaşlı bir gözle bakardın ya… Ben yine gecenin bir yarısı cam önündeyim. Değişen şey artık kimse beni uyanık yakalamıyor geceleri. İşte bunun adı gurbet değil de nedir ki… Geçen gece uyandım pencereden bir bakayım dedim. O gece gök açıktı yıldızlar ay öyle güzeldi ki elimdeki suyu içmeyi unuttum. Hatırlarsın, yine o köşeyi izledim sanki hala orada oturuyoruz. Köşe çok değişti sıvadılar, boyadılar yetmedi çit koydular… Ama biz eskimedik hala orada bir yerlerdeyiz. Bir ikindi vakti yorulmuşuz, zihnimizde bin bir soru bugünü yaşamış gibi yarını düşlüyoruz. Evet, bilmiyorduk seninle bir yarınımız olmayacaktı belki ama o gün yarınları ne güzel hayal etmiştik. Yaşayamadık dediklerinde “Hayal de mi etmediniz?” derdin. Aslında ben seninle bütün yarınlarımı yaşadım. Öyle çok hayal ettik ki bazen kendime “Tam da hayal ettiğimiz gibi değil mi?” derken buluyorum kendimi. Sorularım öylece asılı kalırken neyin değiştiğini bir boğaz ağrısı bir de kalp sancısı vuruyordu bedenime ve zihnime. O hissettiğim şey varlığın mıydı yoksa yokluğun muydu çok kere uykusuz bıraksa da beni, seni öyle hissetmeyi de sevdim. Sonuçta seni hatırlıyordum, unutmuyordum en önemlisi seni hissederken değişmiyordum. Öyle işte…</p>
<p>‘Demircilerden geçiyoruz, ellerin ellerimde… Ben suları tekmeliyorum, sen çekiştiriyorsun beni… Camekanlarda yakalıyorum gülüşünü, aldırmayıp bir daha tekmeliyorum diğerini. Bazen böyle çocuk oluyoruz seninle. Öyle işte…</p>
<p><div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/ultimatemember/40/profile_photo-190x190.jpg?resize=100%2C100&#038;ssl=1" class="gravatar avatar avatar-100 um-avatar um-avatar-uploaded" width="100" height="100" alt="Elif Girgeç" data-default="https://www.geceyim.com/wp-content/plugins/ultimate-member/assets/img/default_avatar.jpg" onerror="if ( ! this.getAttribute('data-load-error') ){ this.setAttribute('data-load-error', '1');this.setAttribute('src', this.getAttribute('data-default'));}" loading="lazy" data-recalc-dims="1" /></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://www.geceyim.com/author/elif_99/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Elif Girgeç</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Hisli kalplerde güçlü kalemler olmaya inanmışlığın kadim yolcusu <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f33f.png" alt="🌿" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f33f.png" alt="🌿" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" />İnanmak ve hep düşlemek yetecek elbet&#8230;</p>
</div></div><div class="clearfix"></div><div class="saboxplugin-socials "><a title="Twitter" target="_blank" href="https://twitter.com/ElifGirgec?s=09" rel="nofollow noopener" class="saboxplugin-icon-grey"><svg aria-hidden="true" class="sab-twitter" role="img" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" viewBox="0 0 512 512"><path fill="currentColor" d="M459.37 151.716c.325 4.548.325 9.097.325 13.645 0 138.72-105.583 298.558-298.558 298.558-59.452 0-114.68-17.219-161.137-47.106 8.447.974 16.568 1.299 25.34 1.299 49.055 0 94.213-16.568 130.274-44.832-46.132-.975-84.792-31.188-98.112-72.772 6.498.974 12.995 1.624 19.818 1.624 9.421 0 18.843-1.3 27.614-3.573-48.081-9.747-84.143-51.98-84.143-102.985v-1.299c13.969 7.797 30.214 12.67 47.431 13.319-28.264-18.843-46.781-51.005-46.781-87.391 0-19.492 5.197-37.36 14.294-52.954 51.655 63.675 129.3 105.258 216.365 109.807-1.624-7.797-2.599-15.918-2.599-24.04 0-57.828 46.782-104.934 104.934-104.934 30.213 0 57.502 12.67 76.67 33.137 23.715-4.548 46.456-13.32 66.599-25.34-7.798 24.366-24.366 44.833-46.132 57.827 21.117-2.273 41.584-8.122 60.426-16.243-14.292 20.791-32.161 39.308-52.628 54.253z"></path></svg></span></a><a title="Instagram" target="_blank" href="https://www.instagram.com/eliff.grgc" rel="nofollow noopener" class="saboxplugin-icon-grey"><svg aria-hidden="true" class="sab-instagram" role="img" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" viewBox="0 0 448 512"><path fill="currentColor" d="M224.1 141c-63.6 0-114.9 51.3-114.9 114.9s51.3 114.9 114.9 114.9S339 319.5 339 255.9 287.7 141 224.1 141zm0 189.6c-41.1 0-74.7-33.5-74.7-74.7s33.5-74.7 74.7-74.7 74.7 33.5 74.7 74.7-33.6 74.7-74.7 74.7zm146.4-194.3c0 14.9-12 26.8-26.8 26.8-14.9 0-26.8-12-26.8-26.8s12-26.8 26.8-26.8 26.8 12 26.8 26.8zm76.1 27.2c-1.7-35.9-9.9-67.7-36.2-93.9-26.2-26.2-58-34.4-93.9-36.2-37-2.1-147.9-2.1-184.9 0-35.8 1.7-67.6 9.9-93.9 36.1s-34.4 58-36.2 93.9c-2.1 37-2.1 147.9 0 184.9 1.7 35.9 9.9 67.7 36.2 93.9s58 34.4 93.9 36.2c37 2.1 147.9 2.1 184.9 0 35.9-1.7 67.7-9.9 93.9-36.2 26.2-26.2 34.4-58 36.2-93.9 2.1-37 2.1-147.8 0-184.8zM398.8 388c-7.8 19.6-22.9 34.7-42.6 42.6-29.5 11.7-99.5 9-132.1 9s-102.7 2.6-132.1-9c-19.6-7.8-34.7-22.9-42.6-42.6-11.7-29.5-9-99.5-9-132.1s-2.6-102.7 9-132.1c7.8-19.6 22.9-34.7 42.6-42.6 29.5-11.7 99.5-9 132.1-9s102.7-2.6 132.1 9c19.6 7.8 34.7 22.9 42.6 42.6 11.7 29.5 9 99.5 9 132.1s2.7 102.7-9 132.1z"></path></svg></span></a></div></div></div><br />
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 1157</span></div></p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/oyle-nin-mevsimi/">Öyle‘nin Mevsimi</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/oyle-nin-mevsimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5615</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yas Teması</title>
		<link>https://www.geceyim.com/yas-temasi/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/yas-temasi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selenay Sağlam]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Apr 2021 09:24:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[kayıp]]></category>
		<category><![CDATA[türk edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5554</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merhabalar sevgili geceyim okurları 😊 Sizlere böyle hitap etmeyi özlemişim. Bu yazımda sizlerle Türk edebiyatında sıkça karşılaştığımız yas temasına değineceğiz. Yas, insanın yaşamında karşılaştığı kayba karşı verdiği doğal bir tepkidir. Her kayıp yaşanan acının yanında bireyin kendini değiştirmesi ve geliştirmesi için de bir fırsat sunar. Öncelikle kayıp/yas sürecinden bahsedelim. Kayba karşı bireylerin ilk tepkileri inkâr &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/yas-temasi/"> <span class="screen-reader-text">Yas Teması</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/yas-temasi/">Yas Teması</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Merhabalar sevgili geceyim okurları <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f60a.png" alt="😊" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Sizlere böyle hitap etmeyi özlemişim. Bu yazımda sizlerle Türk edebiyatında sıkça karşılaştığımız yas temasına değineceğiz.</p>
<p>Yas, insanın yaşamında karşılaştığı kayba karşı verdiği doğal bir tepkidir. Her kayıp yaşanan acının yanında bireyin kendini değiştirmesi ve geliştirmesi için de bir fırsat sunar.</p>
<p>Öncelikle kayıp/yas sürecinden bahsedelim. Kayba karşı bireylerin ilk tepkileri inkâr ve kabullenememe biçimindedir (Kubler-Ross, 2000, s.65). İlk zamanlar kaybedilen kişi her an geri gelecekmiş gibi gelir. Yas süreci olgunlaştıkça ve kabullenme evresine yaklaştıkça artık kaybedilen kişi ile kurulan ilişki soyuta ve imgesel bir düzeye geçer.</p>
<p>Yaşama dair her alanda olduğu gibi yas yaşantısı da edebiyatın bir konusu olmuştur. Bu yazımda, bazı Türk edebiyatçılarının yaşamlarındaki yas deneyimlerini ve bunu eserlerinde nasıl ele aldığını inceleyeceğiz. Edebiyatçılar kimi zaman kendi kayıp yaşantılarını anlamlandırabilmek, kimi zaman da bu süreçle baş edebilmek için eserlerinde açık ya da örtük bir biçimde kaybı ve yas yaşantısını bizlere aktarmışlardır.</p>
<p>Recaizade Mahmut Ekrem kaybettiği oğlu Nijad’ın ardından duyduğu kederi;</p>
<p><em>“Bu ayrılık bana yaman geldi pek,</em></p>
<p><em>Ruhum hasta, kırık kolum kanadım.</em></p>
<p><em>Ya gel bana ya oraya beni çek</em></p>
<p><em>Gözüm nûru, oğulcuğum, Nijad’ım!”</em> dizeleriyle anlatmıştır. Diğer yandan edebiyatımızda ölüm ve yas yaşantısını en çok işleyen şairlerimizden Abdülhak Hamit Tarhan eşinin ölümünden önce yazmaya başladığı eseri <em>Makber’i</em>, onun ölümünden sonra tamamlamıştır. Şair <em>Makber’de</em> acısını, ölümü inkâr etmesini ve sonunda kabullenişini dile getirir. Hamit ölüm karşısında da hep sorgulayıcıdır. <em>Makber’i </em>de kaybedilen sevgilinin ardından duyulan acının bir gün gelip unutulacağından korktuğu için yazdığı söylenir.</p>
<p>Ölüm ve yas temasını ele alan bir diğer edebiyatçımız Halit Ziya Uşaklıgil’dir. Çocukluk yıllarında karşılaştığı ekonomik kayıplar, annesini kaybetmesi, amcasının ve arkadaşlarının sürgüne gönderilmesi, sürgünden dönen amcasının intihar etmesi, ilk çocukları Vedîde’nin kaybı ve ardında kızının ölümü nedeniyle eşinin ciddi bir hastalığa tutunması… Halit Ziya’nın sonraki yaşamı da kayıplarla doludur. Birçok kez evlat acısı yaşamış olan Halit Ziya, küçük yaşta kaybettiği oğlu Sadun için <em>“Kırık Oyuncak”</em> ve kızı Güzin için <em>“Kırık Hayatlar”</em> adlı eserlerini yazmıştır. Diğer üç çocuğunu küçük yaşta kaybeden Halit Ziya küçük oğlu Vedat’ın üzerine titremiş ve ilgisini ondan hiç esirgememiştir. Buna rağmen bir süre Atatürk’ün yanında da çalışan, diplomat olan oğlu Vedat Uşaklıgil otuz beş yaşında intihar etmiş ve oğlunun intiharı üzerine Halit Ziya derin bir yasa boğulmuştur. Halit Ziya oğlunun acısını, duyduğu hayal kırıklığı ve çaresizliğini oğlunun ardından yazdığı <em>Bir Acı Hikây</em>e adlı eserinde şu şekilde dile getirmiştir:</p>
<p><em> “Dediler ki evlat acısını ölçecek bir ölçü aleti yoktur. Bu da doğrudur; ama belki yalnız bir tek ölçü vardır: O acıyı kavrayıp kuşatan anılar ne kadar çok zengin ise, harcanan emekler ne kadar ağır ve bol, bunlardan ortaya çıkan sonuçlar ne kadar olgun ve mutlu ise duyulan acının ateşi de o oranda yakıcıdır. Analar ve babalar için çıkarılacak ibret dersi de buradadır: Çocuklarına fazla bağlanmasınlar, onlarla fazla sarmaş dolaş olmasınlar; her şeyi alın yazısının yazgısına ve onların varlıklarına errahmanirrahim korumasına bıraksınlar. Onları çok sevme. Ah! Acaba bu mümkün müdür? Her halde çok sevmek için çalışma, onlarla pek fazla uğraşma, kendi hallerine bırak. Büyüsünler, serpilsinler daha çok kendi kendilerine yetişsinler.”</em> (Uşaklıgil, 1991, s.9)</p>
<p>Halit Ziya&#8217;nın romanlarında konuları genellikle aşk temelinden hareketle üçlü ilişkiler ve bunların ortaya koyduğu çıkmazlar ile hayatın kimi yönlerini değiştirmeye yönelik kurulan hayaller, bu yolda verilen mücadeleler oluştururken, genel olarak romanlarında psikolojik çözümlemelerin hâkim olduğunu görüyoruz. İlgi çeken diğer bir nokta da kahramanların intihar yoluyla kaybedilmesidir. Ümit ve hayallerin, hayal kırıklıkları ve hüzne dönüşmesi sonucu karakterlerin intiharı seçmeleri <em>Aşk-ı Memnu, Mai ve Siyah ve Nesl-i Ahir</em> romanlarında açıkça anlaşılıyor.</p>
<p>Evlat acısı yaşamış edebiyatçılardan biri de Ümit Yaşar Oğuzcan’dır. Ümit Yaşar’ın yaşamı boyunca birçok kez intihar girişiminde bulunduğu söylenir. Şairin bu ruh halinin büyük oğlu Vedat Oğuzcan’ı da olumsuz yönde etkilemiş olacak ki 6 Haziran 1973 günü 17 yaşındaki oğlu Vedat, Galata Kulesi’ne çıkmış ve kendini aşağıya atmıştır. Vedat’ın cansız bedeni yerde yatarken avucundaki kâğıtta: &#8220;Baba intihar öyle edilmez, böyle edilir!&#8221; şeklinde bir not bulunduğu da söylenmektedir. Oğlunun intiharından sonra yazdığı şiirlerinde bu tem daha çok yer almış, ayrılık, isyan, çaresizlik, umutsuzluk gibi duygular yoğunlaşmıştır. Bir rubaisinde bu acısını şöyle dile getirmiştir:</p>
<p><em>“Gittin&#8230;Bize günden güne tatsız yaşamak</em></p>
<p><em>Olmaz! Kuş olup böyle kanatsız yaşamak</em></p>
<p><em>Ölmekten acıymış meğer evlat acısı</em></p>
<p><em>Yarabbi! Ne zor böyle Vedat’sız yaşamak.”</em></p>
<p>Ümit Yaşar Oğuzcan, oğlu Vedat’ın arkasından <em>“Oğluma Ağıt”</em> ve <em>“Galata Kulesi”</em> adlı şiirlerini de kaleme almıştır.</p>
<p>Yas ve yaşamı bir arada ele alan bir başka edebiyatçımız da Cemal Süreya’dır. Genç yaşlarda kardeşini, annesini ve babasını kaybeden şair hemen hemen tüm eserlerinde ölüm temini farklı şekillerde işlemiştir. İlk şiir kitabı <em>Üvercinka’da</em> yer alan <em>Sizin Hiç Babanız Öldü mü?</em> adlı şiirinde küçükken kaybettiği babasının ölümü karşısındaki şokunu ve bu durumu kabullenemeyişini çarpıcı bir biçimde anlatır:</p>
<p><em>“Sizin hiç babanız öldü mü?</em></p>
<p><em>Benim bir kere öldü kör oldum</em></p>
<p><em>Yıkadılar aldılar götürdüler</em></p>
<p><em>Babamdan ummazdım bunu, kör oldum”</em></p>
<p>Anlıyoruz ki kayıp bireyin tüm yaşamına, başkalarıyla olan ilişkilerine ve -eğer edebiyatçıysa- eserlerine de yansır. Yas yaşayan edebiyatçılarımızın eserlerinde açıkça gördüğümüz gibi duygularda, düşüncelerde, imgelerde ve eserlerde kaybın izlerine rastlamak mümkündür. Unutmayalım ki! Yaşam, kayıplar ve kazançlarla dolu bir serüvendir. Yaşama daima uyum sağlayabilmek temennisiyle ve yazımı Cemal Süreya’nın ömrün kısalığına dikkat çeken ‘<em>’Kısa’’</em> şiiri ile tamamlamak istiyorum:</p>
<p><em> “Hayat kısa</em></p>
<p><em>Kuşlar uçuyor.”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/ultimatemember/44/profile_photo-190x190.jpg?resize=100%2C100&#038;ssl=1" class="gravatar avatar avatar-100 um-avatar um-avatar-uploaded" width="100" height="100" alt="Selenay Sağlam" data-default="https://www.geceyim.com/wp-content/plugins/ultimate-member/assets/img/default_avatar.jpg" onerror="if ( ! this.getAttribute('data-load-error') ){ this.setAttribute('data-load-error', '1');this.setAttribute('src', this.getAttribute('data-default'));}" loading="lazy" data-recalc-dims="1" /></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://www.geceyim.com/author/mandalinalover/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Selenay Sağlam</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Merhaba ben Selenay, çokça okuyup biraz da bir şeyler yazıyorum. Ha bir de hayallerimin peşinden koşuyorum!</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><br />
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 1184</span></div></p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/yas-temasi/">Yas Teması</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/yas-temasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5554</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Köklerim Buluşunca Toprakla</title>
		<link>https://www.geceyim.com/koklerim-bulusunca-toprakla/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/koklerim-bulusunca-toprakla/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tarık Tan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2021 14:38:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5512</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sevgili günlük; Her seferinde tekrar sarabiliyor muyuz yaralarımızı? Tekrar bir tebessümün gölgesinde soluklanabiliyor muyuz? Bir yenidünya ağacının altında sohbet eder gibi… Hala bir şeyler için umut var değil mi? Yaşamak, nefes almak, Güneş’e göz kapaklarımızın arasından selam vermek gibi … Bugün bir yaş daha aldım sanki, bir kere daha kendimi büyüttüm. Okşadım saçlarımı; kendi başımı, &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/koklerim-bulusunca-toprakla/"> <span class="screen-reader-text">Köklerim Buluşunca Toprakla</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/koklerim-bulusunca-toprakla/">Köklerim Buluşunca Toprakla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili günlük;</p>
<p>Her seferinde tekrar sarabiliyor muyuz yaralarımızı? Tekrar bir tebessümün gölgesinde soluklanabiliyor muyuz? Bir yenidünya ağacının altında sohbet eder gibi… Hala bir şeyler için umut var değil mi? Yaşamak, nefes almak, Güneş’e göz kapaklarımızın arasından selam vermek gibi … Bugün bir yaş daha aldım sanki, bir kere daha kendimi büyüttüm. Okşadım saçlarımı; kendi başımı, kendi dizime yatırıp. Yokuş yukarı tırmanırken birden dibi görmek sence olağan bir durum mu? Ya da dibi gördüğün an yukarı çıkacak çok fazla nedeninin olması… Sana yaşamak için milyon tane neden sayabilirim, ölmek için de. Vazgeçemediğim şeyler var. Bir güç beni ayakta tutmaya çalışıyor sanki. Çok garip değil mi? Belki de yaşama içgüdüsü.</p>
<p>Bazen dedemin o son diktiği ağaç fidesi gibi hissediyorum kendimi. Herkesin umudunu kestiği ama 90 küsur yaşındaki bir adamın bastonundan destek alarak diktiği fındık fidesi gibiyim. Bir tarafı kurumuş, diğer tarafı yeşil… Toprak ona can versin diye yeryüzünün bağrına kocaman bir yara açıyoruz. Sonra da can suyunu veriyoruz ya. Kim bilir, belki de canlanmak için bir tarafımızın kupkuru olması gerekiyordur. Ya da bir yerlerde derin yaralar açmak… Kendi kökünden, kendi toprağından kopma cesareti gösterip başka bir yerde yeşermek… Ağlamak sonra, gökyüzü yarılmışçasına ağlamak, can suyunu bulmak için.</p>
<p>Uzun zamandır hissettiğim bu galiba. Birisi beni ağaç olmaya niyet ettiğim yerden sökmüş kuruyorum diye. Almış ucu bucağı olmayan bir bahçeye dikmiş. Üstüne bir de can suyumu dökmüş. Siz buna ne derseniz deyin olağanüstü bir güç deyin, kader deyin, tesadüf deyin, evrenin kurmacası deyin ama bu böyle. Bazen alıştığımız saksıdan çıkmak istemeyiz ya hani, o saksı bizi kurutsa bile. Korkarız, yeni coğrafyaları yurt edinmekten, halbuki bir bilsek yeni yerin eskisini aratmayacağını ah bir garantileyebilsek. Belki de bunun için hayat cesurlar için bir serüven iken, alışanlar ve kaybetmekten korkanlar için acımasız olabiliyor.</p>
<p>Yitirdim kendimi, yitirmekten korkarak hem de. Sonra buldum defalarca, ama bir güç var ki hala tutuyor beni toprağın kalbinde. Bense can suyumu köklerimle buluşturmak için sürekli ağlıyorum. Ağladıkça büyüyorum. Büyüdükçe gövdem ve gölgem de büyüyor. Ne dersin? Sence benim gölgem de mutlu kahkahalara mesken olacak mıdır sıcak yaz günlerinde?</p>
<p><div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/ultimatemember/7/profile_photo-190x190.jpeg?resize=100%2C100&#038;ssl=1" class="gravatar avatar avatar-100 um-avatar um-avatar-uploaded" width="100" height="100" alt="Tarık Tan" data-default="https://www.geceyim.com/wp-content/plugins/ultimate-member/assets/img/default_avatar.jpg" onerror="if ( ! this.getAttribute('data-load-error') ){ this.setAttribute('data-load-error', '1');this.setAttribute('src', this.getAttribute('data-default'));}" loading="lazy" data-recalc-dims="1" /></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://www.geceyim.com/author/tariktan/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Tarık Tan</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Evrenin karmaşık yapısı içinde; bir o yana, bir bu yana giderken kalbine dokunan şeyleri yazıya döken birisi desek, kafi olur sanki.</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><br />
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 1112</span></div></p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/koklerim-bulusunca-toprakla/">Köklerim Buluşunca Toprakla</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/koklerim-bulusunca-toprakla/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5512</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ansızlık</title>
		<link>https://www.geceyim.com/ansizlik/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/ansizlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Bıyıkcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2021 12:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5509</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Hayatımın en mutlu anıymış bilmiyordum&#8221; diyerek başlıyor Orhan Pamuk. Bir hayatım olduğunun farkına varamayan ben bu cümleyle aylarca cebelleşmiştim. Hayatım bir açık kapıydı kimse kapının ardına bakmadı ben de dahil. Eğer o kapıdan içeri girebilseydim bir hayatım olsun ben de farkına varayım isterdim. İçinde en mutlu anımın olduğu ama benim bilmediğim.</p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/ansizlik/">Ansızlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Hayatımın en mutlu anıymış bilmiyordum&#8221; diyerek başlıyor Orhan Pamuk. Bir hayatım olduğunun farkına varamayan ben bu cümleyle aylarca cebelleşmiştim. Hayatım bir açık kapıydı kimse kapının ardına bakmadı ben de dahil. Eğer o kapıdan içeri girebilseydim bir hayatım olsun ben de farkına varayım isterdim. İçinde en mutlu anımın olduğu ama benim bilmediğim.</p>
<p><div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/plugins/ultimate-member/assets/img/default_avatar.jpg?resize=100%2C100&#038;ssl=1" class="gravatar avatar avatar-100 um-avatar um-avatar-default" width="100" height="100" alt="Merve Bıyıkcı" data-default="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/plugins/ultimate-member/assets/img/default_avatar.jpg?resize=100%2C100&#038;ssl=1" onerror="if ( ! this.getAttribute('data-load-error') ){ this.setAttribute('data-load-error', '1');this.setAttribute('src', this.getAttribute('data-default'));}" loading="lazy" data-recalc-dims="1" /></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://www.geceyim.com/author/bykcmerve/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Merve Bıyıkcı</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Edebiyat hakkında her şeye ilgili edebiyata aşık.</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><br />
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 947</span></div></p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/ansizlik/">Ansızlık</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/ansizlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5509</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
