<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Kitaplar arşivleri - Geceyim</title>
	<atom:link href="https://www.geceyim.com/category/kitaplar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.geceyim.com/category/kitaplar/</link>
	<description>Sarılın Herhangi Bir Şeye</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2021 10:43:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.4.6</generator>

<image>
	<url>https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/2019/06/cropped-onesignalpush.png?fit=32%2C32&#038;ssl=1</url>
	<title>Kitaplar arşivleri - Geceyim</title>
	<link>https://www.geceyim.com/category/kitaplar/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">130787247</site>	<item>
		<title>1984 ve Cesur Yeni Dünya</title>
		<link>https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Zişan Demirci]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2021 15:38:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[distopya]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5896</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; “Ve sizi temin ederim, büyük bir iradenin etkisi altında, insanlar sonunda neye olsa inanırlar.&#8221; Milan Kundera &#160; Distopik bilim kurgu edebiyatının baş yapıtlarından olan 1984 ve Cesur Yeni Dünya birçok kişinin karşılaştırdığı iki korku senaryosu. İki farklı bakış açısı, iki farklı yaşam tarzı ve iki farklı inançla ilerleyen bu kitapların en önemli ortak noktası &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/"> <span class="screen-reader-text">1984 ve Cesur Yeni Dünya</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/">1984 ve Cesur Yeni Dünya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 2">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<blockquote><p>“Ve sizi temin ederim, büyük bir iradenin etkisi altında, insanlar sonunda neye olsa inanırlar.&#8221;</p>
<p>Milan Kundera</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Distopik bilim kurgu edebiyatının baş yapıtlarından olan 1984 ve Cesur Yeni Dünya birçok kişinin karşılaştırdığı iki korku senaryosu. İki farklı bakış açısı, iki farklı yaşam tarzı ve iki farklı inançla ilerleyen bu kitapların en önemli ortak noktası temelde kısıtlanan özgürlük. Haklarındaki en büyük tartışma ise gelecekte hangisi ile karşı karşıya kalacağımız.</p>
<p>Aldous Huxley’ in yazdığı Cesur Yeni Dünya, her şeyin kolayca elde edilebildiği mükemmel dünyanın içine saklanmış bir trajedi. Kitap, insanların kapsüllerde oluştuğu(!), oluşumundan itibaren sınıflara ayrıldığı ve herkesin bulunduğu sınıfı, bulunduğu sınıfın sorumluluklarını kolaylıkla kabul ettiği bir dünyayı anlatır. Hayatın temel mantığının “keyif almak” olduğu ve hallerinden memnun gibi gözüken insanlardan oluşan bir ütopya gibi dursa da günümüz dünyasını çok iyi özetleyen bir korku senaryosu. Kitap, Londra’da yaşayan ve sistemi sorgulayan Bernard’ın Lenina ile birlikte gittiği Amerika seyahatinde alıştıkları hayattan çok farklı yaşayan insanlarla tanışmasının sorgulamalarını pekiştirmesi ile başlıyor. Tutkuyu, acıyı, esas mutluluğu hissetmek isteyen Bernard, yaşadığı hayatın sadece somut gerçekliği içinde değil duygular ve arzular söz konusu olduğunda bile özgür olamamaktan yakınıyor. Bireyin hislerinin dahi kontrol altına alındığı, bilginin, herhangi bir şeyi elde etme gücünün doruklara ulaşarak değersizleştiği bu dünyada insanın bir şeylerin ters gittiğini anlaması oldukça zor olmakla birlikte tüm bunlara itiraz etmesi ise imkânsız.</p>
<p>George Orwell’ın yazdığı 1984 ise insanların korkuyla yönetilmesini ve bilgiden yoksun bırakılmasını temel alır. Toplumun ayrımı sınıf sınıftan ziyade iç parti, dış parti ve proleterler olarak yapılır ve nüfusun büyük çoğunluğunu proleterler yani hiçbir şeyden haberi olmadan yönetilen halk oluşturur. Yöneticiler ve halk arasındaki bu keskin ayrım kitapta baskın olan yönetim şeklinin totalitarizm olduğunu yüksek oranda hissettirir. Kitapta yaratılan dünyaya göre coğrafyamız Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya olmak üzere üç bölgeye ayrılmış durumdadır ve bu üç devlet birbirleriyle sürekli savaş halindedir. Kitap, Okyanusya’ da geçer. Kitabın başında partinin Avrasya ile savaşta olunduğunu özellikle söylemesine rağmen çok geçmeden Okyanusya halkına hiçbir zaman Avrasya ile savaşta olmadıkları her zaman Doğu Asya ile düşman oldukları bilgisi yayılır. Zaten geçim derdiyle boğuşan halk için bu değişim çok bir şey ifade etmez. Mensup olduğu devletin kiminle savaştığından ziyade savaşın kendinden neleri götürdüğü ile ilgilenir halk. Çünkü savaşlar ekonomik gücünü her zaman halktan alır.</p>
<p>Savaşılan devlet bir anda değiştiğinde eski kaynaklar anında yok edilmeye, yeni düşmanla ilgili haberler basılmaya başlanır ve halkın eskiyi unutması amaçlanır. Oldukça fakir ve komünist rejimin etkisiyle yönetilen halkın ekonomik anlamda bu kadar zorlanırken, sık sık yapılan değişiklikler nedeniyle yönetim rejimine karşı çıkması pek olası bir durum değil.</p>
<p>Okyanusya’nın başında bulunan Büyük Birader’e ise tüm halkın sevgi duyması amaçlanır. Herkes Büyük Birader’i sevdiğini iddia etse de yönetimdeki devamlılığın esas sebebi olan duygu sevgi değil korkudur.<br />
Kitap, tüm bunlara rağmen yaşadığı dünyayı sorgulamaya başlayan parti çalışanı Winston’ın defterine “Özgürlük iki artı iki dört eder diyebilmektir” yazması ile başlıyor. Esas görevi partiye baş kaldıran Goldstein ve onun liderlik yaptığı örgüt olan “Kardeşlik” ile aynı düşüncelere sahip insanları bulmak olan “düşünce polisi” nin her an tetikte olduğu Okyanusya’da gerçeği arayan Winston’ın “düşünce suçu” işlemeden kendi gibi insanları araması ve “özgürlük” olgusunun peşine düşmesi ile devam ediyor. Bu başkaldırının liderliğini yapan Goldstein’ in birliği olan “Kardeşlik”, devrim için hiçbir eylem yapmayan, sadece özgürlüğün peşinde olan insanları ortak bir düşünce altında toplamayı hedefleyen bir örgüt. Tek ortak eylemleri Goldstein’ in yazdığı “Oligarşik Kolektivizmin Teori ve Pratiği” kitabını okumak olan örgütün gerçekten var olup olmadığı ise en büyük tartışma konusu. Kimilerine göre “Kardeşlik” asla var olmadı. Büyük Biraderin düşünce suçu işleyenleri bulmak amacıyla ortaya çıkardığı bir hayal sadece. Hiçbir fiziksel eylemi olmayan ortak tek bir düşünce altında toplanmış olan insanlar sadece düşünerek bir devrim gerçekleştirebilirler mi? Bu da Orwell’ ın bize yönelttiği temel soru aslında.</p>
</div>
</div>
</div>
<div class="page" title="Page 2">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Bu iki distopyayı karşılaştırırsak Cesur Yeni Dünya’da toplum keyif duygusuyla yönetilir. Baskın olan keyif arzusu toplumu acıdan, üzüntüden herhangi bir şeyi özlemekten, arzuyla istemekten mahrum bırakır ve topluma her şeyi kolayca elde etme fırsatı sunar. 1984’te ise baskın duygu olarak korku devreye girer. Toplumun tüm haklarından yoksun bırakılması söz konusudur ve halk varlığın değil alışık olduğumuz yokluğun getirdiği zorlukla baş başadır.</p>
<p>İki dünyayı karşı karşıya getiren en önemli farklardan biri de kadın erkek ilişkileri ve doğuma olan yaklaşımlar. Cesur Yeni Dünya’da birey oluşumunun kapsüllerde gerçekleşmesi ile kadın erkek ilişkisi bir aile kurumu olmaktan uzaklaşarak yalnızca keyif arzusunun kalıcı olmasını sağlamak için desteklenen bir durum haline gelmiştir. İkili ilişkinin temel amacı keyif arzusunu önce başlatmak sonra baskılamak olarak halka sunulmuş ve bu ilişki tüm topluma bir tercih gibi gösterilmiş, bir ihtiyaç gibi hissettirilmiş fakat temelde yönetimin hedeflediği keyif arzusunun devamı için zorunluluk olarak görülmüştür. 1984’te ise tam tersi kadın erkek ilişkisi keyif almaktan uzakta evlilik kurumunun devamlılığının sağlanması için toplum tarafından “Partiye karşı görevimiz” olarak kabul edilen bir mecburiyettir. Burada iki farklı dünyanın bir diğer benzerliği karşımıza çıkıyor. Kadın erkek ilişkisi birinde sadece evlilik kurumunun -bir nevi alışılan düzenin- devamı birinde ise sadece arzu iken ikisinde de yasaklanan ortak olgu âşık olmak. Biri keyif merkezli diğeri korku merkezli iki distopya da farkında ki sevgi işin içine girince insanları kontrol etmek zannedildiği kadar kolay olmuyor. Birey sevmemeli birey hissetmemeli çünkü Huxley’in dediği gibi “Birey hissederse toplum sendeler”.</p>
<p>Cesur Yeni Dünya’da resmedilen dünya bir ütopyaymış gibi anlatıldığı için zannediyorum okuyana karamsarlık hissini daha az hissettiriyor. Öngörülen senaryonun doğurabileceği sonuçlar okuru endişelendirse de yazarın yumuşak dili kitabın klasik bir roman gibi akmasına olanak sağlıyor. 1984 ise ilk sayfasından son sayfasına kadar hâkim olan kasvet duygusuyla okuyanı adeta boğuyor ve yaşanan baskıyı okuyucuya derinden hissettiriyor. Hem kitaptaki dünya düzeninin korkutması hem de dilinin ağırlığı düşünüldüğünde okuyucuyu anlatılan dünyanın içine daha çok çekiyor ve empati yapma ihtimalini arttırıyor. Bu noktada belki de bilgiden ve duygulardan yoksun bırakılacağımız bir dünya ihtimalinin, bilgi yoğunluğunun doğurduğu korku senaryosundan daha olası gelmesi 1984 distopyasını daha ürkütücü pozisyona koyuyor.</p>
<p>Özetle Orwel kitabında bilgiden, mutluluktan, özgürlükten yoksun bırakılacağımızdan, Huxley ise tüm bunların önümüze anlamsızca sunulmasının ortaya çıkaracağı değersizlikten korkuyordu. Olguların eksikliği mi yoksa değersizliği mi daha büyük bir korku senaryosu açığa çıkarırdı günümüzde hala tartışılıyor. Birçok eleştirmen günümüz dünyası için Huxley’ in haklı çıktığını düşünse de bana sorsanız bunu söylemek için erken. Bir kesimin bolluk içinde yüzdüğü, keyif aldığı şu cesur dünyada bize haddinden fazla sunularak gözümü karartan olgular kadar o olguların yokluğuyla cebelleşen, bazense sahip olamadıklarının bir eksiklik olduğunun farkına bile varamayan insanlar hala var. Gelecekte bu kâbus senaryolarından hangisinin baskın çıkacağı meçhul ama bugün ikisinin de var olduğu bir gerçek. Her şeye rağmen biliyoruz ki günün birinde okuduğumuz distopyalar gerçeğe dönüşürse bizi kurtaracak, insan olduğumuzu hatırlatacak tek şey “sevgi” olacak. Çünkü sevgi öğretir, geliştirir, değiştirir. Sevgi tazeler ve yenilikleri arzulatır, insanı düşünmeye ve kendinin en mükemmel haline erişmeye yani değişime zorlar. Bu nedenle tüm iktidarlar farkında ki sevgi bütün duyguların atasıdır ve temelinde sevgi olmayan tüm oluşumlar yıkılmaya muhtaçtır.</p>
<p>Her şey bir sorgulamayla başlar. Alıştığı düzenle, sistemle savaşmak bireyin kendisiyle savaşmasıdır esasen. Doğumundan -belki de ebeveynlerinin doğumundan- bugüne kadar öğrendiği her şeyle savaşması bireyin değişiminin ilk adımıdır. Çünkü her sorgulama değişimi kabul ettirir. Değişim ise yeni bir dünyayı&#8230;</p>
<p><div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/ultimatemember/50/profile_photo-190x190.jpeg?resize=100%2C100&#038;ssl=1" class="gravatar avatar avatar-100 um-avatar um-avatar-uploaded" width="100" height="100" alt="Zeynep Zişan Demirci" data-default="https://www.geceyim.com/wp-content/plugins/ultimate-member/assets/img/default_avatar.jpg" onerror="if ( ! this.getAttribute('data-load-error') ){ this.setAttribute('data-load-error', '1');this.setAttribute('src', this.getAttribute('data-default'));}" loading="lazy" data-recalc-dims="1" /></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://www.geceyim.com/author/zeynepzisan/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Zeynep Zişan Demirci</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"></div></div><div class="clearfix"></div></div></div><br />
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 1373</span></div></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/">1984 ve Cesur Yeni Dünya</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/1984-ve-cesur-yeni-dunya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5896</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gecenin Karanlıktaki Dinginliğine Ant Olsun</title>
		<link>https://www.geceyim.com/gecenin-karanliktaki-dinginligine-ant-olsun/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/gecenin-karanliktaki-dinginligine-ant-olsun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Furkan Dilekci]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2021 20:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat Menü]]></category>
		<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Attilaİlhan]]></category>
		<category><![CDATA[ayrılık]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hayal]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ikilem]]></category>
		<category><![CDATA[izbırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[sendeyaz]]></category>
		<category><![CDATA[serbest]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[sonbahar]]></category>
		<category><![CDATA[tevfikfikret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5764</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Gecenin karanlıktaki dinginliğine ant olsun ki*, Mavinin bir tonundan ayırt edemediğim gözlerini sessizliğime armağan etmekte, haykırmakta seni, okumakta tüm şiirleri, susmakta yüzüme tüm yalnızlığı. Suskun, kimsesiz, yalnız ve mağrur ümitlerim, kayıp suretim ve aşk, niceleri, saymadıklarım&#8230; Hani şu elimden kaçan balonum, yere düşen pamuk şekerim, kırılan oyuncağım, eskimiş anne kazağı, bir de şey: gece &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/gecenin-karanliktaki-dinginligine-ant-olsun/"> <span class="screen-reader-text">Gecenin Karanlıktaki Dinginliğine Ant Olsun</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/gecenin-karanliktaki-dinginligine-ant-olsun/">Gecenin Karanlıktaki Dinginliğine Ant Olsun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Gecenin karanlıktaki dinginliğine ant olsun ki*,</p>
<p>Mavinin bir tonundan ayırt edemediğim gözlerini sessizliğime armağan etmekte, haykırmakta seni,</p>
<p>okumakta tüm şiirleri, susmakta yüzüme tüm yalnızlığı.</p>
<p>Suskun, kimsesiz, yalnız ve mağrur ümitlerim, kayıp suretim ve aşk, niceleri, saymadıklarım&#8230;</p>
<p>Hani şu elimden kaçan balonum, yere düşen pamuk şekerim, kırılan oyuncağım, eskimiş anne kazağı,</p>
<p>bir de şey: gece</p>
<p>Ama zifiri karanlık, sönük yıldızlardan yoksun biçimde, öylece karşımda raksa tutulmuş gece.</p>
<p>Hepsi ümitlerimin bir çocuğuydu ve hepsine aşıktım, bağnaz biçimde ve bir Yahudi zalimliğinde&#8230;</p>
<p>Lakin yitirdim bir poker masasında servet misali, şeşbeş gelen bir zarda, hem de bir seferde, tüm șansımla.</p>
<p>Kıraç topraklardan topladım umutları, zemheri kapımda kedi misali pineklerken, temmuz içimde sıcağı ile meşke koyulmuşken.</p>
<p>Eski Aramice kitaplarda okudum kendimi, Felemenkçe bir metnin son noktasında rastladım sinemaskop yalnızlığıma ve ağlayarak okuduğum şiirlerin şairini kendim olduğunu fark ettim.</p>
<p>Annemin sıcak göğsüne sığındım şiir üflerken samandan kağıtlara ve annemin çilekeş tarafını nokta bildim cümlelerimin sonunda</p>
<p>Sonra annesi olmayan birini düşündüm, çocuğu, babası olmayanı da tabi, sevgilisi, eşi, işi, parası&#8230;</p>
<p>En çok da hayalleri olmayan birine bir kadeh daha fazla içtim.</p>
<p>Bir küfür fazla savurdum yüreğimi değil de yüreğimdeki hayalleri çalana,</p>
<p>Bir değil iki kere âşık oldum Habîbe, bir değil bin kez geçtim şu sırat köprüsünden,</p>
<p>Bir, iki, üç, dört derken yaşım oldu yirmi iki ve bir kez değil ahir ömürde insan birden fazla ölüyor&#8230;</p>
<p>Sonra yara yeniden örüldü dilimize, sonra yeniden aşık oldum yaz yüzlü kızlara, sonra yeniden gece oldu, demlendim sessizliğin sedasında, unuttum sevmeyi, türküler bitti, o kitap artık rafa kalktı, o son söz söylendi, kalp kırıldı bir kere.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gecenin karanlıktaki dinginliğine ant olsun ki, tutuldum ayın on dördüne; çirkef ve berduş başımla.</p>
<p>Üstümde afili bir ceket var ki, örter sandım uykulu yalnızlığımı, saçlarımı değil de sana olan duygularımı taradım, peygamber kokuları çalındım gerdanlığıma, mücahit sakallarımı kestim sırf dolunaya olan aşkımdan.</p>
<p>En saf halimle, çocukça, masumca kıskandım yıldızları sırf dolunaya yakınlar diye, şarap mahzenlerine sığındım, Kabbani ruhuna soyundum, gelmedi aklıma kumdan bir kale yapmak, gelmedi Arakan’da bir gecenin sabahı, gelmedi güneşin hüküm sürdüğü bir sabah ve gelmedi bir şarkının sonu.</p>
<p>Şiir yazmaya niyet ettim bilmediğim kelimelerle, şarkı söyledim ama sessiz, içimden, dans ettim kimse görmeden, erik çaldım ağaçlardan, Bir de şey borç aldım hayattan: yaşamak adına.</p>
<p>Bana kalırsa ‘utanç’ bu çağda ortaya çıkan bir hissiyat</p>
<p>Bana kalırsa tüm insanlar yalnız, tanrı da buna dahil ve bana kalırsa kadınlar öldürülmeden de sevilebilir.</p>
<p>Bana kalırsa bu dünya yeşerir, çiçek açar meyve verir, tanrı utanır ve bana kalırsa her şey: sevilen seveni üzmez.</p>
<p>Keşke bana kalsa her şey</p>
<p>Sırf iyi yüzleri ile değil, kötü kalpleri ile razıyım bana kalanlara.</p>
<p>Sonra yeniden ezberledim yaraları, yarınları, geceden, dünden arta kalan acıları, abaküs ile saymaya kalktım mesela: dudaklarıma gebe kalmış tütünün sayısını , ölümün vadesini, geleceğin günü&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gecenin karanlıktaki dinginliğine ant olsun ki, sarı benizli hatıraları siliyorum zihnimden.</p>
<p>Köhnemiş rüyalara mahkum olmuş veyahut barbarlar tarafından soyulan o hayallerimi, sırf kadın teni arayan tenimi ikna etmek için.</p>
<p>Siliyorum hatıraları, hem de kokulu silgim, inatçı ruhum ve bir daha kazanamayacağımı bildiğim hatıralar ile&#8230;</p>
<p>Şimdi çevremi saran kırkbatıran çiçekleri pek bir manasız, pek bi lüzumsuz dilimizdeki o söz, mert değil namert gelecek çağın duyguları ve bu günün insanı namümkün olan her şeyde ısrarcı.</p>
<p>Öğretmedi babam bir kalbin içinde kadın nasıl taşınır, öğretmedi ağladığım gecelerde göz yaşlarımı nasıl sileceğimi ve babam öğretmedi bana dünyanın zalimliğini.</p>
<p>Şimdi yüreğimin gemileri ilelebet kalacağı limandan ziyade bir pansiyonluk rıhtımları tercih edişi yıkılışımın heykeli demek son nutkum&#8230;</p>
<p>Sonuna geldiğimiz filmi başa sarıp sarıp izlemek, o son vapuru kaçırmak, martıların Üsküdar’da olmayışı, ayazında öldüğümüz Balkan harbi ya da şey mesela şu bir türlü çıkamadığımız dünya turu&#8230;</p>
<p>Bunların hepsi son nutkumuz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gecenin karanlıktaki dinginliğine ant olsun ki,</p>
<p>Kerahet vaktinin iki bilinmeyenli denkleminde bir hikaye üflüyor ruhumun derinliklerine, ezberliyorum günahlarımı, yeniden sayıyorum işlediğim cinayetleri&#8230;</p>
<p>Bakın ben bir çok hamaratımın yanında narsist bir tüccar, şaibeli bir servet baronuyumdur.</p>
<p>İblis ile kara para aklar, ruhsuz şeytanlar ile iş tutarım.</p>
<p>Bir çoğu devlet arşivlerinde yazmaz ama, kayıt altındadır Tanrının defterinde.</p>
<p>Kötü kalpli insanları pek bir sever, yolsuz bezirganlar ile iyi anlaştığım doğrudur.</p>
<p>Son senedi yırtıp atar, vadesi gelmiş bonoları yakarım, parayı insandan çok sevdiğim basıldı gazetelerde.</p>
<p>Sırf bu kötü amelleri çok iyi ezberledim. Aksini yapıp ahmakça cennete erken rezervasyon alacağımı düşündüğüm için.</p>
<p>Bu çağın fiyakalı fantazmalarını saymak pek haddime değil ama bildiğim bir iki şey var ki demeden geçmem.</p>
<p>Bir; posta pulları ile duvarı kaplamak ve kanvasa dadanmak</p>
<p>İki; enstrümantal hayatı tercih edip şu üflemeli enstrümanları kullanmak.</p>
<p>İşte tüm bu saydıklarım tütsü kokan bir çeşit şehvet, dede evinde yadigar dediğimiz bir nefret ve en önemlisi cemali olmadan taşımak zorunda olduğumuz iffet&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gecenin karanlıktaki dinginliğine ant olsun ki, bu çağının gökkuşağını yazdırdı yine.</p>
<p>Ant olsun gelmeyen sabahın namertliğine, ant olsun çekip giden kadınlara, yüz üstü bırakılan yetimlere.</p>
<p>Ant olsun ki yazacağım bildiğim gerçekleri.</p>
<p>Belki delilim yok ispatlamak için ama bir gün açıp okunursa şiirlerim en büyük delilin sahibi ben olacağım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>*Duhâ’2</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><div class="saboxplugin-wrap" itemtype="http://schema.org/Person" itemscope itemprop="author"><div class="saboxplugin-tab"><div class="saboxplugin-gravatar"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/www.geceyim.com/wp-content/uploads/ultimatemember/29/profile_photo-190x190.jpg?resize=100%2C100&#038;ssl=1" class="gravatar avatar avatar-100 um-avatar um-avatar-uploaded" width="100" height="100" alt="Furkan Dilekci" data-default="https://www.geceyim.com/wp-content/plugins/ultimate-member/assets/img/default_avatar.jpg" onerror="if ( ! this.getAttribute('data-load-error') ){ this.setAttribute('data-load-error', '1');this.setAttribute('src', this.getAttribute('data-default'));}" loading="lazy" data-recalc-dims="1" /></div><div class="saboxplugin-authorname"><a href="https://www.geceyim.com/author/furkandlkci/" class="vcard author" rel="author"><span class="fn">Furkan Dilekci</span></a></div><div class="saboxplugin-desc"><div itemprop="description"><p>Asude bir zerafet eşliğinde şiirle mest olan, ulvi güzelliklere hasım, inatçı umutlara yoldaş, ikbali vuslat yolcusu ya da acılarıyla beslenen insan-ı kamil ruhu.</p>
</div></div><div class="clearfix"></div></div></div><br />
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 1524</span></div></p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/gecenin-karanliktaki-dinginligine-ant-olsun/">Gecenin Karanlıktaki Dinginliğine Ant Olsun</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/gecenin-karanliktaki-dinginligine-ant-olsun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5764</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kimsesiz 5.Bölüm: AÇIK YARA</title>
		<link>https://www.geceyim.com/kimsesiz-5-bolum-acik-yara/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/kimsesiz-5-bolum-acik-yara/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Özüuğurlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2021 17:00:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kendi Kitaplarım]]></category>
		<category><![CDATA[kimsesiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5101</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Bana bıraktığı o not, o mektup tarzı birkaç dağınık cümleli yazı, kalbime ektiği ilk cümlelerdi. Geçen bunca zamanda onları gözyaşlarımla suladım, onları büyüttüm; ama biri bile yeşermedi. Ya ben toprağı değildim ya da o sözleri biri gelip ben uyurken benden çaldı. Her şey bittikten sonra bile düşündüğüm tek şey bu not olmuştu. Oysa o &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/kimsesiz-5-bolum-acik-yara/"> <span class="screen-reader-text">Kimsesiz 5.Bölüm: AÇIK YARA</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/kimsesiz-5-bolum-acik-yara/">Kimsesiz 5.Bölüm: AÇIK YARA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>  Bana bıraktığı o not, o mektup tarzı birkaç dağınık cümleli yazı, kalbime ektiği ilk cümlelerdi. Geçen bunca zamanda onları gözyaşlarımla suladım, onları büyüttüm; ama biri bile yeşermedi. Ya ben toprağı değildim ya da o sözleri biri gelip ben uyurken benden çaldı. Her şey bittikten sonra bile düşündüğüm tek şey bu not olmuştu. Oysa o notu elime aldığım ilk an ne kadar şaşkın ne kadar da heyecanlıydım, belki de biraz korkmuştum. Toprağı mıydım dikilen o sözlerin değil miydim, hala bilmiyorum.</em></p>
<p><em>Bildiğim, zaman içinde kalbime vura vura öğrendiğim şey şu oldu: </em></p>
<p><em>O sözler kalbime dikildiği an benden çalınmıştı; diken tarafından.</em></p>
<p><em>Senelerce aradım durdum; olmayan bir çiçeğin yeşeremeyen yaprağını. Kısır bir kadına yapılan muameleyi kalbimin topraklarına kurak diye yaptım. Hiç de acımadım.</em></p>
<p><em>Böylece, en sonunda büyük bir kuraklığa gebe kaldım. Oysa onunlayken sellerin altında kalırdım.</em></p>
<p><em>İtiraf etmeliyim ki dokuz sene sonra bile, yaşananları anlatırken boğazımın en çok düğümlendiği yer bu küçük kağıt parçası oluyor. Çünkü olanlara dair tek kanıtım o. </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Bana bırakılan bu notu defalarca okudum. Boğazım korkuyla ve heyecanla karışık bir düğüm oluşturmuştu. Aklımda neden bunu yaptığına dair bir soru yoktu, aklımdaki tek soru neden burada olmadığıydı.</strong></p>
<p><strong>Neden burada değildi?</strong></p>
<p><strong>Neden beni kocaman bir ormanın ortasına terk edip gitmişti?</strong></p>
<p><strong>İçimde yaşadığım duygu karmaşasıyla elimdeki notu birkaç kez cebime koydum ama hep yeniden okuma isteğiyle doluyordum.</strong></p>
<p><strong>Gitmiş miydi?</strong></p>
<p><strong>Onu bir daha on sene sonra mı görecektim?</strong></p>
<p><strong>Ya da bu gitmesi şimdilik miydi? Yine birkaç gün içinde birbirimizi görecek miydik?</strong></p>
<p><strong>Neden beni burada bırakmıştı ki?</strong></p>
<p><strong>Şu an önemli olan eve dönebilmemdi bu yüzden cebime sıkıştırdım notu. Üzerime ceketimi alarak üzerimden kazağını çıkarmadan yattığım yeri topladım. Kapıyı açtım.</strong></p>
<p><strong>Hava pusluydu. Rüzgar da esmiyordu, sakin ve sıkıntılı bir hava vardı. Kapıyı tam kapatacaktım ki bir araba bulunduğum çiftlik evine doğru yaklaştı. Bu Okyanus’un arabasıydı. Kapıyı çekip arabaya doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladım. Verandanın iki basamağından atladığımda saçlarım savruldu geriye doğru. Hızlı adımlarla dün gece ona sarıldığım patika yolda ilerledim. Araba tam önümde durdu ama içindeki o değildi.</strong></p>
<p><strong>Gözlerimi kısarak arabaya doğru yaklaştığımda sürücü koltuğunda oturan kişiyi tanıdım. Camı açtı,</strong></p>
<p><strong>‘’Yetişebildim sana, şükür.’’dedi derin bir nefes alıp gülümseyerek. Ben de ne yapacağımı bilemez şekilde gülümsedim.</strong></p>
<p><strong>‘’Eve nasıl giderim diye düşünüyordum.’’</strong></p>
<p><strong>‘’O kadar da değil be kızım… Önemli bi’ muhabbet oldu, o yüzden çıkmak zorunda kalmış. Sen uyuyormuşsun, uyandırmamış da. Bana söyledi ben de geldim.’’</strong></p>
<p><strong>Kaşlarımı çattım,</strong></p>
<p><strong>‘’Sağ ol. Önemli bi’ muhabbet?’’dedim sorgular bir tavırla.’’ </strong></p>
<p><strong>Onur, omuz silkerek ve konuyu değiştirmeye çalışarak,</strong></p>
<p><strong>‘’Hadi seni evine bırakayım.’’</strong></p>
<p><strong>Başımı sallayarak yolcu koltuğuna doğru ilerledim. O sırada Onur inip çiftlik evinin kapısını kapattı hemen ardından geri dönüp arabayı çalıştırdı.</strong></p>
<p><strong>Ormanın engebeli yolunda ilerlerken ikimiz de sessizdik.</strong></p>
<p><strong>Deli gibi cebimdeki notu açıp tekrar tekrar okumak istiyordum. Tam elimi cebime atmıştım ki Onur radyoya doğru uzandı ve aramızdaki sessizliği şarkıyla dağıttı. Radyo çekmeye başladığında ormandan çıkmıştık, araba yolun üzerinde kayıyordu adeta. Onur’a aldırmadan cebimden notu çıkardım ve defalarca okudum.</strong></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>O an bu yaşadığım şeyin büyüsünden ve korkusundan fark edemediğim bir şey vardı. Okyanus öyle ya da böyle yollarımızın ayrılacağından emindi. O zamanlar sanırım bunu içten içe ben de biliyordum ama benim bilemediğim Okyanus’un belki de önden hissettiği bir şey daha vardı.</em></p>
<p><em>Aramızda oluşmuş ve oluşacak olan bağ o kadar sağlamdı ki, nerede olursak, ne konumda, ne şekilde hatta onun dediği gibi yollarımız nasıla ayrılırsa ayrılsın bizi yine bir noktada buluşturacaktı.</em></p>
<p><em>Yıkılmak için inşa edilen hisler gibiydik.</em></p>
<p><em>Bozulmak için verilen sözler gibiydik.</em></p>
<p><em>Yıkıldık ve yeniden inşa edildik.</em></p>
<p><em>Kırıldık ve tamir de edildik.</em></p>
<p><em>Ama hiçbiri bizi sonumuzdan alıkoyamadı.</em></p>
<p><em>Bizi biz yapan da sonumuzdu zaten.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Onur beni sokağımın girişinde bıraktı. Ona Okyanus hakkında hiç soru sormadım, cevap veremeyeceğini biliyordum bence o da neyin ne olduğundan bir haberdi.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Eve girdikten sonra annem ve babamın da İzmir’e, yanıma gelmek için bu akşam yola çıkacaklarını öğrendim. Dün ben hariç herkes benim evimde kalmıştı. Bu akşam İlyas abi de geleceğinden hep birlikte akşam için hazırlık yapmaya başladık. Ailem Aslan’ın durumunu biliyordu İlyas abinin de gelecek olması isabet olmuştu. Ailemle onun da ailesinin tanışması çok iyi olacaktı ve daha iyi bir yol izleyebilecektik. Aslan, diğer günlerin aksine daha durgundu. Aklından kim bilir neler geçiyordu. </strong></p>
<p><strong>Yarın sabah erkenden hep birlikte olacaktık…</strong></p>
<p><strong>Akşama kadar uğraştık durduk kızlarla. Yağız ve Aslan arabayla İlyas abiyi almaya gittiklerinde ben de duşa girmiştim. Defne’den tek kelime çıkmıyordu ama İdil bakışlarıyla bile beni sorulara boğuyordu. Duşa girmeden önce Okyanus’un bıraktığı notu çıkardım ve tüm anılarımı biriktirdiğim kırmızı kutuya koydum.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Akşam olduğunda kapı çalındı. Koşarak kapıya gittim. Kızlar da ayaklanmıştı. Kapıyı açtım ve karşımda duran İlyas abiye baktım. Otuzlarının başlarında, oldukça karizmatik bir görüntüye sahip, esmer, ortalamadan daha uzun bir adam vardı karşımda. Gözleri de simsiyahtı. Üzerinde spor bir kıyafet olduğundan daha da genç gösteriyordu. Aslan’la aralarındaki yaş farkı çok azdı. </strong></p>
<p><strong>‘’Hoş geldiniz.’’ Dedim ve elimi uzattım o da sevecen bir ifadeyle, hafif kırık Türkçesiyle yanıtladı beni,</strong></p>
<p><strong>‘’Hoş bulduk, Yankıcığım.’’</strong></p>
<p><strong>Aslan elinde minik bir bavulu sürüdü. Daha sonra kapının orada bıraktı.</strong></p>
<p><strong>‘’İçeri alsana, Aslan.’’dedim, o sırada oraya doğru yürüyüp bavulu çekiştirirken İlyas abi,</strong></p>
<p><strong>‘’Sabaha gideceğiz zaten Aydın’da olacağız bir hafta kadar Aslan’la. O yüzden sorun değil, kalsın orada.’’dedi, başımı onaylarcasına salladım.</strong></p>
<p><strong>Salonda oturup sohbet etmeye başladık. İlyas abi çok sevecen, çok sıcakkanlı bir adamdı. Yağız zaten çok konuşkan biri olduğu için hemen alışmıştı, kızlar da öyle. Aslan hala çok durgun, çok solgun gözüküyordu.</strong></p>
<p><strong>Ben zaten gereksiz bir şekilde sıcakkanlı biriydim. O yüzden hiç problem yaşamazdım iletişim kurmakta. Her ne kadar bazen sıcakkanlılığım yanlış anlaşılsa da…</strong></p>
<p><strong>Ama aklım, fikrim, kalbim hala o nottaydı.</strong></p>
<p><strong>O’na bir cevap yazmak istiyordum.</strong></p>
<p><strong>Bir yandan da ne olduğunu ölesiye merak ediyordum. Ne olmuştu da gitmişti ki yanımdan?</strong></p>
<p><strong>Annemler geliyordu bir de, bir haftaya yakın kalırlardı. Tek dileğim bir sorun olmadan Antalya’ya geri dönmeleriydi. Uzun zamandır bir şey duymamıştım, yaklaşık bir aydır falan sakindi ailem. Ama her geçen gün bir olayın patlamasını bekliyordum. Gece olduğunda, babamın evde olduğu haberini aldığımda rahatlıyordum. Annem saklamazdı olanları benden, yalnızca on iki yaşımdayken, olaylar ilk patlak verdiğinde bir dönem saklamıştı. Onun dışında ne olduysa, en yakın arkadaşıymışım sanki o adam benim babam değilmiş gibi anlatmıştı bana. Hep anlatırdı. </strong></p>
<p><em>İlk başlarda olanlara inanamıyordum hatta çoğu çocuğun yaptığı gibi bunu göz ardı edebiliyordum. Sonra acıyla tanışınca bunun asla göz ardı edilemeyeceğini kavradım. Koşarken yaralanıp düşmek gibi değildi bu. Kabuk bağlamayan, kanamayı durdurmayan bir yaraydı o zamanlar benim için. O dönem dibini sıyırmıştım kanımın. O kadar çok kanatmıştım ki, o kadar çok kanatılmıştı ki, şimdi hiç kanamıyordu. </em></p>
<p><em>Yaram hala açık, apaçık ortada duruyordu.</em></p>
<p><em>Olan her şey onu büyütüyordu ama artık akacak bir kan kalmamıştı.</em></p>
<p><em>Böylece en çok korktuğum ikinci şey de başıma gelmişti; alışmak.</em></p>
<p><em>Asla alışmam, diyordum anneme her seferinde. Ben böyle büyümedim, babamı böyle kabul edemem, o böyle bir adam değil, diyordum. O da sinirle alışmak zorunda olduğumu söylüyordu, her defasında ilk kezmiş gibi kırıldığımın o da farkındaydı ancak annemin de farkında olmadığı bir şey vardı; o da alışamıyordu.</em></p>
<p><em>Ben farkındaydım ve farkında olmak da beni öldürüyordu. Hala öyle.</em></p>
<p><em>Şimdi, benim kanamayı hiç bırakmayan yaram durdu. Yaranın kan akışının durmasına insanlar alışmak diyorlar. Kabullendim, alıştım. </em></p>
<p><em>Ama içimdeki, ilk kez oluyormuş gibi kırılma hissine hala engel olamıyorum.</em></p>
<p><em>Kan akmıyorsa iyileştiği anlamına da gelmez yara.</em></p>
<p><em>Ömrüm boyunca bu açık yarayla da yaşayacağımı kabullendim, bu yüzden artık ona dokunmuyor, iyileştirmeye çalışmıyor ya da tuz basmıyorum. Öylece bekliyorum.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Akşam yemeği için masanın etrafına oturmuştuk. Her birimiz yemeğimizi yerken aynı zamanda koyu olan sohbetimiz de devam ediyordu. Sonra bir sessizlik oldu. Uzun sayılacak bir süre yalnızca tabaklara dokunan çatalların sesi çınladı kulaklarımızda. İlyas abi minnet dolu bir sesle,</strong></p>
<p><strong>‘’Nasıl çıktın karşımıza bilemiyorum, Yankı ama iyi ki çıkmışsın. Sen olmasaydın bu süreç çok zorlu geçerdi, hatta iyi ki oradaydın o an… Teşekkür ederim sana.’’</strong></p>
<p><strong>Gülümsedim buruk bir halde. Sonra omuz silkerek yanıtladım İlyas abiyi,</strong></p>
<p><strong>‘’Teşekküre gerek yok, gerçekten. Kim olsa bırakamazdı Aslan’ı.’’</strong></p>
<p><strong>Aslan’la göz göze geldik.</strong></p>
<p><strong>‘’Benim yüzümden.’’dedi, tıslar gibi. Kaşlarım çatıldı ama İlyas abi benden önce atıldı,</strong></p>
<p><strong>‘’Kendini suçlamaya devam etmene gerek yok, kimse geri gelmeyecek dayım. Sen hayatına bakmak zorundasın… Anneannen yaşlıydı, kalbi de vardı… Kolay şeyler yaşanmadı o evde…’’</strong></p>
<p><strong>Aslan küçük bir çocuk gibi başını eğdi ve konuşmaya devam etti.</strong></p>
<p><strong>‘’O gün Yankı Hera’yla tartışmasaydım, anneanneme kötü sözler söylemeseydim, yaşıyor olabilirdi.’’</strong></p>
<p><strong>Bu sözü boğazımda takılı kaldı Aslan’ın.</strong></p>
<p><strong>‘’O halde tek suçlu sen değilsin, ben de ortağın olmuş oluyorum. O akşam oraya gelmeseydim, o sokağa rastgele girmeseydim… Gerçekten de Melahat teyze yaşıyor olabilirdi.’’</strong></p>
<p><strong>Aslan gözlerime pişmanlıkla baktı ama kalbimi kırmıştı. Bu zaten kendimi suçladığım bir konuydu ve Aslan’ın da bu şekilde seslice ifade etmesi beni darmadağın etmişti.</strong></p>
<p><strong>‘’Gençler, durun ve bizim suçumuz diye yiyip bitirtin kendinizi, bir işe yarayacaksa. Hiç mi iyi bakmazsınız bir olaya? Hayatın kanunu bu… Ben de çok üzülüyorum ama güçlü olmak zorundayız. Pişmanlığın hiçbir getirisi olmaz ama çok şeyi götürür bizden. Ölüm, hepimizin unuttuğu bir gerçek. Dua etmekten başka da çaremiz yok… Bak Aslan, sen tedavi olmayı kabul eder miydin anneanneni o halde görmesen? Yankı, seni İzmir’den Aydın’a o sokağa götüren şey her neyse belki de bunun içindi. Bir hayatın gidişini izlerken bir diğerinkini çekip kurtardın… Hiç mi farkında değilsiniz, yahu…’’</strong></p>
<p><strong>Ne ben ne de Aslan hiç konuşmadık. İlyas abi, </strong></p>
<p><strong>‘’Biz yarın öğlen Aydın’a gideceğiz Aslan’la. Bazı işlemler var, evin durumu var… Mezarı da ziyaret etmem gerekiyor tabii… Üç beş gün olmayacağız. Döndüğümüzde senden bir ricam olacak Yankı.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Buyur, tabii abi.’’dedim, pürüzlü çıkan sesimi düzeltmeye çalışarak.</strong></p>
<p><strong>‘’Abis Derneği’nin başındakiyle bizzat görüşmek istiyorum.’’</strong></p>
<p><strong>Defne bir kahkaha patlattı. İdil de onun gülüşüyle gülmeye başladı.</strong></p>
<p><strong>‘’Ne oldu?’’diye sordu İlyas abi, anlamaz bakışlarıyla.</strong></p>
<p><strong>Defne,</strong></p>
<p><strong>‘’Abi, kendisini yani Okan Ziya Karagöz’ü biz bile göremedik ki daha… O yalnızca işlerin başında durur, etkinliklere, toplantılara asla katılmaz. Yardımcıları ilgilenir her şeyle… Zaten bu dernek de aile büyüklerinden kalmış bir dernekmiş… Kendisi de yaşlı biri olmalı, sosyal medyası bile yok. Hatta şöyle söyleyeyim, yalnızca ekiptekiler biliyor derneğin sahibinin o olduğunu, onun dışında başka bir kadının üzerine diye biliyorum ben de. Hiç göremedik, nasip olamadı yani… Kimse de talep de bulunmadı bugüne dek.’’</strong></p>
<p><strong>İlyas abi, kaşlarını şaşkınlıkla aynı zamanda anlayışlı kaldırdı.</strong></p>
<p><strong>‘’Muhtemelen gizli kalmak istiyordur, iyilik yap denize at misali. Ama biz onun kim olduğunu öğrenir hatta görüşme bile ayarlarız merak etmeyin.’’dedi göz kırparak.</strong></p>
<p><strong>İdil, meraklı mavi gözleriyle,</strong></p>
<p><strong>‘’İlyas abi ya bizi de götür, biz de görelim. Havamız olur yani…’’dediğinde herkes kahkaha atmıştı… Ben ve Aslan yalnızca burukça gülümsemiştik.</strong></p>
<p><strong>‘’Hiç mi merak etmediniz kızlar bugüne kadar? Hiç mi görüşmek istemediniz?’’</strong></p>
<p><strong>İdil atıldı,</strong></p>
<p><strong>‘’Abi ayıp ediyorsun… Onu stalklerken Hz. İsa’ya kadar gittim… Ama adamdan tek iz yok.’’</strong></p>
<p><strong>İdil’in bu lafıyla Defne gülmekten boğazına yiyeceği kaçırmıştı.</strong></p>
<p><strong>Birlikte banyoya gidip onu rahatlattık,</strong></p>
<p><strong>‘’Ulan İdil, yemek yerken yapma şöyle şakalar ölüyordu lan kız.’’diye kabaca konuşmaya başladım İdil’le.</strong></p>
<p><strong>‘’Sus ya, Atarlı.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Sen sus.’’dedim bu kez.</strong></p>
<p><strong>Defne, yeni yeni kendine gelirken,</strong></p>
<p><strong>‘’Susun ya.’’dedi bu kez gülmeye başladık…</strong></p>
<p><strong>Hep böyle olurdu, birbirimize sus demekten konuşamazdık bile. Çok komik bir durum haline gelmişti bu seneler geçtikçe. Hiçbirimiz konuşmuyorken bile,</strong></p>
<p><strong>‘’Yankı sus ya.’’der, konuşmayı başlatırlardı…</strong></p>
<p><strong>İşin garibi kimle konuşmaya başlarsak, grubumuza dahil edersek o da buna alışırdı ve herkes birbirine sus demekten konuşamazdı…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Defne ve İdil benimle kalmıştı. İlyas abi ve Aslan İlyas’ın kaldığı yerde uyumak istediklerini söylemişlerdi. Ben de sesimi çıkarmadım, öyle daha çok rahat edeceklerdi. Kumralımız yani Yağız evine dönmüştü. Dağınıklıkları topladıktan sonra kızlarla koltuklara uzanmıştık. Ben İdil’in koluna doğru uzanmıştım, Defne’de hemen arkama geçmiş öyle yatıyordu. Üçümüz de koala gibi birbirimizi sarmıştık,</strong></p>
<p><strong>‘’Yarın annemler geliyor. Sabaha burada olacaklar.’’dedim,</strong></p>
<p><strong>‘’Yine erken kalkmak var desene.’’diye bağırınca Defne, İdil oflayarak,</strong></p>
<p><strong>‘’Bıktım ya bıktım…’’</strong></p>
<p><strong>‘’Deliye bak ya…’’dedim, gülerek.</strong></p>
<p><strong>‘’Senin evinde daha rahat ettiğimizden burada kalıyoruz, kızım.’’dedi, İdil.</strong></p>
<p><strong>‘’Arada eve de uğruyoruz ama. Mesela yarın kahvaltıdan sonra vın.’’diye ekledi İdil, elini sallarken.</strong></p>
<p><strong>‘’Nermin teyzeyle Metin amca gelecek ya, ondan yoksa gitmezdik.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Bilmez miyim…’’dedim gözlerimi devirerek.</strong></p>
<p><strong>Bir süre sustuk kaldık. O süre zarfında aklım da yine o not vardı, bir de ailem için endişelerim başlayınca içime sıkıntı iyice çökmüştü. Çünkü biliyordum, uzun zamandır bir şey olmuyorsa bu yakın bir zamanda olacak demekti… </strong></p>
<p><strong>‘’Off, susun ya ben biraz yürümeye çıkıyorum.’’diye ani bir çıkışla ayaklandım.</strong></p>
<p><strong>‘’Harbi kırık bu kız ya, sen sus da git yürü.’’dedi, Defne.</strong></p>
<p><strong>‘’Çok uzaklaşma bir de seni aramayalım gece gece. Git parkına otur gel en iyisi sen. Zaten hep parklara kaçıyorsun, ne olduysa yine kendi kendine…’’</strong></p>
<p><strong>Odaya gidip üzerime deri ceketimi giydim. Bel çantamı aldım ve yürümeye çıktım. Bahçe kapısını yavaşça açtım ve sessizce kapattım. Sokağın sonuna doğru ilerlediğimde, birinin de bana ilerlediğini gördüm.</strong></p>
<p><strong>Bu adam çok tanıdıktı. Yürüyüşünden tanıdım.</strong></p>
<p><strong>Telaşsız, kendinden emin adımlarıyla aynı kaldırımın karşısında bana doğru ilerliyordu.</strong></p>
<p><strong>Kaldırımın tam ortasında, aramızda bir metre kala durduk.</strong></p>
<p><strong>Ellerim buz kesmişti gri gözlerine bakarken,</strong></p>
<p><strong>‘’Tam sana geliyordum.’’dedi, içten bir tavırla. Bu söylediğine çok şaşırmıştım ama kalbim söylediğiyle mümkünmüş gibi daha da hızlı atmaya başlamıştı.</strong></p>
<p><strong>‘’Bana geliyordun…’’</strong></p>
<p><strong>‘’Aynen, sabah önemli bi’ işim çıktı. Hem misafirin gelecekti, öyle söylemiştin. Tanımadığın herifin teki sonuçta… Her şeyi beklerim, belki onlardan mıdır diye bi’ bakayım dedim.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Anladım. Değil… Yani değildir. Aslan’ın dayısı işte.’’</strong></p>
<p><strong>Başını salladı, ben de yere baktım.</strong></p>
<p><strong>‘’Yürümeye çıkmıştım da.’’ Dedim, ne diyeceğimi bilemiyordum. Bence bana gelme sebebi bu değildi.</strong></p>
<p><strong>‘’Yürüyelim.’’dedi ve ilerlemeye başladık.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>O gün, sokakta ilk yürüdüğümüz gündü. Onunla o kadar çok yürüyecektik ki bir süre sonra her yer onun adını çığlık çığlığa bağıracaktı bana. Özellikle de onu göremediğim zamanlarda…</em></p>
<p><em>Onunla yürümek gerçeklere adım adım gitmekmiş, çok sonradan anladım.</em></p>
<p><em>Onunla yürümek o’ndan da gitmek demekmiş, çok sonradan ağladım.</em></p>
<p><em>Ben onunla yürüdüğüm yolları hiç aşamadım. Hatta seneler sonra yine o yollardan birindeyken, İdil’e de şöyle bir soru sormuştum.</em></p>
<p><em>‘’Acaba buradan geçerken ne zaman o’nu hatırlamayı bırakacağım?  Sanki görsem tanıyamayacak gibiyim…’’</em></p>
<p><em>İdil de gülüp şöyle demişti bana,</em></p>
<p><em>‘’Hiçbir zaman. Bu şehir, bu sokaklar, bu semt… Okyanus demek senin için. Hiçbir zaman unutamayacaksın. Bu arada, o’nu tanıyamam deme Yankı, sen o’nu kilometrelerden bile tanırsın.’’</em></p>
<p><em>Hala biliyorum… Senelerdir o’nu görmedim, sekiz senedir görmedim onu ama biliyorum, ben onu tanırım. Yaradan ilmek ilmek örmüştü ruhuma o’nu. Ben o’nu değil bu yaşamım da, bambaşka bir yaşamda bile tanırdım…</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Tenha sokakta bir biz bir de iki üç tane köpek yürüyorduk. Yürüdükçe içime hiç solumadığım bir hava doluyordu içime. Çok garipti. Basit bir yürüme eylemi bile onunlayken ne kadar tuhaf hissettiriyordu.</strong></p>
<p><strong>‘’On sene çok uzun bir süre, değil mi? Bence beş olsun.’’dedim içimden geldiği gibi.</strong></p>
<p><strong>‘’Beş sene az.’’dedi, ciddi bir tavırla.</strong></p>
<p><strong>‘’O zaman yirmi mi olsun?’’diye sordum, ellerim hala buz gibiyken. Cebim de yoktu ellerimi sokacak.</strong></p>
<p><strong>‘’Yirmi çok fazla, on iyidir.’’ Dedi, yolun sonuna doğru dikerek bakışlarını.</strong></p>
<p><strong>‘’On iyidir…’’dedim bende adımlarım yavaşlarken. Sonra ben durunca o da durdu. Olduğum yere, kaldırıma oturuverdim. O da hiç sorgulamadı hatta geldi yanıma o da oturdu.</strong></p>
<p><strong>Bel çantamın içinden minik not defterimi çıkardım, bir de kalem. Telli not defterimden bir yaprak koparırken o da beni izliyordu.  Saçlarımı kulağımın ardına sıkıştırdım. Onun yazısına göre çok düzgün olan yazımla başladım yazmaya.</strong></p>
<p><strong>‘<em>’Bundan tam on sene sonra, ne olmuş olursa olsun, ne olacak olursa olsun, hiçbiri önemli değil. Sen eve gel, yeter. Bak bakalım hala kırgın mı bakacağım sana, ben de sana bakarım, kusuruma bakıp bakmayacağına… Sen dön, yeter.</em></strong></p>
<p><strong><em>                                                                                             19.10.2015</em></strong></p>
<p><strong><em>                                                                                        Yankı Hera Yılmaz’’</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong>Kağıdı katlayıp avucuna koydum. Elleri bu kez sıcacıktı. Yüzünde bir tebessüm vardı. Telefonunu çıkardı ve telefon kabının içine notu koyup telefonu tekrardan yerine yerleştirdi.</strong></p>
<p><strong>‘’On sene sonra görüşeceğiz, yani.’’</strong></p>
<p><strong>Başımı salladım elimi çekerken,</strong></p>
<p><strong>‘’Öyle.’’</strong></p>
<p><strong>Ayağı kalktık, yavaş adımlarla yürümeye devam ederken çantama not defterimle kalemimi koydum.</strong></p>
<p><strong>‘’Aynı günde birbirimize gidersek, birbirimizi bulamayız ki.’’</strong></p>
<p><strong>Okyanus bana baktı,</strong></p>
<p><strong>‘’Haklısın…’’</strong></p>
<p><strong>Ben hemen olaya müdahale edercesine konuştum.</strong></p>
<p><strong>‘’O zaman 19 Ekim 2025 yılında ben seni evimde bekleyeceğim. Gelmezsen 20 Ekim 2025 de ben çiftlik evine gideceğim. Bir gün süremiz olacak yani.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Tamam, mantıklı.’’dedi.</strong></p>
<p><strong>Yürümeye devam ederken durdu ve gülmeye çalışarak bana dedi ki,</strong></p>
<p><strong>‘’Sen beni unutursun o zamana.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Hafızam hakkında bir fikrin yok bence. Ben hiçbir şeyi unutmam. Unutacak tek kişi sensin burada.’’</strong></p>
<p><strong>Meydan okur gibi gözlerime baktı,</strong></p>
<p><strong>‘’Görürüz.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Görelim. ‘’</strong></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>O zamanlar belli etmişti aslında kendini, ben daha yeni anlıyorum. Okyanus, bunu bir oyun gibi gördü. Unutan kaybederdi ona göre. Oyunlar kurdu ve her an kurallarını değiştirdi. Sonra oyundan savaşa çevirdi bunu. Silahım da yoktu, olsa da o’na doğrultmazdım.</em></p>
<p><em>Ben o’na aşık oldum ve o bunu savaş sandı.</em></p>
<p><em>Savaş neydi, neye savaş denirdi ben hala bilmiyorum. İkimiz de kaybettik, kazananı da hiç olmadı üstelik o da biliyor bunu şimdi. Unutan kaybederdi, o öyle düşünürdü; ama ben unutmadığım ve unutamayacağım için kaybedeceğimi henüz bilmiyordum o zamanlar.</em></p>
<p><em>Unutmadığım için kaybettim.</em></p>
<p><em>Unuttuğuna inandığı için kazandığını düşündü.</em></p>
<p><em>Biz aslında, kaybettik ve kaybolduk; kendimizi bulup, birbirimize yeniden dönebilmek için.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Sokaklarca yürüdük Okyanus’la. Elim gerçekten üşüyordu ben de hiç düşünmeden elimi onun boşta duran cebine attım.</strong></p>
<p><strong>Bu yaptığıma hiç şaşırmadı. Onun cebinde benim elim duruyordu ve biz öylece yürüyorduk. Okyanus, gerçekten çok konuşan biriydi. Ben de öyleydim ve konuşma asla bitmez bir hal almıştı. Bana ilk kez Yunanistan’a ne zaman gittiğini, orada o’nu hemen nasıl tanıdıklarını, annesinin çok sevilen bir kadın olduğunu hatta oradayken, küçük bir çocukken birine nasıl küfür ettiğini, ilk tüfeği nasıl tuttuğunu, birçok şeyi anlattı durdu. Ben de diğer elimi de aynı cebine soktum ve yan yan, ona bakarak yürümeye ve anlatmaya başladım. Küçükken küsünce koltukların altına girdiğimi, boncuklardan takı yapıp kapının önünde sattığımı, çok haşarı bir çocuk olduğumu, dört beş yaşlarındayken kışın denize girmek için tutturduğumu… Bunları anlattım.</strong></p>
<p><strong>Kafam aşırı dağılmıştı, sanki kötü olan düşünceler uyuşmuştu zihnimdeki. Kötü olan hislerin yerini taze bir heyecan ve merak duygusu almaya başlamıştı. Yürürken işlek olan bir caddede buluvermiştik kendimizi. Ellerimi cebinden çıkardım hala konuşuyor, o’na ne varsa komik olan anlatıyordum. Hiç kırmızı ışık takip etme alışkanlığım yoktu o da her seferinde arabaların önünden tutup çekiyordu beni. İlk başlarda bu biraz tuhaf olsa da sonrasında artık refleks olarak yapmaya başlamıştı bunu. O da bir yandan konuşuyor, bir yandan aniden arabaların önüne atladığımda kolumdan bir refleksle tutup çekiyordu beni. Evimin sokağına girene kadar kaç kez beni arabanın altından çekti saymadım bile.</strong></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Bir süre sonra sürekli yürümek gibi bu kolumdan tutup arabaların altından beni çekmesi de alışkanlık haline gelecek, adım atmak kadar normal karşılayacağımız bir şeye dönüşecekti. Beni, hayatımızda birbirimizin olduğu süre zarfında o kadar çok çekip kurtaracaktı ki, ona binlerce kez borçlu olacaktım.</em></p>
<p><em>Şimdi, bunları size anlatırken fark ettiğim bir şey var. Okyanus, neden kırmızı ışıkları takip etmediğimi ya da neden karşıdan karşıya geçerken sağıma soluma bakmadığımı hiç sormamıştı. Sanırım sorgulamaması da benim hoşuma gitmişti…</em></p>
<p><em>Şimdi sağıma soluma bakıyor muyum ya da kırmızı ışıkları takip ediyor muyum diye merak ediyorsunuzdur… Dokuz sene geçti, pek bir değişim yaşamadım bu konuda… Sadece artık ışıklara baktığımda aklıma hep o geliyor. Karşıdan karşıya geçerken, aniden fren yapan arabalar gibi hissediyorum. Sanki eli hala kolumda, öyle hissediyorum.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Evimin kapısına geldiğimde, o’na yarın annemlerin geleceğini söyledim.</strong></p>
<p><strong>‘’Ben geceleri sokak sokak yürürüm.’’ Diye cevap verdi, ellerini cebine koyarak ve gülümseyerek.</strong></p>
<p><strong>Demek istediğini anlayınca ben de gülümsedim.</strong></p>
<p><strong>‘’Sağ ol, bıraktığın için.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Eyvallah.’’dedi, duruşunu dikleştirirken. Ben de dış kapıyı sessizce açtım, saatin kaç olduğundan bile bi’ haberdim.</strong></p>
<p><strong>‘’İyi geceler.’’dedim, o’na el sallarken, o da ardımdan hala bakarak şöyle söyledi,</strong></p>
<p><strong>‘’Beni unutacaksın, bunu unutma.’’</strong></p>
<p><strong>Kilidi açarken sessizce,</strong></p>
<p><strong>‘’Asıl sen unutma.’’dedim. Ardıma baktığımda hala bana bakıyordu.</strong></p>
<p><strong>İçeri girdim. Kızlar koltuk da uyuyakalmışlardı. İdil, örtüyle ağzını açıkta bırakmış gözlerini kapatmıştı. Geriye kalan tüm örtü Defne’deydi. Bu manzaraya gülmeden edemedim. Hemen fotoğraflarını çektim. Sonra yeni bir battaniye getirip İdil’in de üstünü örttüm.</strong></p>
<p><strong>İçimdeki kötü hislere narkoz salınmıştı sanki. Bu huzurla uykuya daldım ben de.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>Sahte bir huzurdu oysa bu his. Beni ilk uyuşturmasıydı bu. Varlığıyla verdiği narkozun etkisi geçince ben de kaybolacaktım. Üstelik tek başıma kaybolacaktım çıkmayı göze alamadığımız o yolda.…Ben bir kez kaybolacak ve zorla da olsa kendimi bulacaktım. O’nun kendisini bulması içinse çok daha fazla denemesi gerekecekti… Yolda gördüğü herkese kendiymiş gibi sarılacak, kendi olmadığını anlayınca kaçar gibi koşacaktı oradan. Hiçbirini bilmiyordum… Bir açık yara daha böyle açılacaktı ruhuma.</em></p>
<p><em>Ben bana koştuğunu sanmıştım oysa o kendinden kaçıyormuş.</em></p>
<p><em>İkimiz de bunların bedelini en ağır şekillerde ödeyecektik; bir ömürle, telafisizce araya giren zamanlarla.</em></p>
<p><em>Belki de biraz öfkeliyimdir, hatta en çok da kırgınımdır o’na. </em></p>
<p><em>İlk korkuma gelecek olursak, en büyük ilk korkumu içime eken o’ydu. Bana o kadar çok, beni unutursun sen, dedi ki ödüm kopar oldu bir şeyi unutacağım diye. Belki de bu da o’nun kurduğu oyunun tuzağıydı. </em></p>
<p><em>Bu his, o’nun savaşı benimse yolumun başıydı. </em></p>
<p><em>O,  düşmanını hatırlamak adını verdiği silahıyla vurmuştu. Asla unutmayacağımı o da biliyordu. Asla unutmayacağını ben de biliyorum.</em></p>
<p><em>Oysa ne ben o’nun düşmanıydım ne de ortada bir savaş vardı.</em></p>
<p><em>Ama yine de unutmaktır benim en büyük korkum. </em></p>
<p><em>Şimdi öylece duruyor, dokuz sene sonra bile kanamasına izin veriyor, gözyaşlarımın tuzunu da basmıyorum. O açık yarama çarpan havanın acısına tek kelime edemem ama artık o’nu kaşımıyorum. Artık o’na ağlamıyorum. Bu açık yaram için kanımın biteceği günü bekliyorum, o’nun beni vurduğu hatırlamak silahıyla ben kendimi iyileştiriyorum.</em></p>
<p><em>Sonuna kadar da kalbimi dinliyorum, hala o asi, kalbine ne düşerse onu yapan kızım.</em></p>
<p><em>O da biliyor ki, çıkamadığı tüm yollar onu ya bana ya da benim şehrime götürür.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Sabah olduğunda annem ve babam ellerinde minik bir valizle kapıda duruyorlardı. İkisine de kocaman sarıldım. Gerçekten de çok özlemiştim onları. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İlyas abiyi ve Aslan’ı çağırdık. Hep birlikte kahvaltı için masaya oturduk. Neşeli bir sofra olmuştu dün akşamki burukluk bugün yoktu. İlyas abi,</strong></p>
<p><strong>‘’Ne kadar iyi ne kadar güzel bir kız yetiştirmişsiniz. Çok akıllı biri, gerçekten. O olmasaydı olay bambaşka yerlere giderdi.’’diye söze girdiğinde Aydın’da bulunduğumu söylememesi için dua ediyordum. Anneme durumu biraz daha farklı bir şekilde anlatmıştım. Aslan’ı İzmir de bulduğumu, anneannesinin Aydın’da yaşadığını vefat edince kimsesiz kaldığını anlatmıştım. Kalbim panikle hızla çarparken Defne durumu fark etti ve konuyu değiştirdi hemen. Ona bakışlarımla teşekkür ettim. Annemle babam bana gururla bakıyorlardı ve İlyas abiye de teşekkür etmişlerdi.</strong></p>
<p><strong>İlyas abi Aslan’ın burada kalması konusunu açtı ve şöyle söyledi,</strong></p>
<p><strong>‘’Aslan Hera’dan büyük olabilir ama Hera ona ablaymış gibi davranıyor, kendi gözlerimle gördüm… Ben, Aydın’da işlerimizi hallettikten sonra Fransa’ya tekrar dönmek durumundayım. Aslan burada tedavisine devam ederken ben o’na sürekli olarak para göndereceğim. Daha da iyi olacağından şüphem yok, hatta iyileşme süresi bile kısalacak. Çok güzel bir arkadaş ortamı oluşturmuşlar, sabaha kadar bana onlardan bahsetti… Sizlere ne kadar teşekkür etsem az. Aslan’ı hem hayata hem de topluma kazandırıyorsunuz… Aslan iyice toparlandığında kendi hayatını kendi kuracak tabii ki ben de onun sonuna dek destekçisi olacağım… Yankı sana gelecek olursak, ne istersen yapmaya hazırım. Bir şey iste benden hemen yapayım, sonsuza kadar borçlu hissedeceğim yoksa kendimi.’’</strong></p>
<p><strong>Söylediklerine çok fazla utanmıştım.</strong></p>
<p><strong>‘’Düşünme bunları abi sen. Aslan iyi olsun yeter.’’</strong></p>
<p><strong>Kahvaltıdan sonra Aslan ve İlyas abi birkaç günlüğüne Aydın’a gitmek için yola çıkmışlardı. Kızlar da gitmişlerdi ve ailecek biz kalmıştık.</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>İki günü ailemle geçirmiştim. İkinci günün akşamüzeri annemle anneannemin yaşadığı kasabaya gitmek üzere yola koyulduk. Babam biraz İzmir’i turlayacağını söyledi.</strong></p>
<p><em>Annemle ikimiz de aslında turlamayacağını, başka işler peşinde koşacağını biliyorduk o gün babamın. Anneanneme de gitmek zorundaydık. O günün gecesinde hiç olmadığım kadar yıkılacaktım. Bunun son olduğunu düşünecektim hatta. On iki yaşımda başlayan olayları altı sene hiç kabullenememiştim ve hep alışmayı reddetmiştim. Olay iki haftada ya da ayda bir tekrarlasa da hiç mi hiç alışamamıştım bu duruma senelerce. Ta ki o gece, on sekiz yaşıma dek.</em></p>
<p><em>Altı yıldır kanayan, kanattığım ve kanatılan yaram o gece son damlasını dökecek veben alışmaya başlayacaktım.</em></p>
<p><strong>Anneannemdeyken Defne’nin bana attığı mesaja takıldı gözüm. Babamı, elinde siyah poşetlerle yanda birkaç adamla bir yere giderken gördüğüne dair bir mesajdı bu. Adresi aldım, anneme bir arkadaşımın beni çağırdığını söyleyip oradan ayrıldım. Bir taksiye bindim ve sokak sokak babamın olduğu yeri aramaya başladım.</strong></p>
<p><strong>O kadar çok yürüdüm ki, en sonunda hiç gelmediğim bir semtin hiç bilmediğim bir sokağında kayboldum. İçimdeki kötü his göğsümden dışarı taşıyordu artık. Bu kötü his üzüntüyle karıştı ve büyük bir öfkeye dönüştü. O sırada telefonum çalmaya başladı. Arayan kişi, daha büyük bir şok yaşamama sebep olmuştu. Okyanus arıyordu.</strong></p>
<p><strong>Aslında açamayacak kadar kötü bir durumdaydım. İçimdeki o berbat duygu nefesimi kestiğinden nefes almak da güçlük çekiyordum. Telefonu açtım,</strong></p>
<p><strong>‘’Hera?’’</strong></p>
<p><strong>Derin nefeslerimi düzeltmeye çalışarak ama pek de beceremeyerek,</strong></p>
<p><strong>‘’Sonra… Sonra konuşalım, olur mu?’’</strong></p>
<p><strong>‘’Neredesin sen?’’ dediğinde yüzüne kapattım. Nerede olduğumu ben de bilmiyordum. Telaşlı adımlarımla, içimdeki en açık yaramla yürümeye başladım. Tam bir çocuk parkının önünden geçip başka bir sokağa girmek üzereydim ki parkta babamla beraber iki adamı daha gördüm. O ve arkadaşları da beni gördüğü için sessiz kalmışlar, bu hiç bilmediğim yerde onları rahatsız etmemem için gitmemi beklemişlerdi…</strong></p>
<p><strong>Siyaj, büyük bir araba tam önlerinde durdu. Bu arabanın buraya gelme nedenini biliyordum. Önce hepsi adlarını unutacak kadar içmişlerdi ve bu arabaya binip kumar oynamaya gideceklerdi. Koşar adımlarla, içim titrerken babamın oturduğu bankın önünde durdum.</strong></p>
<p><strong>‘’Baba, ne yapıyorsun sen burada?’’diye sordum, gözlerim ayaklarının ucunda duran büyük içki şişesindeydi. Babam elimden tuttu ve beni öperek,</strong></p>
<p><strong>‘’İyiyim kızım. Sen ne yapıyorsun?’’diye sordu. Hiçbir şey olmamış, hiçbir şey yapmamış gibi. Geri çekildim. Midem allak bullak olmuştu. Hepsini bir kenarı bırakmıştım, içkiyi babamın bünyesi kaldırmıyor her seferinde ağzından ya da burnundan kan geliyordu. Bir keresinde hiç unutmuyorum dişi patlamış, yerinden fırlamıştı. </strong></p>
<p><strong>‘’Baba, sen ölmek mi istiyorsun?’’</strong></p>
<p><strong>Babam sesini çıkarmadı. Yanındaki şerefsizlerin suratına bakıp,</strong></p>
<p><strong>‘’Siz utanmıyor musunuz? Buradan bir de kumara… Oh ya. Sizin çocuğunuz, yuvanız yok mu? Kime ne hesap vereceksiniz? Allah hepinizin belasını versin. Bu adama bir şey olursa, başınıza gelecek her şeyi benden bilin.’’</strong></p>
<p><strong>Dedim ve nereye koştuğumu bilemeden oradan uzaklaştım. Nefes almakta çok güçlük çekiyordum. Attığım her adımda düşecek gibi oluyordum. Sanki içimde biri nefesini tutuyordu. Ciğerlerim havayla hiç buluşamıyordu. </strong></p>
<p><strong>Çok üzgündüm.</strong></p>
<p><strong>Çok öfkeliydim.</strong></p>
<p><strong>Çok kırılmıştım.</strong></p>
<p><strong>Hızlı adımlarımı tekrardan onlara doğru çevirdim.</strong></p>
<p><strong>O kadar hızlı yürüyordum ki ben rüzgarı değil, rüzgar beni hissediyordu. Hiç sesimi çıkarmadım, herkes ne yapacağıma baktı. Şişeyi aldım ve çocuk parkının ortasında taşın üzerine vura vura parçaladım.</strong></p>
<p><strong>Sonra ağlayarak oradan uzaklaştım.</strong></p>
<p><strong>Gözümden bir iki damla yaş bile çok zor akmıştı.</strong></p>
<p><strong>Ağlayamayacak kadar kırgındım.</strong></p>
<p><strong>Bu gece ilk defa babama değil, kendime ağlıyordum.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>O gece ilk kez kendime, geldiğim bu hale ağladığım geceydi. Alışacağım ilk an olduğunu biliyordum sanki. Kendine ağlarken bir insan zorlanır mı? Ben o gece ağlarken zorlandığım kadar hiçbir gece zorlanmamıştım.</em></p>
<p><em>Bir çocuk parkında terk edilmiştim ilk kez.</em></p>
<p><em>Maalesef bu bir çocuk parkında ilk terk edilişim olmayacaktı. Adamlar farklı, terk ediliş mekanı aynıydı. Cennete terk edilmişim gibi gururluydu oysa herkes.</em></p>
<p><em>Çocuk parkına terk edilmek, terk edeni masum yapmazdı.</em></p>
<p><em>Ama bilmedikleri, benim de şimdiler de öğrendiğim bir şey vardı.</em></p>
<p><em>Cennete de terk edilsen, terk edilmek yine terk edilmektir aslında.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Bir kaldırıma oturdum, içli içli ağladım. Gözyaşım çok az akıyor, akmamak için direniyordu. Topuz yaptığım saçlarım dağılmış, üzerimdeki siyah hırka da benimle birlikte çökmüştü. Berbat bir haldeydim. Ne kadar orada kaldım bilmiyorum, telefonuma bir mesaj geldi Okyanus’tan. O’na canlı konumumu attım ve ağır, eskisinin aksine telaşsız adımlarla yürümeye başladım. Burnum akıyordu. Rüzgar saçlarımı daha da dağıtıyordu ama tokayı çıkarma zahmetine bile girmemiştim. Saçlarımın bir kısmı toplu, bir kısmı salık öylece rüzgara meydan okuyordu.</strong></p>
<p><strong>Parka baktığımda babamla olan adamların hala orada olduğunu gördüm. Onlarsa beni yine görmeyi reddetmişlerdi. Uzaklaştım oradan.</strong></p>
<p><strong>Çok değil, o beş dakika sonra Okyanus’un arabasını gördüm. Farları gözlerimi acıtmıştı. Arabayı sokağın ortasında durdurdu ve hala çalışır vaziyetteyken indi ve yanıma geldi.</strong></p>
<p><strong>Üzerinde bordo bir ceket vardı, içindeyse koyu renk bir kazak.</strong></p>
<p><strong>‘’Onlardan biri mi?’’diye sordu öfkeli sesiyle.</strong></p>
<p><strong>Başımı iki yana salladım, </strong></p>
<p><strong>‘’Tanımadığım biri olmasını ben de dilerdim… Çok tanıdık, boş ver. Kaybolmuştum zaten.’’</strong></p>
<p><strong>Beni bu hale onun belalarından birinin getirdiğini düşünmüştü. Keşke onlardan biri getirseydi. Yakından atılan kurşun çok daha tehlikeliydi oysa.</strong></p>
<p><strong>Sessizce kaldırımın kenarına oturduk.</strong></p>
<p><strong>İkimiz de hiç konuşmadık.</strong></p>
<p><em>Söyledim ya, biz susarak anlaşabilen iki insandık. Sessizlik aramızda oluşan tuhaf bir dildi. Belki de Okyanus’un o geceki halimi sorgulamaması, hep susmasının nedeni kendinin de beni daha beter edeceğini bildiğindendi, kim bilir…</em></p>
<p><em>Kaderimin engebelerini gözünden tanıyordum; hep onları seçiyor, benzer acıları yaşıyor, benzer yaraları açıyordum kendi kendime o zamana dek. Çok zor dönemlerdi benim için. Her türlü hissi Okyanus’un hayatıma girmesiyle tadabilmiştim.</em></p>
<p><em>Belki de bu yüzden kendimi hala o yaşlarda hissediyordum.</em></p>
<p><em>Sanki sokağa çıkacak, Okyanus’la yürüyecek sonra eve dönecektim.</em></p>
<p><em>Ama işler öyle olmamıştı.</em></p>
<p><em>Ben büyümüştüm, o’nun göze alamadığı yollara tek başıma çıkmış, orada en açık yaramı tenime kazımış, kaybolmuş, çok da kaybetmiştim.</em></p>
<p><em>O’nun çıkamadığı tüm yollar beni hayatımla kafa kafaya getirmişti.</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>‘’Buralar da kumar oynanan bir yer mi var?’’diye sordum, dizlerime koyduğum koluma başımı yaslamışken ve o’na bakıyorken.</strong></p>
<p><strong>Gümüş rengi gözlerini bana çevirdi, onun da saçları dağınıktı.</strong></p>
<p><strong>‘’İyi olacaksan öğreniriz.’’dedi, hafif tınıdaki sesiyle.</strong></p>
<p><strong>Başımı sallamakla yetindim. Sonra ayağı kalktı ve arabasına doğru ilerledi. Telefonunu kurcaladığını ve birilerini aradığını gördüm.</strong></p>
<p><strong>Zihnimden o sahneyi atamıyordum.</strong></p>
<p><strong>Nasıl da paramparça etmiştim şişeyi.</strong></p>
<p><strong>Sanki o şişe benim kalbimdi ve elimden kayıp gitmişti.</strong></p>
<p><strong>Telefonum çalmaya başladığı an Okyanus, </strong></p>
<p><strong>‘’Öğrendim.’’diye bağırdı arabanın içinden. Elimle bir dakika, diye işaret ettim ve annemin aramasını açtım.</strong></p>
<p><strong>‘’Kızım nerdesin? Baban da yok…’’</strong></p>
<p><strong>‘’Babamı buldum anne… Şişesini parçaladım… Yine o adamlarlaydı, yine oraya gidiyordu. Orayı da öğrendim birinden…’’</strong></p>
<p><strong>Sesimin kötülüğünden ve yarım yamalak anlatmaya çalıştığımdan annem afallayarak,</strong></p>
<p><strong>‘’Neredesin?’’</strong></p>
<p><strong>‘’Kayboldum. Hiç bilmiyorum buraları… Sana konum atacağım.’’dedim,</strong></p>
<p><strong>‘’Geliyorum.’’dedi ve telefonu kapattık.</strong></p>
<p><strong>Mesaj olarak atarken Okyanus’un yanına gittim.</strong></p>
<p><strong>‘’Buraya beş dakika arabayla.’’dedi, elindeki telefonun ekranından yolu göstererek.</strong></p>
<p><strong>‘’Annem gelecek.’’dedim, ‘’Onunla gitsem oraya iyi olacak çok teşekkür ederim.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Oraya ikiniz mi gideceksiniz? Olmaz Hera, kim bilir ne pis herifler vardır.’’</strong></p>
<p><strong>Gülecek gibi oldum,</strong></p>
<p><strong>‘’Annemi tanımıyorsun… On tane adamın hakkından gelir, e ben de onun kızıyım.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Annen gelene kadar köşeden seni izleyeceğim.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Sağ ol.’’dedim başımı eğerek.</strong></p>
<p><strong>Arabasına bindi ve çalıştırıp sokağın sonuna doğru ilerledi.</strong></p>
<p><strong>**</strong></p>
<p><strong>Annem arabasıyla geldiğinde yanında dayımın oğlu Ali de vardı. Ali benden bir yaş küçüktü. Annem beni o halde görünce şok geçirmişti. O’na her şeyi anlattım yanıma geldiklerinde. Annem oraya gitmeyeceğimizi, evimize döneceğimizi söyledi ve babama birkaç küfür salladı.</strong></p>
<p><strong>Ben arka koltuğa ilerlerken Okyanus’un olduğu yere doğru baktım. Arabanın farlarını yanıp söndürerek, orada olduğunun mesajını verdi bana. Bu beni buruk bir şekilde gülümsetti. </strong></p>
<p><strong> Ali anneme,</strong></p>
<p><strong>‘’Hala ben kullanayım istersen. Çok sinirlisin.’’dedi, ehliyeti olmamasına rağmen çoğu kişiden daha iyi kullanırdı Ali arabayı. Annem tereddüt dahi etmeden anahtarları verdi ona.</strong></p>
<p><strong>Arka koltuğa gidip sırtüstü uzandım.</strong></p>
<p><strong>Yavaşlayan kalp atışlarımla yıldızları izlemeye başladım.</strong></p>
<p><strong>Arabanın sıcağı bana çok iyi gelmiş, öfkeden ve üzüntüden kasılan bedenimi gevşetmişti. Eve geldiğimizde ben duşa girmiştim. Duştan çıktığımda evde kimsenin olmadığını gördüm.</strong></p>
<p><strong>‘’Anne?’’</strong></p>
<p><strong>Odaları gezmeye başladım gecelik pijamalarımla,</strong></p>
<p><strong>‘’Ali?’’</strong></p>
<p><strong>Kimse yoktu. Kalbimdeki endişe bir anda artmaya başladığında kendimi dışarıda buldum. O sırada kapıda Aslan ve İlyas abiyi buldum.</strong></p>
<p><strong>İlyas abi ve Aslan yüzümdeki dehşeti görünce,</strong></p>
<p><strong>‘’Ne oldu? Annenler nerede?’’diye sordular.</strong></p>
<p><strong>Ben de,</strong></p>
<p><strong>‘’Bu adrese gitmeliyiz.’’ diye ekranımı gösterdim.</strong></p>
<p><strong>O soğukta, duştan yeni çıkmışken, üzerimde incecik pijamalarla ve ayağımda çorap dahi yokken, terliklerle çıktım evden. İlyas abi ve Aslan sorular sorarak ve hiçbirine cevap alamayarak beni oraya götürdü.</strong></p>
<p><strong>Bir ormanın ortasındaki alana vardığımızda, buranın bir çiftlik evi olduğunu gördüm. Burayı sanki küçüklüğümden hatırlar gibiydim ama bir türlü çıkaramadım o an. Kocaman demir kapıyı sonuna kadar açtığımda annemin bağırarak küfürler savurduğunu duydum.</strong></p>
<p><strong>‘’Anne.’’diye bağırarak sesin geldiği yere doğru koştum.</strong></p>
<p><strong>‘’Szi kimin yerinde ne yapıyorsunuz ?’’diye bağırıyordu annem. Bir sürü adam vardı, babam oradan kaçmış, ormanın derinliklerinde tüm olaylardan uzaklaşmıştı anladığım kadarıyla. Ortada uzun boylu, oldukça kilolu ama fazlasıyla süslü bir kadın da vardı. Annem masalarını dağıtmıştı. Kartlar ve içkiler her yerdeydi. Kadına ve çevresindeki adamlara ağzına gelen ne küfür varsa söylüyor, Ali annemi tutmaya çalışıyor, benden önce gelen dayım adamları ve kadını olduğu yerden kovuyordu.</strong></p>
<p><strong>Kimse ses çıkaramıyordu, o an sadece kadının anneme,</strong></p>
<p><strong>‘’Sen benim kim olduğumu biliyor musun ?’’ dediğini duydum ve bu beni durmaktan alıkoyan son şey oldu, annemle ikimiz aynı anda,</strong></p>
<p><strong>‘’Fahişenin tekisin.’’dedik ve ben kadının üzerine doğru atıldım.</strong></p>
<p><strong>Artık konuşma sırası bendeydi.</strong></p>
<p><strong>Çığlık ata ata, ormanda sesimi babama duyururcasına kadına küfürler ediyor, bir yandan Ali’yi ittirmeye çalışıyor bir yandan da babama,</strong></p>
<p><strong>‘’Baba! Bizi duyduğunu biliyorum. Bitirdin baba, sen bizi bitirdin.’’diye bağırmıştım.</strong></p>
<p><strong>O gece eve nasıl döndüm, uykuya nasıl daldım hatırlamıyorum. Dayım oradan herkesi kovalamış, benim öfkem anneminkini de aşmıştı ve annem beni yaka paça eve götürmüştü.</strong></p>
<p><strong>Sabah nasıl oldu, ben nasıl uyudum hiç bilmedim.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>Bağıra bağıra, küfürler savura savura durdurmuştum açık yaramın kanını.</em></p>
<p><em>Sabah olduğunda içimdeki alevden eser kalmamıştı; yaramsa sonuna dek açıktı ve artık kanamıyordu. Ancak o güne, o şekle gelene dek çok daha kötüleri gelmişti başıma.</em></p>
<p><em>Şimdi içime ve yarama kapandım.</em></p>
<p><em>Ne varsa artık çığlık kıyamet değil de sessizce yaşıyorum.</em></p>
<p><em>Öfkemi yendim, yaramı yendim ama bir yerden sonra anılarımı yenemedim.</em></p>
<p><em>Bunlarla yaşamayı öğrenmeye çalışıyorum, eski bir dost tavsiyesiyle…</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>İki gün boyunca babam eve gelmemişti, annem de onu eve almayacağını söylüyordu ama ben yine düzelmiş gibi davranacağımızı, hiçbir şey olmamış gibi davranacağımızı biliyordum. Bu süre içerisinde dayım ve kuzenim Ali ve Aslan babamın yanına, o çiftliğe gitmişler, o’nu ayıltmaya kendine getirmeye çalışmışlardı. Babamın ve dayımın ortak arkadaşı babamı o gece ormanda bir ağacın altında uyurken bulmuştu. O çiftlikse dedemden kalmaydı ve kimse gitmiyordu uzun süre. O yüzden hatırlayamamıştım.</strong></p>
<p><strong>Annem öfkesinden güçlü doğmuş, sürekli rahatladığını, içindeki zehiri akıttığını söylüyordu.</strong></p>
<p><em>Bir de annem bana artık sesimi çıkarabildiğim, o’na benzeyebildiğim için gururla bakıyordu bana. Önceden hep babamı koruduğumu düşünürdü ama o olaydan sonra o’nun tarafından çekilmişim gibi gururla bakıyordu bana.</em></p>
<p><em>Aralarındaki ilişkiyi savaşa çeviren, annemi savaşa maruz bırakan kişi babamdı. Öylesine sessizce yapıyordu ki bunu…</em></p>
<p><em>Ne kadar da tanıdık, değil mi?</em></p>
<p><em>Annelerin kaderi kızlarının çeyizidir derler.</em></p>
<p><em>O gece çeyizimi görmüştüm ben.</em></p>
<p><em>Çok şey de değişmiş, alışmayı da öğrenmiş annem kadar da güçlü bir kadına dönüşmeye başlamıştım.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Üçüncü günün akşamı babam eve dönmüş, biz de olan her şeyi yaşanmamış gibi davranmaya devam etmiştik. İlyas abi kendi derdini unutup bizimle ilgilenmişti. O akşam Aslan, ben ve Ali biraz hava almaya çıkmıştık. Diğerleri evde kalıp yemek yemeğe devam ediyorlardı.</strong></p>
<p><strong>‘’Bir adam vardı, her gittiğimizde babana yemek getiriyordu.’’dedi Aslan. Ali de,</strong></p>
<p><strong>‘’Eniştem çok sevilen biridir çok da tanınır buralarda. Muhtemelen arkadaşlarından, dostlarından biridir.’’ Diye söze girişmişti.</strong></p>
<p><strong>‘’Sağ olun, çocuklar sizi çok seviyorum…’’dediğimde Aslan, eğlendirmek ister gibi,</strong></p>
<p><strong>‘’Kızım, kadının üstüne nasıl atladın öyle… Ödüm koptu.’’dedi, gülümseyerek Ali de,</strong></p>
<p><strong>‘’Tutuyorum diye bir de beni dövüyor… Bu hikayede yanan ben oldum yine. Halam da sen de çok tehlikelisiniz…’’dediğinde hep birlikte kahkahayı koyuvermiştik.</strong></p>
<p><strong>‘’Annem duymasın, Ali.’’dedim dalga geçerek. O da ellerini olmaz anlamında sallayarak,</strong></p>
<p><strong>‘’Aman Yankı, zaten senden dayak yedim bir de halamdan yiyemem. Kadının bakışları yetiyor valla.’’</strong></p>
<p><strong>Omzuna vurdum,</strong></p>
<p><strong>‘’Dalga geçme.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Yarın sabahtan Antalya’ya döneceklermiş.’’dedi, Ali.</strong></p>
<p><strong>‘’Aynen, bir ay daha sakin kalırlar sonra başa sararız, yine.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Belli olmaz.’’ Diye yanıtladı Ali tekrardan.</strong></p>
<p><strong>Eve döndüğümüzde, her şey normaldi. Annem bavulları toplamaya gitmişti. İlyas abi,</strong></p>
<p><strong>‘’Ben iki arada bir derede şu Okan Ziya Karagöz’le görüşmeyi ayarladım, Yankı. Çok da zorlanmadım, direkt kabul edildi hatta. Yarın öğlen iki gibi gidelim sen ben ve Aslan. Akşamı da uçağım var, biliyorsun.’’dediğinde şaşırarak onayladım onu.</strong></p>
<p><strong>‘’Gidelim tabii, abi. Sen ona da teşekkür etmeden rahat edemeyeceksin, belli.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Ben de gideyim bavulumu toplayayım.’’Dedi ve Aslan’ın yaşadığı eve doğru ilerlemek üzere kapıdan çıktı.</strong></p>
<p><strong>**</strong></p>
<p><strong>Annemleri uğurladıktan sonra Defne, Yağız ve İdil de bize gelmişti. İdil zaten tutturmuştu ben de içeri gireceğim diye ama İlyas abi onu girmemesi için ikna etmeyi başarabilmişti.</strong></p>
<p><strong>‘’Yankı, bak deli gibi merak ediyorum. Ne bu gizem anlamıyorum zaten Ziya ağabeydeki.’’dediğinde hepimiz gülmeye başlamıştık.</strong></p>
<p><strong>‘’Sus, kızım ya. İlyas abiyi havaalanına bıraktıktan sonra Kumralımız Yağızımız bizi gezmelere götürecekmiş ona odaklan. Yankı anlatır bize, yaşlı bunağın nasıl olduğunu. Gözleri de görmüyordur muhtemelen fotoğrafını falan da çek, meraktan uyuyamaz bu yoksa, Yankı.’’ </strong></p>
<p><strong>O sırada İlyas abi lavaboya doğru gitmişti.</strong></p>
<p><strong>‘’O iş ben de.’’dedim göz kırparak.</strong></p>
<p><strong>Yağız, </strong></p>
<p><strong>‘’Susun artık, yetişkinlerden kurtulmamıza çok az kaldı. Eski mutlu hayatımıza döneceğiz&#8230;’’dediğinde İlyas abi lavabodan dönmüştü,</strong></p>
<p><strong>‘’Ayıp be Yağız.’’diye lafa girişmiştim ben. Yağız kıpkırmızı kesilmişti. Buna dakikalarca gülmüştük.</strong></p>
<p><strong>Saat ikiye yaklaşırken İlyas abinin bavulunu Yağız’ın arabaya yerleştirmiş ve sıkış tepiş arabaya binmiştik. Şimdi Okyanus’u üç sene önce gördüğüm o yere gitmek için yola koyulmuştuk. O kalabalık alanda kaybolduğum, Abis Derneği’nin toplantı yerine, o sarayları andıran okula doğru ilerliyorduk. Abis Derneği eski bir okulu kullanıyordu ana bina olarak. Yalnızca önemli zamanlarda bahçesinde toplanırdık…</strong></p>
<p><strong>Okyanus beni o geceden sonra hiç aramamıştı. Muhtemelen kötü ve özel şeylerin olduğunu biliyordu. Gözleri bir şekilde üzerimdeydi, bunu hissedebiliyordum. </strong></p>
<p><strong>Ana binanın kapısına geldiğimizde üç sene öncesine gittim geldim sanki. Her şey bir bir yaşanıyordu zihnimde yeniden. İdil, Yağız ve Defne arabada kalmışlardı. Biz de içeriye doğru ilerlemeye başlamıştık. Çok sessizdi. Tepede bir yerdeydi burası. Oysa o gün kaybolacağım kadar kalabalıktı. Şimdiyse kimse yoktu. İlyas abi, girişteki birkaç kişiyle konuştu ve asansörle ikinci kata, Okan Ziya Karagöz’ün odasına çıktık.</strong></p>
<p><strong>İlyas abi, ceketini düzeltti ve kapıyı iki kez tıklattıktan sonra içeri girdi. Onun arkasından Aslan ve en son da ben odaya adımımı atmıştım.</strong></p>
<p><strong>Okan Ziya Karagöz yazan masada oturan kişiyi gördüğümde tüm bedenime bir şaşkınlık dalgası yayıldı.</strong></p>
<p><strong>Masada oturan kişi Okyanus’tu. </strong></p>
<p><strong>Göz göze geldiğimiz an Aslan şaşkınca kulağıma doğru şöyle fısıldadı,</strong></p>
<p><strong>‘’Yankı Hera, bu babana yemek getiren adam.’’</strong></p>
<p><em>Her şey işte bu noktada kaderin kalbine benimkine benzer açık bir yara bıraktı.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/kimsesiz-5-bolum-acik-yara/">Kimsesiz 5.Bölüm: AÇIK YARA</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/kimsesiz-5-bolum-acik-yara/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5101</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kimsesiz 4.Bölüm: ON SENENİN SANCISI</title>
		<link>https://www.geceyim.com/kimsesiz-4-bolum-on-senenin-sancisi/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/kimsesiz-4-bolum-on-senenin-sancisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Özüuğurlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2021 17:00:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kendi Kitaplarım]]></category>
		<category><![CDATA[kimsesiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=5001</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sürekli aynı engele takılan, kendine benzer engelleri yaratan ve onları hiç aşamayan bir kader gibiydim. Kader denilince susulan o an kadar sessiz, dalınan o boşluk kadar da derindim bir yerde. Kendim mi boğuldum yoksa yüzmeyi hiç mi bilmiyordum diye çok düşünmüştüm. Cevabım yine araftı. Ne tam olarak boğulmuştum ne de tam olarak yüzmeyi biliyordum. Öylesine &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/kimsesiz-4-bolum-on-senenin-sancisi/"> <span class="screen-reader-text">Kimsesiz 4.Bölüm: ON SENENİN SANCISI</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/kimsesiz-4-bolum-on-senenin-sancisi/">Kimsesiz 4.Bölüm: ON SENENİN SANCISI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sürekli aynı engele takılan, kendine benzer engelleri yaratan ve onları hiç aşamayan bir kader gibiydim. Kader denilince susulan o an kadar sessiz, dalınan o boşluk kadar da derindim bir yerde. Kendim mi boğuldum yoksa yüzmeyi hiç mi bilmiyordum diye çok düşünmüştüm. Cevabım yine araftı.</em></p>
<p><em>Ne tam olarak boğulmuştum ne de tam olarak yüzmeyi biliyordum. Öylesine yarım yamalak, ölesiye yalnızdım.</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Okyanus’un söyledikleri karşısında ona çok kızmam, o evi terk etmem gerekiyordu belki de; ama bu gece o’na kızamayacak kadar yorgun hissediyordum kendimi. Gözlerim bir boşluğa daldı onun bu lafından sonra. </strong></p>
<p><strong><em>Sahiden, mecbur muyduk?</em></strong><strong> Diye düşündüm bir süre.</strong></p>
<p><strong>‘’Belki de… Belki de söylediğin gibidir.’’diye fısıltıyla cevap verdim uzunca bekledikten sonra. Etrafıma bakarak hemen telefona sarıldım, nerede olduğumu, saatin kaç olduğunu hiç mi hiç bilmiyordum. Onunla da konuşmak istemiyordum. Sanki bana ne söylese içime işleyecekti.</strong></p>
<p><em>Doğruydu hislerim… Belki de bu yüzden, birlikte zaman geçirdiğimiz sürenin bir kısmında hep sessiz kaldık. Sessizce tartıştık, sessizce ağladık, sessizce güldük, sessizce sözler verdik, sessizce var ettik; sessizce yok ettik ama hep birlikte yürüdük durduk;</em></p>
<p><em>Olmayan bir yolda değil de oldurulamayan, olamayan o yolda.</em></p>
<p><em>Onunla yürümek,  dünyanın anısını getirdi ama dünyaları da götürdü benden.</em></p>
<p><strong>Telefonuma baktığımda ne mesaj vardı ne de arama… Üstelik saat gece yarısını geçiyordu. Elim direk Aslan’ın numarasına gitmişti. Onu arayıp iyi olduğunu duymak istiyordum. Bu sırada Okyanus’a çaktırmadan bakmıştım. Gözleri boşluğa dalan oydu bu kez. Aslan’ı aradım ama telefon çekmiyordu, bu yüzden ayağı kalkıp etrafta dolaşmaya karar verdim. </strong></p>
<p><strong>Küçük, ahşap bir evin yine küçük bir salonundaydık. Bir tane çift kişilik koltuk vardı, o da zaten yattığım koltuktu. Diğer ucunda Okyanus oturuyordu. Perdeler kapalı olduğundan nerede olduğumuzu göremiyordum. Sobayla ısınıyordu ev, çok sıcaktı. Yerdeki beyaz mermerin üzerinde kahve tonlarında, tüylü bir halı vardı. İki tane de tek kişilik koltuk. Dış kapıya yaklaştığımda telefonun çektiğini gördüm. Hemen Aslan’ı aradım. Yalnız kalmamalıydı. Bir iki çalış sonra telefonun öbür ucundan Aslan’ın sesi yerine Yağız’ın sesi duyuldu.</strong></p>
<p><strong>‘’Ne oldu, Hera? Aslan uyuyor…’’dedi, uykulu bir sesle. Yalnız kalmadığı için içime su serpilmişti.</strong></p>
<p><strong>‘’Yalnız mı diye aradım ya benim bir yere geçmem gerekti de…’’</strong></p>
<p><strong>Yağız, sessizce konuşmaya çalışarak,</strong></p>
<p><strong>‘’Evet, İdil seni çok aradı. Mesaj atmışsın ona eski bir arkadaşıma denk geldim diye…’’dedi esneyerek.</strong></p>
<p><strong>Bakışlarım Okyanus’a döndü. Muhtemelen bu mesajı atan kişi ondan başkası değildi. Aynı anda o da bana baktı.</strong></p>
<p><strong>‘’Öyle, hiç göremediğim bir arkadaşlayım sohbet uzadı… Çok sağ olun Aslan’ı yalnız bırakmadığınız için…’’</strong></p>
<p><strong>Yağız, uykulu sesiyle dalga geçerek,</strong></p>
<p><strong>‘’Boş yapma kızım ya. Bak keyfine sen. Uyuyalım artık bi sal bizi.’’dedi ben de gülümsedim,</strong></p>
<p><strong>‘’İyi be, iyi geceler size tatlı uykular.’’</strong></p>
<p><strong>Telefonu gülerek kapattım.</strong></p>
<p><strong>Sonra da gerçeğime döndüm, yüzüm tekrar asıldı. Okyanus beni izliyordu, eski yerime tekrar oturdum.</strong></p>
<p><strong>‘’Mesajı atan sendin sanırım…’’</strong></p>
<p><strong>Onaylar bir ses çıkarıp yanıtladı beni,</strong></p>
<p><strong>‘’Bayılınca seni bu çiftliğe getirdim. Arkadaşların da hiç susturmadılar telefonunu en son da bu çareyi buldum, ne zaman uyanacağını bilemediğimden.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Eeee?’’dedim, bıkkın bir sesle, ‘’Nereye kadar böyle gidecek bu?’’</strong></p>
<p><strong>Bacaklarının üzerine dirseklerini koymuş avuçlarını boşlukta birleştirmiş öylece oturuyordu. Sorumu duyunca bana baktı boş bir bakışla,</strong></p>
<p><strong>‘’Gitmesi gereken yere kadar.’’dedi, sesinde yine bir öfke vardı.</strong></p>
<p><strong>‘’İyi.’’diyerek bakışlarımı ondan çektim.</strong></p>
<p><strong>‘’Bu saatte gitmek istersen evine götürürüm.’’dedi,</strong></p>
<p><strong>‘’Ne kadar uzaktayız?’’</strong></p>
<p><strong>‘’Karşıyaka’ya biraz uzağız. Gitmemen, en azından sabaha kadar kalman daha güvenli olur. Ölümden kurtuldun, hatırlatayım. Ama kalmam dersen de götürürüm seni.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Katil olan senken nasıl da kurban gibi davranıyorsun ama…’’dedim, sahte bir gülümsemeyle.</strong></p>
<p><strong>Bu sözüm onu öfkelendirdi ama o da öfkeden tıslayarak güldü,</strong></p>
<p><strong>‘’Buna inanmak, boynuna bir bıçağın dayanmamış olmasını sağlayacaksa, inan.’’dedi. </strong></p>
<p><strong>Öfkeyle ayaklandım,</strong></p>
<p><strong>‘’Geri dönmeyeceğimi, arkadaşlarımı da tehlikeye atmayacağımı adın kadar iyi biliyorsun… Her şeyin suçlusu sensin.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Aksini iddia etmedim. Çok şeyin sorumlusu benim ama tek suçlusu da ben değilim.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Git bul o zaman.’’dedim, ‘’Benimle değerli vaktini kaybetme.’’</strong></p>
<p><strong><em>‘’Hallediyorum.’’</em></strong></p>
<p><strong>Bir iş gibi bahsetmesi kanıma dokunuyordu.</strong></p>
<p><strong>Sonra bir sessizlik oldu, söylediklerimin sertliğinden midir nedir bir an pişman olup ona haksızlık ettiğimi düşündüm. Sessizce yerimde oturuyordum, Okyanus da öyle.</strong></p>
<p><strong> Ne kımıldadık ne de tek kelime ettik. O’nu tanımıyordum, o’nu bilmiyordum. Sorumlusu oydu belki de ama tek suçlusu ya gerçekten de o değilse? Aslan’a gösterdiğim merhameti, iyi niyeti Okyanus’tan neden kaçırıyordum ki? Zaten onu tanıdığımdan beri köşe bucak ondan kaçtım ama her seferinde onun da dediği gibi o yola mecbur kaldım. İçim içimi yedi böyle düşününce… Kalbi çok mu kırılmıştı acaba… Dayanamadım, konuştum uzun süren zehirli sessizlikten sonra.</strong></p>
<p><strong>‘’Kusura bakma.’’dedim beklentiyle ona doğru bakarak. Bakışlarını bana çevirdi, </strong></p>
<p><strong>‘’Bakmam.’’dedi gülümser gibi ama gülümsemekten çok uzaktı yüzündeki. Sonra,</strong></p>
<p><strong>‘’Sen hep böyle ne hissedersen hisset, bakışlarınla anlatır mısın?’’ Kaşlarım havalandı. Bunu bana söyleyen ilk kişi değildi ama bunu onun söylemesini hiç beklememiştim o ana dek. O’na cevap vermedim, ne diyeceğimi bilemedim, kendimi kaçırdığım gibi gözlerimi de ondan kaçırıp alçılı koluma kilitledim bakışlarımı. Sonra içli bir şekilde hafifçe tebessüm ederek, yine ona bakmadan,</strong></p>
<p><strong>‘’<em>Kurtulamadım. Yine.’’</em>diyiverdim.</strong></p>
<p><strong>Okyanus ayağı kalktı ve hemen ardımızdaki koridora doğru ilerledi. Odayı turuncu bir ampul aydınlatıyordu. Her şey çok eski bir zamandan kalmış gibiydi. Sanırım yanımda durmak ona da iyi gelmiyordu, bir şeylerden kaçan tek kişi ben değildim; o da benden kaçıyordu.</strong></p>
<p><strong>İçeride ne yaptığını bilmiyordu yalnızca bazen gürültü geliyordu. Yaklaşık on dakika sonra yanıma geldi, elinde büyük bir makas ve elektronik bir kesici aletle.</strong></p>
<p><strong>‘’Gelsene benle.’’dedi kapıya doğru çıkarken. Ne yapacağını anladığımda peşine takıldım. Kapıdan çıktığımda kendimi bir veranda da buldum. Okyanus verandanın beyaz lambasını yakmıştı. Ormanın ortasına inşa edilmiş bir çiftlik evindeydik. Her yer kapkaranlıktı, rüzgar o kadar çok esiyordu ki saçlarım geriye doğru uçuşuyordu. Elektronik kesiciyi çalıştırınca ormanda cızırtılı ses yankılanmaya başladı.</strong></p>
<p><strong>‘’Uzat kolunu.’’dedi, biraz eğilerek. Uzattım bende. O da alçıyı dikkatle kesmeye başladı.</strong></p>
<p><strong>Okyanus dikkatle alçıyı keserken, ben de ilk defa önyargısızca onu izlemeye koyulmuştum. Aramızda bariz bir boy farkı vardı, bu yüzden eğilmek zorunda kalmıştı. Koyu renk saçları hafif dalgalıydı. Kirpikleri uzun ve gürdü. Karakteristik bir burnu vardı, hafif çıkmaya başlayan sakalları. Bir şey vardı o’nda… Tıpkı içimdeki, adını koyamadığım hisse benzer bir şey. Belki de tam bu yüzden o’nun yanındaydım.</strong></p>
<p><em>Gerçekten de tam o yüzden orada, o adamın yanındaydım. İçimdeki hisse o kadar benziyordu ki, hem o’ndan kaçacak delik arıyor hem de ona deliler gibi koşuyordum. İlk zamanlar, her şeyin ortaya çıkmaya başladığı zamanlar, içimdeki histen kaçarken o’na koştuğumu sanırdım. </em></p>
<p><em>Yanılışım işte böyle başladı.</em></p>
<p><em>Yanışım da.</em></p>
<p><strong>Kolum haftalar sonra gün yüzüne çıktığında Okyanus elinde geriye kalan alçıyla bana bakıyordu. Kesiciyi kapattı. Oluşan sessizliğe cırcır böcekleri de dahil oldu.</strong></p>
<p><strong>‘’<em>Kurtuldun.’’</em>dedi,</strong></p>
<p><strong>‘’<em>Kurtardın.’’</em>dedim.</strong></p>
<p><em>O zaman, beni alçıdan kurtardığı zaman, şöyle düşündüğümü anımsıyorum:’’Hem sebebi o hem de kurtaran o…’’</em></p>
<p><em>Gerçekten de öyleydi ama tek sebebinin o olmadığını anlamam da çok uzun sürmeyecekti. Dönülmez, olmayan bir yoldaydık artık. Kabullenemiyordum belki ama oldukça da ciddiydi içinde bulunduğumuz vaziyet. O kadar ciddiydi ki her şeyin altüst olmasına sebep olacaktı…Bilemezdim… Bilmek istesem de korkudan tıpkı o zaman yaptığım gibi kaçardım.</em></p>
<p><strong>Gümüş grisi gözleri yüzümde oyalandı uzunca bir süre.</strong></p>
<p><strong>‘’Ben odun getireceğim. Sen de bir duş al istersen, koridordaki ilk kapı banyo.’’</strong></p>
<p><strong>Başımı salladım aceleyle içeri girerken. O da verandadaki merdivenlerden indi. Kapıyı kapattım. İçerisinin vişne koktuğunu eve tekrar girince fark etmiştim. Derince bir nefes alıp verdim ve banyoya doğru ilerlemeye başladım. Kolumu da nihayet yıkayabilecektim. Kapıyı açıp banyoya girdim. Küçük bir duş kabini, yanında bir de alafranga tuvalet vardı. Banyo dolapları ve bir de ayna. Aynada yüzüme bakınca alnımda bir çizik olduğunu fark ettim. Üzerime camlar patladığından bu halde olduğunu gördüm. Okyanus’a karşı büyük bir merak uyanmıştı içimde. Ya da her zaman vardı ama ben bundan hep kurtulmak istemiştim. Banyo yaparken sürekli, türlü türlü senaryolar kurdum kafamda. </strong></p>
<p><strong>Onun yanındayken kalbim kırık hissediyordum, bu kırıklık daha öncekilere hiç benzemiyordu. Sanki unufak oluyordum. Yediğim yemek, içtiğim su, aldığım hava… Her şey ama her şey beni eziyordu. İçimdeki hissin adı buydu diye düşündüm; <em>kırgınlık.</em></strong></p>
<p><em>O’nu daha bilmeden o’na kırılıyordum. Unuttuğum her şeyi tek tek hatırlatıyordu bana; ne ben bunun farkındaydım ne de o.</em></p>
<p><em>Sanki o çok büyüktü ben eziliyordum varlığıyla. O’ndan da büyük olan şey kaderimizmiş, çok sonradan anladım.</em></p>
<p><strong>Tam suyu kapatıp havluya sarılmıştım ki sesini duydum,</strong></p>
<p><strong>‘’Kapıya giyecek bir şeyler bıraktım.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Sağ ol.’’diye yanıtladım hemen onu.</strong></p>
<p><strong>Üzerimi beyaz havluyla iyice kuruladım daha sonra da saçlarımın fazla suyunu aldırdım aynı havluyla. Aynada kendime baktım. Yanaklarımda hafif bir kızarıklık vardı bunun dışında solgundu yüzüm. Kapıyı açıp kıyafetleri aldım ve geri kapadım hemen. Gri bir kapüşonlu vardı. Onun olduğunu anlamıştım. Zaten bana burada başka ne verebilirdi ki? Daha fazla sorgulamadan geçirdim üzerime. Gri kapüşonlu neredeyse dizlerime kadar geliyordu. Saçlarımı çıkardım içinden ve belime dökülmesine izin verdim. Altıma da bir eşofman vermişti ama bu kazak bile bana o kadar büyüktü ki, onu giysem paçalarına takılıp düşerdim. Bu yüzden az önce çıkardığım siyah taytımı geri giydim. Çamaşır makinesine attım iç çamaşırlarımı ve geriye kalan eşyalarımı. Sonra çalıştırıp dışarı çıktım. Salona geçtiğimde Okyanus’un orada olmadığını gördüm. Soba yine gürül gürül yanıyordu. Etrafa bakındım ama onu bulamadım.</strong></p>
<p><strong>‘’Okyanus?’’diye seslendim. Cevap yoktu. Kapıyı açtığım an, o da sigarasını fırlatıyordu karşımda. Son çektiği dumanı solumasıyla duman ikimizin arasındaki boşlukta yayıldı. Demek sigara içmeye çıkmıştı.</strong></p>
<p><strong>Yüzüme doğru bir anda gelen dumanla yüzümü buruşturdum. Gözlerimi açtığımda bana gülümsüyordu. Başımı iki yana sallayarak ben de ona gülümsedim ve içeri geçerken,</strong></p>
<p><strong>‘’Kötü zamanlama.’’dedim. O da hemen arkamdan gelip kapıyı kapattı.</strong></p>
<p><strong>Tekrar koltukta yerimizi almıştık. Ben ona doğru dönmüş, bacaklarımı koltuğa koyup kendime doğru çekmiştim. Başımı da koltuğa yaslanmış öyle oturuyor, sırtıma vuran sobanın uzun saçlarımı kurutmasını bekliyordum. O da elindeki telefonla meşguldü. Sessizliği bozan ben olmuştum,</strong></p>
<p><strong>‘’Her ne kadar kızsam da sen orada olmasaydın şu an yaşamayacaktım. Benim orada olduğumu da nasıl bilebildin, bilmiyorum… Ama sağ ol.’’ Başım hala koltukta yaslanmış bir şekilde öylece ona bakıyordum. Elindeki telefonu anında kapattı ve ekran karardı. Sonra bana baktı ama oturuşunu hiç bozmadan dedi ki,</strong></p>
<p><strong>‘’Aslında… Aslında sana o kadar öfkeliydim ki… Arkandan gelip, ne halin varsa gör, diyecektim. Hatta öyle şeyler söyleyecektim ki ve sen de öyle çok kırılacaktın ki, <em>on sene</em> sonra bile kırıyor olacaktı söyleyeceklerim seni. Gerçekten karşında çok sakindim ama içimdeki öfkem daha fazla dayanamadı. Çıktım birkaç dakika sonra ardından. Kapıdaki adama ne yöne doğru gittiğini sordum ve oraya yöneldim. Tam o kafenin oradan geçip gidiyordum ki oradaki gürültüyü duyunca ve yalnızca o sokakta lamba yanmayınca anladım bi’ haltlar döndüğünü. Bu kadar hızlı kaybolmuş olamazdın ortalıktan. O yangın alarmına basmaktan başka şansım yoktu, <em>geç kalmak</em> da istemiyordum. Bin tane şey düşündüm o an. Sonra ışıklar tam da o anda yandı. Çok <em>kırgın</em> bakıyordun. Korkmuş değil de <em>kırgındın</em>… Ölümün kollarındayken bile çok <em>kırgındın</em>…’’</strong></p>
<p><em>Bakkaldan sakız çalarken yakalanan küçük bir çocuk gibi hissetmiştim Okyanus bana o gece bunu söylediğinde. Yanlış bir şeymiş gibi ölümüne utanmıştım kırgın olmaktan. Orayı terk etmek, o’nu bir daha görmemek istediğimi hatırlıyorum; fakat oraya mıh gibi çakılı kaldığımı da…</em></p>
<p><em>Hayat bazen yapmak istediklerinizle yapmaktan kaçtıklarınızı çakıştırıyor; kaderimiz de tam olarak böyle yaratılıyor. Şimdi düşünüyorum da gerçekten onun yanından kaçıp gitmek istemiş miydim acaba? Yoksa her zaman içimdeki kaçıp gitme isteği miydi bu? Onunla tanışana dek sürekli kapıyı çarpıp gittiğimi bilmezdim. Onunlayken o kadar gitme isteğiyle dolup taşacaktım ki, gitmek artık bir eylem olmaktan çıkacaktı benim için.</em></p>
<p><em>Şimdi mi?</em></p>
<p><em>Gitmek artık benim için kırgın olmak gibi bir his. </em></p>
<p><em>Gitmek benim en yoğun hissettiğim hissim.</em></p>
<p><em>Gitmek, benim her zaman terk ettiğim evim.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>O’na hem kızarak hem de çıplak bir şekilde yakalanmışım gibi utançla bakıyordum. Sertçe yutkunmayı denedim ama her şey boğazımda kalmış gibiydi,</strong></p>
<p><strong>‘’Gerçekten bana baktığında yalnızca <em>kırgın</em> bir kız mı görüyorsun?’’dedim ama cevabını beklemeden, bakışlarımı başka yöne çevirerek konuşmaya devam ettim.</strong></p>
<p><strong>‘’Bir keresinde babam bana, benim kızımın kalbi hiç kırılmaz, demişti.’’dedim gözlerim dolduğunda. Sonra derin bir nefes aldım, ‘’Tam bu ana kadar o’na inanıyordum.’’ Başımı yasladığım koltuktan kaldırdım, burnumu çekerken gülümser gibi oldum ama neredeyse ağlayacaktım. Beni <em>on sene</em> sonra bile kırmak isteyen bir yabancı hayata döndürmüştü, üstelik kendimden sakladığım en büyük hissi yüzüme çarpmıştı.</strong></p>
<p><strong>‘’O bunları söylerken çok sarhoştu, ben de çok kırgın.’’</strong></p>
<p><strong>Son sözümden sonra ikimiz de yutkunmuştuk.</strong></p>
<p><strong>‘’Başardın.’’dedim, alayla gülümseyerek. ‘’Buna <em>on sene</em> sonra bile kırılıyor olacağım.’’</strong></p>
<p><strong>Bana kaşları çatık bir şekilde bakıyordu yine.</strong></p>
<p><strong>‘’Tabii yaşarsam…’’</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>Okyanus ilk kez o gece konuşmuştu bu kadar uzun benimle. Ben de ilk kez o gece susmak istemiyordum. Okyanus’un yüzüme çarptığı bu kırgınlık o zamana dek hiç açılmayacağını düşündüğüm bir sandıkta saklanmaktaydı. Ben, babam ne derse inanan bir kızdım. Sarhoşun mektubu okunmaz, derdi annem ama ben babamın her lafına, ayık da olsa sarhoş da olsa, bir dua gibi inanırdım. Aslında en çok babama, bana bunu söylediği gece kırılmıştım ama gıkım çıkmamıştı. Ömürlerce kırılmıştım babama.</em></p>
<p><em>Bu gerçeği anlayabilen tek insana, Okyanus’a ömürlerce kırgınım artık.</em></p>
<p><em>O’na ömürlerce kırgınım.</em></p>
<p><em>O’na değil on sene, başka bir yaşamda bile kırgın kalacağımı biliyorum şimdi.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>‘’Hera.’’dediğinde artık susmak istemiyordum. Doğduğumdan beri konuşamıyormuş gibi büyük bir susamışlıkla konuşmaya, ağzıma ne gelirse söylemeye başladım. Nasılsa biri gerçekleri görmüş, bunu da yüzüme söylemekten hiç mi hiç çekinmemişti. Kırgın olmanın günah olduğunu düşünüyordum, şimdi en büyük günahım ortaya çıkmıştı. Savunma yapmayacak, kızmayacak, yalnızca konuşup kırgın olmaya devam edecektim. Zira bunun ne savunulacak, ne kızacak ne de susacak bir yanı kalmıştı artık.</strong></p>
<p><strong>‘’Bu ismi de bana söyleyen hatta bu ismimi kullanan tek kişisin… Neden bunu söylemek de bu kadar ısrarlısın, bilmiyorum… Bu ismi bana babam koymuş, bana hep ne kadar <em>kırgın</em> olduğumu hatırlatıyor…İşte büyük bir itiraf daha.’’</strong></p>
<p><strong>Ona bakamıyordum bile artık. Ne düşündüğünü hiç de merak etmiyordum. Geriye başka bir şeyi anlatacak gücüm de kalmamıştı üstelik. Cenin pozisyonuna geçerek olduğum yere kıvrıldım. Başımı koltuğun koluna koymuş, öylece yerdeki kahverengi halıyı izliyordum. Gözlerim hala dolu doluydu. Uzun zamandır kendimden sakladığım, düşünmediğim olaylardan bazıları, hiç tahmin etmeyeceğim bir şekilde, hiç tahmin etmeyeceğim bir yerde, hiç tahmin etmeyeceğim bir insana doğru akmıştı sanki.</strong></p>
<p><em>Orada öylece yatarken kırgınlığımla öfkem birbirine sarılıyordu. Şimdi bakınca o an karmaşık gelen, anlayamadığım hislerin ne kadar da basit olduğunu anlıyorum. Ben kırgın olmaktan utanmıyordum o sıralar hatta öfkelendiğim şey bu da değildi. Beni öfkelendiren en yakınlarımın bana bundan bir günah gibi bahsetmesi ve hiç fark edememesiydi. O gece karşımda, başıma birnbir türlü bela açan adam anlamıştı bunu. Buydu canımı yakan… Nasıl ya? Diyordum. Nasıl anlayabilir? Oysa kendimden bile saklıyordum o ana dek.</em></p>
<p><em>O gece yalnızca yalanların bir ün otaya çıkmayacağını öğrendiğim geceydi.</em></p>
<p><em>İyi ya da kötü, sakladığınız ne varsa bir gün ortaya çıkarmış.</em></p>
<p><em>Öğrendim.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>‘’Hera…’’dedi, aramızdaki sessizliği kurşun gibi deldi sesi. O’na bakmadan efendim dermiş gibi bir ses çıkardım. Hiç anlatmadığım şeylerden bazılarını ağzım dolu dolu anlatınca böyle bir sessizliğin koynuna sığınmıştım işte.</strong></p>
<p><em>Sessizliğin koynu bana çok güvenli gelmişti o zamanlar. Hiç çıkmak istememiştim.</em></p>
<p><strong>‘’Hım?’’</strong></p>
<p><strong>‘’Ben sana Hera diye seslenmekten vazgeçmem.’’dediğinde yattığım yerden, çocuk gibi omuz silktim ona. Nedenini sormadım, ona bakmadım, susmaya devam ettim. </strong></p>
<p><strong>‘’Ben… Benim annem, ismi Rita, Yunandı. Orada doğmuş büyümüş sonra buraya gelmiş, her neyse işte. Ben masallarla değil mitolojiyle büyüdüm… Garip gelebilir sana… Annem, büyüsem de her gece anlatır dururdu. Memleketini o kadar özlüyordu ki ve oraya o kadar gidemiyordu ki…’’ Sesinde sona doğru acıdan çok öfke vardı.</strong></p>
<p><strong>Gelecek acı hikayeyi fark edercesine yattığım yerden doğruldum ve yine başımı koltuğa yaslayıp bu kez acı içinde konuşan adama ben baktım. Yutkunarak,</strong></p>
<p><strong>‘’Anlatmak zorunda değilsin.’’dedim içime kaçmış sesimle. Başını iki yana salladı ve devam etti. </strong></p>
<p><strong>‘’Neyse işte… Ölmeden önce bana sürekli Hera’yı anlattı durdu. Belki bir ay… Aynı şeyi defalarca anlattı. On bir yaşındaydım öldüğünde… Öldürüldüğünde.’’</strong></p>
<p><strong>Duyduklarım karşısında, gözümden bir koca damla yaş yuvarlanarak çeneme doğru ilerledi. Sonra birkaç damla yaş daha takip etti onu.</strong></p>
<p><strong>Sonra başını yerden kaldırdı, yüzüme baktı. </strong></p>
<p><strong>‘’Kolun kırıldığında bile ağlamadın şimdi ağlıyorsun…’’ Yutkundu ve ayağı kalktı.</strong></p>
<p><strong>‘’Daha kötüsü de ne biliyor musun?’’diye sordu canımı yakan sesiyle. Gri gözlerinde bir yangın başladığını gördüm. </strong></p>
<p><strong><em>Her şeyi yakacaktı o yangın.</em></strong></p>
<p><strong> Arka cebinden cüzdanını çıkardı. Cüzdanını titreyen elleriyle açıp bir fotoğrafı önüme çarparcasına koydu.</strong></p>
<p><strong>‘’<em>O’na</em> benziyorsun.’’</strong></p>
<p><strong>Fotoğrafa bakmaya korkuyordum. Okyanus, dış kapıdan çıkmadan önce de şöyle dedi, bu kez bana bakmayan oydu.</strong></p>
<p><strong>‘’Bunu da bi’ itiraf say.’’</strong></p>
<p><strong>Gözlerimden akan sessiz yaşlarla önümde duran fotoğrafı aldım elime. Yanındaki kesilmiş, eski bir fotoğraftı bu. Fotoğrafın yan tarafındaki kesiklere bakmaktan kadının yüzüne bakamıyordum.</strong></p>
<p><em>Kaçıyordum.</em></p>
<p><em>O gece söylediklerim, duyduklarım ve gördüklerim… Her şey bana çok fazlaydı. Ölsem unutmam derlerdi ya, işte tam da öyle bir geceydi o gece benim için. Belki bu geceyi unuturdum ama o gecenin bana hissettirdiklerini asla unutamazdım. İçimde kocaman bir yangın başlattı o gece. Sonunun gelmesini, bu yangının bitmesini bekledim senelerce ama her yangından sağ çıkan ben o geceden kurtulamadım. Hala ruhumdaki yanık izlerini taşıyorum. Hatırlıyorum o gece o fotoğraftan nasıl kaçtığımı.</em></p>
<p><strong>Kadına bakamadan fotoğrafı bıraktım. Gözyaşlarımı silmeye çalışırken daha da akıyordu. İlk kez bu kadar sessiz ağlıyordum.</strong></p>
<p><strong>‘’Tokam nerede acaba?’’dedim, evde dört dönmeye başladım. </strong></p>
<p><strong>O ev bana dar geliyordu. </strong></p>
<p><strong>Koltukların üzerine baktım ama asla o fotoğrafa değil. </strong></p>
<p><strong>Koltuğun altına baktım; ama asla o fotoğrafa değil. </strong></p>
<p><strong>Televizyonun önüne, masaya, ceketimin cebine… Ağlayarak tüm odayı dağıttım. Halıyı yerden kaldırırken hıçkırıyordum.</strong></p>
<p><strong>‘’Bulamadım işte.’’diyerek daha çok ağladım. Ağlayarak dağıttıklarımı topladım. Bileğime baktığımda tokamı orada gördüm ama kullanmadım… </strong></p>
<p><em>Derdim toka değildi; o fotoğraftan kaçmaktı.</em></p>
<p><strong>Fotoğraf tam gözümün önündeydi, ağlıyordum, dilim damağım kurumuştu. Kalbimin yangınından o eve sığamıyordum. </strong></p>
<p><strong>‘’Bir su içsem…’’diye düşündüm.</strong></p>
<p><em>Derdim su değildi; o fotoğraftan kaçmaktı.</em></p>
<p><strong>Önce sarı ampulun aydınlattığı koridoru aştım, sonra mutfağı bulup suyu doldurmaya başladım çeşmeden.</strong></p>
<p><strong>Bu sırada hala ağlıyor öylece musluğa, hızla akan suya bakıyordum. Annesi ölmüştü… Annesi öldürülmüştü. Bir anne ölebilir miydi hiç?</strong></p>
<p><strong>Ama <em>o’nun</em> annesi ölmüştü.</strong></p>
<p><strong>Sahiden benziyor muydu bana? Sahiden ona uzunca süre Hera’yı mı anlatmıştı?</strong></p>
<p><strong>Kader denen şey bu muydu?</strong></p>
<p><strong>Kader, benzer senaryolarla benzer yaralar açan ve sonsuza kadar bizi onlara çeken değil miydi?</strong></p>
<p><strong>Asla <em>aşamıyordum.</em></strong></p>
<p><strong>Asla <em>aşamayacaktı.</em></strong></p>
<p><strong>Bu yüzden, olamayan o yolda yürümeye mecburduk. Kader bir mıknatıstı ve çekmişti bizi birbirimize.</strong></p>
<p><strong>Bardaktaki su taşmış, kazağımın kollarını ıslatmıştı. Sudan bir yudum almaya çalıştım ama o kadar çok hıçkırıyordum ki sudan bir yudum bile içemedim.</strong></p>
<p><strong>Bir de suyu içemediğim için ağladım.</strong></p>
<p><em>O gece bir ömrün toplamıydı. </em></p>
<p><em>Anladım.</em></p>
<p><strong>Koltuğun etrafında dönüp durdum. En sonunda, ağlamamı biraz durdurabildiğimde, gerçekten doğru çıkmasından ödüm koparak fotoğrafı ikinci kez elime aldım.</strong></p>
<p><strong>Fotoğraftaki kadın… Okyanus’un annesi… Rita…</strong></p>
<p><strong>Gözlerim yeniden doldu fotoğraftaki kadını görünce. Söyleyeceğim her şey boğazıma dizildi, koca bir yürek oluştu tam orada. Kalbim gümbür gümbür, derin bir sızıyla atıyordu. Fotoğrafta beyazlı ve yeşilli çizgileri olan bir kazağın içinde, denize doğru bir balkondan bakan genç bir kadın vardı. Muhtemelen yirmili yaşlarının sonlarındaydı. Kollarında bir sürü gümüşten bileklik, yüzük parmağında kocaman taşı olan bir yüzük… Saçları simsiyah… Upuzun… Uçlarında da belirsiz bir şekil… Tıpkı benimkiler gibi. Kameraya değil de fotoğrafı çeken kişiye bakarak gülüyor, tüm dişleri ortada sanki… Öylesine mutlu ki… Kaşlarının kavisi, kahve ela gözleri, minik kalkık burnu, dudakları… Her şeyiyle öylesine ben ki…</strong></p>
<p><strong>İnsanlar çift yaratılır derlerdi, ben bu gece buna şahit olmuştum.</strong></p>
<p><strong>Televizyonun siyah ekranındaki yansımama baktım, ardından elimdeki fotoğrafa.</strong></p>
<p><strong>İçimdeki ateşle kavruldum durdum.</strong></p>
<p><strong> Bir yangın vardı ortalıkta ve tek yanan Okyanus değildi artık.</strong></p>
<p><em>Oturdum o gece, bir yangını gözyaşlarımla söndürmek istercesine, ilk kez ağlıyormuşum gibi, sanki bu dünyaya ilk kez gelmişim gibi, hüngür hüngür, içli içli, sessizce ağladım. O kadar çok ağladım ki nefes alamadığımı hatırlıyorum. Ağlamaktan midem bulanmış ve öğürmeye bile başlamıştım… Midem bomboştu üstelik… Hala yüreğim sıkışır hatırladıkça… Bir yanım hala o gecede sanki… </em></p>
<p><em>Hiç atlatamıyorum.</em></p>
<p><strong>Sessizce ve içli bir şekilde ağlamalarım bitmişti. Fotoğrafı kalbime bastırmıştım. Birinin yarasına benzemek daha önce hiç sahip olmadığım türden bir yara açmıştı içime.</strong></p>
<p><strong>Ölsem unutmazdım.</strong></p>
<p><strong>Her şey kafamda bir bir oturmaya başlamıştı. O poşeti cebime atarak Okyanus’a beni sunan biri olmalıydı… Hatta o gece Okyanus’un mekanın üst katında olacağını bilen biri… Okyanus’un karşısına annesine bu denli benzeyen bir kızı çıkarırsa bir zaaf yaratacağının farkında olan biri vardı… İyi de neden bunu istemişti? Beni nasıl bulmuştu? Kafam allak bullaktı. Teyzesinin beni görünce verdiği tepkiyi düşündüm sonra yaptıkları konuşmaları… Teyzesinin nasıl beni görmeye dayanamadığını… Hepsi bir bir toparlanmaya başladı kafamda. Okyanus’u bir sokakta ilk gördüğüm anı düşündüm. Bir çocuğu nasıl kucakladığını… </strong></p>
<p><em>İşte o an belki de hiç olmaması gereken bir şey olacak ve ben o’na ilk kez korkmadan koşacaktım.</em></p>
<p><strong>Kapıyı açışımı, yaralı çocuğu arabanın arka koltuğa koyuşunu… İşte tam bu an gözlerimin önüne hiç de buğulu olmayan bir anı düşüverdi… Bu anı beni şoka uğrattı.</strong></p>
<p><strong>Okyanus’u ilk gördüğüm gün, yaralı olan çocuğu arabaya koyduğu gün değildi. Derneğe ilk kayıt olduğumda, üç sene öncesinden görmüştüm o’nu. İlk gün, İdil’i kaybettiğim, babamı kaybettiğim o gün omzuma dokunan el Okyanus’a aitti. Parlak gri gözlerini hatırladım. Bu anı zihnimde berraklaştığında nefesim kesik kesikti. Biz her şeyin başladığı o mekanda karşılaşmadan önce iki kere daha karşılaşmıştık. Birileri bir şekilde bizi denk getirmeye çalışmıştı ya da gerçekten denk gelmiştik. Ellerimi uzun saçlarımdan geçirerek geriye doğru attım.</strong></p>
<p><strong>Neyin içine düşmüştüm ben böyle?</strong></p>
<p><strong>Ne kadar acımasızdı her şey?</strong></p>
<p><strong>Ayağı kalktım, koltuktan destek alarak ve gözyaşlarımı silmeye çalışarak.</strong></p>
<p><strong>Okyanus’u düşündüm. O soğukta kim bilir ne haldeydi?</strong></p>
<p><strong>O an yapmak istediğim tek şeyi yaptım. Elimde sıkı sıkı tuttuğum fotoğrafla kapıya doğru koştum. Kapıyı açtım, ağlamaktan artık acıyan gözlerim onu aradı aceleyle. Tam karşımdaydı. Yürüyerek eve doğru geliyordu. Elindeki sigaranın kırmızı ışığından tanıdım onu. Bu yangının en küçük parçasıydı o sigara.</strong></p>
<p><strong>Yalınayak olmayı umursamadan o’na doğru koşmaya başladım. Verandadaki iki basamaklı merdiveni indim. Ayağıma çalı çırpı ne varsa batıyordu ama umurumda değildi. O’na doğru koştuğumu görünce olduğu yerde, gecenin içinde öylece kaldı. Yapacağım şeyi hissetmiş gibi yarım olan sigarasını fırlattı.</strong></p>
<p><strong>Tam yanına geldiğimde çıplak ayaklarım onun ıslanmış botlarına değiyordu. Hava çok soğuktu ama benim içim yanıyordu. Gözyaşlarım daha yavaş atıyordu artık. Daha fazla düşünmedim.</strong></p>
<p><em>Daha fazla düşünmedim, bu işin sonunda ne olur demedim. Ne olacaksa olsun dedim, hatırlıyorum…</em></p>
<p><strong>Gümüşten gözlerine baktım. Çiseleyen yağmurdan ıslanmış saçlarına. İlk kez, nasıl yapıldığını hiç bilmiyormuş gibi, aceleyle ona sarıldım.</strong></p>
<p><strong>Soğuk kolları tüm bedenimi sardığında o da bana sarılmıştı. Ellerim sırtındaydı, başım göğsüne yaslıydı. O’na sıkı sarıldığımı düşünürken o beni o kadar sıkı sarmıştı ki; uzun zamandır birine sarılmıyormuş gibi…</strong></p>
<p><strong>O geceye kadar sıkı sarıldığımı sanırdım insanlara ta ki o beni sarana kadar.</strong></p>
<p><em>Tek başıma yanmaya dayanamamıştım belki de daha fazla tek başına bu yangını sırtlanmasını kaldıramamıştım. O gece yağmur çiselerken biz birlikte yanıyorduk. Allah, belki de o gece o yüzden yağdırdı yağmuru, hiç hesapta yokken…</em></p>
<p><em>İşte o’na ilk sarılışımın hikayesi de buydu.</em></p>
<p><em>Bir yangından kaçıp başka bir yangına yalınayak koşmuştum.</em></p>
<p><em>Yanmak sorun değildi benim için ama sonrasında dipsiz bir okyanusta, fena bir şekilde boğulacaktım…</em></p>
<p><strong>Kalbim acı acı atıyordu artık. Gözlerimi kapadım.  Ona daha da sıkı sarılmak istedim. Buna ikimizin de ihtiyacı vardı, hissedebiliyordum.</strong></p>
<p><strong>O’na sarılana kadar kimseye sarılmış saymıyordum artık kendimi.</strong></p>
<p><strong>Parmak uçlarıma kalktım ve boynuna doladım kollarımı. Vişne kokusu soluyordum artık tamamen. İçli içli ağladım kollarında.</strong></p>
<p><strong>O’na ağladım, neden öldürüldüğünü bilemediğim ve bana çok benzeyen annesine ağladım, bu geceye ağladım, kendime ağladım, babama ağladım. Tokamı bulamadığıma, bir yudum suyu içemeyişime, anlara, anılara ne varsa ağladım. Çiseleyen yağmur hızlanmaya başladığında başımı göğsünden kaldırdım ve ona doğru baktığımda o da bana bakıyordu. Saçlarım üzerindeki yün kazağa yapışmıştı, ellerimi boynundan indirip aramızdaki minik boşlukta duran saçlarımı çektim. Okyanus, büyük avuçlarının arasına aldı yüzümü ve yanaklarımda asılı kalan gözyaşlarımı sildi. Bir eliyle yanaklarımdaki yaşı silerken diğeriyle de saçlarımı geriye doğru attırdı. Kaşları yine her zamanki gibi çatık, dudakları hafif aralıktı. Yüzüme getirdi diğer avucunu da.</strong></p>
<p><strong>Gözlerinin içine bakıp ona bir sürü şey söylemek istedim, ama ne söylesem eksik kalacaktı. Toparlayamıyordum… Her şey çok dağınıktı, bense ona sarılmaktan başka bir şey yapamıyordum.</strong></p>
<p><strong>‘’Yalınayak gelmiş bir de.’’dedi Okyanus, fısıltıyla başka birinden bahsediyormuş gibi.</strong></p>
<p><strong>Boğazımı temizledim. Kırık sesimden dökülen tek cümle şu oldu,</strong></p>
<p><strong>‘’Kusura bakma.’’</strong></p>
<p><strong>Gözyaşlarımı sildi ve ellerini çektikten sonra gözlerime tekrardan bakarak,</strong></p>
<p><strong>‘<em>’Bakmam.</em>’’dedi.</strong></p>
<p><strong>Sonra beni kucakladı hiç beklemediğim bir anda. Kalbim bu ani hareketle ağzıma geldi.</strong></p>
<p><strong>‘’Çalı çırpı çok, yağmur da yağıyor zaten…’’diye söylene söylene eve götürdü beni. O beni eve taşırken elimdeki fotoğraf ıslanmasın diye göğsündeki cebine koydum.</strong></p>
<p><strong>Artık ait olduğu yerdeydi.</strong></p>
<p><strong>Bu hareketim karşısında başını bana çevirmişti. Yürümeye devam ediyordu ama burunlarımız birbirine değmek üzere olduğundan başımı hemen öne eğdim. Verandaya geldiğimizde beni indirdi. Çeşmeyi açtı ve ayaklarıma doğru tuttu. Ben de ayaklarımdaki çamuru yıkadım ve nihayet sıcak eve girdik.</strong></p>
<p><em>Yaranın yarasıydım o günden sonra.</em></p>
<p><em>Yaranın da yarası olurdu, öğrendim.</em></p>
<p><em>Göz ardı ettiğim bir şey daha vardı ama. O da gerçekleri yüzüme vurarak benim yaramı deşmişti. İkimiz birbirimizin yarasına karışmıştık böylece sonsuz bir döngüde yeni bir yara oluşmuştu tam da ikimizin göğsünde.</em></p>
<p><em>Kendimi affetmemek için bir sebebim daha vardı artık… Çok güçlü bir sebep. O’na hatta teyzesine eskiyi, ölmüş birini hatırlattığım için kendimi affedemeyecektim. Hatta bu hastalıklı his büyüyecek o’nun da beni affetmemesini isteyecektim. Çünkü hep o’na ölmüş birini hatırlatarak acı çektirdiğimi düşünür dururdum. </em></p>
<p><em>Bu hastalıklı histen tam anlamıyla kurtuldum mu, bilmiyorum.</em></p>
<p><em>Ama bununla senelerdir yaşamayı öğrendim.</em></p>
<p><em>Şimdi, senelerdir göğsümde bir yarayla yaşıyorum.</em></p>
<p><em>Hiç geçmeyeceğini kabullendim ama o’nu kaşımaktan da vazgeçmeyi başardım. Geriye yalnızca yaşayabileceğim türden bir sancı kaldı bana. O’na ne kaldı ya da kalmasını istediği bir şey oldu mu bilmiyorum.</em></p>
<p><em>Tam dokuz sene oldu, her şeyin üzerinden tam dokuz sene geçti, ben hala kırılıyorum.</em></p>
<p><em>Ben o’na hala, ilk gün kadar kırılıyorum.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>İkimizde sobanın yanına gidip ellerimizi sobaya doğru tutup ısınmaya başladık. Alnımızdan akan sular sobaya damlayarak ses çıkarıyordu. Birkaç dakika boyunca, yine çok sessizce bekledik.</strong></p>
<p><strong>‘’Kusura bak, Okyanus. Teyzenin tavrını da anlıyorum seninkini de, bir yarayı deşmek nedir öğrendim… Ne kadar üzgün olduğumu bilemezsin. Sen kusura bak bu kez, hatta hiç de affetme.’’dedim sobanın içinde yanan turunculu kırmızılı alevlere bakarken.</strong></p>
<p><strong>Bana baktığını hissettim. O’na bakmamı bekliyordu.</strong></p>
<p><strong>‘’Baksana bana bi’ Hera.’’dedi, tok sesiyle. Bakışlarımı alevlerden kaldırıp o’na baktım. Alevlerin gölgesi yüzüne düşüyor, yüzü turuncu bir ışıkla aydınlanıyordu.</strong></p>
<p><strong>‘’Kusur sen değilsin. Bana dedin ya, buna on sene sonra bile kırılıyor olacağım diye. İkimizin yarası birbirine denk düştü, anladım ben.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Olsun.’’dedim omuz silkerek. Sobanın yanından ayrılıp tekrar koltuğa oturdum.</strong></p>
<p><strong>‘’Ben seni ilk kez gördüğüm günü hatırlıyorum.’’diye söze başladığımda tamamen bana döndü ve karşımdaki tekli koltuğa oturdu. Devam ettim,</strong></p>
<p><strong>‘’Hatırladım yani, az önce. O yaralı çocuğu taşıdığın gün değil, ondan üç sene önce de denk geldik biz seninle. Ben on beş yaşındaydım, sen kaçtın bilmiyorum. Abis Derneği’ne katılacağım ilk gündü… Kaybolmuştum. Omzuma dokundun ve bana bir şeyler sordun. Sen de orada görevliydin sanırım, formalardan vardı üzerinde.’’</strong></p>
<p><strong>Kaşları düşünceli bir şekilde çatıldı. Hatırlamaya çalışıyordu. </strong></p>
<p><strong>‘’Evet, üç sene önce oradaydım. Çok kalabalıktı tek hatırladığım bu. Yirmi yaşındaydım ben de muhtemelen. Ama seni görsem unutmazdım, Hera. Belki de gerçekten değiştin, bilemiyorum on beş yaşındaymışsın.’’</strong></p>
<p><strong>Başımı salladım onu onaylarcasına,</strong></p>
<p><strong>‘’Epey farklıydım, kiloluydum bu halimden daha fazla. Saçlarımı da aptal bi renge boyamıştım, yani tamamını değil ama bir kısmı maviydi. Ergenlik hevesi işte… Asıl konu bu değil ama. Evet, o an kaybolacağımı ben de bilmiyordum. Evet, sen o çocuğu taşıdığın akşam da tesadüfen oradaydım belki… Ama birileri ya da biri bizi bir şekilde hep aynı yollardan geçirmiş ki denk gelelim ve ne başlayacaksa başlasın istemiş. Belki de sahiden denk geldik… Bilmiyorum, kafam allak bullak.’’</strong></p>
<p><strong>Okyanus saçlarını geriye doğru yatırırken cevap verdi söylediklerime.</strong></p>
<p><strong>‘’Başından beri anlattığım bu. Evet, belki gerçekten haberimiz olmadan çok denk geldik ya da denk getirildik. Belki biri her yolu denedi ama birbirimizi göremedik. Gerçekten seni gördüğüm ilk akşam, o çocuğu yol kenarında bulmuşken… Neyse. En sonunda Tenha’da denk geldik işte. O mekanda başladı her şey. Cüzdanını kasıtlı unutmadın belki ama o poşet çok daha önce konuldu senin cebine.’’</strong></p>
<p><strong>Başımı sallayarak onu onayladım.</strong></p>
<p><strong>‘’İkimizi de tanıyan biri olmalı yoksa beni nereden bulacak?’’</strong></p>
<p><strong>‘’Merak etme.’’dedi Okyanus, ‘’Ben kim olabileceğini ya da kimler olabileceğini çok düşündüm. Bulacağım ama bir şekilde, <em>hallediyorum.</em>’’</strong></p>
<p><strong>Bu lafa ölesiye uyuz oluyordum.</strong></p>
<p><strong>‘’Hallet.’’dedim.</strong></p>
<p><strong>O akşamın tüm detaylarını konuştuk. Neden Tenha’nın yukarı katına çıktığımı, oradaki garsonu, her şeyi anlattım ona yardımcı olabilmek ve bu olayı çözebilmek için. Saat dörde gelirken iyice mayışmıştım.</strong></p>
<p><strong>Gözlerim hem çok ağladığımdan hem de uykusuzluktan yanıyordu artık. Onun da koridora doğru ilerlediğini duydum. Koltuğa uzanmıştım. Kendimi çok küçük, çok suçlu ve çok kırgın hissediyordum. Gözlerim kapanırken göğsümde ilk kez hissettiğim o sancı bana ninni gibi geldi, böylece uykunun kollarında buldum kendimi.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>Sabahın dördüne kadar bu yoldan çıkmanın bir yolunu aramıştık ikimiz de içten içe; fakat en derinlerimizde ikimiz de biliyorduk dönüşü olmadığını. O sabah uyumadan önce kabullenmiştim.</em></p>
<p><em>Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve hiçbir şey beni eski hayatıma geri döndüremeyecekti.</em></p>
<p><strong>Sabah uyandığımda, gözlerim hala acıyordu. Sanki gece boyunca dayak yemiştim.</strong></p>
<p><strong>Koltukta doğruldum. Etrafıma bakmaya başladım ama Okyanus yoktu. Kalktım mutfağa ve banyoya baktım. Hiçbir yerde yoktu. İçimi tuhaf bir korkuyla endişe sarmıştı.</strong></p>
<p><strong>‘’Okyanus?’’ diye seslendim boşluğa doğru.</strong></p>
<p><strong>Yoktu.</strong></p>
<p><strong>Belki yine sigara içmeye çıkmıştır diye dışarı çıkmaya karar verdim. Eve gitmeliydim artık çünkü bu akşam İlyas abi gelecekti. Eve gitmek için de Okyanus’u bulmalıydım…</strong></p>
<p><strong>Tam kapıyı açmak için kapının tokmağına asılacaktım ki, bir notun kapıda yapıştırılmış olduğunu gördüm. Sanki bir kitabın son sayfasından koparılmış, dağınık, okunması güç bir yazıyla yazılmış bir nottu bu. Notu oradan çekip okumaya başladım.</strong></p>
<p><em>O notta yazanlar, bu yolda verilen ilk sessiz sözlerden biriydi. Ağzımızdan çıkan her söz, nasıl da kaderin ağlarına tutunuyordu…</em></p>
<p><em>Görmüştüm.</em></p>
<p><em>O, bununla da yetinmemiş, her şeyin gerçek ve yaşanmış olduğunun kanıtı gibi, cesurca, belki de sonu ne olur diye düşünmeden oraya o notu asmıştı.</em></p>
<p><em>Kaderin ağlarına tutunan bu dağınık yazı hayatıma mal olacaktı, bilmiyordum.</em></p>
<p><em>Sonradan… Çok sonradan öğrendim.</em></p>
<p><em>Dokuz sene oldu ama öğrendim.</em></p>
<p><em>Nasıl da yok diye korkarak okumuştum o notu ve nasıl da yüreğimi ağzıma getirmişti…</em></p>
<p><em>Hatırlıyorum.</em></p>
<p><em>O not kırmızı bir kutuda duruyor hala. Yüreğimdeki sancı kadar da taze.</em></p>
<p><em>Her şeyi terk ediyorum ama o’nu saklamaya devam ediyorum.</em></p>
<p><em>Ben o notu hiç aşamıyorum.</em></p>
<p><strong>Nottaki her bir kelime içime ilmek ilmek işleniyordu ve artık kaçabileceğim bir noktada değildim.</strong></p>
<p><strong>Kaçmayı da hiç mi hiç istemiyordum.</strong></p>
<p><strong>‘’<em>Bundan tam on sene sonra, tarihi de yazıyorum en alta, unutma. Nerede olduğun önemli değil, kimle ne yaptığın da, hatta nasıl yollarımızın ayrıldığı da… Sen yine bu çiftlik evine gel. Belki ben o zaman kusura bakarım, belki de sen o zamana kadar hala kırılırsın söylediklerime… Önemli değil. Sen buraya gel, yeter. Hallederiz. Yine. </em></strong></p>
<p><strong><em>                                                                                                         Okyanus Alazhan</em></strong></p>
<p><strong><em>                                                                                                                 19.10.2015’’</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/kimsesiz-4-bolum-on-senenin-sancisi/">Kimsesiz 4.Bölüm: ON SENENİN SANCISI</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/kimsesiz-4-bolum-on-senenin-sancisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5001</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kimsesiz 3.Bölüm: ÖLÜMÜN EN YAVAŞ VE EN UZUN YOLU</title>
		<link>https://www.geceyim.com/kimsesiz-3-bolum-olumun-en-yavas-ve-en-uzun-yolu/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/kimsesiz-3-bolum-olumun-en-yavas-ve-en-uzun-yolu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Özüuğurlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Dec 2020 16:26:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kendi Kitaplarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=4931</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eskisi gibi olmak… Ne kadar uzak şimdilerde bu bana. Bir dönem, kaybolduğumu kabul ettiğim o dönem, bir yola çıkmayı ve o yolu aşmayı değil de hep geriye dönmenin yollarını aradım durdum. Geriye dönüp tüm anları tekrardan hafızama kazımayı, o zaman sahip olduğum zirve duyguları yeniden tatmayı ve asla kaybetmemeyi… Tüm istediğim buydu. Karşımda duran yollardan &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/kimsesiz-3-bolum-olumun-en-yavas-ve-en-uzun-yolu/"> <span class="screen-reader-text">Kimsesiz 3.Bölüm: ÖLÜMÜN EN YAVAŞ VE EN UZUN YOLU</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/kimsesiz-3-bolum-olumun-en-yavas-ve-en-uzun-yolu/">Kimsesiz 3.Bölüm: ÖLÜMÜN EN YAVAŞ VE EN UZUN YOLU</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="4931" class="elementor elementor-4931">
						<div class="elementor-inner">
				<div class="elementor-section-wrap">
									<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-51a24b9b elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="51a24b9b" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
							<div class="elementor-row">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-31be0449" data-id="31be0449" data-element_type="column">
			<div class="elementor-column-wrap elementor-element-populated">
							<div class="elementor-widget-wrap">
						<div class="elementor-element elementor-element-aada32d elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="aada32d" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
								<div class="elementor-text-editor elementor-clearfix">
				<p><em style="color: var( --e-global-color-text ); font-family: var( --e-global-typography-text-font-family ), Sans-serif; font-weight: var( --e-global-typography-text-font-weight ); letter-spacing: 0px;">Eskisi gibi olmak… Ne kadar uzak şimdilerde bu bana. Bir dönem, kaybolduğumu kabul ettiğim o dönem, bir yola çıkmayı ve o yolu aşmayı değil de hep geriye dönmenin yollarını aradım durdum. Geriye dönüp tüm anları tekrardan hafızama kazımayı, o zaman sahip olduğum zirve duyguları yeniden tatmayı ve asla kaybetmemeyi… Tüm istediğim buydu. Karşımda duran yollardan tek ricam beni oraya, o kıza, o kızın yaşadıklarına ve hislerine geri götürmesiydi. Hiçbirinden istediğim yanıtı alamamış, bambaşka olan bu yola ilk boyun eğdiğimde ve bu küçük gördüğüm yeni yolun her şeyin başlangıcı olmasına rağmen sonu olarak gördüğümde,  Okyanus’la olan iki üç fotoğrafıma da günlerce ve gecelerce şöyle fısıldayıp durmuştum;</em></p>
<p><em>‘’Senin adın artık eskisi gibi olamamaktır. Senin adın artık eskisi gibi olamamaktır.’’</em></p>
<p><em>Bu cümleyi besmele gibi doladım dilime uzunca bir süre. Kendim zaten en büyük düşmanımdı ama bir süre sonra kendimden alamadığım hıncımı, Okyanus’u suçlayarak kendimi sakinleştirmeye adamıştım. Kolumu bir yere çarpsam suçlusu oydu benim için o zamanlar.</em></p>
<p><em>Kendime yalan söylemeye başladığım ilk anlardı onu da suçlamaya başladığım zamanlar. Aslında içten içe onu hep aklıyordum. Sadece bağırırken, suçu haykırırken onun adını söylüyordum ama sonrasında yüce bir keder doluyordu içime. Gerçek olan ne varsa bir siluet olup dikiliyordu karşıma, onu aklamaya ve onu affetmeye devam ediyordum; tıpkı başta babama ve sonrasında ise etrafımdaki herkese yaptığım gibi.</em></p>
<p><em>Affetmek, anne yadigarıydı bana.</em></p>
<p><em>Affetmek için doğmuştum; herkesi ve her şeyi. Ölümcül bir hastalık olacağını bilmiyordum affetmenin. Yaradan’a mahsus olmalıydı affetmek çünkü ölümsüz olandı O. Affedersen iyileşirsin, diyordu okuduğum bir kitapta da; ben hiç mi hiç iyileşememiştim oysa. Sonradan anladım, affetmem gerekenin hem kendim hem de hayat olduğunu. Diyordum ya, ben sesli olarak, kendime yalan söyleyerek hep başkalarını suçlamış sonra da onları affetmiştim. Ondan nefes almak kadar kolaydı bu benim için belki de. İçten içe her şeyin suçlusu bendim. Hiçbir suçu kendimde bulamazsam da hep şöyle derdim,</em></p>
<p><em>‘’Ya yanlış zamanda ordaydım ya yanlış kişiyle oradaydım ya da orası yanlıştı; ama oradaydım! Ve bu suçlu olmam için yeterdi de, artardı hatta.’’</em></p>
<p><em>Yanlış hep bendim aslında. Şimdi düşünüyorum da bulunduğum yerden, kişiden ve zamandan kaçmamın, kapıyı çarpıp çıkmamın, nedenli nedensiz her şeyi terk edişimin sebebi buymuş. Kendimce kurduğum mahkemede hep suçlu benmişim ve yakalanma korkusundan hep kaçmışım bir şekilde. İşte insan… Kendi mahkemesinden de kendi verdiği cezadan da kurtulamıyor yine kendi eliyle kendi kazdığı o kuyulara düşüyor; bilinçli ya da bilinçsiz…</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>İçimdeki asi kızın deli öfkesiyle bakıyordum Okyanus’a. Ona bağırmak çağırmak bütün suçun onun varlığı olduğunu söylemek istiyordum. Bakışlarımla söylüyordum da… Ama bütün asiliğim kendime tüm öfkem içimdeki kızaydı, gözlerimde asla saklayamadığım elemden biliyordu Okyanus bunu. Hissetmiştim.</strong></p>
<p><strong>Ve sanırım bu yüzden gitmemem için önümde bir dağ misali duruyordu.</strong></p>
<p><em>Gitmemem gerektiğini biliyordum ama söyledim ya orayı terk etmeliydim. Koymuştum o an kafama gitmeyi. Başına buyruk, kendi bildiğini okuyan, asi bir kızın çok ötesiydi aslında bu. Ben her bir yerden gidişimde hem kendimden kaçıyor hem de kendi kollarıma koşuyordum, bilmiyordum tabii o vakit bunları. Belki de bilemediğim için de yapmaya devam ediyordum.</em></p>
<p><strong>Anlık başlayan titremelerim azaldı, asi ve öfkeli bakışlarımın yerini ince sızım aldı. Omuzlarımı kavrayan büyük ve soğuk ellerine bu kez bıkkınlıkla ve yorgunlukla, belki de biraz veda edercesine baktım. Bir sis bulutu halinde hiç de net olmayan bir hatıra geldi gözümün önüne ama hemen dağıldı. </strong></p>
<p><em>Anlayamadım zihnimin bana hatırlatmaya çalıştığı şeyi, göremedim. Belki de kaderim bana bu yüzden buğulu göstermişti o an o anıyı çünkü hatırlamam ve anlamam gereken asıl zaman o gün değilmiş, bunu da daha yeni yeni fark ediyorum. O zaman çok üzerinde duramamıştım, her yer o kadar dağınıktı ki… Ama o sisli hatırayı temizce ve arınmış bir şekilde gördüğüm ilk an, kaderimin ilk kavşağı olacaktı. İşte o zaman, Okyanus ve ben sonsuza dek değişecektik.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Üzerime, her zaman en olmaması gereken anlarda olan sakinliğim gece gibi çökmeye başlamıştı. Ölüdeniz kadar durgundu artık sularım. Fırtınam dinmiş, gözlerim buğulu kalmıştı yalnızca. Okyanus’un soğuk avuçları terk etti omuzlarımı. Başımı eğdim ve yanından geçerek ilerledim. Eve nasıl döneceğimi bilmeden, cebimde tek kuruşsuz, öylece, öyle yersiz sakinlikle yürüdüm ve gittim yanından. Hiç ardıma bakmadım ama duydum onu:</strong></p>
<p><strong>‘’Git… Git sen. Zorla tutmam ama geri döneceğini de bil, ben gelemiyormuşum ya. Sen de bunu bilerek git.’’</strong></p>
<p><strong>Birkaç adım daha attım ve adımlarım hızlanırken güldüm; bu sefer dalga geçer gibi gülen bendim,</strong></p>
<p><strong>‘’Medyum musun sen?’’</strong></p>
<p><strong>Ona hiç bakmadan hala ilerliyor ve bana cevap vermesini de bekliyordum.</strong></p>
<p><strong>‘’Gerçekçiyim yalnızca.’’dedi, yersiz sakinliğin adresi oydu bu kez.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>Haklı çıkmıştı. Bazı şeylerin sonu hatta sonsuzluğu başından bellidir, o hesaptı benimkisi. Gerçekten de, yüzlerce kez geri dönecektim oraya, o ana ve o’na. Ama o asla gelemeyecekti. O an ağzımızdan bir anlık çıkan o sözler nasıl da tutunmuştu kaderin ağlarına, hiç mi hiç bilmiyordum. Şimdilerdeyse söylediğim her şeye dikkat etmeye çalışıyorum…</em></p>
<p><strong>Üzerimde onun ceketinin olduğunu fark edecek kadar uzun bir süre yürüdüm nereye olduğunu bilmeden. Ardıma hiç bakmadan gelmiştim bir mahallenin ortasına. Küçük, sonbahar yapraklarının sarılı kahveli renklerinin olduğu bahçeleri olan evlerin olduğu bir mahalledeydim. Akşam çökmüştü. Ben de bir kaldırıma çöküvermiştim. Saatlerdir nereye olduğunu bilmeden sürdürdüğüm yolculuğum beni buraya getirmişti. Yolda ne yapacağım hakkında binlerce fikir üretmiş hepsini reddetmiş en sonunda yine kendi içimde, ilk Okyanus’a sonra onu aklayıp kendime kızmıştım. Telefonumun şarjı dünden bitmişti, cebimde olması bir işe yaramıyordu. Başımı dizlerimin üzerine koydum ve öylece beklemeye başladım. Sonbahar rüzgarı saçlarımın arasından esiyordu. Bir süre öylece kaldım sonra başımı kaldırarak derin bir nefes aldım ve sokağın başında yaşlı bir teyzeyi gördüm. Önce bakışlarımı yere çevirdim o da yavaş yavaş yanıma doğru gelmeye devam etti. Birkaç kez, hızlıca baktım ona. Başında koyu renkli bir yazma vardı, esmerdi, kısa boylu ve normal bir kilodaydı. Yüzüme bakarak önümden geçti gitti. Demir bir bahçe kapısından içeri girdi biraz ileride. Aslında ezberimde İdil’in numarası vardı ama bunu önünde sonunda yapacağımı bilsem de biraz ertelemek istemiştim. Ona hesap vermek zorundaydım çünkü…</strong></p>
<p><strong>On dakika sonra, tam o kaldırımdan kalkacakken teyze bahçesinden başını çıkardı ve bana doğru baktı. Hemen sonrasında kapıyı açıp yanıma geldi ben de ayağı kalkmıştım.</strong></p>
<p><strong>‘’Bir derdin mi var kızım? Yabancısın belli… Buralarda tanır herkes herkesi.’’</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Teyzeye biraz yalanla karışık anlattım birkaç şey kısaca. Telefonundan da İdil’i arayıp beni buradan bir yolunu bulup almasını söyledim. Teyzenin yardımıyla da adresi verdim. İzmir ve Aydın arası bir saat falandı. İdil, durumun ciddiyetini anladığından ne işin var orada bile diyememişti ama geldiğinde diyecekti… Biliyordum. Telefonu kapatıp teyzeye verirken,</strong></p>
<p><strong>‘’Teşekkür ederim.’’dedim fısıltıyla karışık bir sesle.</strong></p>
<p><strong>‘’E sen şimdi bu havada dışarıda saatlerce arkadaşını mı bekleyeceksin? Evim hemen şurası, benim de sen gibi torunlarım var. Gel bi kaşık da yemek yiyiver. Koymam seni bu soğukta buralarda.’’ </strong></p>
<p><strong>Ona gülümsedim ve teşekkürler ederek evine doğru ilerledik.</strong></p>
<p><strong>Evi, iki odalı küçük bir evdi. Duvarlarında hep fotoğraflar asılıydı. Bu evde eskimişliğin kokusu vardı belki de yalnızlığın. Mutfakla bir olan odaya yönlendirdi beni teyze. Ev sıcacık olunca gevşedim. Teyze çok fazla soru sormadı bana, klasik nerelisin, okuyor musun sorularından başka. Önüme bir tabak taze fasulye biraz ekmek ve cacık koydu. Dikdörtgen, üzerinde kırmızılı beyazlı örtüsü olan bir masanın önünde oturuyordum. Yemekleri görünce ne kadar çok acıktığımı hissettim ve bir yandan yemeğe bir yandan da teyzeyle sohbet etmeye başladım. İsminin Melehat olduğunu öğrendim. Çok sessiz, çok sakin bir kadındı. Eşinin ve kızını kaybettiğini, bir erkek torunu olduğunu onun da çok fazla sorunlu olduğundan bahsetmeye başlamıştı teyze. Yurt dışında yaşayan ve her ay ona para gönderen bir oğlu olduğunu da söylemişti, o olmasa hiçbir şey yapamayacağını da söyleyip duruyordu her lafının başında. Tabaklarımı mutfak tezgahının üzerine doğru götürürken Melehat teyzeye,</strong></p>
<p><strong>‘’Torunun kaç yaşında ve nerede?’’diye sormadan edemedim. Derin bir nefes alarak yanıtladı sorumu,</strong></p>
<p><strong>‘’Yirmisinde daha. Annesini üç sene evvel kaybettik. O da toparlanamadı bir daha… Aslan adı. Dayanamadı, düştü bir bataklığa bu ölümle. İlk iki sene idare edebildim onu bir şekilde ama bu sene bende de güç kuvvet kalmadı, kızım. Yaşlıyım, ilk ölümde değil bu gördüğüm… Kızamıyorum da Aslan’ıma ama kendini de bizi de bitirdi işte. Bir şey kullanıyor, krizler geçiriyor…’’Duraksadı, utana sıkıla devam etti sonra, ‘’Bazen bana bile saldırıyor…’’ O an neden bilmiyorum, direkt olarak kollarına baktım Melehat teyzenin, mosmordu her yeri. Yirmi yaşındaki torunundan dayak yiyordu demek ki… İçimden geçen sızının tarifi yoktu benim için. Kim bilir o neler hissediyordu? Bakışlarımı görünce kazağının kollarını indiriverdi hemen.</strong></p>
<p><strong>‘’Kendine geldiğinde çok pişman oluyor ama. Ben de hep affederim onu.’’dedi, onu korumak istiyordu hala. Karşımda olan yetmişine merdiven dayamış bu kadınla aynı hisleri paylaşıyor olmak ne kadar da garipti… İçimdeki ince sızı, bir kağıt kesiği gibi büyüttü acısını, bir noktada birleştik Melehat teyzeyle. Çok derin bir noktada. Bizi boğacak bir noktada.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>Melehat teyzeyle tanıştığımda henüz on sekiz yaşımdaydım ama ortaklaşa paylaştığımız bir his vardı; başkalarını aklamak ve affetmek. Babam… Bu hisle beni tanıştıran adamın ta kendisiydi. O zamanlar her ne kadar kendime itiraf edemesem de şimdi edebiliyorum. Benim babam kumarbazın tekiydi, bazen de alkoliğin. Tüm bunları yapmadığında melek gibi bir adamdı tabiri caizse. Hatta dünyanın en en en iyi babasıydı benim babam. Kimseye sinirlenmez, elinden ne geliyorsa yapar hatta gelmiyorsa da bir yolunu bulur hallederdi her şeyi. Çok yardımseverdi mesela. Geçmiş zamanla söylediğime bakmayın hala öyledir. Ayda bir belki de iki hafta da bir günlerce eve gelmez ya kumar oynar ya içki içerdi. Bu süreçte tüm yük anneme kalır, her şeyi o yapmak durumunda kalırdı. O zamanlar kulağım hep telefonda, babamdan gelecek olan bir haberde olurdu. Gözlerimse hep yolda… Her telefon çalışı kalbimin atışlarını korkuyla doldurur, ya kötü bir şey olduysa diye düşünmeden duramazdım. Babam bir haftanın sonunda eve gelir, melek haline geri döner ve bir sonraki zamana kadar mükemmelmiş gibi devam ederdik. Çok hata ederdik, yeni anlıyorum. Babamı aradığımda ikinci çalıştan sonra açmazsa, kesin yine başlıyor her şey, diye düşünürdüm. Eve biraz geç kalsa içimde kıyametler kopardı. Hem deli gibi korkardım her şeyin tekrarlayacağından hem de hiçbir zaman engel olamazdım olacak olanlara. Bir şekilde dağılır, bir haftanın sonunda hiçbir şey olmamış gibi devam ederdik. Herkes gibi bir kusuru, telafi edemediği belki de hiç etmek istemediği bir yanı da vardı ama.  Önceleri ona çok öfkelenirdim, sonra öfkemi kendime hatta doğmuş olduğum güne çevirdim. Annemi akladım içimde, babamı akladım, ablamı akladım… Herkesi ve her şeyi affettim. Aslında doğrusu şu, olay her olduğunda ilk kez oluyormuş kadar kırılır, ilk kez affediyormuş gibi affederdim herkesi ve her şeyi. Başka çarem yoktu. Bu yüzden her seferinde ilk kez acıyı hissetmişim kadar mahvolurdum. Kabullenemezdim bu acıyı. Her seferinde kendi kalbimin ve zihnimin ihanetine uğrayan bendim aslında. Bazen oturur saatlerce, günlerce hatta yalan yok, yıllarımı vererek düşünür dururdum babamı. Ay’a benzerdi benim babam, öyle karar kılmıştım en sonunda; bir şekilde karanlıkları aydınlatan ama gecede olduğumuzu da unutturmayan…</em></p>
<p><strong>Gözlerim dolmuştu ve kendimi alıkoyamadım Melehat teyzeye doğru ilerlemekten. Ona kocaman sarıldım. Sessizce, içli içli sarıldık o akşamüstü. </strong></p>
<p><strong>‘’Çok üzgünüm… O kadar üzgünüm ki…’’ diyerek fısıldadım ondan ayrılırken.</strong></p>
<p><strong>Başını masumca sağa yatırdı ve bakışlarını yere çevirdi Melehat teyze.</strong></p>
<p><strong>‘’İnsan affetmekten usanmaz. Tek deva budur. Senelerdir, hep böyleydim. Başka türlüsünü bilmem ben, yavrum. Yetmiş yaşındayım bak, daha yeni anlıyorum bu deva gibi gelen, çare gibi görünen şeyin seni yavaş yavaş öldürdüğünü… Ölürsem affetmekten ölürüm ben, kızım. Geriye kalan ne varsa sebep olur yalnızca. İki kere kanser oldum, ölmedim. Bir kere trafik kazası geçirdim, yine ölmedim. Kocam öldü, anam öldü, babam öldü hatta en sonunda kızım öldü, ben yine ölemedim. Ölmek için neler yaşamışım, ne çok sebebim varmış, ben hiç toprağın altına girememişim. Ölümün en yavaş ve en uzun yoluymuş affetmek. Ölürsem affetmekten ölürüm ben, kızım… Bir gün ölürsem, hep affetmekten…’’</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>Ölümün en yavaş ve en uzun yoluymuş affetmek.</em></p>
<p><em>İçim içimden geçmişti o an. Bu sözler hala kulaklarımda bir dua gibi, kalbimde de muazzam bir acı.  Hissettiğim bu acıya, bir annenin bebeğine sarıldığı gibi sarılıyor ve tutunuyorum hala. Çünkü geriye ondan başka bir şeyim kalmadı.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Sonsuzluk gibi gelen bir sessizliğe gömüldük Melehat teyzeyle fakat çok da uzun sürmedi bu sessizlik. Kapı gürültüyle açıldı, içeriyi kalın, tok bir ses doldurdu.</strong></p>
<p><strong>‘’Anneanne!’’ Melehat teyzeyle göz göze geldik. Sıçrayarak kalktı yerinden hemen ardından da ben kalkmıştım. Mutfağın kapısına doğru ilerledi. Yine sessizce, yine tüm masumca&#8230; Kapıda çok çok zayıf, ortalamadan biraz daha uzun, esmer, yüzünde  belli belirsiz hala sivilceleri olan ve gözlerinin altı mosmor olan bir adam belirdi. Tahminimce Aslan’dı bu genç adam. Kapının olduğu duvara dayadığı elleri titremekten sabit bir şekilde duramıyordu. Kan çanağına dönmüş kızıl kahve gözleriyle gözlerim buluştu. Sertçe yutkundu Aslan.</strong></p>
<p><strong>‘’Oooo…’’dedi, kalın kaşlarını kaldırarak. Saçları yağlıydı. Alnına düşen siyah saç tutamlarına bakmadan edemedim. ‘’Yoldan geçen herkesi al eve, aferin. Hiç görmedim bu kızı.’’ Tam konuşacaktım ki ne benim konuşmama ne de Melehat teyzenin konuşmasına izin vermişti.</strong></p>
<p><strong>‘’Hayırdır kızım? Kimsin sen? Ya da bana ne ya. Gebert istersen şu karıyı, önce bana para versin de.’’</strong></p>
<p><strong>Söylediklerinin şoku bir tokat gibi çarptı suratıma. Elim ayağım kesildi sanki, bembeyaz oldum. Melehat teyzeninse yüzünde keder vardı yalnızca. Onu buradan alıp götürme isteğiyle taştım.</strong></p>
<p><strong>‘’Ne biçim konuşuyorsun sen ya? Hiç utanmıyor musun? Dayına söyle o bakmaya devam etsin sana. Yetmiş yaşında kadının haline bak, sorumlusu sensin.’’</strong></p>
<p><strong>Kızıl gözleri fal taşı gibi açıldı ve üzerime doğru atıldı Aslan. Saçımdan tuttuğu an bacak arasına bir tekme attım ve acıyla inleyerek yere serildi. Yere serilmeye sanki daha bu odaya girdiğinde hazırdı Aslan. Bu sırada Melehat teyze bir köşeye sinmiş dua ediyordu sesli bir şekilde. Aslında onun da bu durumuna çok üzülmüştüm ve canımı acıtıyordu bu durum. Yere çöktüm ve titremeye devam eden ellerini tuttum Aslan’ın.</strong></p>
<p><strong>‘’Kötü davranmak, birini dövmek özellikle anneanneni hatta bu hayattaki tek varlığına bunu yapmak… Bok çukuruna batmışken her şeyin sorumlusu anneannenmiş gibi davranmak sana anneni geri getirmeyecek. Ayıldığında, tüm bu krizin bittiğinde çok pişman olacaksın yine, yeniden ve belki hatırlamayacaksın bile verdiğin zararları… Aslan, tedaviye ihtiyacın var.’’</strong></p>
<p><strong>Burnunun dibinde fısıldayarak konuşuyordum. Aslan, kederle ve öfkeyle gözlerimin içine bakıyordu. Farkında bile değildi ama gözlerinden birkaç damla yaş hızla akıyordu şakaklarına doğru. </strong></p>
<p><strong><em>Babam dışında ağlarken gördüğüm tek erkekti Aslan. O ana kadar tabii.</em></strong></p>
<p><strong>Bakışlarını benden anneannesine doğru çevirdi, işte ne olduysa o an oldu. Melahat teyze elini kalbinde tutmuş güçlükle nefes alıyordu. Aslan titreyen ellerinden destek alarak doğruldu ve yere çökmüş olan anneannesinin yanına doğru ilerledi. </strong></p>
<p><strong>‘’Anneanne…’’dedi, sessizce ve korku dolu sesiyle. Yutkundum sertçe, kalbim korkuyla çarpıyordu. Melahat teyze diğer eliyle Aslan’ın elini tutarken hala güçlükle nefes alıyordu, yüzünde acı dolu bir ifade vardı.</strong></p>
<p><strong>‘’Korkma… Kızmam sana…’’diyebildi yarım yamalak. </strong></p>
<p><strong>‘’Melahat teyze…’’ Elini hala Aslan’ın titrek elinde bırakırken bakışlarını bana çevirdi.</strong></p>
<p><strong>‘’Emanet sana, kızım…’’dedi artık sesi duyulmuyordu bile. Ve benim gözlerimden uzun zaman sonra yaşlar hızla akmaya başlamıştı. Aklıma gelen kalp masajıyla hemen harekete geçtim ve ellerimi kalbine doğru bastırarak, onu hayata döndürmeye çalışmaya başladım. Bir kolum alçıda olmasına rağmen, hissettiğim fiziksel acıyı umursamıyor hatta daha da çok ağlıyordum. Bu sırada hem benim hem de Aslan’ın gözyaşları kuru ellerimin ve alçımın üzerine düşüp birleşiyordu.</strong></p>
<p><strong>Ellerim yanıyordu.</strong></p>
<p><strong>‘’Lütfen, lütfen… Anneanne ne olur ölme… Özür dilerim anneanne, yapma ne olursun.’’ Aslan bunları söylerken ben daha da çok ağlamaya devam ediyordum. Sanki ağlayabilmek için bu anı beklemiştim. Var gücümle kalp masajı yaparken, tiz çıkan sesimle Aslan’a,</strong></p>
<p><strong>‘’Ambulansı ara hemen.’’diye bağırmıştım. Kırılmış kolumun acısına yüklendikçe daha fazla dayanamayacak duruma gelmiştim ve dayanamayacak duruma gelen tek kişi maalesef ben değildim. Melahat teyzenin nefesi her geçen dakika daha da cılızlaşıyordu. </strong></p>
<p><strong>‘’Dayan bak, böyle ölemezsin.’’ Bu cümleleri fısıldarken Aslan ambulansa ulaşmaya çalışıyordu.</strong></p>
<p><em>Aslında tam da bu şekilde öleceğini biliyordum o an. O, anca bu şekilde ölebilirdi çünkü. Affederek, affetmekten ölürdü. Öldü de. Son iyiliğini bana, son affını yine torununa vermiş ve bize bir kader yoldaşlığı hediye etmişti farkında olmadan.</em></p>
<p><strong>Melahat teyze, tüm dünyayı affederek ellerimde öldü.</strong></p>
<p><strong> Nefes alması durduğunda bile ona alçılı kolumla masaj yapmaya devam etmiştim. Sonra durdum. Aslan hala telefonda adres vermeye çalışıyordu. Dizlerimin üzerinde öylece Melahat teyzeye baktım. Gözleri ve ağzı hafif açık bir şekildeydi. Soğuk, gözyaşlarımızdan ıslanmış elimi gözlerine götürerek kapattım gözlerini. Göz kapakları artık bu dünyaya ait değildi.</strong></p>
<p><strong>‘’Aslan…’’dedim, fısıltıdan farksız çıkan sesimle. Aslan, beni duymazlıktan geliyordu.</strong></p>
<p><strong>‘’Aslan…’’dediğimde yine bakmadı bizden tarafa.  Ellerimi Melahat teyzenin cansız yüzünden çektim. Aslan tam yanıma çöküverdi. Titreyen elindeki telefonu bana uzattı, hattın diğer tarafındaki kadın hala konuşuyordu.</strong></p>
<p><strong>‘’Beyefendi orda mısınız?’’</strong></p>
<p><strong>‘’Söyle onlara gelmesinler.’’dedi, bir çocuk gibi. Benden iki yaş büyük olan bu genç adam, beş yaşında bir oğlan çocuğuna dönüşmüştü. Omzuna dokundum ve bir saat önce tanıdığım, beni evine alıp karnımı doyuran bu kadın için hüngür hüngür ağlamaya başladım. Aslan, anneannesinin omzuna koydu başını ve canı çıkıyormuş gibi ağladı. Biri ölünce, hep kalanlar canı çıkan onlarmış gibi ağlarlardı. Canlarının canı çıkıp gittiğindendi sanırım. Aslan, kokuyla, pişmanlıkla ve üzüntüyle bir bana bir anneannesinin cansız vücuduna bakıyordu. İçimde bir anda bir his oluştu. Tüm bu olanlardan ben sorumluymuşum gibi hissetmeye ve bu hissin beni ele geçirmesine izin vermeye başlamıştım.</strong></p>
<p><em>İşte yine hiç olmamam gereken bir yerdeydim. Çok uzun bir süre Melahat teyzenin ölümünden suçluluk duyacak, kendime çok kızacak ve Aslan’a sonsuza dek borçlu hissedecektim kendimi. Hatta kendime olan bu öfkemi yine Okyanus’a bağlayacak, bir süre yine ona kızacak ve kendimi affedemediğim ve affedemeyeceğim için onu en sonunda affedecektim; üstelik Okyanus’un ruhu bile duymayacaktı tüm bunları. Omzumu bir yere çarpsam suçu ya babama ya Okyanus’ a atmaya devam edecektim çok uzun bir süre. Çünkü onları affetmek kendimi affetmekten çok daha kolaydı. Onları affetmek, nefes almak kadar kolaydı.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Ambulans yirmi dakikanın sonunda gelmiş, Aslan anneannesin uzun süre bırakamamış, ben ağlamaya devam etmiştim. Çığlık kıyamet en sonunda Melahat teyzeyi cenaze için götürmüşlerdi. Aslan’la kapının önüne, kaldırıma çökmüştük. İkimizin de ağlayışları sessiz hıçkırıklara dönüşmüştü. Mahalledeki komşular geldiğinde Aslan tüm öfkesini onlara kusmuş ve onları da uzaklaştırmıştı çevremizden. Bana hiç sesini çıkarmıyor, yokmuşum gibi davranıyordu. Ne kadar orada öyle sessizce oturduk hatırlamıyordum bile. Hava kararmış ve sokak lambaları yanmıştı. Soğuk tenime işliyordu.</strong></p>
<p><strong>‘’Üşüyeceksin, içeri girelim.’’dediğimde bana kızıl gözlerini dikerek baktı. Omuz silkti ve gözlerinden bir iki damla yaş daha aktı gitti. Mahvolmuştu. Mahvolmuştum. Ben de çok yakın bir zamanda amcamı kaybetmiştim. Onunla aramda çok da özel bir bağ vardı. O ana kadar hiç düşünmemeye çalışmış bazense odalara kapatmıştım kendimi. Hayat nasıl da acımadan devam etmişti oysa. Hiç kabullenemiyordum.</strong></p>
<p><em>Hiç kabullenememiştim onun öldüğünü. Hiç kabullenememiştim hala yaşayabiliyor oluşumu. Hatta herkese içten içe kızıyordum, nasıl da utanmadan devam ediyorlar diye. Sonra onları da affediyordum, ne yapsınlar başka çareleri mi var sanki, diye. Ama kendime hala yaşayabildiğim için öfke doluydum.</em></p>
<p><em> O ölmüştü, ben hala pencere kenarında nefes alıyor onun evini gözlüyordum.</em></p>
<p><em>O ölmüştü, ben hala yaşıyordum. Hiç affedemedim ne geçen zamanı, ne hayatı ne de kendimi. </em></p>
<p><em>Sanki bana seslenecekti yine ve ben gidip ona kahvaltı hazırlayacaktım. O, sırayla ve yavaş yavaş yemeğini yerken ben, ona sodalı suyunu hazır edecektim yine. </em></p>
<p><em>Ama amcam öldü. Sessizce ve çok kalabalık bir aile olsak da kimsesizce öldü. </em></p>
<p><em>Onun ölümü benim hayatımı değiştiren ender anlardan biri olmuştu. Birinin ölme olasılığı bile beni çok korkutmaya başlamıştı. Ailem Antalya da yaşıyordu ve ben o ölümden sonra her hafta sonu Antalya’ya gitmeye başlamıştım. Sanki bir an uzaklaşsam birine bir şey olacaktı. Bu his büyüdü benimle birlikte, çoğu zamanda ele geçirdi beni. Babamın malum durumundan ötürü zaten bir panikle yaşayan ben bu kez İzmirdeyken bile babamın geliş saatinde onu aramaya başlamış, eve biraz geç gelse bütün kötü düşüncelerin kıyametim olmasına izin vermiştim. İzmirdeyken bile Antalya’yı ayağı kaldırıyordum. En çok yıpranan annem oluyordu. O olmasa ne yaparım hala bilmiyorum… Amcamın ölümü hayatımda yepyeni ve hiç hoşlanmadığım hem bana hem çevremdekilere zarar veren bir boyut kazandırmıştı bana. O ölümden sonra tekrar tekrar yaşadığımız babamın hatalarını daha da kolay affeder olmuştum. Artık yalnızca babamın kumarbazlığından ve alkolikliğinden, bunun bizi her seferinde alaşağı etmesinden korkmuyordum; artık ölümden de korkuyordum. Beni kahretmişti. Ölümle ilk kez amcam sayesinde tanışmıştım böylece ve dönülmez bir girdaba da böyle sürüklenmiştim. Bu iki korkunç his beni dibe götürecek ve yapayalnız bırakacaktı. Hiç atlatamazmışım gibi geliyordu o zamanlar, hiç mi hiç yenemezmişim gibi. Sonra… İşte sonra bir şeyler olacaktı ve ben tüm bunlarla hatta çok daha fazlasıyla yaşamayı öğrenecektim. Kafama vura vura öğretecekti hayat bana bunu. Beni yerlerde sürükleyerek, bir okyanusta boğarak ve çöllerde susuz bırakarak öğretecekti. Sonra mı? </em></p>
<p><em>Sonrası beklemekle geçecekti; her şeyi ve hiçbir şeyi.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Hiç tereddüt etmeden yanına sokuldum ve kolumu omzuna doğru atıp ona sarıldım. Aslan sarsılarak ağladı.</strong></p>
<p><strong>‘’Benim yüzümden…’’On dakika boyunca söylediği tek şey bu olmuştu.</strong></p>
<p><strong>Sonrasında İdil ve arkadaşı Yağız arabayla İzmir’den gelmişler olanlar karşısında şok içinde kalmışlardı. İdil o kadar üzülmüştü ki, benim Aydın’da ne bok yediğimi sormayı bile unutmuştu. </strong><em>Çok şükür…</em><strong> Yağız, İdil ve ben cenaze ve defin işlemleri bitene kadar Aslan’ın yanından bir an olsun ayrılmamıştık. </strong></p>
<p><em>Ne tuhaf… Aydın’da kalmamak için bir kadının evine sığınmıştım ve arkadaşımın beni gelip İzmir’ e götürmesini beklerken, hiç hesapta olmayan bir şey olmuş, beni evine alan kadın bana benden büyük torununu emanet ederek ölmüş ve ben yine birkaç gün Aydın da kalmak durumunda kalmıştım. Zaten her zaman, hiç hesapta olmayan şeyler kaderimizin yolunu belirlerdi.</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İdil ve Yağız gelince Aslan kendini, sanırım ilk beni tanıdığı için, daha yakın hissetmişti bana. Dayısına haber vermiştik Aslan’ın dayısı da çok üzülmüş ve kahrolmuştu. En yakın on beş gün içinde Türkiye’ye gelebileceğini söylemişti. Aslan’ın dayısının adı İlyas’tı. İlyas abinin numarasını almış ve onu aramış Aslan’ın durumu hakkında konuşmuştum. Hiçbir akrabalarının olmadığını, Aslan’ın da asla yaşadığı ülkeye gelmeyeceğini ama bir şekilde tedavi olmasını istediğini söylemişti İlyas abi bana. Hatta Türkiye’ye döndüğünde onu bir hastaneye yatıracağını da anlatmıştı. Bunu duyduğum an kendimi çok kötü hissetmiştim, Aslan evlere bile sığamıyordu anneannesinin anlattığına göre. Bir hastaneye yatsa kafayı yerdi. Onun ev ortamına ihtiyacı vardı bana kalırsa. Abis Derneği’nde birkaç kez böyle insanlara yardım ettiğimizden sürecin ve duygu durumların nasıl olduğu hakkında az çok fikrim vardı. Aklımda ilk andan beri var olan teklifi İlyas abiye sundum. Evimin bulunduğu bahçede tek odalı, eskiden ailem de İzmir de yaşıyorken benim ders çalışmam için yapılan kulübe tarzı bir ev vardı. İçerisinde banyosu ve tuvaleti, minik bir mutfağı da vardı. Ailem Antalya’ya taşınma durumunda kalınca ben eve geçmiştim, o tek odalı ev de boş kalmıştı. Hala dayalı döşeli duruyordu. Aslan oraya yerleşse ve tedavisi boyunca yanında olsam, diye düşünüyordum. Görevli olduğum Abis Derneği’nden de yardım alarak Aslan’ı topluma ve kendisine geri kazandırabileceğimize yürekten inanıyordum. Vicdanım onu bu şekilde yapayalnız bırakmaktan yana değildi. Kalbim bundan yana değildi. Aslan her ne kadar benden büyük olsa da, yardıma muhtaç bir çocuk gibiydi. Ve anneannesi onu bana, hiç tanımadığı bu kıza emanet etmişti. İlyas abiyi neredeyse bir saat buna ikna etmeye çalışmıştım. İlyas abi en sonunda kabul etmişti ve Türkiye’ye döndüğünde her şeyi konuşacağını da söylemişti ve sayamadığım kadar da teşekkür etmişti bana. </strong></p>
<p><em>Orada olduğum için bana teşekkür etmişti; ben kendimi orada olduğum için suçlarken. O kargaşa da anlayamamıştım, şimdi yeniden düşününce anlıyorum bunu seneler sonra. O an benim için orada olmak kabus gibi olsa da bir başkası için şükür edecek kadar çok şey ifade ediyordu.</em></p>
<p><em>Hayat, her şeye rağmen devam edebilecek kadar gamsız bir adam gibi olmasının yanında bir de oldukça görecelidir.</em></p>
<p><em> Hayat ne kadar da göreceliymiş, bunu yaşadığımda öğrendim.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Zor olanı başarmış, İlyas abiyi ikna edebilmiştim. Sıra imkansız gibi görünende yani Aslan’daydı. Utana sıkıla, çekinerek yanına gittim. Cesur olmalıydım. İki gündür burada, bu evde kalıyorduk dördümüz. Aslan hiç konuşmuyordu. Çok düşünceliydi ve de çok üzgün. İdil her soru sorduğunda ondan kaçıyordum. Birkaç gelen giden olmuştu korka korka. Aslan, ilk anın aksine onları sakince karşılaşmıştı. Titremeleri de hala durmamıştı. Ben de ona yardımcı olmuştum gelenleri karşılamak konusunda. İçin içinden çıkarken, misafir karşılamak ne de zordu oysa. Aslan’ı çok iyi anlıyordum. İdil ve Yağız birazdan İzmir’e yola çıkacağımız için arabaya gitmişlerdi. Aslan onlara utana sıkıla teşekkür etmişti. Benimse onu almadan buradan gitmeye niyetim yoktu. Ama hiç beklediğim gibi olmadı. Aslan, önüne gelen bu teklifi tereddüt dahi etmeden kabul etti.</strong></p>
<p><strong>‘’Tedavi olmak istiyorum, anneannem de bunu isterdi… Ama sana yük de olamam.’’demişti. Sağlam olan elimle, titremeye devam eden sıcacık elini tuttum Aslan’ın. İyileşmek onun için farz olmuştu artık.</strong></p>
<p><strong>‘’Sen benden büyük olabilirsin ama bana emanetsin. Anneannenin vardır bir bildiği, değil mi? Bana yük olmayacaksın. İyi olman için ben ve ekip arkadaşlarım ilgileneceğiz seninle. Ben onlarla da konuştum. İzmir de herkes seni bekliyor. Hem İzmir, herkese koşulsuz şartsız sahip çıkar…’’ Elimi omzuna götürüp sıvazladım. Aslan yere bakıyordu. Devam ettim konuşmaya.</strong></p>
<p><strong>‘’Aslan, iyileşmek zorundasın ve en azından bu süreçte yalnız olmamaya, bana ihtiyacın var.  İstersen kapıdan yemek bırakır giderim, seni hastaneye gitmediğin sürece de hiç rahatsız etmem… Dayın bile kabul etti. Bu gurur yapılacak bir durum değil. Ben anneannenin son isteği bu olmasaydı da seni burada, bu şekilde bırakmazdım. Çok düşündüm… Yemin ederim bırakmazdım…’’</strong></p>
<p><strong>Aslan kızıl gözlerini bana dikti. Gözlerinden bir sürü duygu geçmişti.</strong></p>
<p><strong>‘’Vardır bir nedeni senin bu sokağa sürükleyen Allah’ın.’’ Dedi, sonra birkaç adım geri attı. Ona, beklentiyle bakıyordum.</strong></p>
<p><strong>‘’Ben eşyalarımı alayım… Bir de para kartını bulayım.’’</strong></p>
<p><strong>Dolu dolu olan gözlerim günler sonra gülmüştü. Başımı hızla, onu onaylarcasına sallamıştım.</strong></p>
<p><em>O akşam Aslan yepyeni bir hayata başladığının farkındaydı bense bundan çok uzaktaydım. Bilmiyordum ve tahmin dahi edemezdim olacakları. O an kendi dertlerimi, Okyanus’un beni de içine alan gizemini unutmuş, doğruyu söylemek gerekirse göz ardı etmiş yalnızca Aslan’a odaklanmıştım. Melahat teyzenin ağzından çıkan o söz, kaderin ağlarına tutunuyor, Aslan’ı iyileşmeye, beni de Okyanus’a doğru sürüklüyordu. En ufak fikrim dahi yoktu.</em></p>
<p><em>Hiç hesapta yokken bir şarkı çalmıştı İzmir’e dönerken, hatırlıyorum. Ve hiç hesapta yokken o şarkı geleceğimi bana anlattı durdu yol boyunca. O şarkıyı anımsadığımda ellerim hala buz keser, tıpkı şimdi de olduğu gibi.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>*</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Eve döndüğümüzde İdil ve Yağız gitmişti. Yarın Pazartesiydi ve okuldan sonra Aslan için Abis Derneği’ne gidecektik. Ben ve Aslan kalmıştık. Anahtarla küçük evin kapısını açtım.</strong></p>
<p><strong>‘’Yeni evine hoş geldin.’’dedim, içeri girerken. O da tereddüt ederek yeni evine adım attı. Sırt çantasını koltuğun üzerine bıraktı. Odanın içindeki diğer kapıyı açtım. </strong></p>
<p><strong>‘’Burası banyo. İçeride hala hiç kullanılmamış, sabunlar ve şampuanlar var. Kullanırsın onları.’’ Aslan başını sallamakla yetindi. Çok mahcup gözüküyordu. Elimel karşıyı işaret ederek,</strong></p>
<p><strong>‘’Burası da minik bir mutfak işte istersen burada yemeğini kendin pişirirsin, zaten sabahları ben okulda oluyorum, derneğin işleriydi derken bir akşamları evdeyim. Ya da yalnız olmak istemiyorsan akşam yemeklerini birlikte yeriz… Sen nasıl istersen yeter ki rahat et.’’ Hızla buzdolabına yöneldim. İçine gelirken aldığımız abur cuburları yerleştirdim. Aslan, hala çok sessizdi. Daha da kendinde gözüküyordu ama acısı yüzünden okunuyordu. Pencereyi açtım, penceresi hemen benim evime bakıyordu. Aynı bahçedeydik evlerimizin arasında on metre ya vardı ya yoktu.</strong></p>
<p><strong>‘’Burası da benim evim. Bir şeye ihtiyacın olursa…’’diye söze başlamıştım ama Aslan da o an sessizliğini bozmuştu.</strong></p>
<p><strong>‘’Yankı Hera…’’ İki ismimle bana aynı anda seslenen tek kişi olmuştu Aslan. İdil bazen Yankı bazen Hera diyordu. Ondan duymuştu, yoksa ismimi sormamıştı bile. Sanırım ne söyleyeceğine karar veremediğinden ikisini birden söylemişti o da. Duraksaması kısa sürdü ve devam etti konuşmaya.</strong></p>
<p><strong>‘’Sen üzerimden kilitle kapıyı, keskin ne varsa da al götür bu evden.’’</strong></p>
<p><strong>Kendisine güvenemiyordu. Dudaklarımı bükerek derin bir nefes aldım. Onun bu hali beni bile paramparça ediyordu. Hala ayakta duruyordu. Ben de öyle. Yanına gittim.</strong></p>
<p><strong>‘’Ben yarın sabah sana kahvaltılık getiririm sonra üzerinden kilitler giderim seni… Zaten son sınıf olduğum için yoklama sıkıntısı çekmiyoruz. Erkenden gelip, seni derneğe götüreceğim. Sonra tedavin için ilk adımları atmış olacağız…’’ Başını sallarken ben de mutfakta keskin ne varsa toplamaya başladım tek elimle. Sırtım ona dönüktü. Aklımdan ve kalbimden binbir türlü şey geçiyordu.</strong></p>
<p><strong>‘’Yankı umarım seni zor duruma sokmam… Yemin ederim tek amacım, tek hayalim iyileşebilmek bu andan sonra… Bana… İ…’’</strong></p>
<p><strong>‘’Sana inanıyorum ve başaracağını da biliyorum. En çok kendin için.’’</strong></p>
<p><strong>Başını sallamakla yetindi. Kapıya doğru ilerledim.</strong></p>
<p><strong>‘’Sıcak bir duş al sonra dinlen bol bol. Bir şey olursa da numaramı biliyorsun, kaydettik ya gelirken. En olmadı pencereden seslen hemen gelirim ben.’’ Kapıyı açıp tam çıkacakken,</strong></p>
<p><strong>‘’Sağ ol Yankı Hera.’’dedi,</strong></p>
<p><strong>‘’Sen sağ ol Aslan.’’dedim ve kapıyı kilitleyerek hemen kendi evime gittim, büyük bir düşünce balonuyla.</strong></p>
<p><strong>*</strong></p>
<p><strong>İki hafta.</strong></p>
<p><strong>Tam iki hafta geçmişti tüm yaşananların üzerinden. Aslan bazı günler beni çok zorluyordu, bazen kendine de zarar veriyordu ama son günlerde bu daha da iyiye gitmeye başlamıştı. Başlamıştı ama ben hala diken üzerindeydim. Daha iyi anlaşmaya, daha fazla iletişim kurmaya başlamıştık. Üstelik yalnız da değildim. İdil ve Defne sürekli bana geliyorlar ve Aslan’la onlarda arkadaşlık ediyorlardı. Hatta birkaç kez İdil’in çok yakın arkadaşı Yağız da gelmiş, Aslan’la çok da iyi anlaşmışlardı. Bu iki haftalık sürede resmen beşli bir grup olmuştuk ve her şeyi beraber yapmaya da başlamıştık. Alçımın çıkacağı gün, ben, Aslan, İdil, Defne ve Yağız benim evimde toplanmış, hep birlikte komedi filmi izlemeye karar vermiştik. Kızlar mutfakta bir şeyler hazırlarken, Yağız ve Aslan oturmuş bir müzik hakkında birbirlerine yorum yapıyorlardı. Aslan’ı daha iyi görmek benim için büyük bir mutluluktu. Her şey yolundaymış gibiydi, zaten iki gün sonra İlyas abi de gelecekti. </strong></p>
<p><strong>İçimde halledemediğim, aşamadığım hissin adı Okyanus’tu.</strong></p>
<p><strong>O günden sonra onu ne görmüş ne de duymuştum. Son bir ayda başıma gelen olayları düşünmeden edemiyordum. Okyanus’la tanışmam bile beni bu  noktaya getirdiyse onun hayatında olmak kim bilir beni nerelere götürürdü. Bir anda, küçücük bir olay beni buralara getirmişti. Hiç tanımadığım bir adam tarafından evime kadar takip edilmiş, kolumu kırmış, rastgele önüme çıkan adamla başka bir şehre gitmeye mecbur kalmış, orada birinin kollarımda ölüşüne şahit olmuştum ve şimdi de o ölen kişinin torununu tedavi ettirmeye çalışıyordum. Ne garipti bu hayat. Bir anda, her şey alt üst olabiliyordu.</strong></p>
<p><strong>‘’Şşşş, gitti bizim kız. Alooooo!’’ diye bağırdı İdil. Daldığım yerden çıkardım bakışlarımı.</strong></p>
<p><strong>‘’Benim alçıyı çıkartmaya gitmem lazım.’’</strong></p>
<p><strong>Defne bir an baktı, varlığını bile unutmuşa benziyordu alçının.</strong></p>
<p><strong>‘’Geleyim seninle.’’dedi ben de başımı hayır anlamında salladım,</strong></p>
<p><strong>‘’Ben bir saatin içinde gelirim. Siz bakın keyfinize. Aslan şimdilik iyi ama yanında durmalısınız, size emanet.</strong></p>
<p><strong>İdil,</strong></p>
<p><strong>‘’Takma kafana. Git kurtul şundan.’’dedi, elindeki bıçakla alçımı işaret ederek. Akşam için yiyecek bir şeyler hazırlıyorlardı. </strong></p>
<p><em>Kurtul, diyivermişti İdil. Keşke kurtulmak bir alçıyı çıkarmak kadar kolay olsaydı.</em></p>
<p><strong>‘’Kurtulacağım.’’dedim ve ekledim, ‘’Akşama dönmüş olurum.’’</strong></p>
<p><strong>Üzerime ceketimi giyerken Aslan ve Yağız bana döndü,</strong></p>
<p><strong>‘’Görüşürüz, adamlarım!’’ dedim asker selamı verirken. İkisi de gülüp bana el sallamıştı. Onlara adamlarım diye hitap etmek hoşuma gidiyordu. Artık bir anımız bile ayrı geçmediğinden ileri derecede bir samimiyetin de temelleri böylece atılmıştı. </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Hastaneye giderken çok düşünmüş, kendimi çokça kez vazgeçirmeye çalışsam da her zaman olduğu gibi kalbimin sesine yenik düşmüş ve kendimi Okyanus’la tanıştığım ilk yere giderken bulmuştum. Derneğin gecesinin kutlandığı yerin sokağına geldiğimde etrafa baktım. Sormam gereken sorular vardı. Almam gereken cevaplar. Hatta hepsi bir kenara dursun, karşısına geçip,</strong></p>
<p><strong>‘’Bak iki hafta geçti, bak hala nasıl da yaşıyorum.’’diyebilmek istiyordum. Hatta ona bir de diyecektim ki, ‘’Şimdi bu alçıdan da </strong><em>kurtulacağım.</em><strong> Hiçbir şeyim kalmayacak. İzmir’deyim bak, her şey harika.’’</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>Ben kendimden emin bir şekilde o mekana doğru ilerlerken, hayat bana öyle bir tokat atacaktı ki… Kendimi Okyanus’un avuçları içinde bulacaktım.</em></p>
<p><strong>Dalgın ama bir o kadar da kendinden emin adımlarla, hatta farkında dahi olmadan başım dik bir şekilde yürüyordum. Mekanın ahşap kapısına doğru yaklaşırken birden biri önümü kesti.</strong></p>
<p><strong>‘’Merhaba. Bir şey sorabilir miyim?’’ Orta boylarda, saçları üç numara olan ve kopkoyu mavi gözleri olan bir adamdı. Gülümsemeye çalışarak,</strong></p>
<p><strong>‘’Buyurun, tabii.’’diye yanıtladım.</strong></p>
<p><strong>‘’Benim Şirinyer’e gitmem gerekiyor da… Yeniyim buralarda nasıl gideceğim?’’</strong></p>
<p><strong>Bahsettiği yer bulunduğumuz yere oldukça uzaktı. Etrafıma bakındım ve ona en kısa yolu tarif ettim.</strong></p>
<p><strong>‘’Sanırım aracınız yok. Karşıyaka Çarşısı’nı biliyor musunuz?’’ Başını olumlu anlamda salladı. Devam ettim, ‘’Güzel. Buradan bir yirmi dakika yürürseniz oraya ulaşırsınız. Çarşının sonunda İzban var. Tabii önce İzban’a binmek için kart almanız gerekiyor, yan taraftaki tekellerde satılıyordur mutlaka. İzban’a binerseniz hem daha kısa sürede hem de daha kolay şekilde gidersiniz Şirinyer’e. Yarım saate varırsınız.’’</strong></p>
<p><strong>‘’Sağ olun.’’dedi, gri kapüşonunu başına geçirerek ve kalın dudakları arasından bembeyaz dişlerini göstererek. Cevabımı beklemeden ilerledi. Bende birkaç adım sonra mekanın kapısındaydım.</strong></p>
<p><strong>Merdivenleri tırmanırken kalbim ağzımda atıyordu ve sanki söyleyeceğim her şey uçup gitmişti. Orada olduğunu biliyordum. Bilmekten de öte </strong><em>hissediyordum.</em><strong> Son basamağı da çıktığımda içerisi yine bomboştu. Tanıdık bir müzik çalıyordu içeride. Ortam loş olduğundan ilerliyordum yalnızca. Garson bile yoktu. Şarkının sözlerini algılamaya başladığımda, bu şarkının Aydın’dan gelirken çalan şarkı olduğunu anladım ve içimde ismini koyamadığım bir his oluştu. İçimdeki heyecanı bastırmıştı bu his. Acı değildi, sızı değildi. Korkuyla harmanlanmış bir histi bu sanki. Adını koyamadım.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>O hissin adı ne hala bilmem. Çok isim taktım, çok isim bulmaya çalıştım ama bir türlü konduramadım hiç birini.</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>İşte <em>oradaydı.</em></strong></p>
<p><strong>En köşede oturmuş, öylece önündeki kağıtlara bakıyor ve sigarasını içiyordu. Geldiğimi fark etmeyecek kadar dalgındı. Tam üzerine vuran sarı ışık onu ve onunla birlikte önündeki kağıtları da aydınlatıyordu. Ben yürüyordum, o hala beni görmüyordu.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>Ben, o zaman ona yürürken, ruhuma ve kalbime ince ince sızılar işleniyordu. Onunla geçirdiğimiz süre boyunca ona hep yürüdüm durdum ama o’na hiç ulaşamadım. Olaylar ve hisler üst üste binecek ve o’nun kapısını her çalışımda hiç açılmayacak ve ellerim buna her defasında kırılacaktı. Aslında bu görüşümde onu biliyordum. O, en başımızdan sonumuzu hazırlamıştı, hatta sonumuzu hazırlamak o’na bile kalmamıştı. Bunu hissettiğimden midir, bilinmez o’ndan binlerce kez gidecek, bambaşka yollara sapacak ama her yolun sonunun da o’na çıkmasına yenilip duracaktım. O hiç kıpırdamayacak, hiç gelmeyecekti. Diyorum ya, ben o’ndan gerçekten gitmeyi başarana dek bin kere gidecektim; bir şekilde de ona geri gelecektim. Belki de o’na her zaman geleceğimden, hayatın onun yanında olduğundan adından daha çok emin olduğundan kımıldayamıyordu, bilmiyorum. Ama her ikimizin de o zamanlar bilmediği bir şey vardı; Hayat ikimizden yana da çıkmayacaktı. Öyle bir kaderdi ki bu, o daha onunla yeni tanıştığımda bile gitmişti benden. Başkalarının geçmiş hataları üzerimizden oynanacak, ömürlerce fark edemeyecektik bunu. </em></p>
<p><em>Fark ettiğimizde ne mi olacaktı?</em></p>
<p><em>Her şey ve hiçbir şey.</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İçim titrerken başım dimdik ona doğru yürüyordum. Bu sırada yanımdan rüzgar gibi biri geçip benden önce Okyanus’a ulaştı. Elinde bir fincan kahve vardı ve masasına bıraktı ve ona sessizce bir şeyler söyledi. Okyanus, önce masasına konan fincana baktı sonra karşısındaki kumral kıza. Kıza bir şey söyledi, bir kağıt parçasına bir şeyler karalayıp uzattı ve ayağı kalktı. Artık aramızda çok az bir mesafe vardı,</strong></p>
<p><strong>‘’En çok o çocukla ilgilenilmesini istiyorum. Herkese yaptığımızın on kat daha fazlası yani.’’</strong></p>
<p><strong>Bu sözleri söyledikten sonra gümüş gözleri beni buldu. Kaşları havalandı, saklayamadığı bir şaşkınlık geçti yüzünden ama toparladı hemen kendini. </strong></p>
<p><strong>‘’Bu kadardı Diyar, gidebilirsin.’’dedi, kız başını sallayarak ve yanımdan yine rüzgar gibi geçerek gitti. Koyu renk, boğazlı bir kazak vardı Okyanus’un üzerinde. Saçları dağılmıştı. Bana doğru bir adım atmadı, olduğu yerde öylece </strong><em>durdu.</em><strong> Bense birkaç adım atarak aramızdaki mesafeyi neredeyse sıfıra indirdim. Çok kısa bir süre birbirimize baktık. Sessizliği bozan o olmuştu, yukarıdan bana ifadesizce bakıyordu, bense başım dik bir şekilde koca gözlerimi onun gümüşlerine dikmiş bekliyordum ağzından çıkacak sözleri.</strong></p>
<p><strong>‘’Gelmeni beklemiyordum.’’dedi, gözlerime bakmaya devam ederken.</strong></p>
<p><strong>Hiç düşünmeden, ‘’Ben de.’’diyiverdim. Sonra </strong><em>geriye</em><strong> doğru bir iki adım attım.</strong></p>
<p><em>O’na gelmek ve o’ndan gitmek, ilk andan beri bu araftan ibarettim.</em></p>
<p><strong>Yutkundum sertçe ve anlamsızca gözlerim doldu. Öfkeyle konuşmaya başladım,</strong></p>
<p><strong>‘’Yaşadığımı gör diye geldim. Nasıl da eskiye döndüğümü… Gör diye. Şimdi de buradan hemen çıktığımda bu alçıdan da </strong><em>kurtulacağım.</em><strong>’’dedim, elimi kaldırarak. Kaşları çatılmış, öylece bana bakıyordu. Bir şey demesini ve onunla kavga etmeyi istiyordum. Ben aniden duraklayınca aniden cevap verdi bana,</strong></p>
<p><strong>‘’Kurtulacağın tek şey alçı değilmiş, anladım.’’</strong></p>
<p><strong>Söylediği karşısında, dolu olan gözlerimi faltaşı gibi açarak ona baktım ve kafamı hafifçe sağa doğru kaldırdım.</strong></p>
<p><em>Kurtulmayı dilediğim tek şey alçı değildi, bana hissettirdiği değersizlik beni ömürlerce kırgın bırakacaktı ona. Fakat bu yalnızca en küçük kırgınlığım olacaktı ona. Kalbim asla alçı tutmuyor hala.</em></p>
<p><strong> Böyle söylemesi, daha doğrusu bu kadar kolay anlamış olması beni daha da öfkelendirmişti. Ona her şeyi anlatmak, yükü onun omuzlarına salmak istedim bir an,</strong></p>
<p><strong>‘’Her şey…’’Sonra vazgeçip arkamı döndüm, sözlerimi yarım bırakıp gidiyordum. </strong><em>Yine.</em></p>
<p><strong>‘’Her şey ne?’’dedi, sakin bir ses tonuyla. Ona bakmadan ve omuz silkerek yanıtladım.</strong></p>
<p><strong>‘’</strong><em>Hiçbir şey.’’ </em><strong> Merdivenlere geldiğimde aşağı inmeden önce ona son kez baktım.</strong></p>
<p><strong>‘’Bir daha çıkmam karşıma. Sen de çıkma.’’dedim, o da kaşlarını havya kaldırarak,</strong></p>
<p><strong>‘’Şüpheliyim.’’dedi, ona yeniden öfkeyle baktım ve yönümü değiştirip hızlıca ve öfkeyle ona doğru ilerledim. </strong><em>Yeniden.</em></p>
<p><strong>Göğsüne ve koluna sertçe vurmaya başladım sağlam olan kolumla.</strong></p>
<p><strong>‘’Ben senin oyununun bir parçası değildim, değilim ve asla olmayacağım. Film mi çeviriyoruz, ne bu?’’ Okyanus hala olduğu yerdeydi ve kımıldamıyordu.</strong></p>
<p><strong>Vurmalarım bitince ona baktım.</strong></p>
<p><strong>‘’Değilsin, ortada artık bir oyun da yok. Öfkeni böyle çıkaracaksan buyur, vurmaya devam et.’’</strong></p>
<p><strong>Çenemi sıktım ve onu var gücümle itmeye çalıştım.</strong></p>
<p><strong>‘’O zaman ne bok vardı da Aydın’a geldim ben? Neler olduğunu bir bilsen…’’</strong></p>
<p><strong>Beni, onu ittiğim kolumdan tuttu yavaşça.</strong></p>
<p><strong>‘’Her şeyin eskisi gibi olduğunu söylemiştin. Yine kendin itiraf ettin her şeyin değiştiğini.’’</strong></p>
<p><strong>Tekrar yutkundum bu kez öfkeyle değil, acıyla bakıyordum ona. Devam etti sanki bir gün karşısına çıkacağımdan eminmiş gibi hazırlamıştı tüm konuşmasını ama bu kadar erken beklemiyordu. Sesi de gittikçe yükselmekteydi.</strong></p>
<p><strong>‘’İstediğin gibi olsun, Hera. Sen yine evinde dur. Eskisi gibi yaşa. <em>Olmamışım </em>gibi davran, <em>olmamış gibi</em> davran. Hiçbir şey kolunun kırıldığını, kapının önüne kadar herifin teki tarafından takip edildiğin gerçeğini değiştiremeyecek, biliyorsun değil mi? Bilmediğin tek şey, durumun ciddiyeti. Bugüne kadar hiç yalnız dışarı çıktın mı? Bi’ cevap versene.’’</strong></p>
<p><strong>Çıkmamıştım. Yanımda ya Aslan ya İdil ya da diğerlerinden biri vardı mutlaka ama şimdi anlamıştım. Okyanus bir şekilde ben onu görmesem de etrafımdaydı. Sessizce halletmişti ne varsa, belki hala hallediyordu. Farkına vardığım şeyle gerçek ilk tokadını atmıştı bana. Gözlerimi yere indirdim,</strong></p>
<p><strong>‘’Çıkmadım.’’dedim ona bakamıyordum artık.</strong></p>
<p><strong>‘’Haklısın.’’dedi, elini kolumdan çekerken. ‘’Bu klasik bir film değil ya da bir oyun değil. Karşılaşmamız gerekiyordu, karşılaştık. Olması gerekiyordu, oldu. Sen kendine iyi bak, ben karşına çıkmamaya çalışarak hallederim her şeyi.’’</strong></p>
<p><strong>Kuruyan dudaklarımı ıslattım,</strong></p>
<p><strong>‘’Çıkmazsın da.’’dedim, pürüzlü sesimle.</strong></p>
<p><strong>Başını salladı,</strong></p>
<p><strong>‘’Çıkmam, evet ama bilirsin sen de… Bilirsin, yolunun benden geçip bana çıktığını. Sana en başında da söyledim artık ne senin ne de benim hayatım eskisi gibi olacak. Buraya gelmekle de hata ettin üstelik.’’</strong></p>
<p><strong>Başımı dikleştirdim.</strong></p>
<p><strong>‘’Halletmene gerek yok. O yolları yak gitsin.’’</strong></p>
<p><strong>Ne söyleyeceğini dinlemeden, kulaklarımda yüksek sesle söylediği öfkeli kelimeleri çınlarken koşarak aşağıya indim. Ahşap kapıyı iterek çıktığımda rüzgar saçlarımın arasına dalmıştı. Nefes nefeseydim hızlıca yürümeye devam ettim. Dilim damağım kurumuştu. Ne bekleyerek oraya, onun yanına gitmiştim, bilmiyordum. Etrafıma bakınarak, korka korka yürüyordum artık. Demek ne çok şey olmuştu da Okyanus kendi tabiriyle halletmişti. Gelecek, bulanık bir suydu artık benim için.</strong></p>
<p><em>Bizim için de.</em></p>
<p><strong>Su içme ihtiyacıyla dolup taşıyordum. Kalbimde büyük bir yangın çıkmıştı, hissediyordum. Serçeler tepemde uçuşuyor, hava gittikçe kararıyor ve gök ağlamaya hazırlanıyordu. </strong></p>
<p><em>Hala anlayamıyordum o zaman, neden hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını. Durduk yere cebime bir madde yerleştirilmiş, o küçücük poşet birçok olaya sebep olmuştu ama hala olayın ve kişilerin hayatımı yerinden edecek büyüklükte olduğunu kavrayamıyordum. Bu zamana kadar anlattığım insanlar da, buraya kadar, tıpkı benim gibi hiçbir şeyi anlayamamıştı. Olay, Okyanus’un yanında olma hatam değilmiş meğer… Bizzat o’nun yanında olmam için planlanmış her şey. İkimizin ayrı yollardan, farklı acılara gebe şeklinde olan geçmişi bir noktada birleştirilmiş ve iş artık içinden çıkılmaz bir hal almış. Bunu şimdi böyle anlatabiliyorum ama olay basit bir poşetin getirdiği yerden çok çok uzakta son buldu. O minik poşet nedenimiz olmuş yalnızca. Ben hala nedenini merak ederken, Okyanus’un az da olsa fikri vardı zannımca. Bu yüzden, o ilk fark edendi bir şekilde yeniden yollarımızın denk geleceğini. Benim anlamam, ikimizin gerçekleri birleşince anca gerçekleşecekti. İkimizin de gerçeklerini birleştirecek ama yine yapbozun eksik parçasını bulamayacaktık uzun süre. </em></p>
<p><em>Bulunca ne mi olacaktı?</em></p>
<p><em>Hiçbir şey ve her şey.</em></p>
<p><strong>En yakındaki kafeye su almak için girivermiştim. O kadar hızlı yürümüştüm ki bu kafeye nasıl geldiğimi anlayamamıştım. Kafam, kalbim o kadar doluydu ki… Önümü göremez haldeydim. Suyumu almış, ücreti ödemek için sırada bekliyordum ki bir anda elektirikler kesildi. Etraf zifiri karanlığa bulandı. Sokak lambaları bile ışık yaymıyordu. Kafede bulunan herkesten şaşkınlık nidaları yükseliyordu. Suyu olduğum yere bırakıp çıkış yolunu bulmaya çalışıyordum, bu sırada herkes aynı şeyi yaptığından birbirimize çarpıyorduk. Hatta o karanlığın ortasında insanlar birbirleriyle kavga etmeye bile başlamıştı. Biri kolumdan çekti.</strong></p>
<p><strong>‘’Pardon.’’diyerek kolumu kurtarmaya çalıştım. </strong></p>
<p><strong>‘’Pardon beni yanınızdaki biriyle karıştırdınız sanırım.’’dedim, kurtulmaya çalışırken ama o her kimse beni hala sürüklüyordu zifiri karanlığın içinde. Elinden kurtulduğum an, boğazımda metal bir soğukluk hissettim. Korkuyla çığlık attım ama beni kimse duymadı. Kulağıma doğru sıcak bir nefes geldi ve konuştu,</strong></p>
<p><strong>‘’Sonunda yakalandın.’’dedi, fısıltıyla karışık olan kulağımdaki ses. Kalbim korkudan ve panikten ölecek kadar hızlı atıyordu. O kadar hızlı atıyordu ki, sanki bir daha hiç atmayacağını kabullenmişti. Çığlıklarım çaresizce devam ediyordu. Çırpınırken, o kişi her kimse daha da çok bastırıyordu bıçağı boynumdan enseme doğru. Ne olduysa o anda oldu. Cızırtıyla gelen büyük gürültüyle ışıklar bir anda yandı ve bazıları üzerimize doğru patladı. Eş zamanlı olarak sirenler çalmaya başladı. Üzerime doğru patlayan lambadan birkaç parça cam yanağımı kesmişti. Yüzümü buruşturarak boynumdan aniden çekilen bıçağa baktım. Sonra bir çift koyu mavi göz gördüm.</strong></p>
<p><strong>Onu hatırladım.</strong></p>
<p><strong>Bana yolu soran kişiydi bu.</strong></p>
<p><strong>‘’Bu burada bitmedi.’’dedi ve koşarak, herkes gibi bulunduğumuz yeri terk etti. Ben ani gelen bu şokla, ne yapacağımı bilemez bir şekilde etrafıma bakınırken yangın düğmesinde eli olan kişiyi gördüm. Sirenleri çaldıran kişiyi gördüm. Ama <em>ortada bir yangın yoktu.</em> <em>O’nunla</em> göz göze geldiğimiz an koşarak yanıma gelmeye başladı. Okyanus bana doğru koşarken, gözlerim tekrar karanlığa büründü ve olduğum yere yığıldım.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gözlerimi açtığımda, sıcaklık karşıladı beni. Etrafıma bakındım.</strong></p>
<p><strong>İlk gördüğüm şey bir çift gümüş rengi göz oldu.</strong></p>
<p><strong><em>O’nun gözleri.</em></strong></p>
<p><strong><em>Evdeydim.</em></strong></p>
<p><strong>Uzun süre sessizce bekledik. </strong></p>
<p><strong>‘’Neden <em>hallettin?’’</em>diye sordum. Gece üzerimize çökmüştü ve etrafı mavi bir gece lambası aydınlatıyordu. Okyanus gelmeseydi şimdi nerede ve ne konumda olurdum, bilmiyordum. Bu adını veremediğim acı artık içime işlemişti. Bu acı artık tenim gibi bana ait olmuştu. Bu acı sanki altıncı duyumdu.</strong></p>
<p><em>Adını koyamadığım acım, benimle birlikte senelerce büyüdü büyüdü. Tıpkı o an da hissettiğim gibi bir duyum haline geldi. Bazı günler yediğim yemek, içtiğim su, aldığım hava oldu. O an bunun beni nasıl ve neden sardığını anlayamazdım ama sonradan öğrendim. Şimdi tamamen biliyorum. İnsan kalu belada her şeyi bilir, dünyada unutur. Hisler hep kalır, unutulmaz yalnızca sizden saklanır.. Ben o zaman, yani her şeyin en başında bilmiyordum unuttuklarımı; ama hissediyordum.</em></p>
<p><em>Hissediyordum mahvolacağımı.</em></p>
<p><em>Hissediyordum; her şeyi ve hiçbir şeyi.</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Okyanus, oturduğu tekli koltuktan kalktı ve uzandığım koltuğun diğer ucuna oturdu. Uzamaya başlayan kirli sakallarını sıvazladı, dağınık saçlarından kemikli ve bembeyaz parmaklarını geçirdi.</strong></p>
<p><strong>‘’Hera.’’dedi, önce bana bakmadan yalnızca karşıdaki televizyonun siyah ekranına bakarak. Olduğum yerde oturur vaziyete geçtim ve kahverengi, yumuşak battaniyeyi ev sıcak olmasına rağmen üzerime doğru çektim.</strong></p>
<p><strong>Sonra gri gözleri benim kocaman ela gözlerimi buldu.</strong></p>
<p><strong>‘’Ben <em>halletmesem de</em></strong><em>, </em><strong>o yolu da yaksam, ayrı ayrı yeni bir yolda bulsak… Bir yerde yine… Biz seninle yine.’’</strong></p>
<p><strong>Sustu.</strong></p>
<p><strong>Kalbimin acısıyla yutkundum.</strong></p>
<p><strong>Derin bir nefes aldı ve cümlesini tamamladı.</strong></p>
<p><strong>‘’<em>Olmayan</em> bir yolda mecburuz yürümeye.’’</strong></p>
<p> </p>					</div>
						</div>
				</div>
						</div>
					</div>
		</div>
								</div>
					</div>
		</section>
									</div>
			</div>
					</div>
		 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/kimsesiz-3-bolum-olumun-en-yavas-ve-en-uzun-yolu/">Kimsesiz 3.Bölüm: ÖLÜMÜN EN YAVAŞ VE EN UZUN YOLU</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/kimsesiz-3-bolum-olumun-en-yavas-ve-en-uzun-yolu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4931</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Savaşçı &#8211; Doğan Cüceloğlu</title>
		<link>https://www.geceyim.com/savasci-dogan-cuceloglu/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/savasci-dogan-cuceloglu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beyza Çeltik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Dec 2020 13:00:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap İncelemesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=4831</guid>

					<description><![CDATA[<p>Arayış halinde olanlara, kendi kimliğini oluşturmaya adayanlara, ne istediğini bilmek isteyenlere, çabalayanlara ses olabilecek bir kitapla selam ederim. Öğretmenliği istediğim için seçtim lakin kendimi şu anda aciz , şaşkın hissediyorum, kaybolmuş gibiyim.. Neden kayboldum, ya da bu his nasıl gark oldu? Bu gibi düşünceler silsilesi tanıdık geliyor mu size? Evet siz de Arif öğretmen gibi &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/savasci-dogan-cuceloglu/"> <span class="screen-reader-text">Savaşçı &#8211; Doğan Cüceloğlu</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/savasci-dogan-cuceloglu/">Savaşçı &#8211; Doğan Cüceloğlu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arayış
halinde olanlara, kendi kimliğini oluşturmaya adayanlara, ne istediğini bilmek
isteyenlere, çabalayanlara ses olabilecek bir kitapla selam ederim. <o:p></o:p></p><p>Öğretmenliği
istediğim için seçtim lakin kendimi şu anda aciz , şaşkın hissediyorum,
kaybolmuş gibiyim.. Neden kayboldum, ya da bu his nasıl gark oldu? Bu gibi
düşünceler silsilesi tanıdık geliyor mu size? Evet siz de Arif öğretmen gibi
arayış içindesiniz o vakit.. Kaybolmanın kelime kökeni gaib- kayb dan gelir,
Arapça kökenlidir. ‘’’Ortadan kalkıp ne olduğu bilinmez olmak.’’ Bilinmezlik
diyarı, yolu şaşırma hali, kendimize el uzatmanın vaktinin gelişi..&nbsp; Arif Bey kaybolmuşluk hissiyle Doğan Bey’in
yüreğinin kapısını çalar, konuşmak ister uzun uzadıya.. Doğan Bey Arif Bey’ in
bu arayış halini görür ve kabul eder.. İstanbul’un sokaklarında, çay
bahçelerinde keşif halinde adım adım sözleşmeleri olacaktır. <o:p></o:p></p><p>Gelelim
arayış hallerimize.. Arayış içinde olan insan kendisiyle hemhaldir,
başkalarının hayatlarını değiştirmek gibi zorunluluğu ve hedefi de yoktur.
Kritik sorular zihinde var olur, onun mutsuzluğu, huzursuzluğu, sıkıntısı onu
uyandıran bir yarendir.&nbsp; Hapishanede olan
benliğini keşfettiği ve bunun için çözümler aradığı vakit şuurundaki uyanışlar
bir bir kalkışa geçer. ‘’ Hayata&nbsp; ne
kadar şuurla bakıyorsunuz?’der A. Hamdi Tanpınar da.&nbsp; Kendi özümüze dönebiliyor muyuz, birey olma
ile ait olma arasındaki dengeyi kurarak yaşam dansını ahenkle icra edebiliyor
muyuz? ‘’ mış gibi bir yaşamın içinde miyiz? Başkalarının beklentileriyle
ömrümüzü çürütmeye mi çalışıyoruz? Kendi fikirlerimizi oluşturamayıp hipnoz
halde miyiz, bu soruları derinlemesine kavrayıp hayatımıza dair yansımalarını
bir sorgulayalım ne dersiniz? <o:p></o:p></p><p>Peki kendi
içimizde verdiğimiz savaşlara ne demeli? Cesurca yüzleşmeli, bitirilmemiş işler,
konuşmalar varsa sonuçlandırmalı, kendisinden korkmadan kendini gerçekleştirme
yolunda bağımsız olabilmeliyiz. &nbsp;Mış gibi
yaşamlardan&nbsp; uzak durmalı gösteriş
budalalığından sıyrılıp gerçekten inandığımız için yaşamalıyız.&nbsp; Kitapta geçen bir alıntıyı paylaşacağım. Carl
Jung şöyle der: ‘’Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır, kendi yüreğine
bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan
rüya görür, hayal dünyasında kaybolur; içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder.
‘’&nbsp; Kendi kalbine bakabilen cesurdur,
niyetinin farkındadır, gözlemleyendir,, keşfedendir. Büyük resmi görebilmeye
açıktır. Niyetini dürüstçe ifade edene denir içten diyor Doğan Cüceloğlu..
Sahiden içten miyiz? Kendimiz aldatıyor muyuz yoksa? Savaşçı bu soruların
bilincinde ve farkında olan bir eylem insanıdır. <o:p></o:p></p><p>Savaşçı
cömerttir, teşekkür beklemez, beklediği şey yaptığı yardımın işe yaraması
durumudur. O verdiği vakit özgürleşendir, bilge olma yolunda gelişendir.
Sevgiden ürkmeyen bilakis sevdikçe cesur olandır. <o:p></o:p></p><p>Kitapta
geçen bir sözü daha irdelemek istiyorum. ‘’ Bütün kötülüklerin anası, bütün
yanlışlıkların ve geriliklerin kaynağı gerçeğe saygısızlıktır. ‘’ Peki gerçek
nedir.? Gerçeğin bir etimoloji dünyasına inelim. Eski Türkçede Kirtü
‘’doğruluktan (kirtü+çe+ok kirtüçek-kirtçek-kirçek-girçek-gerçek ); inkar
edilemeyecek şekilde var olan, var olmuş bulunan, hakiki.&nbsp; Gerçeklik düşünceden bağımsız olarak var olan
bir olgudur. <o:p></o:p></p><p>Pek tabi kendimize
karşı ne kadar dürüstüz? Verilen sözleri tutabiliyor muyuz? ‘’ Hayır demeye
cesaretimiz var mı?&nbsp; Hayatı uzaktan
seyredenlerden miyiz? &nbsp;Sorumluluk
alabilme özgürlüğü var mı bizde? O hesabı vermeye hazır mıyız?&nbsp; Bunlar üzerinde de kafa yoralım dostlar
yoralım ki &nbsp;bu bizi kendimize getirsin.<o:p></o:p></p><p>Yıldızlı
bir alıntı daha geliyor; &nbsp;‘’sorumluluk
alan kişi şikayet etme yerine karar verir ve verdiği kararı uygular.’’&nbsp;&nbsp; öyle bir yaşam sürmeliyiz ki şikayetlenmeye
vaktimiz dahi olmamalı.&nbsp; Ölüm kavramı
bize bunu hatırlatır. Bizi kendimize getirir.&nbsp;
Ne demişler&nbsp; ‘’ Ölüm bizim
dostumuzdur; onu evine misafir etmek istemeyen zaten evde değildir.’’&nbsp; <o:p></o:p></p><p>Savaşçı aynı
zamanda kendi değişiminin girdabındadır, kendini olabileceğinin en iyisi olmaya
adamıştır, niyetinin saflığı yoldaşıdır, neye karar vereceğini seçebilendir.
Umutsuzluğa kapılmaz savaşçı, kırılsa bile mücadelesini yeşertir, sabır
heybesindedir, yılmaz, yolu gönül yoludur.<o:p></o:p></p><p>Bir de
size Don Juan’ın sözlerini paylaşmak istiyorum&nbsp;
‘’Her melankoli nöbetinin altında kendini önemseme yatar ‘’ der Don
Juan. Kitapta da Doğan Cüceloğlu yer yer izin verir Don Juan’a ve çarpıcı
etkilere maruz kalırız, kendimize getiren cinstendir bu çarpıcılık.&nbsp; Der ki yine DJ &nbsp;‘’ürkek ve çekingen olmak, insan olarak
yapmamız gereken şeyleri yapmamızı engeller.’’ Evet korkumuza rağmen korkunun
üzerine gidebilmeliyiz&#8230;&nbsp; Arif öğretmen
de bu uğurda savaşmaya hazır ve nazır.. Kitapta yer yer felsefeye de ağırlık
veren değerli Doğan Cüceloğlu’nun bakış açısının genişliği öyle tesirli ve
nitelikli ki.. Okurken o büyüleyiciliğe kapılmamak elde değil. Umarım anlamlı
ve coşkulu yaşamı olan ve bu ortamı hazırlayan savaşçılar olabiliriz…<o:p></o:p></p><p>
</p><p>Not:
Kitapta geçen alıntılar ve sözlerden yola çıkarak incelemeyi genel hatlarıyla
oluşturmaya çalıştım. Oradaki sözleri bazen derleyip yazdım, özet minvalinde de
düşünebiliriz bir nevi. Kelime kökenleri açısından da ; Misalli Büyük Türkçe
sözlük kitabından(İlhan Ayverdi)&nbsp;
faydalandım. &nbsp;Bu kitap için yazı
yazmak çok güç.. Her okuyuşta yeni bir anlamı, sorgulayışı olan bir hazine
diyebilirim. Umarım yollarınız kesişir bu kitapla.&nbsp;<o:p></o:p></p>
<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 1205</span></div>


<!-- Created with Elementor --> <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/savasci-dogan-cuceloglu/">Savaşçı &#8211; Doğan Cüceloğlu</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/savasci-dogan-cuceloglu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4831</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kimsesiz 2.Bölüm: Kalu Beladan</title>
		<link>https://www.geceyim.com/kimsesiz-2-bolum-kalu-beladan/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/kimsesiz-2-bolum-kalu-beladan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Özüuğurlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2020 16:54:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kendi Kitaplarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=4804</guid>

					<description><![CDATA[<p>‘’Yüreğimin keder zincirini Parçaladı kaderim. Yaşayamadığım her yerde Benden bir emare istedim. Doğdum, Bir vurgun sırasında, Ruhumda bir okyanusla. Doğduğum an küstüm aşka Ve hep terk edildim Derimin altındaki yaralarıma benzeyen insanlardan Birbirine benzeyen çocuk parklarında. Aşka küstüğüm yaşta Bir arabanın arka koltuğundaydım. Kuş sürülerini gördüğümde ben, Senin geleceğini bilemeden&#160; İçime içime ağladım. Ondan sağır, &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/kimsesiz-2-bolum-kalu-beladan/"> <span class="screen-reader-text">Kimsesiz 2.Bölüm: Kalu Beladan</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/kimsesiz-2-bolum-kalu-beladan/">Kimsesiz 2.Bölüm: Kalu Beladan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>‘’Yüreğimin keder zincirini<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Parçaladı kaderim.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Yaşayamadığım her yerde<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Benden bir emare istedim.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Doğdum,<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Bir vurgun sırasında,<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Ruhumda bir okyanusla.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Doğduğum an küstüm aşka<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Ve hep terk edildim<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Derimin altındaki yaralarıma benzeyen insanlardan<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Birbirine benzeyen çocuk parklarında.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Aşka küstüğüm yaşta<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Bir arabanın arka koltuğundaydım.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Kuş sürülerini gördüğümde ben,<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Senin geleceğini bilemeden&nbsp;<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>İçime içime ağladım.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Ondan sağır, dilsiz ve kördü<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Varlığına ızdırap dolu varlığım.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Sandım ki,<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Hiç mi hiç korkmazdım.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Nasılsa durgundu artık sularım,<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Kıyamet kopsa, tufan çıksa<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Kendi kıyımdan öte vurmazdım.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Çıra gibi harlayan bir medcezirle vurdun<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Kalbimin orta doğusuna.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Ben seni daha o an tanıdım;<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Başka bir yaşamdan da olsa.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Seni tanıdım;<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Asırlardır süregelen bir efsaneden,<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Kasvetinden.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Seni tanırdım;<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Kâlû belâdan,<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Yaşamlarımdan<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Ve tüm yaşantısızlıklarımdan.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Örmüştü Yaradan,<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>&nbsp;İlmek ilmek ruhuma
seni,<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Yüreğime ördüğü uçsuz bucaksız keder gibi.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Aslında bin yıldır bekler dururum seni.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Gelirsin sen de<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Her yaşamımda,<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Bir rüyanın içinde dahi olsa.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Bin yıldır izler dururum seni<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Seni,<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Kendinden büyük öfkeni,<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Hepsinden yüce merhametini.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Bin yıldır seviyorum seni.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Sonbaharın her rengi gözlerini,<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Kalkandan sırtını,<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Alevden tenini.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Bin yıldır gelemem sana<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Ve bekler dururum,<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Bana geleceğini başka bir zamanda;<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Ben sana bin yıl daha gelemeyecek olsam da.’’<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i><o:p>&nbsp;</o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 9pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; vertical-align: baseline;"><i>Zaman hep bir yerlerde kalmış
gibiydi. Adımlarım ona hep on sene uzaklıktaydı. Bunu yenebileceğimi düşündüğüm
bir döneme girmiş, o dönemin sonunda kendimi kaybetmiştim. Öğrendiğim ilk ders
şuydu:</i><i><o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i>Zaman her şeyi yenerdi ama araya
giren zaman yenilemezdi.</i><o:p></o:p></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i>Her şeyi o kadar net
hatırlıyordum ki, buraya sadece nasıl hissetmiş olduğumu yazmak anılarıma
mezarlık olurdu. Ben de hislerimden çok neler yaşadığımı anlatmaya karar
verdim; belki de kendimi böyle bulacağıma inanarak. Zaman durdu ama gündüz ve
geceler geçmeye devam etti. Zaman durdu ama seneler kalbimin üzerine büyük bir
ağrıyla bindi. Zaman durdu ama durmasına rağmen onu hala kimse yenemedi.</i><o:p></o:p></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i>Onu yenemedim.</i><o:p></o:p></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i>Günleri saydım, bazı geceler hiç
uyuyamadım, saçlarıma iki tutam beyaz eşlik etti, onu son gördüğüm günün her
sene takvim yapraklarını biriktirdim ama onu yenemedim. Ben ne yaptıysam, ne
yapacaksam o araya giren zamanı halledemedim ve böylece her şey daha çok
birikti.</i>&nbsp;<i>Bu his beni ateşken suya dönüştürdü. Önce boğulmayı
öğrendim, sonra kendimi boğmayı. Boğuluyordum. Kendimi boğan da bendim, hatta
su da bendim. Bu şeyin, bu hissin adını, arınmak koymuştum. Arınmamı, tam
boynumun ortasında taşıyordum. Şimdi dünyaya denktim.</i><o:p></o:p></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f341.png" alt="🍁" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></i><o:p></o:p></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i>2015</i><br>
<br>
<!--[if !supportLineBreakNewLine]--><br>
<!--[endif]--><o:p></o:p></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b><i>Hera.</i></b><b><o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Bu ismi her duyduğumda boğazımın
tam ortasına oturan hissi tarif edemiyordum. Bana bu isimle kimse seslenmezdi.
Sadece&nbsp; yakınlarıma bu isimden bahsetmiştim. Onlardan da bunu kullanan
kimse olmamıştı. Ben Yankı&#8217;ydım. Bu hikayeyi fısıldamayacaktım bile. Tıpkı
boğazıma oturan o his gibi yere çökmek üzereydim ama ardımda bıraktığım adamın
bana yetişmesini istemiyordum.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b><i>Aslında her şeyden çok
istiyordum.</i></b><br>
<br>
<!--[if !supportLineBreakNewLine]--><br>
<!--[endif]--><o:p></o:p></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Ne kadar yürüdüysem gece o kadar
üzerime çöktü. Ne kadar soluklanmak için durduysam da o kadar üşüdüm. Geldiğim
yer yine aynı yerdi. Yavaşça sırtımı arkamdaki ahşaptan duvara yasladım.</b><o:p></o:p></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i>Bazı şeyler başından bellidir.
Ben gitmeyi öğrenecektim, sonra da geri dönmeyi. Ta ki, gerçekten gidene kadar.</i><br>
<br>
<!--[if !supportLineBreakNewLine]--><br>
<!--[endif]--><o:p></o:p></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Hava iyice soğumuştu. Yürürken
çantama koyduğum ceketimi çıkarıp üzerime giyecektim ki yağmur çiselemeye
başladı. Acelem olmadan ayaklandım ve telefonumu kontrol etmek için elimi
cebime attığımda, parmaklarıma minik bir poşet geldi. Direk çıkarıp baktım ve
içinde toz halinde bulunan, tuz gibi bir şeyi görmemle bedenimi bir şok dalgası
vurması bir oldu. Bunu kim neden benim cebime koymuştu. Avucumu sıktım bunu
öylece bu yere atamazdım. Etrafıma bakmaya başladım, sahilde tek tülk insan
vardı. Herkes dağılıyordu. Önce birini arayıp aramam konusunda kararsız kaldım
daha sonra bunun kötü bir fikir olduğunu düşünüp avucumun içindekine bakmaya
başladım. Yağmur daha da şiddetlendi, yanımdan bana çok dikkatli bakan bir adam
geçti. Bakışları beni ürkütmüştü. Hızlı adımlarla duraklardan birine doğru
ilerlemeye başladım. Tam bu sırada arkamdan adamın geldiğini gördüm ve önümden
geçen taksinin durmasını sağlayıp içeri atladım. Derin bir nefes alabilmiştim
ama birkaç dakika içinde yaşadığım panik boğazıma acı suyun gelmesine ve
bedenimin sıtma tutmuş gibi titremesine neden olmuştu. Taksideki yaşlı amca
beni o halde görünce;</b><o:p></o:p></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>&#8221;İyi misin kızım? Bir şey mi
oldu?&#8221;diye endişeli gözlerle lafa girdi.</b><o:p></o:p></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>&#8221;Yağmurdan sanırım.&#8221;diye
fısıldadım ama değildi.</b><o:p></o:p></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Evde tek olmaktan ilk kez
korkmuştum. Acaba İdil&#8217;e mi gitsem, diye düşünüyordum ama onu da telaşa sokmak
istemezdim. Evimin sokağına yaklaşırken telefonuma baktım. İdil&#8217;den eve
döndüğüne dair bir mesaj vardı. Defne ise ne arayıp ne sormuştu</b>.&nbsp;<b>Taksi
evimin birkac metre ilerisinde durdu. Cüzfanımdan parayı çıkarıp verdim ve
taksiden inip evime doğru ilerlemeye başladım. Avucumda sımsıkı tutuyordum hâlâ
onu. Ne yapacağımı bilmiyordum ve neden bunu ceketime koydular bunu da anlamış
değildim. Tam kapımın önüne geldim ve anahtarımı elim titrerken açacakken
anahtar ve elimdeki o minik poşet yere düştü sesli bir şekilde küfür ederken
birinin kocaman avucu görüş alanıma girdi. Yüzümün neredeyse tamamını kaplayan
o el ağzımı kapatmıştı ve nefes almama engel oluyordu. Olduğum yerde kurtulmak
için sağa sola kendimi savurmaya başladım. Arkamdaki her kimse bana ağır,
berbat bir ter kokusu geliyordu. Büyük bir refleksle ayağımı arkamdakinin bacak
arasına doğru savurdum. Adam beni bıraktığında boşluğuma denk geldi ve sağ kolumun
üzerine doğru düştüm. Sanki bir şey çat dedi, kolumda dayanamayacağım kadar çok
acı hissetmeye başlamıştım. İçimdeki ve kolumdaki dev sancıyla beni bu hale
getiren adama baktım. Daha önce hiç görmediğim, orta boylarda, siyah saçlı ve
uzun sakallı ve takım elbiseli bu adam, ben ona bakarken zaten acı içinde olan
kolumdan tutup beni kaldırdı.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Kimsin, ne istiyorsun? Rahat
bırak beni!’’ diye çığlık atmaya başladım.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’O nerede?’’diye sordu, ağır bir
doğu şivesiyle.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Kolumu ondan kurtardım ve
anlamaz, öfkeli gözlerimle ona doğru baktım,<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Kimden bahsediyorsun sen ya?
Kimin evinin önünde, kimi alıkoymaya çalışıyorsun? Derdini polise anlatırsın.’’
Diye ağzıma geleni sıralarken bir anda duyduğum isim beni derin bir şok
dalgasıyla sarstı.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Okyanus. Seninleydi, haberiniz
geldi. Bence polisi aramak istemezsin.’’dedi elimdekini işaret ederek ve devam
etti, ‘’Ona söyle, çember daralıyor bir dahakine kolunun kırılmış olması için
dua edecek hale gelirsin.’’dedi göz kırparak ve hızlıca gecenin içinde
kayboldu. Ardından öylece bakakalmıştım. Kalbime ve beraberinde bedenime panik
dalgası yayıldı ya da şiddeti arttığından ben yeni hissetmeye başlıyordum.
Zihnimin içine ardı arkası kesilmeyen sorular doluyor ve hepsi cevapsız
kalıyordu. Derin bir nefes aldım. Kolumu hareket ettiremiyordum. Birkaç
dakikalığına dipsiz bir ikilemin içinde kaldım. Evime girmeli miydim yoksa
burayı acilen terk edip bir arkadaşımın yanına mı sığınmalıydım? Koyu renkli,
çelik kapıma baktım. Kolumun ve kalbimin acısından gözlerim dolmuştu, belki de
farkında olmadan birkaç damla akıp gitmişti bile. <o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i>Ağlayabilmek büyük bir günahtı o zamanlar benim için
oysa ağlıyor olabilmenin ne büyük bir lüks olduğunu bilemezdim.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Çenemi sıkarak, gözümden akan son
yaşlara engel olmaya çalıştım ve sırtımı kendi evime dönüp kendimi sokağa attım
yeniden. Büyük bir yanlış anlaşılmanın, kaosun içine sürüklendiğimi
hissedebiliyordum şimdiden. Panikle, bedenim titrerken ve kolum feci şekilde
acımaya devam ederken nereye gittiğimi dahi bilmeden hızlı adımlarla
yürüyordum. <o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i>O sokakta yürürken zihnim yüzlerce soruyu kovalasa
da ben bir kez olsun isyan etmiyor, suçu kendimden başkasında arayamıyordum.
Hala isyanın kötü bir şey olduğuna inanırım ama biraz olsun suçu kendimde değil
de başkasında arasaydım diyorum şimdi kendi kendime. Beni dönüştüğüm bu hale
kendimden başkası getirmemişti çünkü. Ya da diyorum, tüm bu olanları
yaşamasaydım kendim olabilir miydim? Yine bir suçluluk duygusu kaplıyor içimi.<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Yanımdan hızla her çeşit araba
geçiyor ve gökyüzü tüm şehre kızgınmış gibi içini döküyor, gözyaşlarını
üzerimize yağdırıyordu. Kendimi hiçbir yerde güvende hissetmiyordum, bu yüzden
ayaklarım beni hep işlek caddelere çıkarıyordu. Evimden birkaç cadde ötedeydim.
Trafik ışıklarını umursamadan o büyük cadde de karşıdan karşıya geçiyordum,
ardımdaki korna sesleri birbirine karışıyordu. Kulaklarım uğuldadığından ve
zaten hayli bir panik halinde olduğumdan onları ne umursayabiliyor ne de
duyabiliyordum. Bir anda, gözlerim de kulaklarım kadar buğuluyken bulunduğum
kaldırıma bir araba çıktı ve tam önümde ani bir frenle durdu. Bu fren sesi beni
kendime getirmiş, gözlerimi faltaşı gibi açmış ve olduğum yerde kalmama sebep
olmuştu. Arabanın içinden beni daha da şaşırtan birisi çıkmıştı kapıyı
çarparak. <o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i>O zaman kalbimin devasa bir telaşla atışını
yaşadığım korkuya bağlamıştım oysa kalbimin bu kadar telaşı onu yeniden
karşımda gördüğümdendi. <o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Buğulu ve şaşkın gözlerim yerini
çatık kaşlarıma bıraktı; ama o buğuyu gözlerimden kaldırmakta başarılı
olamadım. Onunda kaşları çatılmıştı, yüzünü ve tüm bedenine derin bir öfke
yayılmıştı. Yağan yağmurdan insanlar bir yandan koşuşturuyor bir yandan da bize
şaşkınlıkla bakıp söyleniyorlardı. Okyanus yanıma gelirken onun saçlarının da
zaten çoktan ıslak olduğunu fark ettim. Beni acıyan kolumdan bir anda tutunca
acıyla inledim ve bu onu bir anlığına duraksattı.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Bin arabaya…’’diye söze
başladığında ondan birkaç adım uzaklaştım ve öfkeli bakışlarımı onun öfkeli
bakışlarıyla buluşturdum.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Ne arabasından bahsediyorsun,
uzaklaş ve kendin bin git arabanla.’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Bir adım atıp yüzüme doğru
eğildi, öfkesi mümkünmüş gibi daha da arttı.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Öyle mi? Şu haline bak. Uzatma,
gel.’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>İçimdeki ve yüzüme yansıyan
öfkemin aksine sesim sakin çıkıyordu,<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Zaten güvende değilim seninle
birlikte hiç güvende olmayacağım, lütfen her kimsen rahat bırak beni ve git.
Ben başımın çaresine bakarım.’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Önce derin bir soluk aldı ve
gözlerinden öfkesiyle birlikte hiç geçmemesi gereken bir his geçti; güven. Bana
yayılan bu yoğun güven hissi, beni öfkesinden daha da korkutup sertçe
yutkunmamı sağladı. İçimde yeşerttiğim, büyüttüğüm ama asla öldüremediğim
acının o an gözlerimden ona aktığını hissettim ve yanından yürüyüp gittim.
Yağmur bardaktan boşalırcasına yağmaya devam ederken ve şimşekler gökyüzünde
çakarken adımlarımı iyice hızlandırmıştım. Önüme geçti ve yeniden durmamı
sağladı. Saçları alnına yapışmıştı ve hem öfkesinden hem de sesini duyurmak
istediğinden bağırarak konuşuyordu benimle.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Bana kalırsa bu zamana dek hiç
güvende olmamışsın. Başına ne geldi bilmiyorum, bildiğim tek şey benimle ilgili
olduğu. Evinin adresini çalıştığın o kurumdan aldım, geç kalmıştım. Seni bu
yağmurda sokak sokak aradım. Bana güvenmediğini söyleyip çekip gidemezsin çünkü
bu bir tercih değil, zorunluluk. Çaren yok… Bu andan itibaren bana güvenmek
zorundasın, Hera.’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b><i>Hera…<o:p></o:p></i></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Geriye dönüp arabasının yolcu
koltuğuna doğru bir adım atmıştım.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i>Yağmurun ve şimşeklerin altında ona attığım,
çaresizlikten doğan bu adım bana kaderimi peydahlamıştı. <o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i>O arabaya bindiğim anın beni kurtuluşa götüreceğini
umuyordum az da olsa ama hayatımın gerçeklerine götüreceğini hiç ama hiç tahmin
edemezdim. Onu gördüğüm ilk an biliyordum, artık Yankı’nın süresi dolmuştu.
Şimdi Hera’nın doğuş zamanıydı…&nbsp; Gökyüzü
bile o gece bunun farkındaydı. Gökyüzü bize hüngür hüngür ağlamaktaydı…<o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i><o:p>&nbsp;</o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Tanımadığım bir adamın arabasında
sanki hiçbir şey olmamış gibi sakince oturuyordum. Uzun uzun ellerime
bakıyordum; zihnim dopdolu olması gerekirken bomboştu. Yanımda son sürat
arabayı süren adamın tüm öfkesi şehri sarmıştı sanki. Yağmur damlaları sertçe
arabanın pencerelerini dövüyor adeta göz gözü görmüyordu. Ona baktım aniden
başımı kaldırıp. Uzun uzun inceledim yüzünü. Beyaz tenliydi saçlarıysa bunun
aksine koyuydu. Gri gözleri öfkesinden yerinden çıkacak gibiydi. Uzun, kemikli
parmakları direksiyonu kavramıştı. Islak saçları alnının bir kısmına
yapışmıştı. İçimde bir ağırlık ve bir acı hissediyordum ona bakarken. Tüm
bunlara kolumun da acısı ekleniyordu.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Ona bakmak çıkmaz bir sokağa
bakmak gibiydi.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Kocaman, ela gözlerimi ona öylece
dikmiştim ki sanırım bunu hissetti ve bana baktı kısa bir süreliğine. İçimin
elemi gözlerimden fışkırıyordu sanki. Ona gözlerim dolu dolu bakıyordum.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i>Yüreğimden akıp giden o sonsuz elem nehrine mani
olamıyordum tıpkı şimdi de olamadığım gibi. İçimdeki o derin ızdırabın hala
benim için bir tarifi yoktur. Sanki ruhum bin yıldır acı çekiyor… Bundandır ki
gözlerime hala uzun uzun kimse bakamıyor. <o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Okyanus arabayı tenha bir alanda
kenarı çekti. O ana kadar tek kelime etmemiştik. Arabanın motor sesi durunca
yağmur sesi dışında bir şey kalmamıştı aramızda. Kolumu izliyordum gözlerim
dolu dolu; o da bakışlarını bana çevirmişti. Birimizin konuşması gerekiyordu
ama kimse tek kelime etmiyordu.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i>Bekliyorduk… O ilk kritik anda dahi birbirimizi
susarak anlamayı beklemiştik. O öfkesiyle deliye dönerken benim bu yersiz
sakinliğim ve kederim onu daha çok bocalatıyordu. Ben çok zamansız bir kızdım.
Ben çok küçük ama çok zamansız bir kızdım… Olmaması gereken her yerde patlayan
bir bomba misaliydim. Olması gereken, yakıp yıkması gereken her yerdeyse içimi
patlatır dururdum… <o:p></o:p></i></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Okyanus hiç beklemediğim bir anda
avucumu avucunun içine aldı ve sıkı sıkı kapattığım elimi açtı. Ben ne olduğunu
anlayamadan elimdeki poşeti aldı ve kaşları çatık bir şekilde, delice bir
öfkeyle yutkundu.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Sen…’’diye söze başladığında.
Olduğum yerde kıpırdadım ve büyük bir panikle kendimi açıklamaya çalıştım.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Yemin ederim cebimde buldum….
Ne olduğunu bile bilmiyorum…’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Ama o konuşmama izin vermedi.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Kimden aldın sen bunu?’’diye
sordu sesi gittikçe yükselirken.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Kimseden almadım. Cebimdeydi
diyorum. Şu halime baksana, senin adını veren bir adamdan kurtulmaya çalışırken
düştüm… Sen hala cidden bu poşettekinin derdinde misin? Nereye gidiyoruz?
Ayrıca kimsin sen ya?’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Onun öfkesi benim kederime yenik
düşmüştü. Direksiyona vurarak bir küfür savurdu havaya. Ellerini, sertçe
saçlarının arasından geçirdi ve alnındaki saçlarını geriye doğru yatırdı. Derin
bir nefes aldı ve sonra bakışlarını tekrar yüzüme kilitledi.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Biri büyük bir oyun çeviriyor.
Sen de bu oyuna bir şekilde yem olmuşsun, tabii olaylar anlattığın ve benim
tahmin ettiğim gibiyse. Önce şu elindekinden kurtulalım.’’ Dedi ve pencereyi
açıp o minik poşeti dışarı fırlattı.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Sen kimsin ki sana yalan
söyleyeyim?’’ diye yükseldim bu kez ben ona.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Bana yandan bir bakış attı.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Başına gelen her şeyin
nedeni.’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Verdiği bu cevap karşısında ona
kaşlarımı çatarak baktım.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Bana güvenmek zorundasın, bunu
en başında söyledim sana. Yalnızca birkaç gün buradan uzaklaşmamız gerekiyor.’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Uzaklaşmamız?’’dedim ona
anlamaz gözlerle bakarak, ‘’ Beni evime bırakırsan bana çok büyük yardım etmiş
olursun zaten. Benim bir yere gelmeye niyetim yok.’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Arabayı tekrar çalıştırırken,<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Ondan mı evinde oturmak yerine
sokak sokak dolaştın? Hayatını düşünüyorsan benimlesin. Bak, senin de benim de
bu şehirden bir süre uzak durması gerekiyor. Beni tanımıyorsun, seni
tanımıyorum. Oturup da sana uzun uzun anlatmak da benlik bir şey değil. Bil ki,
büyük bir yanlış anlaşılmanın içindesin hatta tam ortasında. Bana bir
süreliğine güven, hem de çok kısa bir süre. Sonrasında ne beni görürsün ne de
duyarsın. Zaten sonrasında görsen de güvenme bana. Ama şimdi bu bir zorunluluk,
Hera.’’dedi ve yolda hızla ilerlemeye başladık.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Ne yanlış anlaşılması? Bir
şeyin içine sürüklendiğimin farkındayım ben de ama bana açıklama yapmak da
senin zorunluluğun.’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Başını sağa sola oynatarak
sıkılmış bir şekilde, bana hiç mi hiç bakmadan yanıtladı beni.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Bu cebinden çıkan küçük poşetle
benim ilgim var ama kimin, neden koyduğunu ben de bilmiyorum. Tek bildiğim
seni, benimle uğraşmak isteyen herkesin önüne atmak isteyen biri. Benim de
suçsuz olduğuna inandığım birinin hayatını asla tehlikeye atmayacağımı
biliyorlar.’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Gözlerimi sinirle kapattım.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Dediğinden bir şey
anlamıyorum.’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Bir anda direksiyonu kırdı ve
ikimizde birbirimize doğru savrulduk. Omuzum onun dirseğine çarpmıştı bu
savrulma esnasında. Hiçbir şey olmamış gibi aniden girdiği yoldan giderken
cevap verdi,<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Yani peşimde bir sürü bana
zarar vermek isteyen adam var, yaptığım ve yapacağım işlerden dolayı. Tek bir
sınırım bile yok. Biri çakallık yapıp, seni benimle birlikte kısa bir süre de
olsa görünce, diğerlerine yemin sen olduğuna inandırmak için oyun oynadı. Yani
bana senin sayende zarar vereceklerini düşünüyorlar. Şimdi anladın mı?’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Avucumun içini alnıma dayadım ve
tek kelime etmedim. Ne diyebilirdim ki? Eve gitsem biliyordum ki Okyanus yine
bir şekilde gelecek ve beni götürecekti. Bir oyun var, diyordu. Suçsuz birinin
de zarar görmesini istemediğinden de beni buradan götürüyordu. Bir süre avucum
alnımda öylece kaldım.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Bu böyle olmaz.’’diye sakin bir
ses tonuyla konuşmaya başladım. ‘’Böyle olmamalı. Sen beni götürürsen bu kez o
bahsettiklerin beni cidden önemseyecekler. Beni bıraksaydın hiç mi hiç dikkat
çekmeyecektin ve olay kapanacaktı. Kendi oyunlarına kendileri düşecekti.’’ <o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Okyanus tıslayarak güldü, bense
ona kaşlarım çatık bakmaya devam ediyordum.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Bu kadar kolay düşünme. Onlar
senin benim için önemli olduğunu sansınlar, bu benim işime gelir. Senin sayende
gerçekten önemli olanları asla bulamazlar. Tüm odağımın sen olduğunu sanmaları
çok daha iyi.’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>Yutkundum. Acı boğazımdan kalbime
kaydı ve oturdu.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’O halde bunu sen
planladın…’’dedim sesim kısılırken.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Hayır, hayır.’’ Dedi kaşlarını
çatarak. ‘’Kim yaptı bilmiyorum ama işime geldi.’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>İçime oturan değersizlik hissi
parmaklarını kalbime sapladı. Gözlerim yine dolu dolu oldu. Biri sanki hayatımı
silkelemişti. Altüst olmuştum.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Sen hep böyle kötü
müydün?’’diye dudaklarımdan dökülüverdi sessizce sorum. Buna cevap vermedi.
Birkaç dakika kimse konuşmadı. Beni nereye götürürse götürsün ben evime
dönecektim otobüse atlayıp. Şimdi bunu yapamazdım, biliyordum ama bu arabadan
indiğim an, bir yolunu bulacak ve evime dönecektim. Ama düşündüğüm kadar sakin
kalamadım. Hiçbir şey planladığım gibi olmadı.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Dursana.’’dedim sakinliğimi
koruyarak. Gümüşten bakışlarını bana çevirdi.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Dur.’’dedim tekrardan, üzerine
basa basa. Durdurdu arabayı yeniden.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Buradan sonra ben bir yere
gider birkaç gün de bir yere çıkmam. Beni şehirden uzağa götürmene gerek yok.
Ben… Ben senin gibi bir adamla, bir saniye daha aynı ortamda kalmam.’’ Tek bir
tepki vermeden beni dinledi. Ona bakınca gördüğüm öfke ve bencillikten başka
bir şey değildi. Ruhsuzca güldüm ve arabadan inmeden önce son sözümü söyledim.<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><b>‘’Mecburiyet diyorsun ya, benim
kimseye bir mecburiyetim yok. Burnunu pislikten kaldırırsan kimseye yani o çok
önemli olanlarına zarar gelmez zaten. Ben kimseye ve hiçbir şeye mecbur değilim
ama sen o boğulduğun pisliğe mecbursun, nereden baksan harabesin sen.’’<o:p></o:p></b></p><p style="margin: 0cm 0cm 18pt; line-height: 18pt; background-image: initial; background-position: initial; background-size: initial; background-repeat: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial;"><i>Nereden baksam harabeydi, bilirdim; çünkü ben de
büyük bir yıkıntı olduğumdan tanırdım onu. O gece kapıyı çarpıp çıktığımda
bunun bir son olmadığını hissediyordum hatta hissetmekten de öte ben, bunun
bizim sonumuz olmadığını bin yıl öncesinden biliyordum. Gitmek devaydı bana.
Bunu bilmezdim işte, bu yüzden her kapıyı çarpıp çıkmak bana haz verirdi. Belki
de o zamanlar her yerden giderek, bulunduğum her yeri terk ederek kendime
varacağıma inanıyordum. <o:p></o:p></i></p><p><b><o:p>&nbsp;</o:p></b></p><p><b>Arabadan
indiğim an sırılsıklam olmuştum bile. Biraz ötede bir otobüs durağı vardı.
Oldukça tenha bir yoldaydık. O durağa doğru yürürken aklımdan geçen tek şey
buradan bir an önce gitmem gerektiğiydi. Yolun kenarına serili çamlardan gelen
koku beni rahatlatıyordu. Otobüs durağına vardığımda Okyanus ne arabadan
inmişti ne de arabasını çalıştırıp gitmişti. O tarafa doğru bakmıyordum bile.
Kolum o kadar sancılı bir şekilde ağrıyordu ki, bu ağrı nefesimi kesiyordu.
Beyaz sokak lambaları tenha yolu aydınlatıyordu. Cebimden telefonumu çıkarıp
saate baktığımda buradan asla otobüsün geçmeyeceğini anladım. Saat neredeyse
ikiye geliyordu. Yavaşça oturup ne yapacağımı düşünmeye başladım. Ailem Antalya
da yaşıyordu işlerinden dolayı. Akrabalarımın hepsi buradaydı ama kimseyi
arayamazdım. Aklıma gelen ve beni buradan alabilecek tek kişi Nazan abladan
başkası değildi. Hemen telefonumun kilidini açtım ve Nazan ablayı aradım.
Okyanus hala gitmemiş orada öylece bekliyordu. Bu tenha yerde onun olması inkar
edemeyeceğim kadar beni rahatlatsa da varlığı beni son sözlerinden dolayı
rahatsız da ediyordu. Şiddetle yağan yağmura bir de uğultulu bir rüzgar
eklenmişti. Nazan ablayı arasam da hala açmıyordu. Okyanus’un arabayı
çalıştırdığını gördüm ve başımı eğip ona sırtımı döndüm. Araba benim olduğum
durağa doğru yaklaştı ve tam önümde durdu. Başımı yerden kaldırdığımda
cevaplanmayan aramamı da kapatmıştım. Penceresini açtı Okyanus.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Gideceğin
yere götüreyim, bu saatte bulamazsın kimseyi.’’ Sadece yüzüne bakmakla
yetindim, ona cevap vermedim. Ona bakmak bile gözlerimin dolmasına yetmişti.
Hemen birkaç adım geriye gidip duraktaki o demirden sandalyeye oturdum. Başımı
küçük çocuklar gibi önüme eğdim ve içimdeki acının geçmesini bekledim. Nasıl da
değersiz hissettirmişti beni sözleri… Ya da Okyanus’un söyledikleri bugüne
kadar doldurduğum bardağımın son damlası mı olmuştu? Bilmiyordum. Uzun süredir
kendi zihnimle bir savaş halindeydim. Yaşadığım, yaşamış olduğum ve yaşayacağım
her şeyden kendimi sorumlu tutuyor ve kendi kendimi değersizleştiriyordum. O
bunları sesli söyledi diye böyle olmuştu, ondandı Okyanus’a bu kırgınlığım. Ne
komikti ama hiç tanımadığım bir adama bile kırılabiliyor olmam. <o:p></o:p></b></p><p><i>Ona
kırılıyordum ta en başından beri. Ona kırılmaktı sanki benim yazgım, ben ona
kalu beladan beri kırılır dururdum. O vakit de biliyordum bunun bir son
olmadığını ve o vakit de biliyordum ona yüz sene sonra da kırılıyor olacağımı.<o:p></o:p></i></p><p><b>Öfkesinden
eser yoktu. Bunu hissedebiliyordum. Sanki az önce konuştuğum adamla şu an
karşımdaki adam bir değildi. Kapı açıldı, birkaç adımda yanıma gelirken kapısı
da kapandı. Başımı kaldırıp ona bakmadım. Yanıma oturdu. Kollarımız birbirine
temas ediyordu. Vişneyi andıran kokusu çam kokusuyla karışıyor, burnuma
doluyordu. Bir süre yine hiç konuşmadık. Bu süre zarfında başımı hiç
kaldırmadım; öylece yağan yağmuru izleyip, kulaklarımı uğuldatan rüzgarı
dinledim. Birkaç kez derin nefes aldım. En sonunda Okyanus sessizliği dağıttı.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Hera.’’
Dedi sakin bir ses tonuyla. Durağın üzerine vuran yağmur damlaları sanki
Okyanus’un o hiddetli sesini kısmıştı. Bir elimle acıyan kolumu sardım ona
yeniden cevap vermedim. Hem ne diyecektim ki? Ya da o bana ne diyecekti ki?
Başından yanlıştı her şey. Benim ona kırılmam bile.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Baksana
bana…’’dedi, sesi yorgun çıkmıştı bu kez. İçimdeki kederle birlikte bir heyecan
vardı. Onunla olan bu bilinmezlik, kalbimin tüm çekmecelerini tekmeleyerek
kırıyordu. Bakışlarımı yerden kaldırıp ona çevirdim. Gecemi aydınlatan bu kez
sokak lambaları değil de bir çift gri göz olmuştu. Duru bir şekilde bakıyordu,
o tehlikeli güveni yeniden hissediyordum.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Kelimelerle
aram pek iyi değildir. Aynı zamanda hiç kibar bir adam da değilimdir. Sen beni
çok yanlış…’’diye konuşmaya başladığında başını bu kez bomboş yola çeviren o
olmuştu. Onun sözünü kesen ben oldum,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Başından
yanlış bu… En başından çok yanlış.’’ Dedim fısıltıyla karışan sesimle. Onu
yanlış anladığımı söyleyecekti.<o:p></o:p></b></p><p><i>Ben
de orada, o anki yaşamımda ilk kez affedecektim onu. Onu durdurmamın sebebini o
an sanki biliyordum çünkü bu onu binlerce affedişimin ilkiydi ve upuzun bir
süre de sonu gelmeyecekti. İşte bu affetmek denen kabulleniş bir hastalığa
dönüşecek, her şeyi ve herkesi altüst edecekti. Her şeyi hisseden ben, o an bir
tek bunu sezememiştim.<o:p></o:p></i></p><p><b>Gümüşten
bakışlarını tekrar benim gözlerime çevirdi. Yüzümü inceledi bir süre. Gözleri,
gözlerimde, yanaklarımda, burnumda ve dudaklarımda dolaştı. Neyi aramıştı acaba
bende? O an bir şeyi aradığı hissine kapıldım ve kendimi çıplak gibi hissettim.
Sanki gözlerimden çıkan elemi görmesi yetmemişti ona. <o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Bana
hiç güvenme, en başından beri söylüyorum bunu, kabul. İstersen nefret et,
öfkelen, bağır çağır. Sana ve masum olan kimseye zarar vermem ve verilmesine de
müsaade etmem. Hiçbir şeyime inanma ama bunu bil. İzin vermem.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Çok
samimi ve ciddi bir tavırla söylemişti tüm bunları. Ne olacaktı, ne yapacaktım
hiçbir fikrim yoktu. Tek düşüncem ona gerçekten inanmış olduğumdu.<o:p></o:p></b></p><p><i>Ona
inanmaya ihtiyacım vardı ve her ne kadar kuyruğu dik tutsam da o an ona
inanmaya mecburdum. Dönülmez bir yolun ilk kavşağındaydım, farkındaydım bunun.
O andan sonra hayatım bambaşka bir yöne gidecekti. Başından beri yanlış olarak
adlandırdığım şey, beni hakikate götürecek, o dönülmez ve uğultulu yol bana bir
dünya anı bırakacak ve bunlarla yaşamayı öğretecekti.<o:p></o:p></i></p><p><b>‘’Ne
olacak peki? Tamam, asla güvenmiyorum sana. Hiç de kindar biri değilimdir
ayrıca…’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Bu
söylediğim onu hafifçe güldürmüştü. Başını eğdi yandan sırıtırken.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Benimle
gel. Fazla gözünün önünde durmam merak etme. Önce şu kolunla ilgilenelim,
sonrasına bakacağız. Şehrin kendine gelmesi gerekiyor. Bu sefer oyunu planlayan
ben olacağım.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Ayağı
kalktım. Hiçbir şey söylemeden onu öylece bırakıp arabaya bindim. Hem
üşüyordum, hem sırılsıklamdım hem de hem fiziksel hem de ruhsal olarak derin
bir acı içindeydim. İçimden biri, ne olacaksa olsun, diyordu adeta. Çarparak
çıktığım o arabaya kendi ayaklarımla dönmüştüm. Okyanus’un şaşkın bakışlarını o
dışarıdayken bile hissedebiliyordum. Geldi ve oturdu sürücü koltuğuna. Etraf
yine bir vişne bahçesi gibi kokmuştu. Araba sıcacıktı. Canım bu kadar yanmasa
oracıkta uyuyabilirdim, öylesine yorgun hissediyordum kendimi. Ona baktığımda o
da arabayı çalıştırmış bana bakıyordu.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Nereye
gidiyoruz?’’ diye sordum merakla.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Aydın’a.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Çok
uzaklaşmayacak oluşumuz beni rahatlatsa da sürüklendiğim bu durumun sonu beni
korkutuyordu. Okyanus gaza yüklendi, bense başımı cama doğru yasladım. Böylece
sessiz yolculuğumuz da başlamış oldu.<o:p></o:p></b></p><p><b><o:p>&nbsp;</o:p></b></p><p><b><o:p>&nbsp;</o:p></b></p><p><b>*<o:p></o:p></b></p><p><b><o:p>&nbsp;</o:p></b></p><p><b>Bir
buçuk saatin sonunda bir evin önünde durmuştuk; artık Aydın’ın tam içindeydik.
Birbirimize baktık.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Geldik.’’dedi,
emniyet kemerini çıkarırken. Başımı onaylarcasına sallayarak arabadan yavaşça
indim. Burada rüzgar vardı ama yağmur yoktu. Anlık sıcak yerden çıkmamın
etkisiyle tüylerim diken diken oldu. Okyanus’un yanına doğru ilerledim hızlı
adımlarla, kolumu tutmaya devam ederek. Tek katlı, bahçeli yazlık bir evdi.
Yavru ağzı rengindeydi, sokak lambalarının aydınlattığından anladığım
kadarıyla. Okyanus yoldayken birkaç kez telefonla görüşmüş, kolumun durumundan
birine bahsetmişti. Evin beyaz şeritli çitlerinden geçtikten sonra verandaya
çıkmış kahverengi, çelik kapısının önünde durmuştuk. Kapı daha çalınmadan
aceleci ve panikleyen bir tavırla, orta yaşlı bir kadın tarafından açıldı. Dikkatimi
çeken ilk şey Okyanus’un göz rengine benzeyen gözleri olmuştu karşımdaki
kadının. İncecik kaşları, kavisli ama yüzüne yakışan bir burnu, biçimli de
dudakları vardı. Saçları omuzlarından biraz aşağı dökülmekteydi ve bal
rengindeydi. Zayıf ve uzun bir kadındı, muhtemelen kırklarının daha çok
başındaydı. Bakışları Okyanus’un yüzünde uzun uzun dolaştı. Sanki ne olduğunu
yüzünden anlayacak gibi bir şeyler arıyordu onda. Hiç beklemediğim bir anda
kadınla bakışlarımız birleşti. Kaşları havaya kalktı ve anında konuştu,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Geçin
hadi içeri.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>İçeri
girdiğimizde bizi dar bir koridor karşıladı. Buz mavisi duvarlara çeşitli
tablolar asılmıştı. Dar koridorda Okyanus ve ben yan yana, kadınsa hemen
önümüzde yürüyordu. Koridor bittiğinde bizi geniş sayılabilecek, gri tonlarında
bir salon karşılamıştı. Çift kişilik koltukta oturan genç, esmer adam bir anda
panikle ayağı kalktı ve hemen yanımıza geldi.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Her
şey yolunda mı kardeşim?’’ diye sordu Okyanus’a dikkatle bakarak. Okyanus bana
kısa bir bakış attıktan sonra başını sola doğru yatırarak,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Hallediyorum.’’diye
yanıtladı onu. Sonra tam bir şey söyleyecekti ki hemen yanımda duran kadın
konuştu,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Kızım,
neyin var? Bak, Onur doktor… Benden bir şey ister misin? Aç mısınız?’’diye arka
arkaya sorular sormaya başlayınca Okyanus yükselen ses tonuyla,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Kolunun
üzerine düşmüş, teyze bir sakin ol yahu.’’ Dedi. Ben de teyzesi olduğunu
öğrendiğim kadını rahatlatma hissiyle dolup taştım.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Teşekkür
ederim, kolumun acısı dışında iyiyim.’’diyebilmiştim. Kadın bana acıyan bir yüz
ifadesiyle bakakalmıştı.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’İkinizde
nemli duruyorsunuz yağmurda kalmışsınız besbelli. Ben hemen bir şeyler
ayarlayayım. Hasta olacaksınız.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Teyzesi
gider gitmez Okyanus Onur’a doğru döndü,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Sana
muhtemelen kolu çatladı diye mesaj atmıştım.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Onur
başını sallayarak,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Gereken
her şeyi getirdim, kardeşim için rahat olsun. Sen değiştir üzerini teyzeni de
sakinleştir biraz. Aradığından beri susmadı.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Okyanus
onaylarcasına, sıkıntılı bir ifadeyle başını salladı ve en sonunda gözlerimiz
uzun süre sonra buluştu. O güven hissi yine orada, gümüş gözlerinde asılı
duruyordu. Sanki bulunduğum durumdan çekindiğimi hatta korktuğumu anlamış gibi
sesini mümkün olduğunca alçaltarak,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Hemen
geliyorum ben.’’dedi ve gözlerimden bir onay bekledi. Başımı hafifçe sallamakla
yetindim. O da koridora doğru döndü. <o:p></o:p></b></p><p><i>Hiç
tanımadığım adama güvenip, daha önce hiç ama hiç görmediğim insanlarla yalnız
kalmak bana ne tuhaf gelmişti o zaman. Sanki o öyle tehlikeli güveniyle bana
bakmasaydı, ben ardıma bile bakmadan gidecektim o yabancı evden. Bana hiç
güvenme ama inan, demişti. Bense ona o lafı ettiği andan itibaren hem inanıp
hem de güvenmeye başlamıştım. Tamamen hisleriyle hareket eden ve bununla gurur
duyan bir kız olmuştum hep. O zaman da, onu ilk gördüğüm anda da sanki onu
yüzyıllar öncesinden tanıyormuşum gibi bir güven gelmişti bana. O his
olmasaydı, hiçbiri yaşanmazdı bugüne dek olanların. O his olmasaydı ben, bugün
olduğum ben de olamazdım…<o:p></o:p></i></p><p><b>Ne
yapacağımı bilmez bir şekilde, hayatımda hiç olmadığım kadar ürkek ve çekingen
bir tavırla Onur’a baktım.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Onur
ben.’’dedi, gülümsemeye çalışarak.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Yankı.’’dedim,
acıdan yüzüm buruşurken bile gülümsemeye çalışarak.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Aslında
film çekmemiz gerekiyor ama gecenin ortasındayız. Şimdi biraz ovalayıp saralım,
yarın öğlene kadar ağrını kesecek bir ilaç da vereceğim sana. Sonra iyice
dinlendiğinde Okyanus seni benim çalıştığım hastaneye getirir orada film çeker
ve yapmamız gerekeni yaparız.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Onur
sakince böyle anlatmıştı bana her şeyi. Ona minnetle başımı salladım,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Teşekkür
ederim.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Onur
duraksadı ve gözlerime iyice baktı.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Sen
her hissini bu kadar net belli eder misin ya?’’ diye sordu gülümserken ve
şaşkınlıkla.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Anlamadım.’’dedim
aynı ifadeyle.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Korku
içinde olduğun ve acı çektiğin o kadar belli ki… Kim görse anlar bunu, hatta
bir çocuk bile… Ama korkma, Yankı. Okyanus, serttir belki ama sana zarar
getirtmez. Ne oldu az biraz biliyorum, bir yabancıya güvenmek de kolay değildir
özellikle böylesine… Ama korkma, halleder o.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Onur,
babacan bir tavırla beni rahatlatmaya çalışmıştı. Biraz işe yaramıştı da fakat
tamamen yok olmamıştı içimdeki korku. Üzerimdeki kazağın kolunu dirseğime kadar
çekmeye çalıştım ama canım o kadar çok yanıyordu ki buna dayanamadım. O sırada
Onur yardımcı olmaya çalıştı ama beceremedik. Bu sırada Okyanus geldi. Üzerine
lacivert bir eşofman takımı giymişti. Duştan yeni çıkmış olduğu ıslak
saçlarından belliydi. Durumu anladı ve bana doğru bakarak,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Gel
benimle.’’ Dedi. Ayağı kalkıp yanına doğru gittim ve o önde ben arkada yürümeye
başladık.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Canın
bu kadar acıyorsa üzerindekini kesmemiz gerekecek. Zaten hala nemli olduğundan
tenine de yapışmış. Teyzem sana kıyafet ayarladı.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Ona
öylece baktım.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Kendim
keserim.’’dedim, küçük bir odaya girerken. Cevap vermedi, odanın ışığını açtı.
Çift kişilik kahverengi battaniyesi olan bir yatağın üzerinde siyah bol bir
tişört ve siyah ince bir tayt bulunuyordu. Okyanus yatağın hemen yanında duran
küçük komodinden makas çıkardı ve tişörtün üzerine koydu. <o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Salona
gelirsin. Halledemezsen de gel haber ver.’’dedi, kapıya doğru giderken. <o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Sağ
ol, hallederim.’’ Diyip kapıyı yüzüne kapattım. Sol elime makası alıp yavaşça
ve dikkatlice kazağımı kesip çıkardım. Şükürler olsun ki zorlanmamıştım. İç
çamaşırım çok ıslak değildi. Tek kolumla tişörtü ve taytı zor da olsa giymeyi
becerebilmiş ve odadan çıkmadan önce kıyafetlerimi yatağın yanında bulunan
tekli koltuğun üzerine bırakmıştım. Zaten geriye bir tek pantolonum kalmıştı.<o:p></o:p></b></p><p><b>İçerisi
gayet sıcak olduğundan omuzlarımdan aşağı dökülen saçlarım kurumuştu. Salona
geçtiğimde Okyanus, Onur’un karşısındaki tekli koltukta başını geriye doğru
atmış bir vaziyette oturuyordu. Bakışlarımız anında birleşti odaya girmemle bir
ama ben hemen kaçırdım ondan bakışlarımı.<o:p></o:p></b></p><p><b><o:p>&nbsp;</o:p></b></p><p><b>Onur,
bana acımın geçmesi için bir hap verdi ve kolumu da sıkı sıkı sardı. Ağrım ve
acım azaldıkça göz kapaklarıma uyku oturuyordu sanki. Onur işi bittikten sonra
gitmişti. Sabah ezanını duyduğumda kendime geldim. Okyanus,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Geç
uyu odada biraz. Öğlen film için hastaneye gideriz. Ağrın daha hafif, değil
mi?’’diye sordu.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Daha
hafif.’’ Dedikten sonra ayağı kalktım ve ona sırtımı döndüm. Bir an duraksadım,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Sen
uyumayacak mısın?’’diye sordum omzumun üzerinden ona bakarak. Kafasını hiç
kaldırmadı bile yalnızca gümüş gözlerini gözlerime dikti,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’İyi
uykular sana.’’dedi yalnızca. Buruk bir hisle sırtımı tekrar ona döndüm ve bana
verilen odaya doğru ilerledim. Karanlık ve dar koridorun en sonundaki küçük
odaya vardığımda kapıyı kapatıp katamama konusunda kararsız kalmıştım. Kapıyı
aralık bırakarak yatağa, battaniyenin altına girdim. İçimi bir üşümektir
tutmuştu evin sıcak olmasına rağmen. Muhtemelen yağmurda kaldığım içindi.
Yorgun göz kapaklarıma yoğun zihnim eşlik ediyordu ama o da dayanamayıp yorgun
düştü ve kendimi çok kısa bir sürede uykunun kollarında buldum.<o:p></o:p></b></p><p><b><o:p>&nbsp;</o:p></b></p><p><b>‘’Gençliğine
o kadar benziyor ki, ona bakmaya nasıl dayanabilirim bilmiyorum… Bu da
yetmiyormuş gibi isimleri de aynı. Nereden, nasıl… Anlayamıyorum, oğlum…’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Uyandığımda
kulaklarıma dolan ses, Okyanus’un teyzesinin sesinden başkası değildi. Sesi
içeriden geliyordu. Yatağımda kıpırdadığımda bu kez Okyanus’un sert, tok sesi
doldurdu kulaklarımı.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Teyze,
yeter. Geceden beri tek söylediğin şey bu. Yeter anlıyor musun, yeter. Kes
artık şunu söyleyip durmayı.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Sesinde
keskin bir öfke vardı. Yataktan kalkıp, tek kolumla yatağın örtüsünü düzelttim.
Bu sırada istemeden konuşmaya kulak misafiri olmaya da devam ediyordum.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Bağırma,
duyacak şimdi. Ne yap et kurtar onu belalarından. Annenin sonuna benzemesin
kızcağızın sonu.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Duyduklarımla
içimi kaplayan korku, kalbimin tekmelenmeye başlamasına sebep olmuştu.
Bahsettikleri kişi bendim. Hızlı adımlarla bulunduğum odadan çıkıp onların
yanına doğru yürümeye başladım. Karşılaştığım manzara korkumu ikiye katladı.
Okyanus ve teyzesi karşılıklı duruyordu. Okyanus işaret parmağını öfkeyle
kaldırmış teyzesine doğru sallıyor adeta onu tehdit ediyordu.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Bir
daha beni o adama benzetme. Bunun imasında bile bulunma.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Okyanus’un
kızarmış, öfke dolu gözleri teyzesinin uykusuz gözlerinden bir an bile
ayrılmamıştı ve burnundan soluyordu. Teyzesinin gözleri benimkiyle buluştuğunda
öfke dolu gözlerinden ince bir elem geçti, ya da bunun böyle olduğuna
inanıyordum.<o:p></o:p></b></p><p><i>O
anki yaşadığım korkudan mı yoksa içimde susmam gerektiğini söyleyen fısıltıdan
mı bilinmez, öylece durup onları duymamışım gibi davranmıştım. Aslında o an
susmasaydım, olay buralara kadar gelir miydi hala şüphelerim var. Olanları ince
ince düşünmeye, aksi şekilde davransaydım nasıl olacaktı acaba demeye çok
vaktim oldu. Vardığım tek sonuçsa, ben hangi yoldan gitmiş olursam olayım, yine
yeniden aynı yere varacaktım. Sanki yaşanan her şey o yere varmam içindi. Bu
büyük bir kabullenişti. Diyorum ya, ben onu kalu beladan tanıyordum;
yaşamlarımdan ve tüm yaşantısızlıklarımdan. Olmuştu olan ve bir yerlerde yine
olacaktı olan. Ben sağdan da gitsem, soldan da gitsem; geriye de dönsem olduğum
yerde de kalsam, kader ilmek ilmek işlemişti onu bana. Dursam yer yarılıp yerin
içinden çıkacaktı sanki ama ölsem de içimden çıkmayacağını, bana kendi ruhummuş
gibi kazındığını daha yeni yeni fark ediyorum. Onu sevmekle bir yola
çıkamamıştım belki ama bir yere varabilmiştim; kendime. Şimdi orada, o yüce
korkuyla, olanlardan ve olacaklardan habersiz öylece duran kıza bakıyorum da ne
kadar da cesur olduğunu düşünüyorum; o her ne kadar korkudan öleceğini düşünse
de.<o:p></o:p></i></p><p><b>Okyanus’la
gözlerimiz birleşti. Öfkesi kaybolmadı hatta bana kalırsa bu son söylenen
deliye çevirmişti onu. Koltuğun üzerinde duran, onun olduğunu düşündüğüm siyah
ceketi alıp yanıma doğru geldi ve bana doğru uzattı.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Gidiyoruz.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Gözlerime
uzun süre bakamadan kapıya doğru ilerlemişti. Tam teyzesine doğru dönecektim ki
ardına bile bakmadan o da başka bir odaya doğru ilerledi. Okyanus’un ardından,
kafamda soru işaretleriyle ve içimdeki korkuyla arkasından kapıdan çıktım. Ne
olduğunu ve nelerden bahsedildiğini tam olarak bilmiyordum bildiğim ve
hissettiğim tek şey Okyanus’un hiç de iyi olmadığıydı. İçimde koşulsuz şartsız
ona yardım etme dürtüsüyle doldum taştım ve buna engel olamadım. Utana sıkıla
bana arkası dönük olan adama doğru ilerledim. Arabanın önünde duruyordu. Elimi
koluna doğru uzatıp uzatmamakta kararsız kalmıştım ama en sonunda ona hafifçe
dokunabilmiştim. Ona dokunmamla arkasını döndü, gözündeki öfke gitmemişti ama
bir yerlerde bir hayret seziyordum. Elim omzunda kaldı, bakışlarım da gümüş
gözlerinde.<o:p></o:p></b></p><p><i>Farkındaydım
ya da değildim, bilmiyorum ama o an ona içimin nehirlerinden akan merhametle
bakmıştım. Çok korkmama, hiçbir şey bilmeme rağmen, ona öyle bir bakmıştım ki,
bu koşulsuz merhametim şimdi düşününce bile ağır gelir, ezilirim.<o:p></o:p></i></p><p><b>Bakışları
bana kaçıp gitme isteğiyle dolup taşıyor gibi gelmişti. Bu hamlem onu da
şaşırtmıştı. Elimi ondan çektim ve arabaya yaslandım. O da benim gibi yaslandı.
İkimizde ne hareket ediyor ne de konuşuyorduk. Sessizliğe ihtiyacı vardı,
anlıyordum. İçeride olanlar onu hareket dahi ettiremiyordu. Gözlerimi ona
çevirdim. Öylece uzağa dalmış, kaşları çatık bir şekilde duruyordu. Öfkesi
kırgınlığa dönüşüyordu sanki. Bunu görmek benimde içime oturuyordu. Yanımda
olan kim olursa olsun, dayanamıyordum. Vişneyi anımsatan kokusu burnuma doldu.
Belki en saçma şeyi anlatmaya başladım ona, iyi hissetmesini umarak.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Biliyor
musun? Sabah uyanır uyanmaz avucunun içini koklarsan kendi öz kokunu
alabilirmişsin.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Dalgın
gözlerine perdesini çekip bana doğru baktı. Yüzümü inceledi bir süre. Hiç konuşmayacak
hatta buna cevap vermeyecek sandım. Gözlerine beklentiyle bakıyordum oysa. Bir
şey demesini, biraz da olsa iyi hissetmesini ve bana bunu belli etmesini
bekliyordum. Bedenini tamamen bana çevirdi ve yaslandığı yerden doğruldu. O
böyle yapınca zaten aramızda fazla olan boy farkı daha da açıldı.<o:p></o:p></b></p><p><b>Kaşlarını
kaldırdı,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Denerim
belki.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Ona
hayret eden bendim bu kez. Hafifçe gülümsedim. Kaşlarını yeniden çatarak
konuştu,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Koluna
baktıralım.’’dedi ve sürücü koltuğuna doğru ilerledi. Hızlı adımlar gidi
yanındaki koltuğa oturdum. O arabayı çalıştırırken dayanamadım,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Vişne
gibi.’’dedim parmaklarıma bakarken. Yüzüme baktığını anlayabiliyordum başımı
kaldırıp ona bakıp devam ettim lafıma. ‘’Vişne gibi kokuyorsun ama sen dene
yine de.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Eli
anahtarın üstünde kalmıştı. Başını yavaşça, onaylarcasına salladı ve arabayı
çalıştırdı.<o:p></o:p></b></p><p><i>İşte
hayatımın kokusu buydu. En net hatırladığım şey bu kokuydu o zamanlardan. Bir
bu vişne kokusu bir de hala ne olduğunu bilmediğim ama nerede olsa tanıdığım o
bambaşka koku. İtiraf etmeliyim ki, bazen yüzü silik silik oluyor zihnimde; her
böyle oluşunda, her seferinde ödüm kopuyor unutacağım diye ama o koku… O vişne
kokusu asla silinmiyor. Vişne benim için onu ifade ediyordu o an ve o andan
itibaren ama seneler sonra anladım ki vişne ondan bana dönüşmüştü. Artık vişne
olan o değildi; bendim. Oysa bir şarkıda benim sözlerinin bazılarını
değiştirdiğim bir şarkıda dediği gibiydi artık;<o:p></o:p></i></p><p><i>‘’Hala
her yanımdasın, tıpkı artık giyemediğim vişne lekeli elbisem gibi.’’<o:p></o:p></i></p><p><i>Ben
o elbiseye bir gençlik, birkaç hayal kırıklığı ve onlarca sağlam şiir sığdırmış
ve o elbiseye aşık olmuştum. Atamıyordum, yıkayamıyordum, geçiremiyordum hala
her bir yanımdaydı ama en güzel arınışımdı.<o:p></o:p></i></p><p><i>Vişnenin
sonum olduğunu, bir sonu temsil ettiğini düşünür dururdum tüm bu olaylar ilk
yaşandığında. Yanılmıştım. Vişne lekeli geçmişim, beni elimden tutup hayal dahi
edemeyeceğim bir geleceğe götürmüştü. Ne garip ve ne acıydı oysa insanın
ebediyen taşıyacağı yürek yarasının onu elinden tutup büyük başarılara
götürmesi. Yaramla gurur duymayı işte tam da bu zaman öğrendim. Sonum olduğunu
düşündüğüm vişne, beni hayallerimin üzerindeki bir başlangıca götürmüştü. Şimdi
oradayım. Şimdi orada olduğum için sizlere bunları anlatabiliyorum. <o:p></o:p></i></p><p><i>Ama
hala kurtulmak istemiyorum.<o:p></o:p></i></p><p><b>Özel
bir hastaneye gidip kolumun ne durumda olduğuna baktırmıştık Okyanus’la
birlikte. Çatlak olduğu ortaya çıkınca alçıya alınmıştı kolum. Fiziksel olarak
acım geçmişti, hafif bir sızı vardı yalnızca. Eve dönüş yoluna kadar
gerekmediği sürece tek kelime etmemiştik. Zaten ne konuşabilirdik ki? O sürekli
çalan telefonuna cevap vermek için benden uzaklaşıyor ama ne kadar uzağa
giderse gitsin gözlerini benden asla ayırmıyordu.&nbsp; Arabaya binmeden önce yaptığı konuşma onun
öfkesini katlamıştı. Şimdi arabadaydık. Okyanus hala öfkeli görünüyordu ama
aynı zamanda da çok çok düşünceliydi. İçinde bulunduğum belirsizlik beni
rahatsız ediyordu. Her ne kadar bu ana kadar sussam da ortamdaki kasvetten
dayanamayıp konuşmaya başlamıştım.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’İzmir’e
dönecek miyiz?’’ <o:p></o:p></b></p><p><b>Okyanus
çatık kaşlarıyla bana doğru baktı ve tam o sırada telefonu çalmaya başladı.
Karşı tarafın sesini duyamıyordum. Neredeyse bir dakikaya yakın Okyanus tek
kelime etmeden karşı tarafı dinledi. Saniyeler geçtikçe burnundan solumaya
devam ediyordu. Biraz nefes alsa iyi gelir diye düşünerek radyonun altındaki
tuşlara bastım ve camların ikisi de aşağı doğru kayarak açıldı. Bu sırada
trafiğe de yakalanmıştık. Olduğumuz yerde öylece arabaların hareket etmesini
bekliyorduk. Arkadan korna sesleri geldiğinde Okyanus, teflondakine yüksek
sesiyle büyük bir küfür savurmuştu ve hemen ardından,<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Ne
demek bu?’’diye bağırdı. Sanki bağırışı tüm trafiğin sesini kesmişti. Olduğum
yerde irkilmiştim.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Yapacağınız
işin…’’ dedikten sonra cümlesini tamamlamadan telefonu kapattı ve arabanın
önüne doğru sertçe fırlattı. Arabanın camı tam ortadan çatlamıştı. Ağzım
istemsizce açık kalırken korkum her şeyi bastırdı. Okyanus, başını direksiyona
yasladı. Ne yapacağımı ne söyleyeceğimi bilemiyordum. Sağlam olan elimle omzuna
dokunmaya çalışıp iyi olup olmadığını soracaktım. Niyetim buydu ama başını
kaldırıp elime öyle bir bakış attı ki, donakalmıştım.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Sakın.’’dedi,
sert sesiyle. İçimde yukarı doğru çıkmakta olan bir salıncak aşağıya doğru
aniden çakıldı sanki. Midem tavrıyla altüst olmuştu.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’İzmir
diyorsun hala değil mi? Yoksa aklından şöyle mi geçiyor? Birkaç gün burada
kalırım İzmir’e döndüğümde eski düzenime devam ederim.’’&nbsp; Bu söylediklerinin ardından sinirle ve alayla
güldü. Kaşlarım çatıldı, havada kalan elimi kendime doğru çekip kapıyı açtım ve
kendimi dışarı attım. Onlarca arabanın ortasında kalmıştım, başım dönüyordu
sanki. Söyledikleri aslında düşünmek ve inanmak istediğim şeylerdi. Gözlerim
yeniden buğulandı. Nereye, hangi yöne dahi gideceğimi bilemedim kısa bir süre
ve arabaların aynalarına çarpa çarpa toprak bir yola çıktım. Ardıma bakmıyor,
hızlı adımlarla nereye olduğunu bilmeden yürüyordum. <o:p></o:p></b></p><p><i>Bu
yürüyüş, bu şekilde yaptığım son yürüyüşüm olmayacaktı. Sokak sokak dağılacak,
her bir kaldırım taşında bir hayat arayacak, hiçbirinde bulamayacak ve günah
olduğunu kendime kabul ettirdiğim gözyaşlarımla yeniden tanışıp o kaldırımlarda
günlerce, gecelerce bir bilinmezi bekleyecektim.<o:p></o:p></i></p><p><b>Okyanus’un
sesi uğuldamakta olan kulaklarımı doldurdu. Sanki kırmak için özellikle
geliyordu. <o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Gidelim
İzmir’e hadi. Deneyelim bakalım şu muhteşem fikrini. Dönebiliyor musun o
hayatına?’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Sesi
yaklaştıkça ben, adımlarımı daha da hızlandırıyordum.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Git.’’diye
bağırdım. Dudaklarımdan dökülen tek kelime bu olmuştu. Ona diyecek başka hiçbir
şey bulamamıştım. Kolumdan tutup beni kendine doğru çevirdiğinde, bulanık
görüşüm dağıldı. Bu kez yukarı doğru bakıp gözyaşlarımı gerisin geriye
yolladım.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Gideyim.’’dedi,
kolumu tutmayı bırakmayarak. Alçılı kolumdan tutuyordu. Sağlam olan elimi, onun
buz gibi elinin üzerine kapatarak kolumdaki parmaklarından kurtulmaya çalıştım;
ama o beni bırakmıyordu öylece beni izliyor bense olduğum yerde debeleniyordum
ondan kurtulmak için. Bir süre böyle kaldık. Ne ben ondan kurtulabildim ne de o
beni bıraktı.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Hera.’’dedi,
sesi artık yüksek değildi. Ona bakmadım ama elimi, soğuk parmaklarının
üzerinden çektim.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Hera,
baksana.’’dedi, bu kez öfkeli olan bendim. Gümüş rengi gözleriyle ela gözlerimi
ortada birleştirdim.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Ben
giderim… Ben gidersem sen de gelirsin.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Çenemin
ucunu dikleştirdim ve zaten bana eğilmiş olan yüzüne yüzümü yaklaştırdım.
Gözlerinin en içine baktım ve ona cevap verdim.<o:p></o:p></b></p><p><b>‘’Ben
giderim… Ben gidersem de dönmem. Ben gidersem eğer benim gittiğim yere sen asla
gelemezsin.’’<o:p></o:p></b></p><p><b>Tek
kaşını kaldırdı ve duymaktan korktuğum o cümleyi gözlerimin içine baka baka
söyledi.<o:p></o:p></b></p><p>
</p><p><b>‘’Bundan
sonra hiçbir şey seni eski hayatına döndürmeyecek ve bundan sonra hiçbir şey
eskisi gibi olmayacak, Hera.’’<o:p></o:p></b></p><div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 838</span></div>

<!-- Created with Elementor --> <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/kimsesiz-2-bolum-kalu-beladan/">Kimsesiz 2.Bölüm: Kalu Beladan</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/kimsesiz-2-bolum-kalu-beladan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4804</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kimsesiz 1.Bölüm: Nefes</title>
		<link>https://www.geceyim.com/kimsesiz-1-bolum-nefes/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/kimsesiz-1-bolum-nefes/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Özüuğurlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2020 16:54:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kendi Kitaplarım]]></category>
		<category><![CDATA[kimsesiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=4733</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir sokakta kaybolduğum o akşamüstünün beni, kendimi kaybedeceğim güne götürdüğünün farkında değildim. İşin kötü yanı, seneler geçmesine, üzerine binbir acı binmesine, hayatımı sonsuza dek değiştirmesine rağmen ben yine de, yeniden kaybolmak isterdim. Şimdi seneler sonrasından yazıyorum bunu, ölüme en çok yaklaştığımı hissettiğim bir deprem gecesinden, tüm korkularımla ve tüm cesaretimle&#8230; Sırf unutmayayım diye, ben şimdi &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/kimsesiz-1-bolum-nefes/"> <span class="screen-reader-text">Kimsesiz 1.Bölüm: Nefes</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/kimsesiz-1-bolum-nefes/">Kimsesiz 1.Bölüm: Nefes</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir sokakta kaybolduğum o akşamüstünün beni, kendimi kaybedeceğim güne götürdüğünün farkında değildim. İşin kötü yanı, seneler geçmesine, üzerine binbir acı binmesine, hayatımı sonsuza dek değiştirmesine rağmen ben yine de, yeniden kaybolmak isterdim. Şimdi seneler sonrasından yazıyorum bunu, ölüme en çok yaklaştığımı hissettiğim bir deprem gecesinden, tüm korkularımla ve tüm cesaretimle&#8230; Sırf unutmayayım diye, ben şimdi tekrar o kuyuya iniyorum. Kendimi nasıl kaybettiğimi, nasıl aradığımı ve sonsuza dek nasıl yarım kaldığımı herkese anlatayım diye.</p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f341.png" alt="🍁" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p>Eylül, 2012.</p>
<p>Derinden gelen bir çıtırtı sesi… Belki bir ateşin yanışı, belki birinin suya düşüşü belki de kurumuş dalların birbirine sarılmaya çalışırken birbirlerini kırışının sesi. Gözlerim kapalı, sanki sonsuza dek böyle kalacakmış gibi. Göz kapaklarımın üzerine kaderim oturmuş kadar ağır. İçimde bir yerlere geç kalmışlık hissi. İşte başlıyoruz&#8230;</p>
<p>Düşüyorum&#8230;</p>
<p>Yüzüstü düştüğüm anda kaderim göz kapaklarımdan kalkmıştı. Bir ormanın ortasında, puslu bir havada, yanılmıyorsam bir sonbahar gününde nereden düştüğümü bilmediğim bir ormanın ortasında ayaklanmaya çalışıyordum. İçimde büyük bir korku, üzerimde uçuşan mavi bir elbise vardı. Ayaklarım çıplaktı. Ayaklandığım an ilk göz göze geldiğim şey ellerim olmuştu.</p>
<p>Bu eller bana ait değildi ama ben tanıyordum. Dönüşeceğim elleri bu gece hafızama kazıyordum.</p>
<p>Ani, bugüne kadar hiç duymadığım bir ses duyunca kulaklarıma bastırarak koşmaya başladım. Koştum, koştum&#8230; Ayaklarıma kurumuş dallar sarılıyordu.</p>
<p>&#8220;Ben sizleri yeşertemem.&#8221;</p>
<p>Dudaklarım kımıldamamıştı ama konuşan ses bana aitti. Dönüşeceğim sesimi bu gece boğazıma ilmek ilmek işliyordum.</p>
<p>Uzunca bir koşuşun ardından, nefes nefes kalmışken, ardımda kimse yokken ama korkunç bir ses varken, her nasılsa kendimi bir uçurumun kenarında uzanırken buldum. Boynumda havadan da soğuk demire sahip olan bir kolyenin zinciriyle oynayıp duruyordum. Sesler yaklaştığında hiç tereddüt etmeden kendimi aşağıdaki suya bıraktım. Sırtımın üzerine suya düşerken suya çarpmanın etkisi, sırtımda bir yangın oluşturmuştu. Elbisem ve kömür karası saçlarım etrafımda uçuşuyordu. Gözlerimi tuzlu suyun içinde açtım, ben orada göz yaşlarımla tanıştım.</p>
<p>&#8220;Sana nefes almayı bile unutturdular.&#8221; diye aynı sesin fısıldadığını duydum. Etrafımda minik balıklar dolaşmaya başladı ve ayaklarıma yosunlar sarılarak beni karanlık, kurak bir kuyuya çekti. Ayaklarımdaki yosunlar kayboldu, ben sırılsıklamdım ama üzerinde bulunduğum zemin kurumuş bir çölü andırıyordu.</p>
<p>&#8220;Ev.&#8221; diye fısıldadım sesim çatallı çıkmıştı. Nefes nefese kalmıştım boğulduğumu düşünüp, oysa bu kadar güzel bir havayı hiç solumamıştım. Ayağı kalktım, bomboş alanda ilerlemeye başladım. Ölü ağaçların olduğu bir alana, çamurlara bata çıka, bazı yangınlarda ellerimi yaka yaka geldim. En son çalılar sıklaştı, kulağimdan gitmeyen o korkunç ses kesildi, çalılıkların beyaz tenimi çizerek kanatmasına izin verdim ve araladım. Bir deniz kenarında, arkası dönük biri beni bekliyordu. Boynumda kolye yoktu, bana yüzyıl kadar yavaş gelen bir yürümeyle o kıza doğru yürüdüm. Ayni elbise onda pırıl pırıl gözüküyordu. Tam omzuna dokundum ki, yer yarılıp beni hiç bulunmadığım bir kuyuya çekti.</p>
<p>*</p>
<p>Uyanıp pencereyi açtım. Güneş daha yeni doğuyordu. Nefes nefese kalmıştım, gördüğüm rüyanın etkisinden dolayı. Bugün yapılacak çok önemli ve heyecanlı bir işim vardı. Nefesimi düzene soktuktan sonra odamdan çıkıp banyoya ilerledim. Elimi yüzümü yıkayıp kuruladıktan sonra tekrar kendi odama geçtim günler öncesinden hazırlamış olduğum kıyafetlerimi üzerime geçirip aynanın karşısına geçtim. Siyah, omuzlarıma gelen saçlarımı birkaç toka yardımıyla düzgünce bir topuz yaptım. Üzerimde bordo renginde, kısa kollu bir tişört vardı, altımdaysa siyah, kumaş bir pantolon. Henüz on beş yaşımda olduğumdan makyaj nedir bilmiyordum. Uzun zamandır, en yakın kız arkadaşımla hayalini kurduğumuz bir konumda olacaktık bugün. Bir yardım kuruluşunda gönüllü olarak haftanın dört günü görev alacak, evsizlere yemek dağıtacaktık. Hatta zaman zaman sokakları gezip küçük çocuklara destek olacaktık. Bu işi yapmayı hep istemiştik ama başvurduğumuz çoğu yer bizi yaşımızdan dolayı reddetmişti. Sonra benim okuduğum liseden bir kız ve annesi devreye girince kendimizi buraya hazırlanırken bulmuştuk. Telefonum masanın üzerinde titremeye başlayınca arayan kişinin en yakın arkadaşlarımdan biri olan İdil olduğunu gördüm, kaydırarak telefonu açtım.</p>
<p>&#8220;Yankı&#8230; Ben çok fazla heyecanlıyım dayanamayacağım sanırım. Geliyorum hemen size.&#8221;</p>
<p>İstemsizce gülümsedim ve,</p>
<p>&#8220;Koş, İdil. Durduğun kabahat. Bizi babam bırakacak zaten ben hızlıca kahvaltımı eder çıkarız.&#8221;</p>
<p>&#8220;Geliyorum.&#8221;</p>
<p>Hemen kırmızı sırt çantamı sırtıma asıp içine cüzdanımı, defterimi ve asla yanımdan ayırmadığım şiir kitabımı koydum. Hemen kahvaltıya geçip İdil gelene kadar hızlıca yemeye başladım. İdil alt sokağımda oturuyordu&#8230;</p>
<p>Annem her ne kadar yaptığımız işle gurur duysa da sebepsizce oraya gitmemizi istemiyordu. Hatta bunun için tartıştığımız bile olmuştu fakat babam araya girince ortalık sakinleşmişti.</p>
<p>Arabadan indiğimizde babam önden ilerleyerek yürümeye başladı. İdil ve ben yavaş, ürkek adımlarla sessizce ilerliyorduk. Heyecanımız korkuya dönüşmüştü. Biz büyük şehrin, sakin ve küçük bir kasabasında yaşıyorduk ama şu an bulunduğumuz yer hiç bilmediğimkz bir kalabalıkta ve kaos ortamındaydı. Olduğum yerde durdum ve bulunduğum alandan arkama bile bakmadan gitmek istedim. Aynı anda İdil de benimle durdu. Önce birbirimize sonra babamın çoktan demir kapısından girdiği, çok kalabalık olan o bahçeye baktık. O kadar fazla insan vardı ki, o an yaomak istediğim tek şey İdil&#8217;in elinden tutup burayı terk etmekti. Bunu daha fazla içimde saklayamadım,</p>
<p>&#8220;Burası çok kalabalık, İdil.&#8221;</p>
<p>Benim çok atılgan olmamın aksine İdil çok çekingen ve sessiz bir kızdı. Kaçmak istediğimi anlamış gibi,</p>
<p>&#8220;Ne yapacağız?&#8221; diye sordu.</p>
<p>&#8220;Gidelim buradan. Bize göre değil, baksana&#8230;&#8221;</p>
<p>Cümlemi tamamlamadan arkamızı dönmüş arabaya doğru ilerlemeye başlamıştık ki, o kalabalığın içinden babamın sesini duydum. İdil ile aynı anda arkamızı döndük, babam yanımıza geldi.</p>
<p>&#8220;Kaybolacağınızdan mı korktunuz?&#8221; dedi gülerek. Ben ve İdil her ne kadar üprersek de sesimizi çıkarmamıştık.<br>
&#8220;Yürüyün bakalım. Hem bakın size ne anlatacağım&#8230;&#8221;</p>
<p>Bahçenin devasa demir kapısından girerken olabildiğince İdil&#8217;e sokulmuyordum ama kalabalık ve insanların gürültüsü o kadar dikkatimi çekiyordu ki, babamdan duyduğum son cümle şu olmuştu.</p>
<p>&#8220;Ben arkadaşımla, aynı yerde askerlik yapacaktım ama onu bir ilk gün gördüm bir de son gün, birbirimizi kaybettik o koca yerde.&#8221;</p>
<p>Etrafımı bir sürü insan kapladı. Herkes aynı şekilde bordo tişört ve siyah pantolonluydu. Bu kurumda görev almak isteyenlerin ilk toplantısıydı ve hepimiz farklı ilçelere dağılacaktık bu yüzden kıyafetlerimiz aynıydı artık sadece görev yerlerimiz belli olacaktı. Etrafıma baktıkça hızlı bir şekilde, başımın döndüğünü hissettim. Ne babamı bulabildim ne de İdil&#8217;i. Hiçbir yüz tanıdık değildi ve bu tarz bir ortamda ilk kez bulunduğumdan içimde derin bir endişe vardı kaybolduğuma dair.</p>
<p>Çocuk aklı işte, babama olanın bana da olacağını sanıyordum.</p>
<p>Olduğum yerde kalakaldım. Çok öfkelenmiştim, kendi kendime kızıp nasıl kaybolduğumu sorguluyordum. Sağıma soluma bakıp dururken sağ omzuma bir elin dokunduğunu hissettim. Babam ya da İdil umuduyla başımı çevirdim ama gördüğüm hiç görmediğim bir yüzdü. Gümüş gri gözleri olan, benden çok daha uzun ve biraz daha yaşça büyük olan biriydi. Saçları, benimki kadar koyu olmasa da koyu renkliydi. Kavisli kaşları, kirli sakalı vardı ve üzerinde herkes de olan kıyafetler.<br>
&#8220;Yeni başlayanlar ne taraftan gidecek biliyor musun?&#8221;<br>
diye sorduğunda, sanki patlamayı bekliyormuşum gibi adıni dahi bilmediğim kişiye çıkışıverdim.<br>
&#8220;Ben de bilmiyorum takip et birilerini işte.&#8221;<br>
Böyle çıkışınca elini omzumdan çekti, o ana kadar kaşlarımın çatık olduğunun farkında bile değildim.</p>
<p>Sırtını bana döndü ve sırtımı ona döndüm. Aynı kaldırımdan farklı yönlere doğru ilerlemiştik. O an bunu bilmiyordum ama aslında ayrılan tüm yollar bizim yeniden bir yerlerde birleşmemiz içinmiş.</p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f341.png" alt="🍁" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p>Eylül, 2015</p>
<p>Günlerim o kadar yoğun geçiyordu ki, artık aynaya dahi bakamaz olmuştum. Bir yandan üniversite sınavına hazırlanıyor, bir yandan gönüllü olduğum işe devam ediyordum. Çıkış zili çalmadan önce, beni gönüllü olduğum yardım vakfına girmemi sağlayan arkadaşım Defne ile sohbet ediyorduk.</p>
<p>&#8220;Çıkışta ne yapacaksın?&#8221;diye sorduğunda ona,</p>
<p>&#8220;Bugün çarşamba biliyorsun, yemek dağıtacağız ve bugün ufaklıklara ziyaret günü.&#8221; diye cevap verdim. Defne, elini kıvırcık saçlarının arasından çıkartıp alnına dokundu,<br>
&#8220;Hep unutuyorum. Hangi günler senin görev günlerin?&#8221;</p>
<p>&#8220;Pazartesi, çarşamba ve cuma.&#8221;</p>
<p>&#8220;Doğru&#8230; Ama fazla yoruyorsun kendini. Biraz hayatını yaşa, henüz on sekiz bile değilsin.&#8221;</p>
<p>Söylediklerine gözlerimi devirdim,<br>
&#8220;Başlama sen de İdil gibi. Bir ton işim var. Her şeyin zamanı gelir hem ben böyle çok mutluyum.&#8221;</p>
<p>Omzuma omzuyla çarparak güldü ve,<br>
&#8220;Bugün hangi sokaklarda olacaksın belli mi?&#8221;</p>
<p>Başımı sallayarak telefonuma kaydettiğim sokak isimlerini açtım.<br>
&#8220;Yemekleri Limontepe tarafında dağıtıp, Buca&#8217;ya geçeceğiz.&#8221;</p>
<p>Tek tek sokakları gösterdikten sonra sadece onaylar bir ses çıkardı. O sırada zil çaldı ve kapıya doğru ilerledik. Defne bir anda bana doğru dönüp,<br>
&#8220;Dikkat et kendine. Görüşürüz.&#8221; Dedi ve cevabımı beklemeden koşarak okuldan çıktı.</p>
<p>İdil&#8217;le Limontepe de işimizi hallettikten sonra Buca&#8217;ya geçtik ve farklı sokaklara dağıldık. Uzunca bir süre sokak sokak dolaşıp, her zamanki ev ziyaretlerinde bulunup sokakta gördüğüm çocuklarla sohbet edip ihtiyaçlarını listeledim. En son ekiple buluşma noktamızda görüşüp listelediklerimi verdim ve izbana doğru ilerlemeye başladım. Kendimi çok yorgun hissediyordum. Saat sekize geliyordu ve hava kararıyordu yavaş yavaş. Hemen eve gidip birkaç saat uyumak ardından ders çalışmak istiyordum. Tam sokağa dönmüştüm ki bir arabanın yanımdan rüzgar gibi geçip bulunduğum sokağa girdi. Kaşlarım anında çatılırken araba bir çöp tenekesinin yanında durdu. Arabanın içinden karanlıktan dolayı tam seçemediğim, oldukça uzun boylu biri çıkıp tenekenin yanına çöktü ve bağırarak sövmeye başladı. O kadar hızlı ve hararetli konuşuyordu ki dediğini anlamadım sadece bir anda kollarında on yaşlarında bir çocukla arabasının kapısını açmaya çalışırken sokak lambası üzerine düşmüştü ve kollarındaki oğlan çocuğunun kanlar içinde olduğunu fark etmiştim. Ela gözlerim fal taşı gibi açılırken koşarak yanlarına doğru ilerledim. Adam fısıldıyordu,<br>
&#8220;Nasıl yapar bunu sana nasıl?&#8221;<br>
Arabanın kapısını hâlâ açamadığından iyice sinirlenmişti ve benim varlığımı hâlâ fark edememişti. Ben de çocuğa bakmaktan ona bakmıyordum. Kapının kolunu tutup açtım. O an gözlerim tanıdık ama yabancı olan gümüşlerle birleşti. Kaşları çatıldı.<br>
&#8220;Nefes alıyor mu?&#8221; Diye sordum koşmaktan nefes nefeseydim. Yüzüme çatık kaşlarıyla baktı ve oğlanı arka koltuğa yerleştirdi.<br>
&#8220;Alıyor.&#8221; dedikten sonra bir an bile beklemeyip arabasına atlayıp, son süratle gitti. Kaldırıma oturup kaldım sokakta bir başıma. Küçük bir çocuğa bunu kim neden yapardı? Kafamda sürekli dönüp duran bu soru, damarlarımı yakıyordu. Nefesimi düzenleyene kadar orada oturdum ve sonra ağır ve yorgun adımlarla, içimde büyük bir soru kutusuyla izbana doğru ilerlemeye başladım, aynı kaldırımın farklı yönünden.</p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f341.png" alt="🍁" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p>Eylül ayının son günlerinde, öğle molamızda Defne ve ben, koridorun sonunda camın önüne oturmuş sohbet ediyorduk.</p>
<p>&#8220;Annem söyledi sizin kurumun gecesi varmış. Katılacak mısın?&#8221;</p>
<p>Esnerken,<br>
&#8220;Bilmiyorum.&#8221; diye fısıldadım. Sonra devam ettim, &#8220;İdil gitmek istiyor ama bensiz asla gitmez. Ben de isteyip istemediğimden emin değilim. İçimde bir sıkıntı var son günlerde ya&#8230;&#8221;</p>
<p>Defne omzuma omzuyla çarpti ve gülerek,<br>
&#8220;Bahane etme iç sıkıntılarını, Yankı. Hiç geçmiyor ki zaten&#8230; Ben de katılacağım annemin yanında.&#8221;</p>
<p>&#8220;Ah o zaman Abis Derneği güzel görsün.&#8221;</p>
<p>Söylediğim şey Defne&#8217;yi güldürdü.</p>
<p>&#8220;Abis Derneği üç güzel görsün. En genç biziz hem&#8230;&#8221;</p>
<p>Başımı sallamakla yetinip İdil&#8217;e akşama hazırlanması için mesaj attım.</p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f341.png" alt="🍁" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p>Üzerime bordo renginde kayık yaka, penye bir kazak altıma siyah, dar bir pantolon giymiştim. Kulağımda minik küpeler vardı. Omzuma değen saçlarımı düzleştirmiş, artık uzamış olan kakullerimi iki yanıma doğru ayırıp yanaklarıma dökülmesine izin vermiştim. Biraz rimel sürüp hafif bir ruj değdirdikten sonra İdil de hemen gelmiş ve ayarlanan mekana gitmek için yola düşmüştük. Ailemle ayrı yaşıyordum, onlar işleri yüzünden Antalya da kalmak durumundaydılar. Anneme nerede olacağımı bildiren bir mesaj attıktan sonra telefonu cüzdanımın içine koydum. İdil çok gergin görünüyordu.</p>
<p>Tıpkı ilk derneğe katıldığımız o gün gibi. Belki de İdil başıma gelecekleri hissetmişti. Belki de ben de bu ihtimale tutunup kendimi kandırıyordum şu an, her neyse. Olanlar olmuştu&#8230; Olmuştu da ihtimallere olan sevdam seneler sonra bile geçmeyecekti. Geçmedi.</p>
<p>Girişinde bulunduğumuz mekan iki katlı ve lükse yakın bir yerdi. Bostanlı sahilin oradaki caddenin üzerindeydi. Güneş teninin son ışıklarını göğe sererken gün batımı renkleri etrafa saçılıyordu. Aklımda bir saat kalıp, dernektekilere görünmek sonra eve gidip uyumak vardı. Yanımızda bir anda Defne belirince aklımdakiler bir balon gibi patladı ve dağıldı.</p>
<p>&#8220;Ben dedim Abis Derneği üç güzel görecek diye&#8230;&#8221;</p>
<p>Laciverte kaçan, mavi v yaka bir bluz giymişti. Turuncumsu kıvırcık saçlarıyla çok sevimli gözüküyordu.</p>
<p>&#8220;E hadi girelim de başlasın bir an önce.&#8221;</p>
<p>Dedikten sonra ikisini çekiştirip mekanın içine soktum. Etraf beyaz renkle kaplıydı ve herkes çok şık gözüküyordu. Genelde birbirimizi formalarla gördüğümüzden bu görüntü bana tuhaf gelmişti. Nazan ablayı görünce koşarak yanına gittim. Dernekteki en sevdiğim insanlardan biriydi. Ayaküstü sohbet etmeye başladık, bu sırada gecenin asıl amacı olan şey yeni ekip arkadaşlarımızi tanımak ve derneğimizi tanıtmaktı. Arada sırada konuşmacı Volkan abiye alkış tutuyor, ara sıra Nazan ablaya espiriler yapıyor onun gülmesini sağlıyordum. Ortam çok sıkıcıydı. Genel olarak herkes yaşını almış insanlardı. Ben, İdil ve Defne dışında herkes otuzlu yaşlarında ya da daha üstündeydi. Nazan abla ise yirmi dokuzun son günlerindeydi.</p>
<p>&#8220;E abla sen bizimle de takılmazsın artık.&#8221; diye ciddi bir ifade takınarak lafa giriştim.</p>
<p>&#8220;O nereden çıktı şimdi, Yankı?&#8221;</p>
<p>İdil&#8217;i dürterek,<br>
&#8220;E otuz olmana ne kaldı şurda.&#8221; Dediğim an İdil,<br>
&#8220;Benim için otuz olalı aylar oldu abla. Biliyorsun ki yılbaşı herkesin doğum günüdür.&#8221;</p>
<p>Nazan abla kaşlarını çatarak,<br>
&#8220;Sizi minik şeytanlar sizi. E o zaman sen de on sekizsin, reşitsin İdil öyle mi?&#8221;</p>
<p>İdil ve ben çocukluktan arkadaştık ve dörtlü bir arkadaş grubumuz vardı. Senenin ilk doğum günü bana aitti çünkü şubat doğumluydum. Dörtlümüzdeki en sondan ikinci doğum günü İdil&#8217;e ait olduğundan her sene yaş kavgası yapardık. En sonunda kendi doğum gününü ve ben haric dünyadaki herkesin doğum gününü yılbaşı günü ilan etmişti&#8230;</p>
<p>&#8220;Abla, biliyorsun ki ben bizim grupta en önce reşit olanım. Ocak ayınin ilk günü reşitim artık ama Yankı şubati bekleyecek. Sende yılbaşında otuz oldun bu kadar basit işte.&#8221;</p>
<p>Gözlerimi devirerek güldüm Nazan abla olayı anlayamadığı için,<br>
&#8220;Ne diyorsun kız deli? Benim doğum günüm ekim ayında.&#8221;</p>
<p>Nazan ablanın omzuna dokunarak,<br>
&#8220;Abla bırak şunu ya, kendi kendine ilan edip duruyor bir şeyler&#8230; Ama otuz olmana az kaldı ve sen de yakında bizi bırakıp diğer yaşlı tayfayla fatura muhabbeti yaparsın.&#8221;</p>
<p>&#8220;Siz ikiniz bir araya gelmeyin. Özel istekte bulunacağım Volkan&#8217;dan asla aynı yerde görev yapmayın&#8230;&#8221;</p>
<p>İdil ve ben kahkahalara boğulurken Defne ortalıkta gözükmüyordu.</p>
<p>Zaman nasıl geçti anlamamıştım. Defne, İdil ve ben derneğin maskotu gibiydik. Herkese espiriler yapıyor, herkesle uğraşıyorduk ama yine de bizi seviyorlardı. Zaten biz de çok sevgiden bunları yapıyorduk. Etraf iyice kalabalıklaştığında içimde varlığını unuttuğum sıkıntının beni boğacak dereceye geldiğini hissettim. Bazen oluyordu bu his bana. Biraz gürültüden uzaklaşsam ve kendimi sakinleştirmeye çalışsam her şey geçecekti, biliyordum. Hızlı adımlarla yanıma İdil geldi,<br>
&#8220;Yine yüzünun rengi atmış dağılmışsın. Lavaboya gidelim mi? Hiç iyi gözükmüyorsun.&#8221;</p>
<p>Midemin bulandığını hissederek ağzımı elimin tersiyle kapattım. Neden böyle oluyordu bilmiyordum ama sık sık yaşadığım bir durumdu. Bildiğim tek şey en geç on beş dakikaya geçeceğiydi.</p>
<p>Hiç bir şey bildiğim yoktu. Yalnızca bildiğime kendimi inandırıyordum. Bu felaketleri içimde biriktirmenin ilk çıkış yoluydu. Bilmiyordum. Daha da beter olacaktım, kafama bunu sokamıyordum. Bir daha iyileşemeyecektim, bunun farkında olmama, bataklıkta çırpınmama rağmen camurdan medet umuyordum. O an bilmediğim bir sey daha vardı. İçimdeki o derin huzursuzluk yüzünden yalnız kalma isteğim, birkaç dakika sonra hayatımı sonsuza dek değiştirecekti.</p>
<p>Defne koluma girdi ve İdil&#8217;e Nazan ablanın onu aradığını söyleyip onun yanından beni uzaklaştırdı.</p>
<p>&#8220;Ne oldu?&#8221;Diye sordu meraklı bakışlarla.</p>
<p>&#8220;Hiç. Lavaboya gidelim mi?&#8221;</p>
<p>Defne etrafa bakındı,</p>
<p>&#8220;Sen git, yukarıda. Ben hemen geleceğim anneme bir şey söylemem gerekiyor.&#8221;</p>
<p>Başımı onaylarcasına sallayarak bulunduğumuz alandan çıkıp merdivenleri tırmanmaya başladım. Üst kat alt katın çok zıttıydı. Kapıdan girer girmez dikkatimi loş, mor ışık çekti. Burası yarı karanlık bir yerdi. Duvarların rengini ayırt edemiyordum ancak tüm duvarların üzerinde, sanki duvarın içinden geliyormuş gibi, yıldız misali mor ışıklar vardı. Mor yıldızlı gökyüzü, diye geçirdim içimden. Masa ve koltuklar sadece duvar kenarlarındaydı ve orta yer boş bırakılmıştı. Sağ köşenin biraz ortalarına doğru bar kısmı vardı, içinde de bir barmen bardakları siliyordu. Cidden, iki elin parmak sayısını geçmeyecek kadar az insan vardı. Karşıma baktığımda sahne gördüm fakat boştu. Mekanı kendi gibi büyüleyici bir ses dolduruyordu. Yabancı bir şarkı buğulu ve boğuk bir sesle kulaklarıma yayılmıştı. Midemin bulantısı artınca lavaboya doğru koştum. Kusamayacağımı biliyordum. Elimi yüzümü yıkadım. Yüzümdeki makyajdan kurtuldum. Klozetin kapağını kapatıp üzerine oturdum. Nefesimin düzene girmesini bekledim uzumca bir süre. Bir ara ağlayacaktım hatta ama Defne geleceği için kendime zorla engel oldum.<br>
Neden böyle olduğumu bile kendime itiraf edemiyordum, kendime itiraf ettiğim tek şey iyi hissetmediğimdi. Bir şeyler beni kemiriyordu, bir şeyler ruhumun kalbini demir parmaklarıyla eziyordu. Geçmiş benim için bir kuyuydu, düşmekten ödüm kopuyordu.</p>
<p>Ödümün koptuğu o şey başıma gelmemişti ama ben tamemen bir çukura dönüşmüştüm. O zaman orada kendini dizginlemeye çalışan kız bunu bilse ne yapardı, bilmiyorum. Sanırım en kötüsü o kızı kaybetmemdi, kuyuya dönüşmem değil.</p>
<p>Tek göz yaşı dökmeden defalarca hıçkırdım. Yaklaşık yirmi dakikanın sonunda kendimi az da olsa sakinleştirebilmiştim. Yavaşça lavabodan çıktığımda etrafta hala Defne&#8217;nin olmadığını gördüm. Cüzdanımın içinden tokamı çıkarıp saçlarımı çok sıkı olmayan bir at kuyruğu yaptım. Dilim damağım kurumuştu. Bar kısmına doğru ilerleyip bir su rica ettim yeşil gözlü barmenden. Oturup yavaşça içtim. Etraf o kadar loştu ve benim aklim o kadar bulanıktı ki bu dinginlik bana bir süre ilaç gibi gelmişti.</p>
<p>O dinginlik fırtınamın sessizliğindendi, ama ben o an buna ilaç gibi demiştim, komik.</p>
<p>Yanımdan o kadar hızla biri geçip sahnenin ardına doğru ilerledi ki bir esinti yayıldı. Başımı kaldırdığımda onun sırtını gördüm daha sonra barmenle göz göze geldik. Başımı hemen eğip,</p>
<p>&#8220;Nerede kaldın, Defne ya&#8230;&#8221; diye kendi kendime söylendim. Yarım saattir buradaydım ve hâlâ gelmemişti. Telefonuma baktım bir mesaj da yoktu. Oflarken barmen konuştu,<br>
&#8220;Bugün biraz sinirli.&#8221;<br>
Kafamı yerden kaldırıp anlamsızca ona baktım,</p>
<p>&#8220;Hım?&#8221;</p>
<p>&#8220;Okyanus sana hayatta satmaz niye buradasın sen?&#8221; dedi bir şişenin kapağını açarken.</p>
<p>Kaşlarım çatılmıştı,<br>
&#8220;Neyden bahsettiğini anlamıyorum&#8230; Beni biriyle karıştırdın sanırım.&#8221;</p>
<p>Kendinden emin bir şekilde tezgahın üzerine dökülen içkileri silerken,<br>
&#8220;Hayır, karıştırmadım. Git yanına ama diyorum ya çok sinirli bugün.&#8221;</p>
<p>Ayağı kalkıp,<br>
&#8220;Kimin yanına, ne diyorsun?&#8221;</p>
<p>Barmen gülümsedi,<br>
&#8220;Git öğren madem bilmiyormuşsun bak orada. O da seni bekliyordur&#8230;&#8221;</p>
<p>Gözlerim parmağını takip etti. Başımı kaldırdığımda, aynı zamanda o da bana baktı. Loş ışıkların arasından göz göze geldiğimiz an onu tanıdım. Geçenlerde kucağında yaralı bir çocukla olan adamdı bu. Neden yaptım, bilmiyorum ama o an ona doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım. Bu sırada o kafasını birkaç kez başka yöne cevirmiş ama hemen ardından yine gümüş gözlerini gözlerime sabitlemişti. Üzerinde siyah, düz bir tişört altında siyah bir kot pantolonu vardı. Saçları yeni kesilmiş gibiydi ve sakalları da. Yaklaştıkça yüzümü daha fazla esir alıyordu.<br>
&#8220;Kurtuldu mu?&#8221; diye sordum yanına vardığımda. Aramızda birkaç adım vardı. Çatık kaşları havalanırken, bir süre cevap vermeyip yüzümü inceledi. Hatırlamamıştı sanırım ama sonra yüzü yeniden ciddileşti.</p>
<p>&#8220;Kurtuldu.&#8221; dediğinde derin bir oh çekmiştim. Her ne kadar mental olarak biraz toparlanmış olsam da midem hâlâ bulanıyordu ve başımda hafif bir dönme vardı. Yüzümü ekşitip onaylarcasına başımı salladım. Tam dönüp gidecektim ki başım şiddetle döndü ve o an elimdeki cüzdanı yan tarafımdaki masanın üzerine bırakıp masaya tutunmaya çalıştım. Ani bir refleksle karşımdaki adam yani adını barmenden öğrendiğim Okyanus beni kolumdan son anda tuttu.</p>
<p>Bu beni bir yerden ilk çekişi olmayacaktı.</p>
<p>Bir süre yüzümüze baktık birbirimizin. İçimden bir sızı geçti gitti. Hiçbir şey söylemedi, ben de hiçbir şey söyleyemedim.</p>
<p>Bu birlikte ilk defa susarak konuşmamızdı. Sonrasında hep susarak anlaşılmayı bekleyip birbirimizi mahvedecektik. Onun sessizliğiyle muhattaplığım hiç bitmeyecekti; varlığında da yokluğunda da.</p>
<p>Kalbimdeki o tanıdık ağrı yine benimleydi. Kendimi toparladım, kolumu tutan elini benden çekti. İyi olup olmadığımı sormadı, ama ben yine de,<br>
&#8220;Teşekkür ederim, Okyanus.&#8221; diye fısıldadım. Neden ona adıyla seslendiğimi bilmeyerek.</p>
<p>Sadece adını söylemek istemiştim. Belki de adını bildiğimi bilsin istemiştim.</p>
<p>Bakışları değişti. Cevap vermedi. Ben de sırtımi dönüp merdivenlerden inecekken,</p>
<p>&#8220;Adın ne?&#8221; Diye seslendi. Bu her nasılsa gülümseme sebep olmuştu,</p>
<p>&#8220;Yankı.&#8221; Dedim yüzümdeki kocaman gülümsemeyle. İnsanlara sık sık gülümseyen biriydim ama ilk kez bu istemsiz olmuş ve utanç verici hissettirmişti. Önüme dönüp, düşmemeye çalışarak merdivenleri indim. Kapıdan anında çıkarak hızlı adımlarla sahil kenarına indim. Tam karşıdan karşıya geçiyordum ki bir arabanın korna sesiyle ve bir kolun beni geriye çekmesiyle kalbim deli gibi çarpmaya başladı.</p>
<p>Sağıma ya da soluma asla bakmayan bir kızdım. Hâlâ böyleyim. Şimdi karşıdan karşıya geçerken aklımda hep o oluyor ama hâlâ trafik ışıkları umrumda değil.</p>
<p>Arabalar son sürat geçerken karşımda Okyanus&#8217;u görmeyi beklemiyordum. Yine aynı surat ifadesiyle bana bakıyordu.<br>
&#8220;Sağına soluna hiç bakmaz mısın sen?&#8221; diye söylendi.</p>
<p>&#8220;Hiç.&#8221; diye cevap verdim omuzlarımı kaldırarak.</p>
<p>Hafifçe gülumsedi ve dudağının kenarında bir boşluk oluştu. Dudaklarımı birbirine bastırarak bende gülümsedim.</p>
<p>&#8220;Cüzdanın kalmış.&#8221; derken bana siyah cüzdanımı uzattı. Cüzdanı alırken soğuk parmağı parmağıma değdirdi.</p>
<p>&#8220;Üç kere teşekkür ederim.&#8221; dedim yola bakarken. Yeniden bir tebessüm oluştu yüzünde ama hemen geçti. Yine cevap vermedi. Karşıya geçtim koşarak. Bir arabayı kıl payı sıyırmıştım.<br>
Karşı yoldan başını iki yana salladı,<br>
&#8220;Adın Hera&#8217;ymış.&#8221; Bu isim beni duraklattıysa da, kalbimdeki bir dikişi patlattıysa da, yutkundum ve omuz silkerek bağırdım,</p>
<p>&#8220;Cüzdan kurcalamak senin alışkanlığınmış.&#8221;</p>
<p>Ardıma bile bakmadan sahil yolunda ilerlemeye ve karanlıkta kaybolmaya başladım.</p>
<p>Beni kaçıran duyduğum ismim değildi. Geçmişimdi. Kendimden kaçmaya çalışıyordum. En sonunda kaybedecek ve kaybolacaktım ve bir daha bunun telafisi olmayacaktı.</p>

<div class="page_counter_label"><span class="page_counter_text" style="color:#000000;background:#FFFFFF;">Toplam Ziyaret Sayısı: 1381</span></div>


 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/kimsesiz-1-bolum-nefes/">Kimsesiz 1.Bölüm: Nefes</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/kimsesiz-1-bolum-nefes/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4733</post-id>	</item>
		<item>
		<title>GÜVERCİNLİK -bölüm 2: Çoban Yıldızı-</title>
		<link>https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-2-coban-yildizi/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-2-coban-yildizi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Geceyim]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2020 14:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kendi Kitaplarım]]></category>
		<category><![CDATA[@edaozuugurluu]]></category>
		<category><![CDATA[geceyim]]></category>
		<category><![CDATA[güvercinlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=3995</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160;Sanırım yanlış iliklemiştim hayatın ilk düğmesini. İnançla ve dünyanın sevgisiyle çıktığım yollarda hep bir çığın altında ezilmiştim. Kaderimi baştan yazamazdım ve yaşanan hiçbir şeyi düzeltemezdim. Düzeltmezdim de zaten. Asla da unutma taraftarı değildim. Ben hepsini hafızama kazımak ve büyümek için yaşamıştım. Unutmayayım diye tenime kazımıştım. Unutursam arınamazdım.&#160;Unutursam hayatıma devam edemezdim.Unutursam kalbimi reddetmiş olurdum.Ve ben kalbimi &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-2-coban-yildizi/"> <span class="screen-reader-text">GÜVERCİNLİK -bölüm 2: Çoban Yıldızı-</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-2-coban-yildizi/">GÜVERCİNLİK -bölüm 2: Çoban Yıldızı-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp;<strong>Sanırım yanlış iliklemiştim hayatın ilk düğmesini.</strong></p>



<p><strong>İnançla ve dünyanın sevgisiyle çıktığım yollarda hep bir çığın altında ezilmiştim. Kaderimi baştan yazamazdım ve yaşanan hiçbir şeyi düzeltemezdim.</strong></p>



<p><strong>Düzeltmezdim de zaten. Asla da unutma taraftarı değildim. Ben hepsini hafızama kazımak ve büyümek için yaşamıştım.</strong></p>



<p><strong><em>Unutmayayım diye tenime kazımıştım. Unutursam arınamazdım.&nbsp;</em></strong><br><strong><em>Unutursam hayatıma devam edemezdim.</em></strong><br><strong><em>Unutursam kalbimi reddetmiş olurdum.</em></strong><br><strong><em>Ve ben kalbimi asla reddetmezdim çünkü ben hisleriyle büyüyen, hisleriyle hayatına yön veren ve bu onun sonu olsa bile daima hislerini seçecek olan bir kızdım.</em></strong></p>



<p><strong>Daha önce güneşi olmayan dünyanın birine kalbimi ekmiştim.</strong>&nbsp;<strong>Bir yalana geç kalıp, gitmeyi kehribar gözlü bir ev bellemiştim. Kendinden kaçan birine kollarımı kırılana kadar açıp, bana koştuğuna inanmıştım. Böyle bir dönemi o kadar zorla aşmıştım ki, hâlâ içimde bir yerlerde bunu asla yenemeyeceğimi söyleyen biri vardı. Hâlâ tüm eğlencenin ortasında benim bir köşeye çökmemi sağlayacak kadar ağırdı. Hayatıma böyle devam edemeyeceğimi biliyordum ve kendimi Nevşehir&#8217;de buldum.&nbsp;</strong><br><strong>Nevşehir&#8217;de, bir rüya kapanı dükkânında, tamamen arınmış bir şekilde&#8230;</strong></p>



<p><strong>Ama her nasılsa, o his içimde o an büyüse ve beni ayakta dahi tutamasa da ben o an ayakta durdum. Ben oradan sağ çıkmıştım bir kere ve geriye ne kaldıysa artık bir önemi de kalmamıştı.</strong></p>



<p><strong>Kapının hızla açılmasıyla içeri on yaşlarında bir oğlan çocuğu girdi.</strong><br><strong>&#8220;Cesur abi, yemek hazır. Halam seni bekliyor ben de çok acıktım zaten&#8230;&#8221;</strong></p>



<p><strong>Cesur, oğlanın yanına giderken ona kocaman gülümsedi. İç ısıtan türden bir gülümsemeydi bu ve yalan yok bugüne kadar gördüğüm en güzel gülümsemeye sahipti. Gözleri kısılıyor, üst dudağı neredeyse yok oluyor ve sırma gibi dişleri göz önüne seriliyordu. Gerçekten, kendi gülümsememden utanacak kadar hoşuma gitmişti bu görüntü. Oğlanın saçlarını karıştırdı,</strong></p>



<p><strong>&#8220;Geliyoruz hemen. Sen biz gelene kadar arabayı sor bakalım Yaşar ustaya olmuş mu?&#8221;</strong></p>



<p><strong>Biz derken kastettiği o ve ben miydik, bilmiyordum. O an çocuk kapıdan fırladı ve koşa koşa gözden kayboldu.</strong></p>



<p><strong>&#8220;Aç mısın?&#8221;</strong></p>



<p><strong>Açtım.</strong></p>



<p><strong>&#8220;Teşekkür ederim, evde kendim hazırlayacağım.&#8221;</strong></p>



<p><strong>Önlüğünü çıkarırken yeniden aynı şekilde gülümsedi.</strong><br><strong>&#8220;Yani açsın.&#8221;</strong><br><strong>Utanarak başımı salladım.</strong></p>



<p><strong>Yanıma doğru gelirken,</strong><br><strong>&#8220;Biz kimseyi aç göndermeyiz buradan. Annem de benim kadar iyi aşçı olmasa da güzel yemekler yapar, kefilim.&#8221;</strong></p>



<p><strong>&#8220;Anneler güzel yemek yapar.&#8221; dediğimde,</strong></p>



<p><strong>&#8220;El lezzetim var.&#8221; diye yeniden üste çıkardı kendisini ama bunu öyle bir tavırla söyledi ki, o an amaç sadece sohbet etmekti, biliyordum. Asla üstünlük taslamak değildi.</strong></p>



<script src="https://pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js" async=""></script>
<!-- Yazı içi performans inceleme -->
<ins class="adsbygoogle" style="display:block" data-ad-client="ca-pub-9899694617748977" data-ad-slot="2183400000" data-ad-format="auto" data-full-width-responsive="true"></ins>
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script>




<p><strong>Aşırı sıcakkanlı bir insan olduğunu o an anlamıştım işte. O an ona gülümsedim. O da bana göz kırptı. Dükkandan çıktık ve orayı kilitledi. Daha sonra hemen yan taraftaki dükkana girip, ikinci kata çıktık. Yukarıda kare, ahşap bir masayı gördüm önce. Sırtı dönük, sarı saçlı bir kadın kırmızılı beyazlı sofra bezini düzeltiyordu. Üzerinde dolmalar, salatalar ve çorba kaseleri vardı. Kadın arkasını döner dönmez Cesur Ali,</strong><br><strong>&#8220;Misafirimiz var, anne. Bir tabak daha koyalım.&#8221;&nbsp;</strong><br><strong>Kadında ilk dikkatimi çeken şey Cesur Ali&#8217;nin ona ne kadar benzediğiydi. Kadın kocaman gülümsedi bana, onunda gözleri kısılmıştı ama gülumsemesi Cesur Ali&#8217;nin gülumsemesine benzemiyordu.</strong><br><strong>&#8220;Hoş geldin, kızım. Geç otur şöyle.&#8221; Demişti bana sandalyeyi çekerken.</strong><br><strong>&#8220;Hoş bulduk, teşekkür ederim.&#8221; Dedim ve ahşap sandalyeye oturdum. Kadın içeri geçti o sırada Cesur Ali de karşıma oturmuştu.</strong>&nbsp;<strong>Cesur Ali&#8217;nim bu tavrı belki başkaşına garip gelebilirdi ama bana gayet olağan gelmişti. Çünkü ben de böyle yetişmiş tim, benim ailemde böyleydi. Altın gözlerine bakarken düşündüğüm tek şey böyle bir dünyada yalnız olmadığımdı. Ona ve annesine hatta az önce dükkandaki ufaklığa bile bir yakınlık duymuştum. Yabancısı olduğum bu şehirde bir anlığına evimde gibi hissettirmişlerdi. Cesur Ali gözlerimin içine benim aksime çok uzun süre bakamadı ve bakışlarını annesine doğru çevirdi. Bu sırada annesi hemen yanımdaki ahşap sandalyeyi çekip oturdu,</strong><br><strong>&#8220;Tekrar hoş geldin, kızım. Belli burada yenisin. Kalıcı mısın gidici mi?&#8221;</strong><br><strong>Önce boğazımı temizledim sonra söze girdim.</strong><br><strong>&#8220;Aslında buraya daha dün taşındım. Aslen İzmirliyim, ailem, arkadaşlarım her şeyim orada ama buraya gelmem, burada yaşamam gerekiyordu. Hem işim, hem okulum nedeniyle&#8230;&#8221;</strong><br><strong>Kadın masanın üzerinde duran soğuk elimin üzerine elini koydu.</strong><br><strong>&#8220;Ah, ne güzel. İsmim Derya bu arada. Seninkini de soramadım kusura bakma. Ne işle meşgulsün?&#8221;</strong></p>



<p><strong>Gülümsedim ve yanıtladım.</strong><br><strong>&#8220;Sorun değil. İsmim Helya. Ben İngiliz dili ve edebiyatı mezunuyum. Buranın adliyesine İngilizce-Fransızca tercüman olarak geldim. Aynı zamanda öğretmenlik yapıyorum bazen de editörlük. Şimdi ikinci üniversiteme başlayacağım inşallah burada.&#8221;</strong><br><strong>Derya ablanın siyah gözleri saşkınlıkla açıldı.&nbsp;</strong><br><strong>&#8220;Maşallah. Yeni bir tercümanın geleceğini duymuştuk, biliyorsun küçük yer burası.&#8221; O sırada Cesur Ali&#8217;ye dönerek, &#8220;İlk yemeğini de bizimle yemiş oldu. Ne mutlu bize.&#8221;</strong></p>



<p><strong>İkisinede gülümsemekle yetindim. O sırada Derya abla,</strong><br><strong>&#8220;Bak sen bu çorbayı bilmezsin. Süt çorbası derler buna bizim burada. Tat bakalım sevecek misin?&#8221;</strong></p>



<p><strong>&#8220;Ufaklık henüz gelmedi, hep birlikte başlayalım. Bu arada çok teşekkür ederim beni davet ettiğiniz için&#8230; Evde yapılacak bir ton iş vardı, bir de yemek çıkacaktı başıma&#8230;&#8221; diye söylendim gülerek. O sırada adını henüz bilmediğim ufaklık merdivenlerin başında göründü, yüzünde bıkkın bir ifadeyle,</strong><br><strong>&#8220;Yaşar amca olmadı daha diyor, yarına kadar uzayacakmış&#8230; Cesur abi ya, ben otobüsle Güvercinlik&#8217;e gitmekten bıktım&#8230;&#8221;</strong><br><strong>Sallana sallana gelip Derya ablanın karşısına oturdu.</strong><br><strong>&#8220;Annenin karnından arabayla çıktın sanki, İbo. Sabret oğlum biraz daha.&#8221;</strong></p>



<p><strong>İbrahim, omuzlarını düşürdü. Sanırım Cesur&#8217;dan biraz çekiniyordu. Onu böyle görünce,</strong><br><strong>&#8220;Aslında ben de Güvercinlik&#8217;te yaşıyorum. İsterseniz sizi ben bırakabilirim.&#8221; İbrahim&#8217;e dönüp göz kırparak,</strong><br><strong>&#8220;Sende arka koltukta uyursun, olur mu?</strong></p>



<p><strong>Cesur Ali gayet ciddi bir tavırla reddetti.</strong><br><strong>&#8220;Gerek yok. Sağ ol.&#8221;</strong></p>



<p><strong>Masada gereksiz bir gerginlik oldu. Gülen yüzüm bir anda soldu,</strong><br><strong>&#8220;Aynı yere gideceğiz zaten. Hem siz de beni akşam yemeğinize davet ettiniz.&#8221;</strong></p>



<p><strong>Aniden, hiç beklemeden cevap verdi,</strong><br><strong>&#8220;Biz seni hiçbir amaçla davet etmedik. Buralarda insanlar misafirperverdir.&#8221;</strong></p>



<p><strong>Kaşlarımı çattım ve tam cevap verecektim ki bir telefon sesi bulunduğumuz ortamı doldurdu. Bu ani ve gereksiz çıkışına anlam verememiştim. Annesi,</strong><br><strong>&#8220;Kolay alevlenebiliyor çıra gibi. Bakma sen ona. Onun amacı sana kendini borçlu hissettirmemek aslında, kusura bakma kızım.&#8221;</strong></p>



<p><em><strong>Çıra gibi.</strong></em></p>



<p><strong>Her ne kadar bozulsam da sessizliğimi koruyup çorbamdan bir yudum almıştım. Bu sırada Cesur Ali&#8217;nin konuşmaları kulağımıza geliyordu,</strong></p>



<p><strong>&#8220;Dede kaç kere arayacaksın daha? Hallediyoruz işte.&#8221;&nbsp;</strong><br><strong>Adım sesi duyarken ikinci yudumumu da içmiştim ve Cesur da tekrar karşımda yerini almıştı. Ona bakmadım. Direk Derya ablaya döndüm. Çorbanın tadı gayet güzeldi.</strong><br><strong>&#8220;Ellerinize sağlık çok güzel olmuş. Çok beğendim, bir ara müsait olursanız nasıl yapıldığını da öğrenmek isterim.&#8221;</strong></p>



<p><strong>&#8220;Aslında diğer yemekleri ben yaptım ama çorbayı Ali&#8217;m yapmıştı&#8230;&#8221; diye yanıtladı beni Derya abla. Kaşlarım havalandı,</strong><br><strong>&#8220;Öyle mi? Eline sağlık.&#8221;</strong><br><strong>Başını onaylarcasına salladı,</strong><br><strong>&#8220;Afiyet olsun. Belki bir ara tarif ederim nasıl yapıldığını sana.&#8221;</strong></p>



<p><strong>&#8220;Mesela yolda, Güvercinlik&#8217;e giderken.&#8221; dedim gülumseyerek.</strong></p>



<p><strong>Az önceki aksi halinin üzerine gülümseyerek,&nbsp;</strong><br><strong>&#8220;İlla götüreceksin yani bizi.&#8221;</strong><br><strong>Cesur&#8217;un yumuşadığını gören İbrahim,</strong><br><strong>&#8220;Oley be!&#8221; diye bağırdı.</strong></p>



<p><strong><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f54a.png" alt="🕊" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></strong></p>



<script src="https://pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js" async=""></script>
<!-- Yazı içi performans inceleme -->
<ins class="adsbygoogle" style="display:block" data-ad-client="ca-pub-9899694617748977" data-ad-slot="2183400000" data-ad-format="auto" data-full-width-responsive="true"></ins>
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script>




<p><strong>Dükkanı kilitlemiş ve hemen yola koyulmuştuk. Yanımdaki yolcu koltuğuna Cesur Ali, arkaya Derya abla ve İbrahim oturmuştu. İbrahim, Derya ablanin dizlerine uzanmıştı. Güvercinlik&#8217;e gelene kadar Derya ablanın birkaç sorusu dışında kimse konuşmamıştı. Güvercinlik&#8217;e girdiğimizde Cesur Ali evlerinin yolunu tarif etti. Hemen bir sokak arkamda oturduğunu o an anlamıştım. İki katlı, taş evlerdendi. Derya abla teşekkür edip, İbrahim&#8217;i kucaklamaya yeltendi. Cesur Ali eliyle içeri girmesini işaret etti. Bana el salladıkta hemen sonra alt katın kapısindan içeri girmişti. Cesur Ali&#8217;nin bana baktığını hissedip bakışlarımı ona doğru çevirdim. Aynı anda arka kapıya doğru ilerleyip kapıyı açtı ve İbrahim&#8217;i kucakladı.</strong></p>



<p><strong>&#8220;Sağ olasın. Bir şeye ihtiyacın olursa ikinci katta benim evim.&#8221;</strong></p>



<p><strong>Başımı salladım ve bahçe kapısıni açmasına yardım ettim. Neden bilmiyorum o an onunla konuşmak istedim.</strong><br><strong>&#8220;Banada rüya kapanı örebilir misin? Ücreti ne olursa olsun önemli değil.&#8221;</strong><br><strong>Kucağında uyuyan çocukla vucudunu ve bakışlarını tamamen bana döndürdü. Kısa bir süre, sokak lambasınin altında kalan yüzümde gezdirdi bakışlarını.</strong></p>



<p><strong>&#8220;Kabuslarından ve rüyalarından bahsedecek kadar cesursan, seve seve.&#8221;</strong></p>



<p><strong>Bu cümlesiyle afalladım. Bir cevap beklemedi ve devam etti,</strong><br><strong>&#8220;Çocuk üşüyecek, bırakıp geliyorum. Acelen yoksa bekle beni.&#8221;</strong></p>



<p><strong>Başımı olumlu anlamda sallayıp onun içeri girmesini bekledim. Söyledikleri zihnime tek tek örülmüştü. Onda garip bir aura vardı ve istemsiz bir şekildeinsanda merak uyandırıyordu. Bahçe kapısını kapatırken üzerinide değiştirdiğini gördüm. Lacivert, çok kalın olmayan bir kazak, altına yeni bir kot giymişti. Bir yere gidecek gibiydi.</strong></p>



<p><strong>&#8220;Ee? Hâlâ örmemi istiyor musun?&#8221;</strong></p>



<p><strong>&#8220;Yani sana rüyalarımdan ve kabuslarımdan bahsedersem öreceksin, anladığım bu.&#8221;</strong></p>



<p><strong>Başını onaylarcasına salladı. Onu sorgulamak içimden gelmedi. Bunu neden istediğini merak etmek ve bilmek istemedim. Sanki dokunsam ona, her şey dökülecek gibiydi.</strong></p>



<p><strong>&#8220;Tamam. Ben varım.&#8221;</strong><br><strong>Memnun bir ifadeyle başıni eğdi yere doğru. Sokağın turuncu ışığı, onun kumral saçlarına dağılıyordu. Sonra aniden kafasını kaldırdı.</strong><br><strong>&#8220;Kaç gibi uyursun?&#8221; diye sordu kaşlarını kaldırarak.</strong><br><strong>&#8220;Eve gider gitmez uyurum çok yorgunum.&#8221;</strong><br><strong>Önümde ilerlemeye başladı bense hâlâ kapının önündeydim. Arkasını dönüp bana baktı,</strong><br><strong>&#8220;E hadi. Sabaha kadar bana anlatacaksın ben de sen uyuduktan sonra senin rüya kapanıni öreceğim. İşimiz çok.&#8221;</strong><br><strong>Başkası olsa delirdiğimi ve onunda bir deli olduğunu düşünürdü ama ben bu fikirden tamamen uzaktım. Bir bildiği vardır, diye geçirdim içimden ve hızlı adımlarla arabaya doğru ilerledim. Arabanın anahtarlarını ona verdim,</strong><br><strong>&#8220;Sen kullanır mısın?&#8221;</strong><br><strong>Kendimi çok yorgun hissediyordum. Beni sorgulamadı. Sürücü koltuğuna bindi ben de hemen yanındakine bindim ve yola çıktık.</strong></p>



<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f54a.png" alt="🕊" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f54a.png" alt="🕊" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>



<p><strong>Gözlerimi açtığımda ilk nerede olduğumu kavrayamamıştım. Boynuma bir ağrı girmişti ve gördüğüm rüyayı hatırlamıyordum sadece birkaç derin nefes alıyordum. Sürücü koltuğu boştu. Dükkanin önündeydik. Turuncu sokak lambası yüzume vuruyordu, sırtımı arkaya yaslayarak gerildim. Çömlek dükkanının minik penceresinden sarı ışık yayılıyordu sessiz sokağa. Yavaş hareketlerle aşağıya indim ve kapıyı ittirdim. Cesur Ali öylece durmuş sigara içiyordu.</strong><br><strong>&#8220;Uyumuşum sanırım.&#8221; diye mırıldandım yanına doğru giderken. Taburelerin birindeydi. Kollarını dizlerine koymuş bana bakıyordu.</strong><br><strong>&#8220;İki saattir uyuyorsun. Bu kadar çabuk uykuya dalanı da ilk kez görüyorum. &#8220;</strong></p>



<p><strong>Nedendir bilmem gülümseyerek,</strong><br><strong>&#8220;Küçükkende arabada hemen uyurmuşum.&#8221; dedim ve karşıdaki duvar oyuntusunun içine oturdum. Ayaklarım yere değemiyor küçük bir çocuk gibi sallanıyordu. Cesur Ali ayaklanarak yanıma geldi birkaç adımda.</strong><br><strong>&#8220;Kalksana, bir saniye.&#8221;&nbsp;</strong><br><strong>Sorgulamadan kalktım. Yan taraftaki dolabı açıp içinden döşek ve yumşak görünümlü bir yastık çıkardı. Az önce oturduğum yere serdi döşeği yastığı da üzerine koydu.</strong><br><strong>&#8220;Yat şimdi ama hemen uyuma. Anlatman gerekenler var.&#8221;</strong><br><strong>Başımı salladım ve zıplayarak oyuğa girip uzandım. Üzerimi kahverengi bir battaniyeyle örtüp tekrar karşıma oturdu.</strong><br><strong>&#8220;Bahset bana, hadi.&#8221; dedi yumuşak bir sesle uykulu yüzüme bakarak. Bakışlarımı tavana çevirdim,&nbsp;</strong><br><strong>&#8220;Ben hem rüyamda hem kabusumda&#8230; Ben her zaman evimi arıyorum&#8230;&#8221; Aynı anda yutkunduk ve bu küçük dükkanda yankılandı. Konuşamadım. O da bir süre sustu. En sonunda sessizliği bozan o olmuştu,</strong><br><strong>&#8220;Bulamıyorsun, değil mi?&#8221;</strong><br><strong>Başımı iki yana sallarken, aklımdan ve ruhumdan milyon tane şey geçtiğinden gözlerimden yaşlar iki yana savruldu. Bir yabancınin yanında ağlıyordum ve bunu önemsemedim. Hatta gözyaşlarımi silme gereği bile duymadan ona baktım ve yaşlı gözlerle gülümsedim.</strong><br><strong>&#8220;Hiç hem de.&#8221;</strong><br><strong>Cesur Ali ayaklandı, arka tarafa doğru yürüyüp gözden kayboldu. Ben de yokluğunu fırsat bilerek konuştum.</strong></p>



<p><strong>&#8220;Bazen bir yeri su basıyor, herkes nefes alıyor orada ama bir tek ben alamıyorum. Su böyle ciğerime nasıl doluyor&#8230; O kadar net hissediyorum ki o yangını Ali&#8230; Su yakıyor ne saçma değil mi? Sonra kendimi dışarda buluyorum bakıyorum orası bir ev ama benim değil. Bazen bir sokak lambasına ev diyorum, bazen bir insana ve bazen de bir şiire ama bu sıralar en çok sokak lambasına.&#8221;</strong></p>



<p><strong>Ben bunları anlatırken o elinde kirli beyaz bir iple gelmişti. Ona Ali diyivermiştim. Belki de bu daha kolayıma gittiğindendi, bilmiyordum. Sorgulamıyordum. Uykuluyken her şey dudaklarımdan bir bir dökülüveriyordu.</strong>&nbsp;<strong>Bu gece Ali&#8217;ye hatırlayamadığım muhtemelen hatırlayamayacağım bir sürü, anlamlı anlamsız şey anlattım. Sonra gözlerime cöken ağırlık her şeyden alıkoydu beni ve mırıldanmalarım da böylece durdu.</strong></p>



<p><em><strong>Rüyada olduğumun farkındaydım ve rüyanım içinde rüya gördüğümünde. Kendimi huzursuz bir yüz ifadesiyle, yüzümü Ali&#8217;ye doğru dönmüş olarak görüyordum. Ali elindeki kirli beyaz ipi baska renk bir iple doluyordu. Hamgi renk olduğunu kestiremiyordum. Sanki o küçük dükkanin tavanına yapışmış olanları izliyordum. Eş zamanda birinin nefesimi kestiğinin de farkındaydım. Dudaklarımin kıpırdadığını, bir isim sayıkladığımı görüyordum. Her sayıklayışımda her ne kadar duyulmasa da Ali&#8217;nin bana baktığını&#8230; Bu bakışta endişe, korku, şefkat, merhamet ve biraz da gardını almış bir seyler vardı. Sanki tüm inancını bir yolda tüketmiş gibi bakıyordu bana, rüzgarı sadece ağaçların dallarında değil de gökten düştüğünü görürmüş gibi şaşkınlıkla ve hayretle izliyordu beni. Sanki kendi bu rüzgarmış ama gören tek kişi o değilmiş de suçüstü bana yakalanmış gibi bakıyordu. O an ilk kez sesim duyuldu,&nbsp;</strong></em><br><em><strong>&#8220;Ben havaya karışmak istiyorum.&#8221;</strong></em></p>



<p><strong>Bir kadının ağlama sesi beni rüyamdan çekip çıkardı. Ne olduğunu anlayamadan olduğum yerde oturur vaziyete geçtim. Ali&#8217;nin endişeli bakışları, kızıl kıvırcık saçlı, zayıf, biraz kısa boylu olan kızın ağlayan yüzünde geziyordu.&nbsp;</strong><br><strong>&#8220;Ne oldu Alkım? Bi ağlamadan anlat şunu. Yine Ayaz bir şey mi söyledi sana?&#8221;</strong></p>



<p><strong>&#8220;Bu kez&#8230;&#8221; dedi, adının Alkım olduğunu öğrendiğim kız, &#8220;Bu kez çok başka Cesur Ali&#8230; Bu gece sende kalayım ne olur.&#8221;</strong></p>



<p><strong>Kızın haline içim parçalandı ve o an gitmem gerektiğini anladım. Sanırım kız arkadaşıydı, gecenin bir saatinde ilk ona geldiğine göre. Belki de sadece arkadaşıydı ama içimde ilk seçenek daha ağır geldi ve burada olmam bir anlığına bana dünyanın en yanlış şeyiymiş gibi hissettirdi. Ayaklandığımda, Ali&#8217;nin alrın gözleriyle buluştu uykulu ve mahçup gözlerim. Ali, kızı tabureye oturttuktan sonra yanıma geldi. İkimizde dışarı çıkıp kapıyı kapattık.</strong><br><strong>&#8220;Kusura bakma. Onu bu halde bırakamam&#8230; Ama sana söz bu gece bitmiş olur. Yarın almaya gel muhakkak olur mu?&#8221; dediginde elime anahtarımi tutuşturdu. İçimde bir burkulma hissettim. Kalbimde bir kedi çiziği&#8230; Başımı sallayabildim sadece. İçime derin bir huzursuzluk yerleşmişti. Yavaş adımlarla ona bakmadan arabaya bindim.</strong></p>



<p><strong>Güvercinlik&#8217;e, yeni evime sürerken içimde anlamsız bir hüzün, ruhumdaysa kendine yer edinemeyen bir huzursuzluk vardı.</strong>&nbsp;<strong>Yalan söylememe, kendimi kandırmama gerek yoktu. Ben her şeye ve herkese kolayca bağlanan, hatta beni öldürecek kadar sonsuz sevgimden bir parça da olsa verebilecek bir kızdım. Bu utandığım, hata olarak gördüğüm bir şey olmamıştı. Hep içimdeki sevginin sonsuz olduğuna inandım, içimdeki sevginin hiçbir yere sığmadığını hissettim ve bu şekilde büyütüldüm. Biri bana gülümsese bile onun için her şeyi yapabilecek konumdaydım. İnsanlara ya da hayvanlara hatta bitkilere yardım etme isteğimi icimden söküp atamıyordum. Aynı karşılığı ailem ve birkaç arkadaşım dışında alabiliyor muydum, işte orası muamma. Beni ailem ve arkadaşlarım kadar kimse sevmedi ve içimdeki o boşluğu da kimsenin sevgisi doldurmaya yetmedi. Bunun beni çok fazla üzdüğü zamanlar olmuştu elbet ama sonra fark ettim ki, birinden veya bir şeyden karşılık beklemek aptallık olurdu. Hiçbir şey sonsuza dek sürmezdi ama bu öğrenemediğim, öğrenmek istemediğim bir gerçekti. Şimdi de aynı şey olmuştu işte. Olanlar ve o şey her neyse içimdeki derin boşluğu oydukça oydu, ikinci belki de sonuncu plana atılmanın verdiği değersizlikle depderin bir sessizlik boğazıma ellerini sardı. Hiçbir şey sonsuza dek sürmezdi, sonsuzluk bana bunu öğretemedi ama sonsuzluğun da benden öğrenmeyi reddettiği bir şey vardı.</strong></p>



<p><strong><em>Bir şeyi, birini, bir anı sonsuzlaştırmak benim elimdeydi.</em></strong></p>



<p><strong>Bu benim zırhımdı. Sonsuzlaştırmak istediğim en büyük arınışımı enseme, kimsenin varlığını bilmediği o yere kazımıştım.</strong></p>



<script src="https://pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js" async=""></script>
<!-- Yazı içi performans inceleme -->
<ins class="adsbygoogle" style="display:block" data-ad-client="ca-pub-9899694617748977" data-ad-slot="2183400000" data-ad-format="auto" data-full-width-responsive="true"></ins>
<script>
     (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script>




<p><strong><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f54a.png" alt="🕊" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></strong></p>



<p><strong>Kapı sesiyle uyandığımda önce bulunduğum yeni odamı garipsedim. Pencereden dışarı baktığımda etrafı bir kızıllık kaplamıştı. Güneş doğuyor muydu yoksa batıyor muydu anlaşılmıyordu. Yatağımda doğrulurken kapı ısrarla çalmaya devam ediyordu. Dün gece eve geldiğimde saat epey geçti belki ikiyi geçmişti. Telefonumun kilidini kaydırarak saate baktım. Akşam olmuştu&#8230; Saatlerdir uyuyordum kendimden beklemediğim bir şekilde. Saat altı buçuğu geçiyordu, kızıllığın sebebi güneşin batışındandı. Kapı tekrar çalındığında, kendime gelircesine hızlı adımlarla kapıya gittim. Son anda aynayla göz göze geldiğimden ve üzerimde gecelik bir elbise olduğundan hemen koltuğun üzerindeki uzun, gri örgü ceketimi üzerime geçirip kapıyı açtım. Karşımda gördüğüm kişi Ali&#8217;den başkası değildi.&nbsp;</strong><br><strong>&#8220;Uyuyor muydun? Kusura bakma&#8230;&#8221; dedi bakışlarını yüzümde gezdirirken.</strong><br><strong>&#8220;Sorun değil, uyanmam gerekiyordu zaten. Epey uyumuşum havasindan mıdır nedir&#8230;&#8221;</strong></p>



<p><strong>İkimizde birbirimize baktık. Üzerinde siyah boğazlı bir kazak vardı ve onun üzerinde siyah bir deri ceket. Saçları dağınık, gözleri biraz yorgun. Aynı anda konuştuk ve kelimeler birbirine karıştı.&nbsp;</strong><strong>Ben</strong></p>



<p>&#8220;<strong>İ</strong><strong>çeri gelsene.&#8221; derken o da, &#8220;Üşüyeceksin.&#8221; Demişti. Gülümseyerek kapıdan çekildim ama beni durdurdu.&nbsp;</strong><br><strong>&#8220;Yürüyelim mi? Hem biraz açılırsın.&#8221;</strong><br><strong>Benimle bir şey konuşmak istediği açıktı. Bunu anlamamak imkansızdı.</strong><br><strong>Başımı onaylarcasına salladım ve o an üzerimdekilerin farkında vararak kıpkırmızı kesildim.</strong><br><strong>&#8220;Önce giyinsem daha iyi olacak.&#8221;</strong><br><strong>Bakışlarını başka yöne çevirerek yanıtladı,</strong><br><strong>&#8220;Bahçedeyim.&#8221;</strong></p>



<p><strong>Önce yüzümüz yıkadım ardından hemen odama geçerek üzerime saks mavisi, boğazlı ve yünden bir elbise geçirdim. Üzerime içi polar olan siyah bir ceket giydikten sonra hızlıca altıma bir ten çorap giydim. Saçlarım dağınıktı, elimle taradım aşağıya doğru bolca ördüm. Dudaklarım sık sık çatladığından nemlendirici sürüp siyah spor ayakkabılarımı giyip bahçeye çıktım. Ali beni sırtı dönük bir şekilde bahçede bekliyordu.</strong><br><strong>Yanına gidip, omzuna dokundum. Tabii bunun için parmak ucumda havalanmam gerekmişti. Bana doğru döndü,</strong><br><strong>&#8220;Geldim.&#8221; dedim, gülumsedi.</strong><br><strong>&#8220;Hoş geldin. Baya hızlısın.&#8221;</strong><br><strong>Gökyüzüne baktım kızıllık yerini karanlığa bırakmıştı ve sokak lambaları tam o an yanmıştı. Çaktırmamaya çalışarak Ali&#8217;ye baktım, o da sokak lambasının birine bakıyordu. Bana bakınca bakışlarımı ondan kaçırdım.</strong><br><strong>&#8220;Rüya kapanını almaya gelmeyince&#8230;&#8221; diye söze başladığında yüzüm aniden düşmüştü.</strong><br><strong>&#8220;Meşgüldün. Bitireceğini düşünemedim.&#8221;</strong></p>



<p><strong>Adımlarımız yavaşlamıştı. Hafiften bir rüzgar esmiş, örgüye dahil olamayan saçlarımı geriye doğru dağıtmıştı.</strong><br><strong>&#8220;Ama sana bitireceğimi söylemiştim.&#8221;</strong></p>



<p><strong>Cevap vermek istemedim. Sebepsizce öyle yürümeye devam ettim. O da bu sessizliğime eşlik etti. Bu tavrımın aptalca olduğunu düşünmesinden korktum ve bu his beni daha da yaraladı. Daha önce biriyle uzun zaman susarak anlaşmıştım, hayır anlaştığımı sanmıştım aslında ruhumu çürütmüştüm beni anladığını sanarak. Şimdi aynı his beni bir çift el olup boğuyordu. Herkese susmak zorunda hissederken neden hep birinin gercekten anlamasını bekliyordum, bilmiyorum. Önceleri çok susar, sonra çok bağırırdım ama boğulduğumdan bu kez de beni kimse duymazdı. Korkum bu kez de boğulma ihtimalimdendi.</strong></p>



<p><strong>Ali aniden durup, önüme geçti. Başımı kaldırıp boş gözlerle ona baktım ama korkum harelerime yayılmıştı. Altın gözleri, eğilerek gözlerimin en içine baktı.</strong></p>



<p><strong>&#8220;Yapma.&#8221; dedi, sesi fısıltıdan farksızdı. Kaşlarım çatıldı ama ona yine de cevap veremiyordum.</strong><br><strong>&#8220;Her ne olduysa, sorun değil. Sokak lambaları yandı bak, rahatla biraz.&#8221;</strong></p>



<p><strong>Ona en çok sokak lambalarını ev bellediğimi söylemiştim. Bu ağzımın şaşkınlıkla aralanmasına sebep oldu,</strong><br><strong>&#8220;Beni bu yüzden mi sokağa çıkardın?&#8221;</strong></p>



<p><strong>Bu kez susma sırası ondaydı. Önümden yürümeye devam etti. O önde, ben arkada yürüyorduk. Onun sırtını izliyordum. Siyah deri ceketi sokak lambalarının ışığıyla parlıyordu. Onunla olduğum anı sorgulamıyordum. Yaptıklarını, yapmadıklarını&#8230;</strong></p>



<p><em><strong>Yapacaklarını&#8230;</strong></em></p>



<p><strong>Sadece onu takip ediyordum. Savaşmaktan çekinmezdim ama ben artık bir savaş alanında tek başıma olmaktan yorulmuştum.</strong></p>



<p><strong>&#8220;Dün sofrada sana biraz sert çıktım, farkındayım.&#8221; Dedi, ama asla arkasına dönüp bana bakmayarak söylemişti bunu. Ona o kadar yakındım ki dursa kafamı sırtına çarpacaktım. O da sanki bunu biliyormuşçasına sessiz konuşuyordu.&nbsp;</strong><br><strong>&#8220;Her ne olduysa, sorun değil.&#8221; dedim onu taklit ederek.</strong><br><strong>Arkasına bakacak gibi oldu ve durdu. O an alnım deri ceketine hafiçe değdi ama hemen geri çekildim. Ona baktım. Sağına, yere bakıyordu. Baktığı yere bakınca gölgemizi gördüm. Onun uzun ve yapılı bedeninin arkasında ben küçücük kalıyordum. Bu beni gülumsetti. Bulunduğumuz konumu umursamadım ve içimden nasıl geliyorsa öyle davrandım. Kollarımı havaya kaldırdım ve kanat gibi sallamaya çalıştım.</strong><br><strong>&#8220;Ali, kanatların varmış&#8230;&#8221;</strong><br><strong>Ben gölgemizde oluşan görüntüye bakıp kendi kendime kıkırdarken onun ne yaptığı ve ne düşündüğü umrumda değildi. Kısa bir süre, belki de söylediklerini unutmak için kendi kendime güldüm. Sonra kollarımı indirip ona baktım. O da zaten bana bakıyordu, dişlerini göstererek gülümsedi bana. Yanına geçip yürümeye devam ettik. Bir parka geldiğimizde, gözümün önünden birkaç anım geçer gibi oldu ama onlara artık senelerce uzakta olduğum icin bana rüyalarımdan bir kesitmiş gibi geldi. Bir banka oturduk, o bir ucuna oturdu ben diğer ucuna. Birlikte paylaştığımız bu sessizliğe, evlerin çatılarındaki güvercinler ve rüzgar eşlik ediyordu.</strong></p>



<p><strong>&#8220;Bazen bir sokak lambasına, bazen bir şiire bazense bir insana, ama en çok sokak lambasına.&#8221; dedi, yutkunarak. Sonra bakışlarını salıncaktan çekip benim gözlerime çevirdi. Bu cümle dün gece ona kurduğum cümlelerden biriydi.</strong></p>



<p><strong><em>Bana bu yaşına kadar aradığı bir cevapmışım da artık çok geç kalmışım gibi baktı, ben de ona gidenlerin hep geç kaldığını içten içe fısıldayarak baktım.</em></strong></p>



<p><strong>İkimizde aynı anda önümüze döndük. Ben kendime has bağdaş kuruşumla oturuyordum oysa kucağında birleştirdiği ellerini izliyordu. Hep yenik düştüğümüz bu sessizliği, onun tok ama kırilgan sesi yendi.</strong><br><strong>&#8220;Bazen bir insanı, dediğinde sesin titredi dün gece. Ben Alkım gelmeseydi ve sen uyuyakalmasaydın da o an bırakacaktım rüya kapanını örmeyi.&#8221;&nbsp;</strong><br><strong>Sonra ceketinin iç cebinden bir poşet çıkardı, minik belki avucumun içi kadar olan o poşeti bana uzattı. Alıp içini açtım hemen. İçinde avucum kadar bir rüya kapanı vardı. Poşetten dışarı çıkardığımda renklerini gördüm. Siyahlı beyazlı grili bir yünden, sıkıca örülmüştü. Üç tane tüyü vardı, üçüde bu renklere bulanmıştı. İçındeki boncukları koyu maviydi. Rüyaların deliği ise incecik bir ipten kırmızıydı. Hayranlıkla bakarken, gülümsemeden edemiyordum.&nbsp;</strong><br><strong>&#8220;Ama bırakmadın.&#8221; dedim ona bakamdan, hâlâ rüya kapanına bakarak. O kadar detaylıydı ki, saatlerce uğraştığı anlaşılıyordu.</strong><br><strong>Tam teşekkür edecektim ama işaret parmağını kendi dudaklarının üzerine bastırarak susturdu beni.&nbsp;</strong><br><strong>&#8220;Elini yumruk yapsana dedi.&#8221; Anlamsızca ona baktım ama dediğini de yaptım. Soğuk, yumruk yapılmış elimk sıcak elinin içine alıp rüya kapanını yumruğumun üzerine sardı. Daha sonra elimi karanlık gökyüzüne&nbsp; doğru kaldırdı.</strong><br><strong>&#8220;Bak!&#8221; dedi hevesli bir sesle, yeni bir şarkı ögrenmiş çocuk sesi vardı sesinin derinliklerinde. Sonra gözlerime bakmadan havadaki elime bakarak konuşmaya devam etti,</strong><br><strong>&#8220;Rüya kapanın tam kalbin kadar.&#8221;</strong><br><strong>Bu detay kaşlarımı havalandırırken kalbimde bir şeyler aşağıya yuvarlandı.&nbsp;</strong><br><strong>&#8220;Kalbine bak ama ardına bakarsan çoban yıldızını da görürsün.&#8221;</strong><br><strong>Gerçekten tam ardında parıl parıl parlayan bir yıldız vardı. Gözlerim dolu dolu ona baktım. O da bana derin bir nefes alarak baktı. Bunu neden yapıyordu bilmiyordum ve bilmek de istemiyordum. Bir şeyi bilince muhakkak canını yakıyordu.</strong></p>



<p><strong>&#8220;Kalbin pusulan olsun, Helya.&#8221;</strong></p>
 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-2-coban-yildizi/">GÜVERCİNLİK -bölüm 2: Çoban Yıldızı-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-2-coban-yildizi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3995</post-id>	</item>
		<item>
		<title>GÜVERCİNLİK -bölüm 1: Ev-</title>
		<link>https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-1-ev/</link>
					<comments>https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-1-ev/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Geceyim]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Feb 2020 17:00:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kendi Kitaplarım]]></category>
		<category><![CDATA[Tanımlanmamış]]></category>
		<category><![CDATA[@edaozuugurluu]]></category>
		<category><![CDATA[güvercinlik]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.geceyim.com/?p=3975</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Sen kendini bildiğin sürece gittiğin her yer senin evindir.&#8221; Böyle söylemişti annem daha on dokuzumun başlarındayken. O zamanlar ruhumun göçebe bir kuş olduğunun farkında bile değildim. Ah, yalan söyledim. Yine. Her şeyin gayet farkında olduğum gibi bunun da farkındaydım ama ben, hiçbiriyle yüzleşemeyecek kadar korkaktım. Kendimi bildiğim ilk andan itibaren, oldukça uzun bir süre kendime &#8230;</p>
<p class="read-more"> <a class="" href="https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-1-ev/"> <span class="screen-reader-text">GÜVERCİNLİK -bölüm 1: Ev-</span> Devamı &#187;</a></p>
<p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-1-ev/">GÜVERCİNLİK -bölüm 1: Ev-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[		<div data-elementor-type="wp-post" data-elementor-id="3975" class="elementor elementor-3975">
						<div class="elementor-inner">
				<div class="elementor-section-wrap">
									<section class="elementor-section elementor-top-section elementor-element elementor-element-7a7d4546 elementor-section-boxed elementor-section-height-default elementor-section-height-default" data-id="7a7d4546" data-element_type="section">
						<div class="elementor-container elementor-column-gap-default">
							<div class="elementor-row">
					<div class="elementor-column elementor-col-100 elementor-top-column elementor-element elementor-element-650cca11" data-id="650cca11" data-element_type="column">
			<div class="elementor-column-wrap elementor-element-populated">
							<div class="elementor-widget-wrap">
						<div class="elementor-element elementor-element-6324830e elementor-widget elementor-widget-text-editor" data-id="6324830e" data-element_type="widget" data-widget_type="text-editor.default">
				<div class="elementor-widget-container">
								<div class="elementor-text-editor elementor-clearfix">
				<p></p>
<p>&#8220;Sen kendini bildiğin sürece gittiğin her yer senin evindir.&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Böyle söylemişti annem daha on dokuzumun başlarındayken. O zamanlar ruhumun göçebe bir kuş olduğunun farkında bile değildim. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ah, yalan söyledim. Yine.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Her şeyin gayet farkında olduğum gibi bunun da farkındaydım ama ben, hiçbiriyle yüzleşemeyecek kadar korkaktım. Kendimi bildiğim ilk andan itibaren, oldukça uzun bir süre kendime bir ev aradım. Bu bazen bir sokak oldu, bazen bir semt, bazen bir şiir ama sanırım en canlı olanı bir insanda evimi aramam olmuştu.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>En canlısı, en can alıcısı…</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Hayatım boyunca hep kapıda kalmışım gibi hissettiren insanlarla tanışmıştım; oysa kapı bendim, pencere bendim, o ev bendim… Kaç kere kapım pencerem indi saymadım. Kaç kere evlerim yandı, bilmedim. O dumanla kaç kere sarhoş oldum, kaç gece sokakta kaldım, kaç gece sokak lambalarının cızırtısını içimde hissettim, yangınlarda kaç parmağımı kaybettim… Ben bunların hiçbiriyle hiç mi hiç yüzleşememiştim. Birkaç sağlam şey öğrenmiştim eğer alkışlayacaklarsa.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bildiğim ilk şey, her sokakta kalışımda üstüm başım isle kaplıyken, ölesiye can yangınım varken ve sokağı duman bürümüşken gerçekten nefes alabildiğimdi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bildiğim ikinci şey, sokak lambalarına benimle birlikte yandıkları için sonsuz bir minnet beslediğimdi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Gitmek bazılarına evdir.<br>Bir dönem bununla yaşamayı öğrenmiş ve bir gün geldiğinde her yerden gitmiştim; hiç gelmemişim gibi. Kendimden bile gittiğimin yemin ederim farkında değildim. O zamanlar mırıldandığım tek bir cümle vardı;<br>&#8220;Eğer bir gün gittiğin için pişman olursan hatırla, başka çaren kalmamıştı.&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bu kuş oluşumun, kuş oluşumla yaşayabildiğimin ilk günüydü. Emin olduğum bir şey vardı artık. Çenemi dik tutan bir şey…</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ben bununla yaşardım.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ben bununla yaşardım ama bununla öleceğim hiç aklıma gelmemişti.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Gecelerce bir yalana inandım. Onu besledim, onu büyüttüm, ona el oldum, onun içime işlemesine izin verdim, onun içime deşmesine izin verdim. Ona rüyalarımdan bahsettim, dinledi. Ona kabuslarımı anlattım, gerçekleştirdi. Onu doğurdum. Korkusuzluğumu yendiğimi düşündüğüm gün onu doğurduğum gündü. Bir yalana erken gelmek yüzümdeki ilk çizginin sebebi olmuştu. Bir yalana geç kalmak öğreneceğim en büyük ders olacaktı, belki de bilmediğim tek gerçek buydu. Korkusuz olacağım günse onu öldüreceğim gün olacaktı. Bilmiyordum. Bir şeyleri bilmemek kazaydı. O şeyleri öğrenmek kaderin ilk ilmeğiydi. On dokuz yılımı böylece sokak sokak kendimi arayarak geçirmiş, evsizliğimle dövünüp durmuştum. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Kendimle yüzleşmeye başladığımda yirmime birkaç gün vardı ve öğrendiğim en büyük ilk günah geç kalmaktı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f54a.png" alt="🕊" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Güvercinlik.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Yeni evimin adı buydu. Küçük, taştan klasik bir Nevşehir evim vardı artık. Sonunda olmam gereken yerdeydim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Sonunda kendimi, geçmişimi ve geleceğimi, bulacağım yerdeydim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Mağarayı anımsatan odamın taştan duvarına, hemen yatağımın başucuna siyah bir rüya kapanı asarken düşündüğüm tek şey buydu. İzmir&#8217;den, ailemin yanından ayrılırken annemin bavuluma ilk koyduğu şey doğduğum andan beri benimle olan bu rüya kapanıydı. Annemin beni kabuslardan koruyacağına öyle büyük bir inancı vardı ki, bu inanışı dinleyerek büyümüştüm. Bir Kızılderili inancına göre düş kapanının ortasındaki ağ geceleri kabuslarımızı yakalar ve güneş doğduğunda ortadaki delikten onları süzermiş. Tüylerse iyiliklerin yolunu bulabilmesi içinmiş. Düş kapanı hep iyi düşüncelerle örülmeliymiş. Tabii ne annem ne ben asla örmeye kalkmamıştık. Annem bu inançla teyzesi tarafından büyütülmüştü. Annem güneşi o kadar çok benimsemişti ki bana bu anlama gelen Helya ismini koymuştu. Bir yerde duymuştum, annenin kaderi kızının en büyük çeyizidir. Sanırım annemin kaderi benim Güvercinlik&#8217;te olmamın nedeniydi. O her ne kadar nedenini işim gereği bilse de ben onun için buradaydım. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Aslında en çok kendi inancım için buradaydım.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Annem Nevşehir&#8217;in Güvercinlik ilçesinde dünyaya gözlerini açmıştı. Bana asla anlatmadığı, hatta kendinin dahi bilmediği ama benim bir şekilde öğrendiğim ve beni bu şehre sürükleyen hikayeden dolayı buradaydım. Annem doğduktan birkaç ay sonra anneannem onu İzmir&#8217;e, kendi ailesine bırakıp gitmiş. Bir daha da geri dönmemiş. Annemin teyzesi Zeliha annemi büyütmüş hatta annemin kimliğinde Zeliha anneannemin ve Yalçın dedemin ismi yazar. Anneme her bu geçmişi sorduğumda bundan fazlasını bilmediğini artık bilmek de istemediğini söyleyip konuyu kapatırdı. Benimse bunu Zeliha anneannemden bir şekilde öğrenmem artık bendeki tüm ipleri koparmıştı. Annemin asla vazgeçemediği bu rüya kapanları bile anneannemdendi. Annem bunu hala bilmiyordu, bense bu gerçekle hayatımı kurmuştum. Zeliha anneannemin anlattığına göre anneannemin adı Ayşe. Ayşe anneannem çalışmak için İzmir&#8217;den Nevşehir&#8217;e göçmüş, burada bir çiftlikte yemek yapıyor oranın hanımlarına ve beyine hizmet ediyormuş. Anlatılana göre çiftliğin hanımının çocuğu olmuyormuş, subay eşiyse onunla sırf varlığı için berabermiş. Ayşe anneannem o çiftliğe girdiğinde on altısını yeni tamamlamış, on yedisinde bu subaya aşık olmuş ve anneme hamile kalmış.&nbsp;Ayşe anneannem ve subay olan ve adını hâlâ bilmediğim dedem bu gerçeği aylarca saklamışlar. Ayşe anneannem doğurmuş kızını ve ona Nehir ismini vermiş. Çiftliğin hanımı öğrendiğinde deliye dönmüş. Ayşe anneannem kaçmış İzmir&#8217;e annemi de kucaklayıp fakat hanım durmamış arkasından etmediğini bırakmamış. Ayşe anneannem kardeşi Zeliha&#8217;yı çağırıp ona kızını emanet etmiş. O gece ağlayarak ilk rüya kapanını örmüş. Zeliha anneannem neden gittiğini öğrenememiş, anlattığına göre Ayşe anneannem yalnızca ağlamış. O ağladıkça henüz iki aylık olan annem de ağlamış. Güneş ilk ışıklarını odaya vururken Ayşe anneannem rüya kapanını annemin beşiğinin üzerine asmış ve o an annem ağlamayı kesmiş. Daha sonra Ayşe anneannem fısıldayarak,</p><p><br>&#8220;İşe yaradı, hep yarayacak.&#8221;<br>demiş. Bu Zeliha anneannemin ondan duyduğu son cümle olmuş. Annemin her doğum gününde o günden sonra hep bir rüya kapanı bırakılmış kapıya. Zeliha anneannemde bunu Ayşe anneannemin gönderdiğini anlayıp annemin beşinci doğum gününde pencerede beklemeye başlamış. Gece yarısı olunca sokakta endişeli adımlarla biri belirmiş. Gelen kişi Ayşe anneannemmiş. Zeliha anneannem koşarak kapıyı açmış. Ona nerede olduğunu bunu neden yaptığını sormaya başlamış. Ayşe anneannemin tek söylediği şey, başka çaresi olmadığıymış. Bu son gelişi olduğunu artık Güvercinlik&#8217;ten dahi çıkamayacağını da söyleyip koşar adımlarla ağlayarak uzaklaşmış karanlık sokakta. Kaybolmuş. O doğum gününden sonra bir daha ne rüya kapanı gelmiş ne de Ayşe anneannem.<br>Annem asla rüya kapanlarını yollayanın kendi annesi olduğunu bilmemişti ve hala bilmiyordu. Kendi annesine büyük bir nefretle büyütmüştü onu Yalçın dedem. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Çünkü zorundaydı. Öyle anlatmıştı Zeliha anneannem.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ben bunları, Zeliha anneannemin çekmecesinde gördüğüm bir fotoğrafla öğrenmiştim. Ayşe anneannemin on yedi yaşındaki fotoğrafıyla öğrenmiştim. Öğrendiğimde on dokuzuma yeni basmıştım ve o an Güvercinlik&#8217;e gitmeyi kafama koymuştum. Önce üniversitemi bitirecektim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Yirmi üç yaşıma geldiğimde Ege Üniversitesi&#8217;nde İngiliz dili ve edebiyatını bitirdim. Bir yandan öğretmenlik yapmaya başladım, bir yandan çeviriler. Bir yayınevinde ara sıra editörlük işi de yapıyordum. İngilizcenin yanında Fransızca da biliyordum ve şu an İtalyanca için çalışıyordum. Bana Nevşehir&#8217;e gitmek için sebep gerekiyordu. Nevşehir adliyesinde İngilizce-Fransızca tercümanlık yapacaktım ve özel bir kurumda ingilizce öğretmenliği. Tarihi de çok sevdiğimden ikinci üniversiteme de Nevşehir de başlayacaktım. Aileme bu işten ilk bahsettiğimde annemin yüzü sapsarı kesilmişti bana bakıp şöyle söylemişti,</p>
<p><br>&#8220;Başka bir şehir bulamadın mı?&#8221;<br>Ona cevap vermemiştim ama o gece çok ağlamıştım. Kendimi hep evsiz hisseden ben, o gece hiç bu kadar evsiz hissetmemiştim. Annem işte bana o gece hayatımı değiştiren cümleyi kurdu ve bana gümüşten bir rüya kapanı kolyesi taktı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Sen kendini bildiğin sürece gittiğin her yer senin evindir, kızım.&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Böylece artık olmam gereken yerdeydim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Nevşehirdeydim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Güvercinlikteydim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Evdeydim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f54a.png" alt="🕊" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Evimi yerleştirdikten hemen sonra bir duş aldım. Saçlarımı kurutup taradım. Altıma açık kahve, toprak tonlarında, bol, yüksek bel bir pantolon giydim. Üzerime aynı renk, penye, v yaka, düz bir kazak onun üzerine de beyaz, kalçalarımı örten bir hırka giydim. Koyu kahve olan saçlarımın omuzlarımın üzerine dökülmesine izin verdim. Hafif bir rimel ardından dudaklarıma, yüzüme ve ellerime soğuktankorunmak adına nemlendirici sürdüm. Aynaya bakarken, koyu yeşil harelere sahip gözlerimle göz göze geldim. Omuzlarım o kadar küçüktü ki beni küçücük gösteriyordu zaten minyon bir kızdım. Ölecek kadar zayıf değildim ama yine de gözlerimi çökertmişti bu zayıflık. Belki de gozlerimin çukurluğu ve çekikliği genetikti, bilmiyordum. Kalkık, ucu top gibi olan bir buruna sahiptim. Bronz sayilabilecek bir tene. Kırmız, hafif dolgun yanaklara. Kıvrımlı, küçük dudaklara. Çok kalın olmayan ama karakteristik bir şekilde kalkık olan kaşlara… Yüzüme göre bembeyaz olan boynumdan sallanan rüya kapanı kolyesine baktım, fazla iri olmayan göğüslerime. Ellerime, parmaklarıma baktım, ince başlayan kalın biten. Kıvrımlı sayılabilecek kalçama ve ince olan bacaklarıma. Vücudumu anlatabilirdim peki ya ben kimdim? Ben neden buradaydım? Anneannemden kalan kader artık benim çeyizim miydi sahiden? Beni buraya koşarak getiren korkusuz olma hevesim miydi yoksa evimi bulma hasretim mi? Ağlayacağımı hissettim. Derin bir nefes almaya çalıştım fakat yarım kalmıştı, bunu becerememiştim. Karnım guruldamaya başlamıştı, gün batmak üzereydi. Arabamın anahtarını aldım, çantama cüzdanımı koyup evden ayrıldım. Avanos&#8217;a gitmek isteyen yanımı bir türlu susturamadım ve direksiyonu o yöne doğru çevirdim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p><img src="https://s.w.org/images/core/emoji/14.0.0/72x72/1f54a.png" alt="🕊" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Manava ve markete uğrayıp evime almam gereknleri aldım. Sokaklarda gezerken çömlekçiler sürekli dikkatimi çekiyordu fakat kendimi yorgun, uykusuz ve oldukça aç hissediyordum. En sonunda arabaya eşyaları bıraktıktan sonra birkaç dükkanı ziyaret etmekten zarar gelmeyeceğini düşünüp sokaklardan birine girdim. Birkaç dükkana girdim, çok güzel çömlekler ve nazar boncukları vardı. Hatta bir tanesinde çömleğin nasıl yapıldığını bizzat izlemiştim. Etrafı oldukça kalabalıktı bu çömlek yapan adamın. Zihnimi yeterince meşgul etmiştim. Kalabalıktan bunalıp arabamın olduğu sokağa yürüyordum. Aslında yapmamam gereken şeyi yapıyordum; kaçıyordum düşüncelerimden. Nereden bilebilirdim ki kaçarken yakalanacağımı. Bir ıslık sesi duydum ve refleks olarak sesin olduğu yöne doğru baktım. Güneş artık göğe son ışıklarını vurmuş, etraf pespembeden karanlığa geçiş yapıyordu. Hava tuhaftı o an. Soluduğum hava tuhaftı, sanki ben hiç nefes almamıştım. Şubat ayının ilk günüydü ama sıcağı tenimde hissediyordum. Yirmi dört olmama beş gün kalmıştı ama büründüğüm hassaslık beni büyüteceğine unufak ediyor ve bunu etime kemiğime hissettiriyordu. Bir şey oldu o an. Sanki güneş battı ama o ıslık bir şeyi doğurdu. İnsan hissederdi. Ben o an bir şey hissettim. Sanki artık karanlıktı ve bu ilk kez sorun değildi. <br>Başımı çevirdiğim yerde yan yana iki ayrı kapı duruyordu. Mağarayı andıran klasik Nevşehir dükkanlarındandı. Birinin üzerinde Alacaşır Yemek diğerine göre daha küçük olandaysa Alacaşır Çömlek yazıyordu. Küçük olan kapının üzerinde devasa bir rüya kapanı vardı. Islık tam oradan geliyordu. Kalbimin nasıl hızlı attığını bilmiyordum sadece rüya kapanını her tesadüfen görüşümde böyle olurdu. Oraya doğru yürüdü ayaklarım. Kapıda kırmızı bir yazıyla girilmez yazısına vardı ama buna aldırış etmedim. Zaten aralık olan kapıya uzunca baktım. Kahve rengi kapının üzerinde bebek mavisi bir rüya kapanı vardı… Varla yok arası dokundum ve gülümsedim. İçerde çok eski bir şarkı çalıyordu, bir de beni çağıran ıslık. Kapıyı itmek için dokundum. Bu dokunuşum önce çok hafifti. Bir süre elim öylece kapının üzerinde kaldı. Gökyüzüne baktım. Hissettiğim bu yoğun his beni boğuyordu ama çok güzeldi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Geçmesin, lütfen. Bu kez geçmesin.&#8221; diye fısıldadım ve ağır kapıyı ittim. Gördüğüm manzara beni büyülemişti. Loş sarı ışık altında gözlerim daha da parlamıştı. Tavandan bir sürü rüya kapanı sarkıyordu. &#8220;Cennettyim.&#8221; diye geçirdim içimden. Küçük dükkanda geriye kalan her yerde çömlek vardı. Gözlerimi nihayet ıslığın sahibine çevirdiğimde kaşlarının altından bana bakıyordu. Elleri çömlek yaptığı için kil içindeydi. Üzerinde beyaz bir atlet vardı ve yer yer o da batmıştı. Altın kahve saçları dağınıktı ve alnına dökülüyordu. İçerisi oldukça sıcaktı. Dönen ve henüz yapım aşamasında olan çömleğini durdurdu. Sakin bir şekilde ayağı kalktı ve uzun boyunu sergiledi. Altın kahve gözlerini benden ayırmadan yanıma doğru geldi. Sakalsız ve pürüssüz bir yüzü, pembe biçimli dudakları düzgün bir burnu kavisli ince kaşları vardı. Burnunun üzerinde yaklaşık bir santim kesik izi vardı. Sarı ışıkta üzerime eğildiğinden ben karanlıkta kalmıştım. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Yanlış yerdesin.&#8221; dedi bir anda biçimli dudaklarını diliyle ıslattı ardından. Bu beklemediğim bir cümleydi. Kaşlarım çatıldı, ani bir şekilde çenemin ucunu kaldırarak,</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Hayır, doğru yerdeyim.&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Çatılan kaşları normale döndü ve kısa bir süre beni inceledi. Altın gözleri kolyeme takılı kalınca kaşlarıyla kolyemi işaret ederek, beni daha da sarsan bir soru sordu.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Seni buraya getiren kolyen mi, kabusların mı?&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bu soruyla farkında olmadan birkaç adım gerilemiştim. Onunda gözleri benim koyu yeşil gözlerime tırmanmıştı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Kolyemi bana getiren kabuslarım.&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bu cevapımla da o bir adım bana doğru atmıştı. Ne ben ne de o böyle bir cevabı beklemiyorduk. Kısa süren bir sessizlik oldu, tepemizdeki lambanın cızırtısını bile duyabiliyordum artık. Müzik çalmaya devam ediyordu şöyle diyordu, kadife sesli eski bir kadın sanatçı,</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Sen neler neler çektin ben biliyorum, dokunsam ağlarsın hissediyorum…&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Bu şarkıyı hatırlamıştım ve gözlerim bir anlığına doluvermişti. Yutkundum ve dudaklarımdan cesur sorumun dökülmesine izin verdim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Peki sana bunları yaptıran ne?&#8221; dedim rüya kapanlarını göstererek,&#8221; Hayatın mı kabusların mı?&#8221; </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Gözlerink kıstı ve bir an bile düşünmeden cevap verdi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Hayatıma dönüşen kabuslarım.&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>İşte bu cevap ikinci kez yutkunmamı engellemişti ve nefes almamı da. Elini uzattı,<br>&#8220;Cesur Ali ben.&#8221;<br>Buz kesmiş elimi onun büyük, sıcacık avcuna yerleştirdim.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>&#8220;Helya.&#8221;</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Gözlerimi dolduran o şarkı bitti, güneş tamamen battı. Lambanın ve eski radyonun cızırtısına kapının kapanış sesi eşlik etti. </p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ateş içimde evini buldu.</p>
<p></p>					</div>
						</div>
				</div>
				<div class="elementor-element elementor-element-bfa6ad4 elementor-widget elementor-widget-eael-content-ticker" data-id="bfa6ad4" data-element_type="widget" data-widget_type="eael-content-ticker.default">
				<div class="elementor-widget-container">
			<div class="eael-ticker-wrap" id="eael-ticker-wrap-bfa6ad4"><div class="ticker-badge">
                    <span>Bugün Okunanlar</span>
                </div><div class="swiper-container-wrap eael-ticker">
                <div class="swiper-container eael-content-ticker swiper-container-bfa6ad4" data-pagination=".swiper-pagination-bfa6ad4" data-arrow-next=".swiper-button-next-bfa6ad4" data-arrow-prev=".swiper-button-prev-bfa6ad4" data-effect="slide" data-speed="400" data-autoplay="1011" data-pause-on-hover="true" data-loop="1" data-arrows="1">
                    <div class="swiper-wrapper"><div class="swiper-slide">
        <div class="ticker-content">
            <a href="https://www.geceyim.com/didem-madak-alintilari/" class="ticker-content-link">Didem Madak’tan İçimizi Parçalayan 15 Alıntı</a>
        </div>
    </div><div class="swiper-slide">
        <div class="ticker-content">
            <a href="https://www.geceyim.com/gece-siirleri/" class="ticker-content-link">Gece Üzerine Yazılmış 20 Unutulmaz Şiir</a>
        </div>
    </div><div class="swiper-slide">
        <div class="ticker-content">
            <a href="https://www.geceyim.com/bilge-karasu-sozleri/" class="ticker-content-link">Bilge Karasu Sözleri</a>
        </div>
    </div><div class="swiper-slide">
        <div class="ticker-content">
            <a href="https://www.geceyim.com/sukru-erbas-biyografisi/" class="ticker-content-link">Şükrü Erbaş</a>
        </div>
    </div></div>
				</div>
				<div class="content-ticker-pagination"><div class="swiper-button-next swiper-button-next-bfa6ad4"><i class="fas fa-angle-right"></i></div><div class="swiper-button-prev swiper-button-prev-bfa6ad4"><i class="fas fa-angle-left"></i></div></div>
			</div>
		</div>		</div>
				</div>
						</div>
					</div>
		</div>
								</div>
					</div>
		</section>
									</div>
			</div>
					</div>
		 <p>The post <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-1-ev/">GÜVERCİNLİK -bölüm 1: Ev-</a> appeared first on <a rel="nofollow" href="https://www.geceyim.com">Geceyim</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.geceyim.com/guvercinlik-bolum-1-ev/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3975</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
