Tuzlu Su veya Zaman

Kendine layık gördüğü yüksek tepeden ait olduğu topluluğa bakarak boğazını temizledi, ellerini ovuşturup ağzına kapadı, son öksürükten sonra derin bir nefes aldı. Konuşmak için her şey hazırdı ve başladı:

-Cam kavanozun içine hapsolmuş, dünyayı oradan izleyenler kulübünün müdavimleri olarak aranızdayız şimdilik. Size bugün bahsedeceğim şey de bu olacak, kulübümüzün yeni üyelere ihtiyacı var. Kimse katılmıyor diye değil, kavanoz dışında çok insan var onları dinlemek istiyoruz. Dışarıda dünya nasıl? Yaşamak böyle değil mi?

“Kıpırdarsak, koşarsak, kapağa ulaşıp soldan sağa çevirebilecek güce ulaşırsak bilmediğimiz dünyaya yuvarlayacağız. Cam kırılacak ve kalbimiz şimdikinden çok kanayacak. Buradan çıkamıyoruz, merak ediyoruz ve korkuyoruz. Dışarıdan kendi yansımanıza değil içerinin kimsesizliğine bakmanızı istiyoruz. Bir kavanoza binlercemiz sıkıştık,  tuzlu su ve biraz zaman bizi daha iyi yapmıyor. Dünyayı tanımak istiyoruz. Buradan çıkaracak el nerede?”

Kalabalıktan uğultular yükselmeye başladı, cümleler daha bitmemişti. Sonları hiç duyulmadı zaten. Kalabalığın ne dediği asla anlaşılmıyordu. Sonunda bu kargaşadan bıkan biri gür sesiyle herkesi susturup:

-Kavanoz dışını merak eden kimse yok burada!

İnsanlar endişeliydiler. Üstelik haklı da! Onlara anlatılan hayat yaşadıklarıyla aynı olmasa bile en azından her gün tanıdıkları yüzleri görüyorlardı. Dışarıdan biri onlara daha iyisini getirmemeliydi.

Tepeden yavaşça aşağı indi, gitmek isteğini bastıran gürültülü müziğin sesini açtı içinden. Dışarıyı merak etmeyen insanların arasına karıştı. Yarına kadar öyle yaşadı.

Bir Cevap Yazın