• İz Bırakanlar

    Nurullah Ataç

    “Deneme bir yandan eleştirmedir. Bir konuyu alır, onu inceler, onun gereklerini bulmaya, göstermeye çalışır… Bunda, bir yaratıcılık payı vardır: Denemeci şiirde, hikâyede, müzikte neler bulduğunu söylerken kendince bulunmaması gerekenleri de söyler. Yani kendi içini de dinler, kendini bir yana bırakmaz.” Türk dili için hayatı boyunca çokça emek vermiş, eleştirmenliğin hakkını veren yapıcı eleştirileriyle gelişmeye her zaman katkı sağlamış bir yazardır. Edebiyatımızda deneme ve eleştirme yazarlığı deyince ilk akla gelen Ataç’ın bu alandaki yazılarının etkisi 1940’lı yıllarla birlikte başladı. Ataç’ın eleştirileri heyecan ve duygularıyla birlikte değer yargılarına dönüştü. Çoğunlukla devrik cümlelerle yazdı, yabancı sözcükler kullanmamaya, öz Türkçeyle düşüncelerini dile getirmeye büyük bir özen gösterdi. Her yazısında yeni yeni sözcükler kullanarak, kendisine…

  • İz Bırakanlar

    Behçet Necatigil

    Biz onu Behçet Necatigil diye bildik, o eski ismi gibi gönlünü verdi; Mehmet Behçet Gönül. Edebi akımlara katılmadan kendi varlığıyla iz bırakmaya çalışanlardan biri o. Şiirleri ile bilindiği kadar, tiyatro, mitoloji, sözlük bilimi, roman çevirileri ve radyo oyunlarına kadar edebiyatın birçok alandan dokunmuş çalışmalar vermiştir. İstanbul’un eski İstanbul denilen semtlerinden birinde Fatih semtinde bir konakta 1916 yılında doğmuş, o konakta onun hayatının kötü bir şekilde değişmesine sebep olmuştur. Küçük yaşta o dönemdeki Büyük Fatih Yangınından nasibini alır ve yanar. Hastalıkla boğuşan annesi daha da ağırlaşır. Henüz iki yaşındayken annesini kaybeder. İlkokulunu Beşiktaşta tekrar evlenen babasının yanında başlar. Daha sonra babasının tayini sebebiyle Kastamonuya taşınırlar. Yetersiz beslenme ve bakımsızlık direncini düşürür…

  • İz Bırakanlar

    Dostlar Beni Hatırlasın

    Veysel’in annesi ve babası seferberlik nedeniyle “biz ölürsek Veysel’e ne olacak” düşüncesiyle onu Esma adında, akrabalarından bir kızla evlendiriyorlar. Esma’dan bir kız, bir oğlu oluyor Veysel’in. Oğlan çocuğu daha on günlükken ölüyor… Veysel’in kederi bununla bitmezken, talihsizlikler peşini bırakmıyor, 24 Şubat 1921’de annesi, daha sonra da babası ölüyor. Bu arada bağ, bahçeyle işleriyle ilgilenen Veysel gibi köye gelen birçok âşık, Karacaoğlan’dan, Emrah’tan, Âşık Sıtkı, Âşık Veli gibi saz şairlerinden çalıp söylemektedirler. Kardeşi Ali’nin bir çocuğu daha olunca çocuklara ve işlerle ilgilenmesi için bir hizmetli tutuyorlar. Bu hizmetli ileride Veysel’in bağrında açılacak başka yaranın sebebi olup, o hasta yatağında yatarken ilk eşi Esma’yı kandırarak kaçırıyor. Veysel’i bir acı daha sarıp sarmalıyor…

  • İz Bırakanlar

    O gün bugündür dünya başıma zindandır dediği -Aşık Veysel

    25 Ekim 1894, Sivas-Şarkışla Gülizar Ana, Sivrialan dolaylarındaki Ayıpınar merasında koyun sağmaya giderken -karnı burnunda- sancısı tutmuş. O gün orada dünyaya getirmiş Veysel’i. Göbeğini de kendisi kesmiş, bir çaputa sarıp yürüye yürüye köye dönmüş. Yörede  “Şatıroğulları” derler, babası “Karaca” lakaplı Ahmet, Daha önce de çiçek hastalığıdan iki kiz evladi kaybetmis. Bundan oturu Veyselin uzerine düşerek büyütür. Yedi yaşına girdiği 1901 yılında Sivas’ta çiçek salgını yeniden yaygınlaşır; o da yakalanır bu hastalığa. -Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kayarak düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım… Sol gözüme çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de,…