Savruluşu Bundandı Kimsesizliğin

Yirmi dört saatin devrine talibiz. Guguklu saatlerin yerini cep telefonlarının alarmları alalı çok oldu, birazdan çalacak olan alarmla ömrümüzün bir yerine sıkışıp kalacak bir mevsime daha uyanacağız. Daha az kelime harcayıp nefes sayımıza bir şey katmayan günler, sapsarı geçen rüyalarla süslenecek. Artık tüm gerçekler rüyalarda, uyanık olduğumuz her yerde sadece gri betonlar ve mevsimin bize hediye bıraktığı gipgri gök var. Gözkapakları çaresizlik içinde aralanıp güneşi yavaş yavaş içeri çağırınca hayatın tüm kader ve bedbaht çığlıkları içeri dolacak. Otobüse bineceğiz, vapur düdüklerini duyacağız, kediler çöplükleri darmadağın edecek göreceğiz. Yaşayan herkesin yaptığı her şey bizde de görülecek. Neden peki böyle yılgınken bir mevsime göz açmak?

Sonbahar biter, kış yine gelir…*

Şarkısı sustu günümüzün, geceye döndü. Şarkılar sessizliğe günler de geceye mahkummuş…

Yaşanan hikayeler bizim değil. Zaman, görünmesi mümkün olamayacak kadar hızla yanıbaşımızdan geçip  gitmekte. Anlatıp duruyoruz oysa kimsenin bizi dinleyecek hali yok. Susmanın derman olmadığı yüzyıllar öncesinden keşfedilmişti. Hayat canımıza kast ediyor karşılığında biz kısa cümleleri hazırda bekletiyor, parmağımızı tetikten çekemiyoruz.

Dünün aynısı gibi tekrar eden günleri hediye bırakan bu mevsim, bu sonbahar ve pencere kenarındaki çiçeklerin ölüsünü toplayan ellerimiz. Artık sokakta koşmayan çocuklar ve ‘üzerine bir şey al, üşütürsün’ nidasıyla evden uğurlanan çocuklar. Herkes hazır, bir biz bir de çocuklar yorgun mevsimden. Neden peki böylesi karanlıktayken korkuyla yarını beklememiz?

Bir Cevap Yazın