Mavera

bizim için çizdiğin yoldan düştüm. bu yolun bariyerleri yoktu ve sen tutmadın ellerimden. aramıza evler koydun, aştım. insanlar koydun, yollar koydun, aştım. aşıp geldim. sevgim en ufak bir zarar görmedi ama şimdi, aramıza koskoca bir duvar ördün. üstelik kendi ellerinle, buzdan. ellerimin donma pahasına aşabileceğim bir duvar ama sen o duvarın arkasında yokken kılımı kıpırdatmak gelmiyor içimden.

ben bu hikayeden sessizce çekilmek istiyorum artık. seni severek iyileştirecektim kendimi. parmak uçlarınla güçlenecekti saç diplerim. dik duracaktım. eğilmeyeceğime inanmıştım. sen inandırmıştın.* gökyüzünü görmeyen yüzüm yüzünden boynumu eğdim şimdi. kaburgalarımın arasına mavi çiçekler ektim. kitap arasına sıkıştırıp kurutmak ister gibi kuruttum anıları. unutmaktan korktuğum yarayı, kaburgalarıma sakladım. insan canının içinden sevince aldığı yara bile güzel geliyor çünkü. o benim yaram* deyip üzerine zamanı örtebiliyor. sahiplenip, göğsünü gererek benim* diyebiliyor. şimdi balkondayım. saat beş kırk yedi. hava soğuk, avuç içlerim terli. sırtımda, unutmak istediğim binbir hatıranın yangını var ve gözlerimi ara ara doldurup kaçan rüzgar.. parmaklarımı cebime götürüp buruşuk bir sigara dalı çıkarıp çakmağın aleviyle ucunu tutuşturdum. sen parmaklarımın arasındaki turuncu alev, ben yanan kağıt parçası. böyle tükettik biz birbirimizi. eğer bu gece de unutamazsam seni,  söndürmezsen kaburgalarımdaki yangını, çiçeklerim yanacak biliyorum.

kelebeklerin dirilmesini beklemiyorum, midemdeki mezarlığı yakıyorum. bu sebeple yanına geliyorum, sana ölümü armağan ediyorum. saçlarından öpüyorum.

Bir Cevap Yazın